YENİ HABERLER
ÇOK OKUNANLAR
Başkanlık sistemi açıklaması
Erdoğan, Slovenya Başbakanı Janez Jansa ortak basın toplantısında açıklamalarda bulundu. Erdoğan Başkanlık sistemi ile ilgili soruya da, "Süreç içerisinde tartışılabilir, Parlamento neyi uygun görürüse o sisteme geçilir" dedi...
Başkanlık sistemi açıklaması
07 Mayıs 2012 / 16:20 Güncelleme: 07 Mayıs 2012 / 16:39

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Suriye'deki insanlık dramını bir an önce sona erdirmenin, akan gözyaşlarını dindirmenin, ölümleri sona erdirmenin uluslararası bir sorun, bir insanlık sorunu olduğunu belirterek, ''Ve bunu bir insanlık sorunu olarak ele almak suretiyle gerek Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'nde gerek Arap Ligi'nde gerek İslam İşbirliği Teşkilatı'yla müşterek bunu ele almak suretiyle bu sorunu tabii bitirmemiz gerekiyor'' dedi.

Erdoğan ve Slovenya Başbakanı Janez Jansa, baş başa ve heyetler arası görüşmelerin ardından, ortak basın toplantısı düzenledi.

Başbakan Erdoğan, konuşmasına gösterdiği hüsnü kabulden dolayı Slovenya Başbakanı Jansa'ya teşekkür ederek başladı.

Türkiye ve Slovenya'nın Balkanlar başta olmak üzere pek çok uluslararası alanda ortak vizyona, ortak stratejik değerlendirmelere sahip iki dost ve müttefik olduğunu ifade eden Erdoğan, 2011 yılında Ankara'da Türkiye-Slovenya Stratejik Ortaklık Belgesi'nin imzalandığını ve bunun gereği olarak da birlikte önemli adımlar atıldığını hatırlattı.

Slovenya'ya AB sürecinde her zaman Türkiye'nin yanında olduğu için de şükranlarını ifade eden Erdoğan, ''Şu başarılarından dolayı da ayrıca takdir ediyorum; gerek NATO'da, gerek AB'de gerekse OECD'de ortaya koydukları performans, oraya üyelik süreçleri hakikaten bir başarı öyküsüdür. Bundan dolayı da kendilerini ayrıca tebrik ediyorum'' dedi.

İki ülke arasındaki üst düzey ziyaretlerin ilişkilerin önemli bir halkası olduğunu belirten Erdoğan, ziyaretine 7 bakan ile milletvekillerinin de eşlik ettiğini, ilişkilerin çok daha ileri bir boyuta taşınması için çaba harcadıklarını aktardı.

 Ekonomik ilişkilerde 2011 yılı için 966 milyon dolarlık bir rakama ulaşıldığını, bunun çok önemli olduğunu vurgulayan Erdoğan, ancak bu rakamın her iki ülkenin potansiyelini yansıtmadığını, daha ileri bir düzeye taşınabileceğine inandığını söyledi.

İki ülke iş adamlarına yatırım ve işbirliği çağrısında da bulunan Erdoğan, ''Bildiğiniz gibi Türk müteahhitlik sistemi dünyada Çin'den sonra ikinci sırada yer alıyor. Dolayısıyla altyapı, üstyapı bütün bu yatırımlarda da müşterek bazı adımların atılması mümkün, yapılabilir. Bu tabii Türk-Slovenya İş Konseyi'nde de ele alınmış bir konudur. Ve inanıyorum ki bu konsey bunu geleceğe çok daha farklı bir şekilde taşıyacaktır. Zira bu iki ülke arasındaki kararlılığı ben daha önceki görüşmelerimizde de tespit ettim. Ve bunun olmaması için de hiçbir sebep yok'' diye konuştu.

Erdoğan, baş başa ve heyetler arası görüşmelerde özellikle uluslararası ve bölgesel konularda da iki ülkenin aynı istikamette değerlendirmelerde bulunduğunu gördüğünü belirterek, şöyle konuştu:

''Bugün ağırlıklı Suriye konusunu da aramızda görüşme fırsatını bulduk. Burada da düşüncelerimizin örtüşmüş olması tabii ki manidardır. İnanıyorum ki Suriye'deki bu insanlık dramını bir an önce sona erdirmek, akan gözyaşlarını dindirmek, ölümleri sona erdirmek uluslararası bir sorundur. Bir insanlık sorunudur. Ve bunu bir insanlık sorunu olarak ele almak suretiyle gerek Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'nde gerek Arap Ligi'nde gerek İslam İşbirliği Teşkilatı'yla müşterek bunu ele almak suretiyle bu sorunu tabii bitirmemiz gerekiyor. Bizler 910 kilometre sınırı olan bir ülke olarak tabii ki bu konuya çok daha duyarlı davranmak durumundayız.

Dün buraya hareket etmeden önce ülkemizde bugüne kadar girip çıkan Suriyeli kardeşlerimizin sayısı 40 binin üzerinde. Fakat şu anda 23 bin misafirimiz var. Bunlar için gerek çadır kentler gerek konteyner kentler oluşturmak suretiyle onları elimizden geldiğince en iyi şekilde misafir etmenin gayreti içerisindeyiz.''

Dün Suriye'den gelenlerin kaldığı konteyner kentte büyük bir toplantı yaptığını bazılarıyla görüşme imkanı bulduğunu anlatan Erdoğan, hepsinin arzusunun bir an önce ülkelerine, evlerine dönmek olduğunu kaydetti.

Erdoğan, şöyle dedi:

''İnsan tabii ki kendi topraklarını her zaman arzular. Her ne kadar biz elimizden geldiği kadarıyla iyi imkanlar sunsak da hiçbir zaman kendi evleri kadar güzel olmayacaktır, mutluluk taşımayacaktır. Biz de kendilerine şunun taahhüdünü yaptık: Sizler burada kendinizi güvende hissettiğiniz sürece, 'Artık ben evime dönebilirim' demediğiniz sürece bizim burada misafirimizsiniz. Bundan hiç endişeniz olmasın. Burada rahat edin, huzur içinde olun. Bizler de gerek BM Güvenlik Konseyi'nde, gerek Arap Ligi'nde gerek İslam Konferansı Örgütü'nde bu çalışmaları uluslararası boyutta ele alıyoruz, bir an önce de inşallah bu sorunu çözeriz. Bunun beklentisi içerisindeyiz. Bu vesile ile bölgedeki çalışmaları da sürdürüyoruz. Bunları da aramızda görüşme imkanını bulduk.

En kısa zamanda da şu andaki Slovenya hükümetiyle Türkiye Cumhuriyeti hükümeti olarak aramızda da bir futbol maçı yapma kararını verdik. Onu da yapacağız.''

SURİYE'DE KAYBOLAN TÜRK GAZETECİLER

Suriye'de kaybolan Türk gazeteciler Adem Özköse ve Hamit Coşkun'un Şam'da, İnsani Yardım Vakfı yetkilileriyle görüştüklerinin hatırlatılması ve Türkiye'ye dönüşlerine ilişkin değerlendirmesinin görüşlerinin sorulması üzerine Erdoğan, dün bu konuda Gaziantep'te açıklamalarda bulunduğunu anımsattı.

Dışişleri Bakanlığı tarafından konunun yakından takip edildiğini, Türkiye'nin girişimlerinin gerek Suriye gerek İran nezdinde devam ettiğini söylediğini hatırlatan Erdoğan, ''Temennimiz en kısa zamanda bu iki gazetecimizin bırakılmasıdır. Bunun sonuna kadar takipçisi olacağımızı da söylemiştim. Bu süreç bu şekilde devam edecek'' dedi.

Türkiye'nin seçenekleri arasında Suriye'ye askeri müdahalenin bulunup bulunmadığına ilişkin soruyu da yanıtlayan Başbakan Erdoğan, Türkiye'nin Suriye halkıyla bir sorunu olmadığını belirterek, ''Onlar bizim kardeşlerimiz, dostlarımız. 910 kilometre sınır dedim, ama aynı zamanda aramızda akrabalık bağlarımız var. Özellikle Halep, Hatay-Antakya sınırındaki ilçelerde oturanlarla yakın akrabalık bağları var. Bu şekilde bir sorumluluğun içerisinde olduğumuzu herkesin bilmesi lazım'' diye konuştu.

Türkiye'nin insanlık hukuku ve uluslararası hukuk açılarından da sorumluluk hissettiğini vurgulayan Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü:

''Biz burada rejime karşıyız. Bizim biliyorsunuz bir sözümüz var, zulüm ile abad olunmaz. Bizden de kimse zalimlerin yanında yer almamızı beklemesin. Burada 10 bini aşkın insan öldürülmüş durumda. 7'den 70'e çocuk, kadın, kendini savunamaz yaşlı insanlar demeden, bu insanlar öldürülmüş vaziyette. Yaralıların sayısı zaten belli değil. 150 bine yakın göçmen var. Bunların 23 bini şu anda bizde. Ama 100 binin üzerinde Ürdün'de var, bir miktar Lübnan'da var. Her tarafa bu insanlar kaçıyor. Niye kaçıyor  Keyfinden değil. Tanklar, toplar ölüm kusuyor. Bundan dolayı bu insanlar kaçıyor. Dolayısıyla ben rejimin bu işe daha fazla dayanabileceği inancında değilim. İnanıyorum ki er veya geç Suriye'de milli irade, halk kazanacaktır. Hiçbir zaman halklara karşı, millete karşı zafer elde edilemez. Milletle beraber olursanız zaferle iç içe olursunuz. Milletin karşısında olursanız her an mahkum olmaya, her an kaybetmeye... Dünyadaki diğer örnekleri ortada. Suriye'nin akıbeti de bu olacaktır diye düşünüyorum.''

-''Biz hep masada kaldık, onlar kaçtılar''-


Başbakan Erdoğan, Fransa'da seçimlerin ardından yeni bir dönem başladığının hatırlatılması ve ''Fransa'ya uygulanan yaptırımlarla ilgili bu yeni dönemde nasıl bir seyir izlenecek '' diye sorulması üzerine, Fransa'da seçim sürecinin bitmediğini, haziran ayında parlamento seçimlerinin yapılacağını dile getirdi.

Seçimlerin ardından parlamentonun durumunun ortaya çıkacağını kaydeden Erdoğan, ''Ben şunu bütün samimiyetimle söylemek isterim. Şu anda yapacağımız herhangi bir açıklama yanlış olur'' dedi.

Türkiye ile Fransa'nın hiçbir zaman düşman olmadığını, hiçbir zaman da düşman olmak istemeyeceğini ifade eden Başbakan Erdoğan, şunları kaydetti:

''Bizim 9,5 yıllık sürecimiz içerisinde ne yazık ki Sarkozy yönetiminin bize karşı olumsuz tavırlarına biz son ana kadar, sözde Ermeni soykırım olayında takındığı tavırlara kadar, bizler hep sessiz kalmayı yeğledik. Çünkü Fransa'da bizim bugün 600 bine yakın insanımız var. Onlar bizim aramızda bir köprü oluşturuyor. Bu münasebetleri hep korumaya gayret ettik. Ben Sayın Chirac ile de çalıştım. Chirac döneminde biz liderler zirvesine hep katıldık. Ama ne zaman Sarkozy geldi, Sarkozy geldikten sonra bizler gibi ülkelerin liderler zirvesine katılmasını Merkel ile beraber engellediler ve ondan sonra biz o toplantılara katılamaz olduk. Bu ilk ortaya konulan tavırdı. Biz bunu da yine yuttuk.

En sonunda takındığı tavır kabullenebileceğimiz bir tavır değildi, o zaman tavrımızı biz de çok açık, net ortaya koyduk. Eğer bizlerle bu tür üçüncü ülkelerin meselesi ki, tarihçilere ait bir meseledir, 'Bunu parlamentoda değil, bırakalım tarihçiler halletsin' dedik. Daha ileri gittik, 'Biz bütün devlet arşivlerimizi açıyoruz, bütün arşivlerimizde şu ana kadar hazır durumda olan 1 milyonu aşkın belge var. Bunu gelsin hukukçular, siyaset bilimcileri, arkeologlar kurulan komisyonlarla incelesin, araştırsınlar' dedik.

Ermenistan'ın elinde varsa bu tür belgeler o da açıklasın, üçüncü ülkelerde varsa onlar da açıklasınlar. Bunlar ortaya çıktıktan sonra eğer bizim tarihimizle hesaplaşmamız gerekiyorsa biz tarihimizle hesaplaşırız. Ama aynı şekilde Ermenistan'ın da tarihiyle hesaplaşması gerekiyorsa Ermenistan'ın da hesaplaşması gerekir. Bunları çok açık, net ortaya koyduk. Fakat buna yaklaşık bir cevap olmadı.

Biz bu arada İsviçre'de dışişleri bakanlarımız vasıtasıyla ayrıca bir girişim başlattık. O girişimde de yine kaçan taraf onlar oldular, biz hep masada kaldık ama onlar kaçtılar. Temennimiz odur ki bu dönemde böyle bir şey olmaz. Bir şey var ki o bizi üzdü. Ben 'İnşallah bu doğru değildir' temennisindeyim. O da şudur: Türkiye, Ermeni sorununu çözmedikçe AB'ye üye olamaz gibi bir yaklaşımı söylenmemiş olarak kabul ediyorum, inşallah bu doğru değildir diye düşünüyorum. Eğer bu doğruysa, bu anlayışta bir siyaset güdülecek olursa biz de durumu gözden geçirmek zorunda kalabiliriz. Öyle zannediyorum ki bu inşallah söylenmemiştir.''


-''Süreç içerisinde tartışılabilir''-


Erdoğan, ''Türkiye'de başkanlık sistemiyle ilgili olarak daha önce 'Tartışılır ancak gündemimizde değil' demiştiniz. Sayın Bozdağ'ın açıklamaları var, 'Yeni anayasa hazırlanırken tartışılabilir' diye. Artık Türkiye'nin gündeminde midir başkanlık sistemi '' sorusu üzerine de yeni anayasa çalışmalarında yazım sürecinin başladığını hatırlatarak, ''Bu süreç içerisinde tartışılabilir. Bunlar hepsi demokrasinin olmazsa olmazlarıdır. Bu başkanlık sistemi mi olur, yarı başkanlık sistemi mi olur bunların hepsi tartışılabilir. Tartışmaların sonucunda eğer parlamento burada 'Şu sisteme de geçebiliriz, uygundur' diyorsa, bizim zaten söyleyebilecek hiçbir şeyimiz kalmaz. Ama bütün mesele müsademe-i efkardan barika-i hakikat doğar. Yani fikirlerin çatışmasından, çarpışmasından, müzakeresinden hakikat güneşi doğar'' diye konuştu.


-''Türkiye'ye karşı yanlış süratle düzeltilir''-


Başbakan Erdoğan, Sloven bir gazetecinin, dünkü cumhurbaşkanlığı seçiminden sonra Fransa'nın Türkiye'nin AB üyeliğiyle ilgili farklı bir görüşü olup olmayacağına ilişkin sorusunu yanıtlarken de AB sürecinde sosyal demokrat partilerle daha iyi ilişki kurduklarını belirterek, ''Hristiyan demokratlar kızmasın'' dedi.

Sosyal demokratların Türkiye'yi her zaman desteklediklerini vurgulayan Erdoğan, ''Temenni ederim ki Sayın Hollande ile de bu dönem içerisinde bu talihsiz gidişi geri döndüren bir tavır takınılır ve Fransa-Türkiye işbirliğini hemen tesis etmek suretiyle AB süreci içerisinde, resmi olarak söylüyorum 1963'ten bu yana yani yaklaşık 50 yıllık bir süreçte AB kapısında bekletilen Türkiye'ye karşı bu yanlış süratle düzeltilir'' dedi.

Türkiye'nin bugüne kadar hep olumlu bir yaklaşım içerisinde olduğuna işaret eden Erdoğan, şöyle konuştu:

''Diğer AB üyesi ülkelere uygulanmayan şeyler hep bize uygulandı. Bunlar AB müktesebatı içinde olmayan kurallardı. Yeni yeni kurallar icat edildi. Maç esnasında penaltının kuralları hep değiştirildi. Halbuki maç esnasında kurallar değişmez. Maç başlamıştır ve kurallar aynen işler. Ama AB'de ne yazık ki bu böyle olmadı. Bunu sadece Türkiye'ye maalesef acımasızca uyguladılar. Temenni ederim ki bu süreç içerisinde Fransa'nın takınacağı tavırlar daha olumlu olur. Bunun beklentisi içerisindeyiz. Böylece çok daha güçlü bir AB'nin kurumsallaşmasına Türkiye de katkıda bulunur.'' (AA)

GÜNDEM Kategorisindeki Diğer Haberler