YENİ HABERLER
ÇOK OKUNANLAR
Başbakan Davutoğlu'ndan 'siyaset ötesi' açıklamalar
Başbakan Ahmet Davutoğlu, aile yaşamının ve entelektüel serüveninin dönüm noktalarını anlattı.
Başbakan Davutoğlu'ndan 'siyaset ötesi' açıklamalar
25 Ekim 2015 / 09:55 Güncelleme: 25 Ekim 2015 / 09:58

HaberTürk'ten Kübra Par'a konuşan Davutoğlu'nun iç dünyasına yönelik o açıklamaları,

Onu hemen her gün gazete sayfalarında okuyor, televizyon ekranlarında ve miting meydanlarında izliyoruz. Haliyle konu hep siyaset gündemi oluyor.

Benim arzumsa sıradan bir insan, bir hoca ve bir entelektüel olarak Ahmet Davutoğlu’nun portresine odaklanmak, siyasetin ötesinde, kimliğinin oluşmasına yön veren dönüm noktaları üzerine konuşmaktı...

İtiraf etmeliyim ki, onu böyle bir röportaj vermeye ikna etmek kolay olmadı...

Sonunda bir sabah erken saatte İstanbul’daki evlerinde buluştuk. O eve giren ilk gazeteci bendim. 3 saatlik sohbetimiz, daha sonra uçakta ve telefondaki görüşmelerimizle de devam etti ve sonunda ortaya Davutoğlu’nun bugüne kadar verdiği en kapsamlı mülakatlardan biri çıktı. Röportajımız yarın gündemdeki sıcak gelişmeler ve Sare Hanım ile özel mülakatımızla devam edecek...

İstanbul’daki bu eviniz daha önce hiç görüntülenmemişti…

Evet, Ankara’dan geldiğimizde burası bizim için bir sığınak oluyor. Burada resmiyet yok, en doğal halimizle yaşıyoruz. 1990 yılında doktorayı yeni bitirdiğimde Sare Hanım’la birlikte Malezya’ya gittik. Dönünce, gurbetteki birikimimizle bu evi daha kaba inşaatken aldık. 5-6 yıl içinde de yavaş yavaş bu hale getirip 2007’de taşındık. Küçük bir bahçemiz, armut, dut, kayısı ve elma ağaçlarımız var. Trafik gürültüsü olmadan, insanın kendine dönebileceği, sessiz, sakin ve huzurlu bir yer...

Komşularla aranız nasıl?

Yandaki evde Ömer Dinçer oturuyor. Burayı birlikte düşünüp almıştık zaten. Yakın zamanda karşımıza da İbrahim Turhan taşındı. Tanıdık bir ortam var yani...

Evde birlikte zaman geçirecek boş anlar yakalayabiliyor musunuz?

Ben boş anlar yakalıyorum da Sare Hanım kaçırıyor! (Gülüyor). Ben zaman bulup “Hadi bir şeyler yapalım” desem de Sare Hanım’ın bekleyen hastaları ya da başka işleri oluyor. Birlikteysek yürüyüş yapıyoruz ya da çay içip sohbet ediyoruz.

Dizi ya da film seyreder misiniz?

Çocuklarla birlikte denk geldikçe Diriliş’i izliyoruz. Önceki dönemlerde de Hatırla Sevgili ve Elveda Rumeli’yi izlerdik.

Çocuklarla ilişkiniz nasıl?

Küçük kızım Hacer bir gün “Ben Başbakan kızı olmak istemiyorum. Ahmet Davutoğlu’nun kızı olmak istiyorum. Sadece seninle olmak istiyorum ve senin de sadece bizimle olmanı istiyorum” dedi. Bazen beni üzdüğünü hisseder. Geçen gün eve geldim, koridordan yatağımın başına kadar duvarlara kâğıtlar asmış. “Dünyanın en iyi babası, en merhametli insanı hoş geldin”, “Dünyanın en şanslı kızı benim” diye sloganlar ve şiirler yazmış (Gülüyor). Başbakan çocuğu olmanın getirdiği ek yükler var. Mehmet de bunlardan sıkılıyor. Gece kaçta gelirsem geleyim, yanlarına gider onları öperim. Mehmet’e sarılırken “Aslan oğlum” derim, o da bana “Aslan babam” der. Hacer’in uykusu kıymetlidir. “Ya baba uyandırma” der (Gülüyor).

Çocuklarınız şu sıralar ne yapıyorlar?

Büyük kızlarımızdan ilki üniversitede tarih bölümünde. Bir yandan asistanlık yaparken bir yandan master tezini bitirmeye çalışıyor. Bir diğer kızım Amerika’da psikoloji doktorası yapmaya çalışıyor. Oğlumuz üniversitede işletme okuyor, küçük kızımız da lise 2’de…

Üç torununuz varmış…

Yusuf 11, Nur Vera 4, Ayşe Sare 1.5 yaşında. Yusuf’un hayal gücü çok kuvvetlidir. Nur Vera, pür neşedir, kızım Hacer’e benzer. Nur Vera, geçen gün benimle bir sergiye geldi. Yanımda salına salına, zarifçe dolaştı. Sergi bitince annesine “Akşam televizyona çıkacak mıyım?” diye sormuş (Gülüyor). Yusuf aksine bu formalitelerden rahatsız olur. Çocuklarıma verdiğim özel adlar vardır. Mesela Mehmet tek oğlum olduğu için “er kuşum”, küçük kızım Hacer’e ise “Cilve kuşum” derim. Torunum Ayşe Sare’ye de “Atik kuş” diyorum. Yerinde duramıyor!

‘YOLCULUKLARIMIZI ÖZLÜYORUM’

Daha önceki bir mülakatınızda “Arabayla seyahate çıkmayı çok severiz” demiştiniz. Son zamanlarda ailece seyahat yapma fırsatınız oldu mu?

En son oğlum Mehmet’i üniversite sınavına götürmüştük. Çocukları alıp, ben araba kullanırken Sare Hanım’ın bana meyve ikram ettiği, tarihi-kültürel bir yere doğru yol aldığımız yolculukları çok seviyorum ama yakın zamanda buna pek imkân olmadı.

‘KARAKÖY’DEN İSTİKLAL’E YÜRÜYEN BATILILAŞMA TECRÜBESİNİ ÖĞRENİR’

Sıradan bir vatandaş gibi yaşadığınız günleri özlüyor musunuz?

Bir taraftan en doğal halimizle ailemizin içindeyiz, diğer taraftan devlet görevini yerine getiriyoruz. Dengesini bulmak kolay olmuyor. Bazen İstanbul sokaklarında fark edilmeden dolaşmayı özlüyorum ama mümkün değil. Herkes korsan fotoğrafçı, ellerinde telefon, sürekli fotoğraf çekiyorlar. Eski doğallık kalmadı...

İstanbul ile ilişkiniz nasıl?

İstanbul’da sokak sokak hatıralarım vardır. Çocukluğumda babamın dükkânı Sultanhamam’daydı. Fatih’te Tokadi Türbesi’nin oradan Tahtakale’ye iner, babamın yanına kadar yürürdüm. Lisedeyken Divan Yolu’ndan Köprülü Kütüphanesi’ne giderdim. Sahaflarda kitaplara bakıp üniversitenin önünden Süleymaniye’ye, oradan da Vefa’ya inerdim. “Okul sıralarında mı yoksa İstanbul sokaklarında mı çok şey öğrendiniz?” diye soracak olursanız, kesinlikle İstanbul sokakları derim. 1960’lı yılların sosyolojisini İstanbul sokaklarında tanıdım. Türkiye’nin çeşitli yerlerinden gelmiş işportacılar vardı. Şehirleşmenin laboratuvarı Tahtakale’ydi. Konya, Karadeniz, Diyarbakır lehçelerini aynı yerde duyabiliyordum. Batılılaşma tecrübesini sokakta öğrenmek isteyenlere Karaköy’den İstiklal Caddesi’ne kadar yürümelerini tavsiye ederim.

Bir gün tebdil-i kıyafet gezebilecek olsanız İstanbul’da nereye giderdiniz?  

Sahaflara giderdim. Gençken İstanbul’da sığındığım yerler vardı. İstanbul Lisesi’nde yatılı okurken çarşamba günleri öğleden sonra 1.5 saat dışarı çıkma izni verirlerdi. Gülhane Parkı’nın ucuna kadar gider, Boğaz’ı, Üsküdar’ı seyrederdim. Topkapı Sarayı’na bakarak tefekkür ederdim. 40 lira haftalığım vardı, artırdığım harçlıklarımla kitap alırdım. Karaköy’de Almanca kitaplara bakardım. Üniversite yıllarında da sığındığım iki yer vardı. Rumelihisarı’nın dibinde, Aşiyan Mezarlığı’nın üzerinde bir yer vardı. Oralarda oturur, saatlerce kitap okurdum. Diğer sığındığım yer ise Yahya Efendi Dergâhı’ydı.

‘ORHAN PAMUK’U TAKDİR ETMİŞİMDİR’

Orhan Pamuk’un “Kafamda Bir Tuhaflık” kitabını okudunuz mu?

Okudum. Orhan Pamuk’un İstanbul’u anlatımını hep takdir etmişimdir. Şehir ve Medeniyet kitabımda ben de benzer konulardan bahsediyorum. Necib Mahfuz’un Kahire’si, Dostoyevski’nin St. Petersburg’u, Charles Dickens’ın Londra’sı... Romancılarla şehir arasında da bir bağ var. Yahya Kemal de İstanbul’u şiirleriyle çok güzel yansıtmış biridir.

İstanbul’da sevdiğiniz lokantalar var mı?

Üniversite yıllarından beri bir şeyi kutlayacaksak Hacı Abdullah’a gideriz. Lise yıllarında Aksaray’daki Bizim Köfte’ye giderdik.

‘BİRAZ DÜZENSİZİMDİR!’

Sare Hanım’a “Ahmet Bey’in zor bir tarafı var mıdır?” diye sordum, cevabı Ahmet Davutoğlu verdi: “Aslında çok zor taraflarım var. Biraz düzensiz biriyimdir (Gülüyor).”

 ‘STRATEJİK DERİNLİK’TEKİ ANALİZLERİM HÂLÂ GEÇERLİ’

Size en çok yöneltilen eleştiri dış politika konusunda... “Sıfır sorun politikasıyla yola çıktınız ama şu an komşularımızın neredeyse hepsiyle ilişkilerimiz kötü” deniyor. Bir iç muhasebe yapıyor musunuz?

Elbette muhasebe yapıyorum ama, peki bu yaşananların sorumlusu kim? Size 4 örnek vereyim. Bir, Suriye-İsrail barışı bizim arabuluculuğumuzda gerçekleşmiş olsaydı acaba bugün Ortadoğu nasıl olurdu? İki, İran Nükleer Antlaşması Türkiye aracılığıyla 2015’te değil de 2010’da olsaydı nasıl bir dünya görürdük? Üç, Türkiye’nin teklif ettiği Türkiye-Ürdün-Lübnan-Suriye dörtlü ortak pazarı, ki çok ileri bir aşamaya gelinmişti, Arap Baharı’nda Suriye rejiminin yaptığı hatalar sebebiyle durmamış olsaydı nasıl bir sonuç doğardı? Dört, Mısır’da askeri darbe gerçekleşmeseydi de Mısır’daki demokratik devrim Ortadoğu bölgesine dağılmış olsaydı nasıl bir sonuç doğardı? Bütün bu sorduğum soruların cevaplarında Türkiye’nin sorumluluğu yok. Bakın, biz bir düzen kurmaya çalıştık ama bazıları Türkiye’nin öncülüğünde doğacak bir bölgesel düzenin yarattığı rahatsızlık sebebiyle tüm çalışmalarımızı sabote etti. Gelinen noktada bölge, diktatörlerle teröristlerin mücadele alanına dönüştü.

Stratejik derinlikteki tezleriniz geçerliliğini koruyor mu?

Şunu rahatlıkla söyleyebilirim ki o teorik analizler hâlâ geçerli. Ben o çalışmayı bir diplomasi tecrübesi üzerinden değil bir akademisyen olarak yapmıştım. Şimdi yazacak olsam omurgasında değişiklik yapmam, ama kaslarında ve sinirlerinde değişiklikler yaparım. Aslında son gelişmeler bile söylenilenin aksine savunduğum tezlerin geçerliliğini ortaya koyuyor.

PAN-İSLAMİST YA DA NEO-OSMANLICI DEĞİLİM’

80'li ve 90'lı yıllarda İslami referanslarla pek çok makale kaleme aldınız. Sonraki dönemde düşüncelerinizde değişiklik oldu mu?

Hayır, 90'lı yıllarda yazdığım şeylerin hepsinin altına tekrar imza atarım. Elbette hiçbirimiz statik, kişilikler değiliz. Değişen tarihi kontekst, dinamik tarihi süreç içinde fikirlerimizi gözden geçirip yeni yaklaşımlar geliştirebiliriz. Bu konuda hiçbir zaman dogmatik bir yaklaşım içinde olmadım. Ama temel eksen itibariyle 80'li ve 90’lı yıllardaki düşüncelerimde sapmalar da olmadı.

Düşünce dünyanıza bakıp sizin Neo-Osmanlıcı olduğunuzu ya da Pan-İslamist olduğunuzu ileri sürenler oldu. Sünni İslam birliği kurma hayalinizin olduğu doğru mu?

Hiçbir savımda Neo-osmanlı gibi bir tabir kullanmadım. Ama Osmanlı’yı redd-i miras edenleri de hep eleştirdim. Osmanlı'ya herhangi bir atıfta bile tüyleri diken diken olup tarihle bağlarını koparanlar beni ‘Osmanlıcılık’la suçluyor. Eğer Osmanlıcı isem; Türkiye, Rusya ile ilişkilerini nasıl böyle bir yere getirdi? 2004'te Putin Türkiye'ye gelene kadar Türkiye-Rusya tarihinde hiçbir Rus lider Türkiye'ye gelmemişti. Ya da mesela Türkiye-Sırbistan-Bosna Hersek üçlü mekanizmasını kim kurdu? Ben Pan-İslamist isem Sırbistan'ın ne işi var o mekanizmanın içinde? Brezilya ile birlikte nükleer anlaşmayı kim yaptı? Biz sadece Müslüman ülkelere mi açıldık? Gidin Zambiya'da, Madagaskar'da, Güney Afrika Cumhuriyeti'nde nasıl bir Türkiye dostluğu olduğunu görün. Sünni birlik peşinde olsak Irak’ta seçimleri kazanan şii lider Allavi’yi neden destekledik, İran’ın nükleer sorununu çözmek için neden o kadar mücadele ettik ya da halkını katletmediği dönemde Beşşar Esad’la neden iyi ilişkiler geliştirdik. Bunların hepsi görmesini bilen için tarihin kayıtlarında duruyor.

RÖPORTAJIN DEVAMINI OKUMAK İÇİN TIKLAYINIZ

SN BAŞBAKAN
 // AK OSMANLI
KOSKOCA TRABZON İLİNİ GİTTİNİZ SÜLEYMAN SOYLUYA TESLİM ETTİNİZ BANA NEDEN BAHSEDİYORSUNUZ HALA KONUŞUYORSUNUZ HALA!!! 7 HAZİRAN IN 1 SORUMLUSU RTE 2.SORUMLUSU SİZ 3.SORUMLUSUDA SÜLEYMAN SOYLUDUR BEN BUNU SADE BİR AK PARTİLİ OLAARAK GÖRÜYORUM DA SİZ GÖRMÜYORSUNUZ ETRAFINIDAKİ GOYGOY CULARIN YÜZÜNDEN......BU SEFERDE KERHEN AKP AMMA BU SON.....
25 Ekim 2015 Pazar 18:33
GÜNDEM Kategorisindeki Diğer Haberler