23 Ocak 2017 Pazartesi
  • Altın146,538
  • BIST83.067
  • Dolar3,7912
  • Euro4,0490
  • Euro/Dolar0.00
  • Sterlin4,6673
  • İstanbul3 °C
  • Ankara-3 °C
  • İzmir-2 °C
  • Konya-6 °C
  • Adana-1 °C
  • Antalya3 °C
  • Diyarbakır-6 °C
  • Bursa0 °C
  • Kayseri-10 °C
  • Kocaeli-5 °C
  • Şanlıurfa4 °C
  • Gaziantep-3 °C
  • İçel5 °C
ABD GİZLİ BELGESİ VE REİNA SALDIRISI!
YENİ HABERLER
ÇOK OKUNANLAR
Bir tek kişinin gücü
Bir tek kişinin gücü
Bir tek kişinin gücü
18 Mart 2008 / 15:59 Güncelleme: 00 0000 / 00:00

Bir tek kişinin Türkiye’de nelere kadir olduğunu gazeteci Ahmet Taşgetiren Burç FM'de 17 Mart günü yaptığı konuşmada anlattı:

BİR TEK KİŞİ

14 Mart Cuma günü, saat 16.35'ten bu yana... Türkiye bir garabeti yaşıyor. Bir acayipliği.


Bir akıl almazlığı... Bir şaşkınlığı. Bir şoku...
Olayın gelişme seyri bence her şeyi tabak gibi ortaya koyuyor. Öyleyse gelin, olayın gelişme seyrine bakalım:
Olayın ilk tetikleyicisi bir tek kişi...
İnanın, öyle dört – beş kişilik komuta heyeti veya bir o kadarlık askerî cunta falan bile değil.
Süreci bir tek kişi başlatıyor.
Ve ülkede her şeyin anlamı değişiyor.
Böylesine büyük bir operasyon için o bir tek kişinin kendi içinde karar vermesi yetiyor.
O bir tek kişi harekete geçiyor ve tüm ülkenin kanını donduran korkunç bir mekanizma devreye giriyor.
O bir tek kişi.
Cumhurbaşkanı'nın üstünü çiziyor. Başbakan'ın üstünü çiziyor. Eski Meclis Başkanı'nın üstünü çiziyor. Eski - yeni milletvekilleri, belediye başkanları dâhil... Böyle 71 kişinin üstünü çiziyor.
5 Yıl siyaset yasağı istiyorum.
Sonra...
Sonra halktan 16 milyon 500 bin oy almış bir partinin üstünü çiziyor.
Ak Parti'nin kapatılmasını istiyorum!
Cumhurbaşkanı, Başbakan, Hükümet, Parlamentonun en büyük partisi, her şey, her şey, bir tek kişinin başlattığı operasyonla, kaosun içine sürükleniyor.
Bütün ekonomi!
Bütün dış ilişkiler!
Ülkenin bütün sorunları...
Hepsi hepsi, bir tek kişinin operasyonuna endeksli hale geliyor.
"Milyonlarca insan, yarın ne olacak?", "Ülke ekonomisi nereye savrulacak?" kaygısına itiliyor.
Neden?
Çünkü bir tek kişi, Ak Parti'nin, laiklik karşıtı eylemlerin odağı haline geldiği kanaatine vardı ve bu partinin kapatılması, Cumhurbaşkanının, Başbakan'ın ve 71 kişinin siyaset yasaklısı haline gelmesi gerektiğine hükmetti.
Bir tek kişi, Ak Parti kapatılır ve söz konusu kişiler yasaklı haline gelirse memleket kurtulur, diye inanmaya başladı.
Sandıktan şu irade çıkmış.
Önemli mi?
16 milyon 500 bin insan, daha 8 ay önce, "Türkiye'ye bu kadro hizmet etsin" demiş. Üstelik bunu ikinci bir dönem için istemiş. Yani bir tür sandıkta güvenoyu gerçekleşmiş. Hatta sandıktan çıkan iradeye göre, başka bir siyasi kadro alternatif olarak da görülmemiş.
Önemli mi?
Sistem, o bir tek kişiye, Başsavcılık ünvanı vermiş ve ona da, tüm bu operasyonu yapabilme yetkisi tanımış.
İlginçtir, bir askeri müdahale olsa, muhtemel ki, müdahaleciler, dünya konjonktürünü, işin nereye varacağını hesap ederler...
Yargı müdahalesi için böyle bir değerlendirmeye bile ihtiyaç yok. Bir kişi, "Odak oldu" kanaatine varırsa, tetiği çekebiliyor.
Bunun adı demokrasi oluyor.
Ve bunun adı hukuk devleti oluyor.
Bizim hukuk devletimizde, bir partiye 70 milyon insan da oy verse, Yargıtay Başsavcılığı, "Bu parti kapatılmalı" kanaatine varırsa, operasyon tetiklenmiş olabiliyor.
Sonunda kıyamet kopacak olsa, Yargıtay Başsavcılığının hükmü icra ediliyor.
Tabii ardından Anayasa Mahkemesi'nin yargısı geliyor.
Orada da, böyle sayısal bir durum var.
11 asil üye, her şeyi belirliyor.
Hatta o 11 asil üyenin 7'si bile her şeyi belirleyebiliyor.
Hatta o 11 kişinin, 8'inin bir özel dönemde atanmış olması hesabı yapılıyor.
"8'e 3... Kapatma garanti" denebiliyor.
Bunun adı demokrasi ve bunun adı hukuk devleti oluyor.
Böyle bir durumda da Avrupa Birliği soruyor:
"Türkiye'de demokrasi var mı?"
Biz kendi kendimize gelin - güvey oluyoruz.
-İslâm – Laiklik – Demokrasi âhenginde Ortadoğu'ya örnek olacağız.
Ve soru geliyor:
-Hani ne ile? Hangi demokrasi, hangi laiklik ve hangi İslâm'la?
Açık gerçek şu ki, işin özünde, millete güven sorunu var. Sistemi ona göre kurmuşuz:
-Millet sistemin kutsal değerleri konusunda yanlışlık yapabilir. Bu yanlışlığı düzeltmek üzere subaplar oluşturulmalı... İşte Hukuk, bu misyonla donatılmalı...
Türkiye, çok partili hayata geçtiğinden bu yana bu sorunu yaşıyor ve milletten yüksek oranda oy alan her parti, gözaltında tutuluyor.
Demokrat Parti, Adalet Partisi, Anavatan Partisi, Refah Partisi ve Ak Parti...
Buna karşılık, sistemin en güvenilir siyasi organı CHP.
Onun başkanı, Grup konuşmasını İmamı Azam Ebu Hanife'den fetvalar üzerine kursa bile ne laiklik karşıtı oluyor, ne de odak oluyor.
Bu durumda millet de oyunu anlıyor.
Ve her sandığa gidişte bu oyunu bozma iradesini sergiliyor.

İşte bunun adı, milletin demokrasi mücadelesidir. Tek parti döneminden bu yana devam eden onurlu bir mücadele... Açıkça söylemek lazımsa, millet hancıdır, insanlar yolcu... Buna göre başarıya ulaşacak olan milletin kararıdır.
(Burç FM, 17 Mart 2008)

GÜNDEM Kategorisindeki Diğer Haberler