YENİ HABERLER
ÇOK OKUNANLAR
'Bilge Kral'ın ilginç hatıraları
Bosna'nın efsanevi lideri merhum Aliya İzzetbegoviç vefatının 9. yılında rahmetle anılıyor.
'Bilge Kral'ın ilginç hatıraları
19 Ekim 2012 / 13:24 Güncelleme: 19 Ekim 2012 / 13:41

Merhum Aliya İzzetbegoviç'le 5 yıl birlikte hapis yatan, eski Bosna milli marşı ve Srebreniçki Inferno'nun yazarı Prof. Dr. Cemaludin Latiç, "Aliya, babalarımızın, dedelerimizin, dramımızın sesiydi" dedi.

Prof. Dr. Latiç, merhum İzzetbegoviç'le 1970'li yıllarda üniversite öğrencisiyken tanıştığını belirterek, hayatı ve düşünce şeklinin bu tanışmayla birlikte çok etkilendiğini söyledi.

"Aliya ile tanışmamın etkisi sadece benim üzerimde olmamıştır, bizim jenerasyonu etkilemiştir" diyen Latiç, merhum İzzetbegoviç'le birlikte Foça'daki cezaevinde kaldığını ve orada çok büyük sıkıntılar çektiklerini kaydetti.

Latiç, şunları kaydetti:

"Bizi cezaevinde 'Siz bir devlet kuracaksınız, Aliya başkan, sizler de bakan olacaksınız' şeklinde suçluyorlardı. Aslında bizim öyle bir gayemiz yoktu, ancak cezaevinden çıktık, dedikleri gibi oradaki 13 kişinin her biri devlette önemli görevler üstlendi. Rahmetli Aliya, bağımsız Bosna-Hersek'in kurucusuydu. Aliya, onun politikası, demokrasi mücadelesindeki kararlılığı sayesinde biz BM ve diğer uluslararası kurumlar tarafından tanınan bir devlet olmayı başardık."

Aliya İzzetbegoviç'le ilgili bir anısını da AA ile paylaşan Latiç, şöyle konuştu:

"Rahmetli Aliya bir gün beni yanına çağırdı. Hiçbir politik neden yokken beni yanına çağırdığında bilirdim ki, bir sıkıntısı var. Evinin terasında oturduk. Sıkıntısı yüzünden belli oluyordu. Muhtemelen kalbiyle ilgili problem nüksetmişti. Yakında öleceğini hissetmişti sanırım. Saraybosna'nın Trebeviç tepesine doğru bakıyordu ve bana şöyle bir soru yöneltti: 'Allah aşkına sen ne düşünüyorsun, kızlarımıza ya da torunlarımıza günün birinde yine tecavüz edilecek mi  Yeniden kötülük tekrarlanacak mı ' Sonrasında Aliya şöyle devam etti: 'Çok ihtiyatlı bir politika izlemeliyiz, öyle bir yerdeyiz ki, kötülüğün tekrarlanması mümkün."

Merhum İzzetbegoviç'i sıklıkla rüyalarında gördüğünü ifade eden Latiç, "Savaştan ve onun ölümünden sonra bu şehir (Saraybosna) bana boş geliyor, kendimi yalnız hissediyorum. Kardeşlerim öldürüldü, bazıları ecelleriyle öldü ve artık Aliya da yok. Bu şehirde sohbet, muhabbet edebileceğim çok kişi kalmadı" dedi.

Latiç, merhum İzzetbegoviç'i, Osmanlı zamanında Bosna'da uzun süre Sancak Beyliği yapan, anne tarafından Sultan II. Bayezid'in torunu olan ve Saraybosna'da çok önemli eserleri bulunan Gazi Hüsrev Bey'e çok benzettiğini belirtti.

Cemalettin Latiç, Saraybosna'nın kuşatma altında bulunduğu sırada, şiddetli kışın yaşandığı, elektriğin, suyun olmadığı bir dönemde, Reis-ul Ulema Mustafa Çeriç'in evinde toplantı yaptıklarını ve burada "çıkış yolu"nu sordukları merhum İzzetbegoviç'in kendilerine, sonuna kadar direnmekten başka bir çarelerinin bulunmadığını söylediğini kaydetti.


-"Aliya babalarımızın, dedelerimizin, dramımızın sesiydi"-


"Aliya babalarımızın, dedelerimizin, dramımızın sesiydi. Halk bunun için onu çok seviyordu" diyen Cemaludin Latiç, sözlerini şöyle sürdürdü:

"Kendi babası ve dedesinin sesiydi. Her babanın yapacağını yapmıştı. Kimsenin çizmesi altına girmek istemedik, özgürlüğü istedik. Saldırdıklarında kendimizi savunmak zorundaydık. Bunu gururlu, onurlu bir şekilde yaptık. Halkımız, çocuklarını soykırımlarda kaybeden annelerimiz hep onurluydu. Srebrenitsa soykırımı gerçekleştiğinde Tuzla'ya giden annelerin yanına gitti. Anneler onu karşıladı, 'Aliya, böyle olmalı mıydı ' diye sordular, ama onu hiç suçlamadılar. Bunun kaderimiz olduğunu biliyorlardı. Aliya savaşı istemedi, ama halkına 'Bosna-Hersek devletini mi yoksa Sırplar'ın çizmesi altına girmeyi mi' istediklerini sormuştu. Halk bağımsız Bosna'yı istemişti. Babalarımızın da yapacaklarını yapmıştı. Birçok şeyi kendisi de istememiş, ama yapmak mecburiyetindeydi. Dayton Anlaşması'nı, Bosna Sırp Cumhuriyeti'ni istememişti, ama imzasını atmak zorundaydı.

Barışı istiyordu, halkının biraz rahatlamasını istiyordu. O yıllarda çok düşünceli ve tedirgindi. Bazen gece saatlerinde beni Devlet Başkanlığı binasına çağırırdı. Beni o saatte neden çağırdığını anlamıyordum. Aliya, tedirgindi, korkuyordu. Yanında birini istiyordu. Taarruz öncesi imzasını atmadan önce de beni yanında istiyordu. Ordunun Başkumandanıydı. Allah'tan savaşın bitmesini, devletini koruyabilmesini ve halkının artık huzur içinde yaşamasını diliyordu. Bir seferinde bana 'Benim yerimde olmayı ister misin ' diye sormuştu. İmzayı onun atması gerekiyordu. Diğer odada talimatı bekleyen general vardı. İmzayı attığında biliyordu ki yarın sabah birçok askerimiz tabut içinde dönecek. Allah'tan beni böyle bir göreve getirmemesini diledim. Ona sabır ve Allah'ın emrettiği gibi hareket etmesini diledim, çünkü o göreve onu Allah getirmişti.''


-''Şehit olanlar için çok üzülüyordu''-


Önemli kararlar öncesi kendisini eski bir cezaevi ve dava arkadaşı olarak sürekli yanına çağırdığını ifade eden Cemaludin Latiç, merhum İzzetbegoviç'in özellikle şehit olanlar için çok üzüldüğünü vurguladı.

Merhum İzzetbegoviç'in Bosna'nın var olması için her şeyi yaptığını, savaşın tüm kuralsızlıklarına rağmen kurallarına uyduğunu vurgulayan Latiç, "Kimseye masum insanları, çocukları öldürme, kadınlara tecavüz etme, başkalarının mabetlerini yıkma emri vermedi, hatta bunları durduruyordu. Askerlere aslında ahlakı, disiplini öğretiyordu. O ordunun başında Aliya olmasaydı askerlerimiz o kadar disiplinli olmazdı, çünkü ona güveniyorlardı. Bizim babamız gibiydi ve askerler babalarının sözlerini dinler gibi onu dinliyorlardı. Düşünün, annenizi, babanızı öldürüyorlar ve Aliya 'hayır' dediğinde siz onun sözünü dinliyorsunuz ve imkanınız olduğu halde yakınlarınızın katillerini öldürmüyorsunuz. Bu kolay bir şey değildi, bunu sadece bir otorite sahibi yapabilirdi'' dedi.


-''Eğer Devlet olduysak Aliya sayesindedir''-


Merhum İzzetbegoviç ile "Mladi Müslümani"nin kurucularından olan ve "Bilge Kral" ile birlikte 1983 yılında yargılanan İsmet Kasumagiç, Bosna-Hersek'in ilk Cumhurbaşkanı İzzetbegoviç'i oldukça mütevazi ve cana yakın biri olduğunu anlattı.

Aliya'nın ilk kez 1946 yılında tutuklandığı, 1949 yılına dek hapiste kaldığı ve daha sonra 1970'li yıllarda kaleme aldığı "İslam Manfifestosu" nedeniyle 12 Bosnalı aydınla birlikte 1983 yılında yargılanarak 14 yıl hapis cezası aldığını hatırlatan Kasumagiç, 1980'li yıllarda kendisiyle birlikte cezaevinde bulunduğunu kaydetti.

Kasumagiç, "Bosna-Hersek, Aliya sayesinde uluslararası örgütlerce tanınan bir devlet oldu. Gerek BM'de gerekse Avrupa'daki kurumlarda Aliya sayesinde devlet statüsüne sahibiz" dedi.

Bosna Hersek'in ilk Devlet Başkanı İzzetbegoviç'in halka yakın ilgi gösterdiğini anlatan İsmet Kasumagiç, "Aliya çok cana yakındı. Kendisine ulaşabilmek çok zor değildi. Sıkıntısı olan herkes, kendisine ulaşabilirdi. O, bu kimseleri her zaman kabul etmiş, dinlemiş ve elinden geldiğince yardımcı olmuştu" diye  konuştu.

Bosna-Hersek'in Aliya'dan daha önemli bir şahsiyete sahip olmadığını vurgulayan Kasumagiç, sözlerini şöyle tamamladı:

"Asla öne çıkıp kendisini önemli bir şahsiyet olarak göstermezdi, ancak onunla bir dakika konuşmak, ne kadar bilge ne kadar önemli bir şahsiyet olduğunu anlamak için yeterliydi. Aliya'nın Bosna-Hersek ve dünyadaki Müslümanlar açısından önemi büyüktür." aa

 

GÜNDEM Kategorisindeki Diğer Haberler