YENİ HABERLER
ÇOK OKUNANLAR
Başbuğ’un konuşmasının tam metni
Başbuğ’un konuşmasının tam metni
14 Nisan 2009 19:06

Genelkurmay Başkanı İlker Başbuğ'un 14 Nisan 2009 tarihinde İstanbul'da Harp Akademileri Komutanlığı Atatürk Harp Oyunu ve Kültür Merkezi'ndeki ''Yıllık Değerlendirme Konuşması”nın tam metnini yayınlıyoruz:



Bu Toplantıya Katılan Büyük Saygı Duyduğum Sayın Komutanlarım,


      Değerli Silah Arkadaşlarım,


      Değerli Konuklar,


      Harp Akademilerimizin Değerli Komutan, Öğretim Elemanı, Müdavim, Öğrenci Subay ve Çalışanları,


      Basınımızın Çok Değerli Mensupları,


      Hepinize saygı ve sevgilerimi sunuyor, iyi günler diliyorum.


      Türk Silahlı Kuvvetlerinin yarınlarına yön verecek liderlerinin yetiştiği, güzide eğitim kurumlarımızdan biri olan Harp Akademilerimizde, sizlere hitap etmenin benim için ayrı bir mutluluk ve gurur vesilesi olduğunu belirtmek istiyorum.


      Bugün burada yapacağım konuşmamda güncel konulara fazla girmeden, son yıllarda sık sık gündeme getirilen sivil-asker ilişkileri başta olmak üzere, terör ve terörle mücadele, demokrasi ve laiklik gibi konulara akademik bir pencereden bakmaya çalışacağım. Güncel konulara ve bu konuşmada değinemeyeceğim diğer konulara ilişkin görüşlerimi önümüzdeki hafta yapmayı planladığım Basın Toplantısında sizlerle paylaşmayı düşünüyorum.


      Değerli Konuklar ve Silah Arkadaşlarım,


      Sivil-asker ilişkileri hemen hemen her ülkede üzerinde sıkça tartışılan, her zaman güncelliğini koruyan fakat, özü pek anlaşılmayan konuların başında gelmektedir. Soğuk Savaş sonrası dönemde, demokrasi, liberal ekonomi ve refah toplumu tartışmaları gündemimizde daha fazla yer almaktadır. Öte yandan millî güvenlik kavramı genişlerken; tehditler ve riskler de çeşitlenmiştir. Bu gelişmeler, sivil-asker ilişkileri konusunun farklı boyutlarda tartışılmasına neden olmaktadır. Konu, siyaset bilimi literatüründe de farklı düzeylerde ve farklı yaklaşımlarla ele alınarak tartışılmaktadır. Sivil-asker ilişkileri üzerinde oluşan akademik literatürde Samuel HUNTINGTON, Morris JANOWITZ ve Eliot COHEN gibi klasik realist düşünürlerin yanı sıra liberal teori ve yapısalcı akımların da etkisi görülmektedir. Akademik anlamda da, bilim adamları, düşünürler ve bu işin profesyonelleri arasında çeşitli uzlaşmazlık alanları mevcuttur.


      Sivil-asker ilişkilerini daha sağlıklı değerlendirebilmek için öncelikle askerlik mesleğinin ne olduğunu anlamak gerekir.


      Askerlik, tabi ki profesyonel bir meslektir. Her profesyonel meslek gibi, askerlik büyük deneyime, yüksek mesleki ölçülere sahip olmayı gerektirir. Fakat askerî profesyonellik, Weberian bürokratik yapılanma ve iş dünyasındaki yönetişim yapılanmalarındaki profesyonellikten farklıdır. Askerliği diğer profesyonel mesleklerden ayıran temel farklılıkların başında, askerlikte maddi gereksinimlerin önceliğinin daha az oluşu ve askerliğin bir meslekten ziyade adeta bir yaşam biçimi oluşudur.


      Değerli Konuklar ve Silah Arkadaşlarım,


      Sivil-asker ilişkileri ve askerlik üzerine yazılmış kitapların içerisinde ayrı bir yeri olan "Asker ve Devlet" başlıklı eserinde HUNTINGTON, askerliğin profesyonel bir meslek oluşunu üç temel esasa dayandırır:1


      Birincisi; uzun süreli eğitim/öğretim ve tecrübe sonucunda uzman olunması ve teori ile pratiğin bir arada bulunmasıdır.


      İkincisi; icra edilen vazifenin toplumun yaşam ve güvenliği için gerekli ve hayati öneme sahip olmasıdır.


      Üçüncüsü; icra edilen vazifenin aynı duyguları paylaşan kişilerden oluşan bir birlik içinde, kendilerini bu grubun bir parçası olarak görenler tarafından yerine getirilmesidir.


      Askerlikte sadece yeterlilik değil, etkinlik ve topluma yararlılık da öne çıkar. Askerliğin ve silahlı kuvvetlerin ulusal yapılar içindeki önemi bu noktada düğümlendiği için konu çok önem taşımaktadır. Toplumsal yarar ve ortaya çıkardıkları toplumsal iyi, bugün de farklı modeller içinde, ama değişmez bir ilke olarak geçerliliğini korumaktadır.


      Toplumların dönüşümünde, modernleşmede asker daima öncü olmuştur. Silahlı kuvvetler aynı zamanda teknoloji demektir. Teknoloji alanlarında sağlanan ilerlemeler çoğu zaman silahlı kuvvetler bünyesinde kendini gösterir. Bu teknolojik gelişmelerin toplumsallaştırılması, özellikle gelişmekte olan ülkelerde, silahlı kuvvetlerin bu yoldaki öncülüğü ile olur.


      Silahlı Kuvvetlerde etik/ahlaki değerler çok önemlidir. Etik/ahlaki değerlerin içerisinde askerin ve üniformasının şerefi ve onuru her şeyin üzerindedir.


      Askerliğin şerefi, toplumun yaşam ve güvenliği için hayati sorumluluğa sahip olunmasından gelmektedir.


      Askerlikte güven ve itimat ilişkisi de çok önemlidir. Bu ilişki ise üç boyutludur.Bunlar:


      - Toplumun güven ve itimadına sahip olma.


      - Sivil ve askerî liderlerin güven ve itimadına sahip olma.


      - Ast rütbeli personelin güven ve itimadına sahip olma.


      Elbette bunların içinde en önemli olanı, askerliğin toplumun güveni ve itimadı üzerine inşa edilmesidir.


      Toplumun bu mesleği icra edenlerin bilgisine ve uygulamalarına güven ve itimat duyması hayatidir. Aslında bir kurumun güvenilirliği, güvene layık oluşu; kurumun sorumluluğu ile etkinliğine ilişkin değerlendirmelere dayanır. Silahlı kuvvetlerin halkın vergisiyle oluşturulduğu da unutulmamalıdır.


      Türk Silahlı Kuvvetleri yapılan anketlerde, her zaman en güvenilir kurum olarak başta yer almaktadır. Bu sonuç nasıl oluşmaktadır? Söz konusu sarsılmaz güven duygusunun nedenlerini ulusumuzun tarih içerisinde şekillenen kolektif belleğinde bulabilirsiniz. Türk Silahlı Kuvvetleri, ulusumuzun güvenine mazhar olmuştur çünkü ülkemizin riskler ve fırsatlarla dolu jeopolitiğinde hiçbir fedakârlıktan kaçınmayarak güvenliği sağlamaktadır. Aynı zamanda, Türk Silahlı Kuvvetleri hızla dönüşen sosyal, ekonomik ve siyasal yapının toplumda yarattığı güven arayışına da cevap verebilmektedir. Türk Silahlı Kuvvetleri "millete hizmet etmek" ortak amacı için vardır.


      Değerli Konuklar ve Silah Arkadaşlarım,


      Bu noktada, Türk Silahlı Kuvvetlerinin toplum nezdindeki itibarını ve güvenilirliğini sarsmayı amaçlayan iki ön yargılı yaklaşıma dikkat çekmek istiyorum.


      Bu arada, MONTESQUEI'nun "Kanunların Ruhu Üzerine" adlı başyapıtının ön sözünde, ön yargıyı: "Bazı şeyleri bilmemek değil, kendi kendini bilmemek" şeklinde tanımladığını da hatırlatmak isterim.


      Bahsettiğim önyargılı yaklaşımlardan birincisi, demokratlık kisvesi altında Türk Silahlı Kuvvetlerini yıpratmak amacıyla Türk Silahlı Kuvvetlerine karşı sistematik muhalefet yapılması demokrasimizi geliştirmeyecektir. Bu çoğulculukla ifade edilebilecek veya açıklanabilecek bir husus değildir. Aynı şekilde Silahlı Kuvvetleri, demokrasinin gelişmesinde, çoğulculuğun toplumsal bir boyut kazanmasında engelleyici bir kurum olarak göstermek de yanlıştır.


      İkincisi ise, toplumumuzun özellikle mütedeyyin kesimlerini etkilemek amacıyla Türk Silahlı Kuvvetlerini din karşıtı olarak gösteren kötü niyetli propaganda kampanyalarıdır. Ancak, toplumumuzun mütedeyyin kesimleri bu propagandaya itibar etmemektedir. Ordusunu sevmekte ve güvenmektedir. Çünkü bu asker, Türk milletinin bizatihi kendisidir. Aynı hassasiyetlere sahiptir. Kim ne derse desin, Türk milletinin ordusu halktır, halktandır, halk içindir.


      Sivil-asker ilişkileri kapsamında sivil ve askerî liderler arasındaki güven ve itimat da büyük öneme sahiptir.


      Her ülkede karar mekanizmalarının nasıl işleyeceği, asker ve sivil arasındaki yetki ve sorumlulukların nasıl paylaşılacağı, o ülkelerin anayasa ve yasalarında belirtildiği şekilde olmaktadır. Bu hususta, siyasal ve kurumsal kültür, güvenlik ortamı ve toplumsal algı da belirleyici özelliğe sahiptir. Bu nedenle, sivil-asker ilişkileri, ülkelerin kendine özgü şartları dikkate alınarak incelenmelidir.


      Eliot COHEN, sivil ve asker ilişkilerini eşit olmayanlar arasındaki bir diyalog olarak tanımlamaktadır.2 Bu ilişkide elbette sivil liderler gerçek güce, otoriteye sahiptir. Ancak sivil otoritenin askerî konulara müdahalesinde, tespit edilmiş katı prensiplerden ziyade sağduyulu davranışlar öne çıkmalıdır. Tabi, COHEN'i bu noktaya getiren düşünce de askerlik mesleğinin, profesyonel bir meslek oluşundan ileri gelmektedir.


      Sivil-asker ilişkisi, elbette yasalarla çizilen sınırlar içinde, karşılıklı samimiyete, güven ve itimada ve askerlik mesleğinin profesyonel niteliğine saygı gösterilmesine dayandırılmalıdır.


      Yine HUNTINGTON'a göre, silahlı kuvvetler üzerinde sivil otoriteye en sağlıklı ve en etkin kontrolü sağlayan norm, "objektif kontrol"dur.3 Objektif kontrol ise, askerlik mesleğinin profesyonel yeteneğinin artırılması ve askerlerin politikadan uzaklaştırılması ile sağlanır. Bunun doğal neticesi olarak da askerlere kendisini organize etme ve görevlerini yürütme açısından önemli boyutta otonomi verilmelidir. Elbette bu otonominin boyutları yasalarla belirlenmelidir. Ancak bu durum, kurumun gizlilik ihtiyaçları gözetilirken kurumun saydam olmasına da engel teşkil etmemelidir.


      Günümüzde ast rütbeli personelin güven ve itimadına sahip olma hususu daha fazla önem kazanmıştır. Bunun için üstlerin astları ile çok iyi iletişim içinde olmaları, karar öncesi onların düşünce ve tekliflerini dinlemeleri ve uygun olan hususları dikkate almaları zorunludur. Silahlı Kuvvetlerde üstler, astlarının güven ve itimadına zarar verebilecek davranışlarda bulunmamaya özen göstermelidirler.


      Değerli Konuklar ve Silah Arkadaşlarım,


      Sivil-asker ilişkilerinde, askerî liderlerin sorumlulukları çok önemlidir.


      HUNTINGTON'a göre askerî liderlerin üç temel sorumluluğu vardır.4 Bunlar:


      - Devlet yapılanması içinde, askerî güvenlik ihtiyaçlarının tespit edilmesi ve ilgili makamlara iletilmesi,


      - Yine güvenliği ilgilendiren konularda, muhtemel hareket tarzlarının askerî açıdan incelenerek, karar mekanizmasındaki yetkili siyasi makamlara tekliflerde bulunulması, danışmanlık yapılması,


      - Yetkili siyasi makamlar tarafından alınan kararların icra edilmesidir.


      Güvenliğe ilişkin ihtiyaçların tespitinin, bu konuda öğretim, eğitim görmüş ve tecrübeye sahip askerler tarafından yapılması doğaldır.


      Güvenliği ilgilendiren konularda danışmanlık yapılması hususuna gelince, bazen bu konu üzerinde doğru olmayan değerlendirmeler de yapılmaktadır. Denilmektedir ki: "Askerler konuyla ilgili tekliflerini yaparlar ve görevleri burada biter." Bu görüş, pek doğru değildir. 2003'teki İkinci Irak Savaşı süresince ABD'de yaşanan sivil-asker ilişkileri bu konuda son derece öğreticidir. Askerlerin profesyonel öneri ve kaygılarının sivil otorite tarafından dikkate alınmaması halinde yaşanabilecek olumsuzluklar Irak Savaşı ve sonrasında görülmüştür.


      Nitekim bu durum, Irak Çalışma Grubunun 2006 yılında hazırlamış olduğu raporda dile getirilmiştir:


      "Askerler, samimi olarak profesyonel tavsiyelerini yaparlarken, şu anlayışa da sahiptirler. Yaptıkları tavsiyeler, teklifler dinlenecek ve değer verilecektir."5


      Sivil-asker ilişkilerinde bu husus, ilişkilerin sağlıklı yürütülmesi için önemlidir.


      Buna rağmen denilebilir ki, karar siyasi makamlara aittir. Elbette bu husus doğrudur. Ancak, samimi, gerçekçi, profesyonel tavsiyelerin dikkate alınmaması durumunda, ortaya çıkacak olumsuz sonuçların sorumluluğu da büyük ölçüde karar verici durumundaki siyasi makamlara aittir.


      Türk Silahlı Kuvvetlerinde sivil-asker ilişkilerinde sorumluluğa haiz askerî liderler konusuna gelince; Genelkurmay Başkanı Anayasanın 117'nci Maddesine göre; Silahlı Kuvvetlerin Komutanıdır. Dolayısıyla, sivil-asker ilişkilerinin yürütülmesinde yetkili ve sorumlu makam Genelkurmay Başkanıdır. Genelkurmay Başkanının, biraz önce ifade edilen üç temel sorumluluğunu yerine getirmesini ve sivil-asker ilişkilerini yürütmesini, politik ve siyasal hareketler olarak değerlendirmek doğru değildir. Tersine bu bir zorunluluktur ve işin özüne tartışmasız bir biçimde de uygundur. Bu faaliyetler bütün ülkelerdeki en üst askerî makamlar tarafından da yapıla gelmektedir. Genelkurmay Başkanı bu görev ve sorumluluğunu, ilgili makamlara yapacağı görüşmeler ve toplantılar vasıtasıyla yerine getirir. Gerekli hallerde de Silahlı Kuvvetlerin görüşlerini de kamuoyu ile paylaşır.


      Türkiye'de sivil-asker ilişkilerinin yürütüldüğü diğer anayasal platform da Millî Güvenlik Kuruludur. Millî Güvenlik Kurulunun asker üyeleri, kurul üyesi olarak görev ve sorumluluklarını, bu anayasal platformda serbest olarak yerine getirirler. Anayasal bir kurum olan Millî Güvenlik Kurulunun gerekliliğini, yetki ve sorumluluklarını sorgulayanlara ilgili yasaları bir kere daha dikkatle okumalarını öneririm. Ayrıca, bu konuda, Amerika Birleşik Devletleri Başkanı OBAMA'nın Millî Güvenlik Danışmanı (E) Org. J. JONES'ın Washington Post'ta çıkan yazısı ve Münih Güvenlik Konferansında yaptığı konuşmanın metni de son derece yararlı olabilir.


      Askerlik mesleği, bir profesyonel meslek olarak, mesleğin temel etik/ahlaki değerlerini korurken, yeni ihtiyaçlara ve farklı koşullara uyabilme niteliğine de sahip olmak zorundadır.


      Elbette dün olduğu gibi, bugün de Türk Silahlı Kuvvetleri vazifesini Anayasa'da ifade edilen Cumhuriyetin temel niteliklerine bağlı olarak yürütmeye devam edecektir. Demokrasi, laiklik, sosyal ve hukuk devleti olmak, bunlar vazgeçilmez unsurlardır.


      21'inci yüzyılın şartlarına ve ihtiyaçlarına Silahlı Kuvvetlerin daha etkinlikle cevap verebilmesi için üzerinde önemle durulması gereken bazı hususlar şunlar olabilir:


      - Silahlı Kuvvetlerdeki bütün personelin sahip olması gereken; dürüstlük, sadakat, disiplin, cesaret, sorgulama ile anlama gücü ve fiziki uygun şartlara her zaman sahip olunması gibi nitelikler bugün de önemini korumaktadır.


      - Bugün, Silahlı Kuvvetlerin genel faaliyetlerinde üç temel husus daha da önem kazanmakta ve öne çıkmaktadır. Bunlar; açıklık, sonuçlara odaklanma ve sorumluluklardır.


      - Açıklık; iş birliğini, ilişkilerde dürüstlüğü ve karşılıklı güven ve itimadı zorunlu kılmaktadır.


      Sonuçlara odaklanma ise; yaratıcılığa, inisiyatif tanımaya ve açık ve net olmaya bağlıdır.


      Sorumluluk ise; sorumluluğu devretmeden görev ve yetkilerin verilmesini ve görevlerin yerine getirilmesine fazla müdahale edilmemesini içermektedir.


      - Günümüzün şartları ve ihtiyaçları Silahlı Kuvvetlerin önemini azaltmamaktadır. Aksine, günümüzün şartları Silahlı Kuvvetlerin millî gücün diğer unsurları ile koordineli ve iş birliği içinde ve kapsamlı bir strateji kapsamında kullanılması konseptinin önemini giderek artırmıştır.


      Bu konsepte bugün; "Gayret Birliği" denilmektedir. Bu husus ise askerî liderlerin bilgi alanının daha da genişlemesini zorunlu kılmaktadır.


      ABD Başkanı John F.KENNEDY, bir konuşmasında bu konuya şu şekilde açıklık getirmektedir:


      "Siz, profesyonel askerler strateji, taktik ve lojistik konuları mutlaka bilmelisiniz. Bunun yanında ekonomi, siyaset, diplomasi ve tarihi de bilmelisiniz. Askerî güç ile ilgili her şeyi bilmelisiniz, bunun yanında askerî gücün limitlerini de bilmelisiniz. Günümüzdeki sorunların, yalnız tek başına askerî güçle tam olarak ortadan kaldırılmayacağını da anlamalısınız."6


      Sivil-asker ilişkisine bu şekilde değindikten sonra, Anayasa'nın 5'inci Maddesinde yer alan; devletin temel amaç ve görevlerine bakmakta yarar var. Bu madde, devletin temel amaç ve görevlerini:


      - Türk milletinin bağımsızlığını, bütünlüğünü,


      - Ülkenin bölünmezliğini,


      - Cumhuriyeti ve demokrasiyi korumak


      - Ve kişilerin ve toplumun refah, huzur ve mutluluğunu sağlamak şeklinde belirtmektedir.


      Anayasa'nın 5'inci Maddesinde yer alan amaç ve görevler çerçevesinde, özellikle güvenlik boyutu çerçevesinde, konuşmamın bundan sonraki bölümlerinde ise, terör, terörle mücadele ve bölücü terör örgütü ile mücadele konusu ile demokrasi ve laiklik konularına değinmeye çalışacağım.


      Değerli Konuklar ve Silah Arkadaşlarım,


 

GÜNDEM Kategorisindeki Diğer Haberler