YENİ HABERLER
ÇOK OKUNANLAR
Başörtülülere fevkalade yanlış yapmışız
Başörtülülere fevkalade yanlış yapmışız
22 Eylül 2014 15:30
Emekli Orgeneral Edip Başer, Hürriyet'e verdiği röportajda başörtüsüyle ilgili çarpıcı itiraflarda bulundu. Başer, başörtülü şehit annelerinin alınmamasıyla ilgili “Giremezsin dediysek fevkalade yanlış yapmışız" ifadesini kullandı.

İşte röportajın o bölümü

- Kitabınızda TSK’nın tamamına yakınının orta ve alt gelir sınıfından ve muhafazakâr aile çocukları olduğunu hatırlatıyorsunuz. Buna rağmen Türk ordusu neden uzun yıllar seçkinci imajını atamadı?

Türk ordusunun bu imajı eğitimdeki bazı yanlışlardan kaynaklanıyor belki de. Askeri eğitimle sivil eğitim arasında bir fark yok. Bugün Harp Okulu da, sistem mühendisi yetiştiren bir okul. Böyle bir hava neden yaratıldı? İçinden çıkmaktan çok gurur duyduğum bir kurum Silahlı Kuvvetler. Hani derler ya, derimize işlemiş. Hakikaten öyle. O kurumun hatalarını tabii konuşuruz, saklamak gibi bir derdimiz yok. Çünkü o kurum o kadar köklü bir kurum ki üç-beş hatasını tartışmakla bir şey kaybetmez. Aksine bunları tartışabilirsek daha da yararı olur. Silahlı Kuvvetler’de noksan olan husus halkla ilişkiler konusudur. Halkla ilişkiler konusu komutanların, subayların kendi yeteneklerine ve görüşlerine bağlı olarak işliyor. Maalesef kurumsal tarafı var, çok zayıf. “Siyasete müdahale ediyor Silahlı Kuvvetler” diye feveran eden çok ünlü demokratlarımız var ya... O nedenle zayıf işte. Hep o endişeyle TSK halkla ilişkiler konusunda kapalı kalmıştır.

- Bu algının oluşmasında sadece kapalı kalmak değil de bazı uygulamalar da önemli rol oynadı. Yakın zamana kadar orduevlerine başörtülülerin alınmaması bir vakıa. GATA’da Emine Hanım’ın başına gelen bir vakıa. Eğer sizin söylediğiniz gibi TSK’nın yanlışları da konuşulacaksa, şunu sormak şart. Din meselesi neden hep bir tabu oldu TSK için?

TSK’nın sıkıntısı şuydu: Cumhuriyet’in ve demokrasi rejiminin temel değerlerinin korunması ve kollanması görevini Anayasa, TSK’ya vermiştir. Bu görevin getirdiği titizlik içinde o temel değerler herhangi bir aşınmaya uğramasın endişesi içinde. Genelkurmay Başkanı “gık” dediğinde hemen manşet yapıyorsunuz di mi? Emine Hanım meselesini bilmiyorum, orada değildim. Ama ben Dışişleri bakanı iken Abdullah Gül’ün GATA’da kulağından tedavi olduğunu, süit bir odada kaldığını, Hayrünnisa Gül’ün de orada yanında olduğunu biliyorum.

Benim eşim de o sırada orada yatıyordu. Hatta eşimin odasına giriyorum diye yanlışlıkla o odaya girmiştim. Hayrünnisa Hanım’ın elini sıkmıştım. Sayın Gül ile oturup 5-10 dakika sohbet ettiğimi hatırlıyorum. Hayrünnisa Hanım’ın orada başı açık değildi, normal örtüsü içindeydi. Emine Hanım’a da öyle bir şey yapıldıysa, tabii ki yanlış yapılmıştır. Orduevinde yapılan bir etkinlikte şehit ya da gazi annesine “Giremezsin” dediysek fevkalade yanlış yapmışız.

- Siz din alandaki hassasiyetin Cumhuriyet’in laiklik prensibiyle ilgili anayasal yükümlülükten kaynaklandığını söylüyorsunuz. Ancak “Yapıldıysa yanlış” dediğiniz uygulamalar adeta “vur deyince öldürmek” değil mi?

Biliyor musunuz, bunlar kurum politikası değil, bireylerin değerlendirmeleri. Ben Ayazağa’da 4 yıl kolordu komutanlığı yaptım. Şehit cenazelerinin çok sık geldiği bir dönemdi. Üç-dört ayda bir şehit ailelerine devlet övünç madalyası verirdim. Bu törenlerde ben tek bir şehit annesinin bile başı örtülü olduğu için kışlaya girmesine engel olunduğunu görmedim. Her seferinde başı şu ya da bu şekilde örtülü onlarca şehit annesi, kardeşi ya da eşi vardı. Onlarla sarıldık da, yanaklarını da öptük de, hiçbir sorun da yaşamadık. Bireysel yapılan bazı yanlışları kuruma mal etmek bence doğru değil. Birkaç kişi hakikaten yanlış yaptı.

Din bilgisi kitabı hazırlattım, uygulamaya konmadı

- Genelkurmay ikinci başkanı olduğunuz dönemde din bilgisi dersinin gerekliliği konusunda ısrarcı oluyorsunuz. Bu ısrarınızın sizin de yobaz birisi olarak algılanmanıza neden olabileceği konusunda da bir tereddüt yaşadığınızı anlıyoruz kitaptan. Neden öyle olsun ki?

O öyle bir duyguydu. Onu kitaba yazmam bile belki gerekli değildi. Yazmışsam yanlış yapmışım. Ben din bilgisi kitabını ta İstanbul’da kolordu komutanı iken hazırladım Yaşar Nuri Öztürk ile beraber. Kabul edildi, ilgili makamlara sunduk ama sonuçlanmadı. TSK’da yaygınlaştırılıp uygulamaya konmadı. Onun üzerine ikinci başkanlığım sırasında tekrar gündeme getirdim. Tabii ki komutanların düşünceleri farklı olabilir. Komutanın nihai kararı emirdir ve o uygulanır.

GÜNDEM Kategorisindeki Diğer Haberler