YENİ HABERLER
ÇOK OKUNANLAR
Başbakan'ın en yakınından çarpıcı açıklamalar...
Başbakan'ın Başdanışmanı Yalçın Akdoğan Reyhanlı saldırısını ve barış sürecinin gidişatını Aktüel'e yorumladı.
Başbakan'ın en yakınından çarpıcı açıklamalar...
23 Mayıs 2013 / 19:09 Güncelleme: 23 Mayıs 2013 / 19:17

Reyhanlı'daki saldırı, çözüm sürecine karşı bir sabotaj mıdır? Süreci etkiler mi?

Süreç boyunca bir kısım sabotajların ihtimal dahilinde olduğunu zaten söylüyorduk. Bu olaydan çok önce yaptığım bir değerlendirmede örgüt içinden gelebilecek provakatif eylemlerin süreci daha fazla etkileyebileceğini ama harici dinamikler üzerinden yapılan olayların süreci doğrudan etkileyemeyeceğini söylemiştim.

Bu olayın Suriye rejimiyle ve Suriye'deki yaşananlarla ilgili olduğu zaten aşikar. Ancak bu olay, Suriye-Irak-İran denkleminde bir hamle olarak da değerlendirilebilir. Çözüm sürecinden rahatsız olan odaklar da bu tür eylemleri teşvik edebilirler.

PKK'yı amaçları doğrultusunda harekete geçiremeyenler, başka örgütler üzerinden Türkiye'yi istikrarsızlaştırmaya çalışabilirler. Olay aydınlanınca daha net yorum yapılabilir. Ancak bu tür eylemlerden medet umabilecek veya sevinebilecek olanlar bunun sonuçlarına da katlanırlar...

Son haftalarda Karayılan ile görüşen İran'ın savaşa devam etmesi koşuluyla PKK'ya "ağır silah" ve "lojistik destek" teklif ettiği yazıldı. Peki İran niye çözümün olmasından endişe ediyor?

İran'ın hem kendi ulusal menfaatleri açısından, hem de bölgesel çıkarları açısından PKK'ya yönelik geçmişten bu yana farklı tavırlar takındığını biliyoruz. Bir dönem PJAK'a karşı mücadele yürüttüler, sonra ateşkes yaptılar.

Türkiye'de sorunun çözülmesi halinde örgütün kendisine yönelebileceği kaygısını taşıyor olabilir. İran'ın kendi ulusal güvenliği açısından endişeler taşımasıyla, bölgesel denklemde bu örgüt üzerinden başka hesaplar yapma ihtimalini ayrı değerlendirmek gerekir. Örgüt, şu an için dış dinamiklerin farklı oyun planlarına kapalı gibi bir görüntü veriyor. Suriyeİran- Irak bağlamındaki gelişmelerin sürece olumsuz etki yapmaması için elbette daha müteyakkız olmak gerekiyor ve gereken duyarlılık da gösteriliyor.

Murat Karayılan'ın normalleşme sürecini yanlış anladığına yönelik sözleriniz, bu sürecin PKK tarafından icraatında bir terslik olabileceği endişesinin yansıması mıdır?

Bu değerlendirmem de yanlış aksettirildi. Benim söylediğim bu tür laflara, polemiklere takılıp kalmamak, büyük fotoğrafa odaklanmak gerektiğidir. Herkes kendi tabanını canlı tutmak için siyasi bazı ifadeler, denge söylemleri kullanabilir. Eğer sürecin muhtevasında olmayan, sürece zarar verebilecek bir şey konuşuluyorsa elbette sürecin selameti için buna da tepki göstermek gerekir.

Yapılan bazı açıklamalar farklı toplum kesimlerinde rahatsızlıklara da yol açabiliyor. Karayılan'ın "tam olarak anlamadığını" söylediğim konu, normalleşme meselesiydi. "Normalleşme olmadan silah bırakmayız" yaklaşımının teknik olarak doğru olmadığını vurguladım.

Normalleşme kavramına genel bakarsak, zaten sürecin her aşamasında normalleşmeler yaşanıyor. Şu anki eylemsizlik ve Türkiye'yi terk etme aşamasında da sosyoekonomik birçok normalleşme oluyor.

Yeni anayasa veya reformlar bağlamında da siyasi normalleşme yaşanacaktır. Ama örgüt üyelerinin topluma kazandırılması bağlamında bu kavram kullanılıyorsa, silah bırakmadan bunun gerçekleşemeyeceği mantıken bellidir. Doğrudan Kandil veya PKK'nın içinde bazı kanatlar geçmişteki süreçleri sabote edebildiler. Bu elbette bir risk faktörüdür, ancak ben şu an böyle bir sorun görmüyorum.

"Kandil, sürecin arkasında gibi görülüyor"

Ben, bu sürece başlarken, Kandil'in pozisyonunun ne olacağının önemli olduğunu söylüyordum. Yani "Onlar Öcalan'a bir şey dikte mi edecekler, yani bir oyun kurup, Öcalan'ı onun içine mi katmaya çalışacaklar, burada ise Öcalan üzerinden yürüyen bir süreci başka bir mecraya mı çekmeye çalışacaklar. Veya mırın kırın edip, başka birtakım olmayacak şeyleri gündeme getirip süreci baştan mı tıkayacaklar" şeklinde daha ihtiyatlı bakan laflar etmiştim.

Onlar benim bu dediğimi aratmayacak şekilde bu ilk BDP'liler İmralı'ya gittiğinde, Kandil'in düşüncelerini aktarmışlardı. Bunun içerisinde bir tanesinde, Öcalan çıkmadan bu süreç başlayamaz gibi, birkaç tane gerçekleştirilebilir olmayan şeyler söylediler. Öcalan zaten bu mesajı alır almaz anladı.

Öcalan çıkmadan, bu iş olmaz demek, bu süreç olmaz demektir zaten. Öcalan'ın çıkma durumu yok. İki yıldan önce bu süreç olmaz demeleri de hem Suriye'deki bu gelişmeler, yani orada bir olgunlaşma olsun, oldu-bitti oluşsun, hem de seçim sürecini daha silahların gölgesi altında geçirelim hesapları üzerineydi.

Öcalan bunları kabul etmedi ve süreç başladı. Başladıktan sonra ben bu kanaatlerden çatlak ses veya sürece zarar verecek bir şey görmedim açıkçası. Yani Öcalan'ın açıklamasının arkasında duran bir pozisyon geliştirdiler. Şu anda da öyle kabul etmek lazım. Bunlar şunu da yapabilir, bunu da yapabilir diye felaket telallığı yapmak doğru değil. Elbette herkes her şeyi yapabilir ama şu anda böyle bir izlenim yok. Bunlar bu sürecin arkasında duruyorlar gibi görünüyor.

İlk defa samimiyet düzeyinin eskiye oranla çok daha mı yüksekte olduğunu mu düşünüyorsunuz?

Bu işlerde samimiyetin, tabii ölçmek mümkün olmadığı için, bu taktik olarak mı böyledir, samimi oldukları için mi böyledir, yani Öcalan'ı boşa düşürmemek için, kendileri başka düşünseler bile, ses çıkarmayıp, "bir görelim bakalım, burada ne oluyor" mu diyorlar, bilmiyoruz elbette. Ölçemeyeceğimiz şeyler. Ama burada ben şunu söyledim. Bu bölgesel denklemden PKK'nın çıkmasını istemeyen ülkeler, odaklar olabilir. Bunlar PKK'nın içindeki birtakım kanatları da aktive edip, birtakım sabotajlara girişebilirler. Bu her zaman mümkün olan bir durumdur. Ama şu aşamada PKK, orada da söyledim ben, çok tesirlere açık görünmüyor.

Karayılan'ın, PKK'nın sınırdışına çekilmesine ilişkin yaptığı açıklamalarda, "Türk milleti sözü bizi rahatsız etmez. Eğer Türk milleti herkesi kapsıyorsa, bu herkesin tanımlamasını da isteriz.." sözlerini nasıl yorumlamak lazım?

Süreçte BDP'nin de Kandil'in de söylemelerinde olumlu yönde bir değişim gözlemleniyor. Kendisini örgütün teorisyeni gibi gören Duran Kalkan'ın Ruşen Çakır'a yaptığı açıklamalar da dikkate değerdi. Devlete ev ödevi çıkaran bir yaklaşımdan kendi siyasi mücadeleleriyle neticeye ulaşabilecekleri yaklaşımına kayıyorlar. Bence "silah bırakma fikriyatı"nın oluşmaya başlaması önemli bir durum. Örgütün bir bütün olarak bu pozisyona geldiği belki söylenemez ama demokratik siyaset vurgusunun ağırlık kazanmaya başlaması iyiye işarettir.

İmralı ile görüşmeler sürmeli mi? 

Olumlu gelişmelere zemin hazırladığı ve netice alındığı sürece elbette sürmelidir ve sürecektir. Önemli olan ülke için, millet için doğru olanı yapmaktır. Bu sorundan kurtulmamız, ülkemizin birlik ve bütünlüğü açısından da, büyük Türkiye idealini ulaşmamız açısından da, ülkemizin bölgesel rolü ve menfaatleri açısından da kaçınılmazdır. AK Parti iktidarı, çok boyutlu olarak meseleye yaklaşmıştır ve sorunu çözmek için her yolu denemektedir. 10 yıllık icraatlarıyla ne yaptığı belli olan AK Parti, milletin içine sinmeyen, hukuka ve demokrasiye aykırı hiçbir adımı atmaz. Milletimiz AK Parti'ye güvenmektedir ve inanıyorum ki müsterihtir.

Muhalefeti bu sürecin içine çekmek mümkün mü?

Bunun için çok uğraştık ama zorla güzellik olmuyor… Muhalefette bir "siyasetsizlik hali" var. MHP bunu, irrasyonel tepkiler, reddiyecilik ve hamaset ile kapatmaya çalışıyor. Çözümsüzlüğü tepkisellikle yeni bir politika gibi sunuyor, ama neticede bir siyasi duruşu var. CHP ise tam bir şaşkınlık yaşıyor. Bu mesele, kendi içindeki krizi daha da derinleştirdi, yeni CHP imajını yerle bir etti. Partiler bu sürece pozitif destek vermese de tabanları olumlu yaklaşım gösterebiliyor.

Akil İnsanlardan bazıları ile yaptığımız röportajlarda, (Hülya Koçyiğit ve Beril Dedeoğlu) kendilerine karşı bir linç kampanyası olduğunu söylediler. Toplumun bir bölümünde niye Akil İnsanlar'a karşı ciddi bir tepki oluştu?

Bu tepkilerin ciddi bir toplumsal karşılığı olduğunu zannetmiyorum. Siyasi hareketlerin organize ettiği bu marjinal tepkiler, halkın gerçek hissiyatını yansıtmamaktadır. Böyle bir organizasyon olmasa kimse de kalkıp bu tür bir tepki ortaya koymaz. Siyasi liderlerin sorumsuz beyanları ve hedef göstermeleri, yine kendi teşkilatlarının gayretleriyle bu tabloları oluşturuyor. Önemli olan halkın genelinin doğal hissiyatı ve yaklaşımıdır.

Geri dönüşü var mı bu dönemecin?

Bu süreçte çark eden kaybeder. Sadece sürecin içindeki aktörler ve destekleyenler açısından bu kayıp yaşanmaz, herkes bunun faturasını öder. Süreç başarıyla tamamlanırsa ayak direyenlerden ve karşı çıkanlardan millet zaten hesap soracaktır. Ama sürece zarar verecek, sabote edecek olanlar ise bunun bedelini çok ağır öderler.

Bu sonuna kadar milli bir proje olarak mı kalacak, yoksa uluslararası bir boyutu olacak mı?

Bu sürecin içerisinde yabancı aktörler yok. Daha önce Oslo sürecinde vardı. Başka mekanizmalar vardı, uluslararası birtakım yapılar vardı. Şu anki süreçte bunlar yok. Ama bu, bu işin diplomatik ayağı olmadığı anlamına gelmiyor. Her sürecin bir diplomasi ayağı vardır. O ülkelerle ilişki kurarsınız, anlatırsınız, onlar bir şekilde katkıda bulunmak ister. Yani uluslararası destek bu süreç açısından da önem taşıyor. Ama şu anda böyle bir aktör bu sürecin içerisinde yok.

Bundan sonraki noktalarda planlanmış bir durum yok. Ama burada önemli bir konu başlığı bu silahların ne olacağı. Bunu şimdi konuşmak için erken ama bu, "ben silah bıraktım" ile olacak bir şey değil. Ortada bir yekün var. Bunlar ne olacak? O süreçte başka birilerin devreye girmesi gerekir mi, gerekmez mi, o zaman bakacağız.

Medyanın çözüm sürecinde duruşunu nasıl buluyorsunuz?

Özellikle Akil İnsanlar meselesinde, varolan gerçeği yansıtmak yerine, kendi istedikleri ayrıntıları yansıttılar, büyüttüler. Yüz kişi ile toplantı yapıyorsunuz, bir tane adam bağırıyor, o bir adamı büyütüyor. Bu da öteki şehirlere motivasyon kaynağı oluyor. Bu büyüyor, onlar orada daha organize oluyorlar. Ama ben buradaki tepkileri halkın doğal, sıradan tepkisi olarak görmüyorum.

Bunlar hep organize faaliyetler ve oradaki halk da rahatsız bundan. O şekilde bir görüntü ortaya çıkmasından onlar da rahatsız. Biz konuştuğumuzda, medya patronları, yayın yönetmenleri, sorumlu müdürler, sürecin çok önemli olduğunu ve bu sürece destek verdiklerini söylüyorlar.

Ama ortaya çıkan ürüne bakıyoruz, o işin editörü kimse, haberi yapan kimse, onun ideolojik görüşüne göre, ya da bu süreçteki tercihlerine göre bir yayın ortaya çıkıyor. Bu da sürece çok katkı sağlayan bir yayın olmuyor açıkçası.

Sizi hayal kırıklığına uğratan kişiler var mı?

Çok var ama bunlar kişisel. Desteğini esirgeyenler var...

Her gün okuduğunuz köşe yazarları? 

İşim gereği köşe yazarlarının büyük bir kısmını okuyorum. Siyasi konularda analiz kabiliyeti yüksek olan yazarları daha çok beğeniyorum. Etyen Mahçupyan, Ali Bayramoğlu, Gülay Göktürk bunların başında geliyor.

En son okuduğunuz kitap hangisi?

Orhan Miroğlu'nun "Musa Anter Cinayeti" kitabına başladım…

En son seyrettiğiniz film hangisi?

Vaktim olmadığı için eski dizilerin DVD'lerine bakabiliyorum. Özellikle Amerikan yapımı aksiyonpolisiye dizelerindeki "tehdit algısı" ve "örtülü propaganda" değişimini gözlemlemek ilginç oluyor. İsrail'le ilişkilerin kötü olduğu dönemlerde yapılan dizilerde İslamcı terörist tiplemesine nasıl "Türklerin" bulaştırıldığını görebilirsiniz. En son Boston maratonunda yaşanan bombalı saldırı ve Müslüman toplumu etrafında dönen güvenlikçi politika ve ayrımcılık tartışmaları… Bu konuları işleyen diziler sanki gerçek oluyor.

 

Aktüel

GÜNDEM Kategorisindeki Diğer Haberler