YENİ HABERLER
ÇOK OKUNANLAR
Bahçeli'den Erdoğan'a hem destek hem eleştiri
MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli grup toplantısında 1 Mayıs'ın Taksim'de kutlanması konusuna değindi. Bahçeli hükümete destek vererek, "1 Mayıs Taksim günü değildir. Taksim ısrarı işçilerin yarasına merhem değildir" dedi.
Bahçeli'den Erdoğan'a hem destek hem eleştiri
29 Nisan 2014 / 12:30 Güncelleme: 29 Nisan 2014 / 12:38

MHP Lideri Bahçeli, partinini grup toplantısında yaptığı konuşmada Başbakan Erdoğan'ı eleştirdi.

MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, "Cumhurbaşkanı ve Genelkurmay Başkanı'ndan sonra dinleme ve kayda alma işinin yüksek mahkemeye kadar sıçradığı Başbakan tarafından seslendirilmiştir. Kimler niçin Cumhurbaşkanı'ndan Anayasa Mahkemesi'ne kadar dinlemiştir? Başbakan Erdoğan, kaset yoluyla devletin en tepesine şantaj yapılmasına ortam mı açmakta, Cumhurbaşkanı Seçiminde malzeme olarak kullanmayı mı düşünmektedir?

Ne olursa olsun, Başbakan Erdoğan'dan Cumhur'a Baş olmaz, Çankaya Köşkü yolsuzluktan dolayı yüzü simsiyah kesilmiş bu şahsı barındıramaz, kaldıramaz" dedi.
"Türkiye günlerdir 1 Mayıs'ı konuşmaktadır" diyen Bahçeli, "Ve 1 Mayıs'ın nerede, nasıl, hangi sınırlarda kutlanacağı taraflar arasında hararetli bir biçimde tartışılmaktadır. Hatırlanacağı gibi, TBMM'de yapılan bir kanun değişikliğiyle 1 Mayıs, 'Emek ve Dayanışma Günü' olarak belirlenmiş, bu düzenleme 27 Nisan 2009 tarihinde Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir.

124 yıllık bir mazisi bulunan 1 Mayıs kutlamaları böylelikle ülkemizde de özel gün olarak resmen kabul ve ilan edilmiştir. Fakat her 1 Mayıs sancılı geçmektedir. Emek'ten, işçi haklarından, işçilerin yaşadığı problemlerden ve dayanışmanın öneminden başka her şey gündeme yansımakta, öne çıkmaktadır. Şu çelişkiye dikkat ediniz ki, 1 Mayıs kutlamalarının yapılacağı alan tartışması işçi kardeşlerimizin beklentilerinin, hak taleplerinin üzerindedir. Bilhassa Taksim'de diretenlerle karşı çıkanların iki ayrı uçta toplanarak cepheleşmelere yol açması ülkemiz adına talihsizliktir. Çalışma hayatının ağırlaşmış bunca sıkıntı ve açmazı varken, kutlamaların nerede yapılacağıyla ilgili mücadeleye girmek, Taksim'i sanki vazgeçilmez kutsal bir alan olarak sunmak ne emeğin ne de dayanışmanın ruhuyla bağdaşacaktır" dedi.

"Kaldı ki 1 Mayıs Taksim günü değildir"

Bahçeli, şunları söyledi ; "1 Mayıs'ın magazinleştirilip Taksim'le özdeşleştirilmesi, Taksim'e hapsedilmesi, Taksim'e bağlanması işçi kardeşlerimizin ve iş hayatının hiçbir yarasına merhem olmayacaktır. Kaldı ki 1 Mayıs, Taksim Günü değildir. Geçmişte yaşanan ve provokatörlerin sahneye çıkarak dehşet ve vahşet saçtığı 1 Mayıs olayları toplumsal hafızada hala kanayan bir yaradır. Biz 1 Mayıs denilince dayanışmayı, yardımlaşmayı, birliği, ahlaki mücadeleyi görüyor ve iş hayatının ihtiyaçlarına samimiyetle eğilmenin değerli bir günü olarak addediyoruz. 1 Mayıs teröristlerin meydan okuduğu, zalimlerin yeşerdiği bir ortam değildir.

1 Mayıs insanlıktan nasibini almamış bölücü niyetlerin, maskeli canilerin, eli sapanlı militanların sözde geçit töreni değildir. 1 Mayıs taş, sopa, molotof, gaz, cop, toma, panzer, kavga, gürültü, eşkıyalıkla anılan bir gün olarak da değerlendirilmemelidir. Bunun için gerek işçi temsilcileri gerekse de hükümet 1 Mayıs'da sorumlu davranmalıdır. Özellikle sendikalar yasa dışı marjinal örgütlere prim vermemeli, polis de kutlamalara katılanlara daha hoşgörülü ve toleranslı muamele etmelidir.

1 Mayıs bahanesiyle tutuşturulan bir kıvılcımın hangi badirelere yol açacağını, nerede duracağını, neye mal olacağını peşinen hiç kimse kestiremeyecektir. Bu itibarla Başbakan ve hükümeti ateşe benzinle gitmemeli, işçilerimiz ve sendikalar dikkatli ve uyanık olmalıdır. Kendi siyasi hesaplarını, milletin huzur ve refahının üzerinde gören Başbakan, 1 Mayıs kutlamalarını söz ve mesajlarıyla tahrik etmemelidir. Önümüzdeki Perşembe günü kutlanacak 1 Mayıs Emek ve Dayanışma Günü münasebetiyle tüm işçilerimizi şimdiden tebrik ediyor, hepsine aileleriyle birlikte sağlık, mutluluk ve başarı diliyorum."

"Bölücü mihraklar zevkten dört köşedir"

Bahçeli, "Epey zamandır bölücü mihraklar zevkten dört köşedir. Çünkü Başbakan Erdoğan'ı ne isterlerse alacakları, ne buyururlarsa yaptıracakları bir kıvama getirmişlerdir. Başbakan PKK'nın gizli hayranı, gizli mensubu, gizli militanı gibi hareket etmektedir. Şu kadarını ifade etmeliyim ki, Türkiye'nin bir bölgesinde yaşanan bölücü kalkışmalar, terör faaliyetleri hükümet eliyle saklanmaya uğraşılmaktadır.

Başbakan Erdoğan meydanlardaki hamasi sözleriyle terör ve bölücülük sorununu kapatmaya, değilse bile ötelemeye çalışmaktadır. Muhtemeldir ki, Başbakan Erdoğan'ın müzakereler sonucunda PKK'ya verilmiş bir sözü vardır. Terörle mücadelenin tavsaması, yavaşlaması ve hatta durması için sunduğu teminatları olsa gerektir. Başbakan'ın önceliğinde milli güvenliğimizi sağlama almak heves ve hedefi yoktur. Başbakan'ın gündeminde Türk devletinin hak ve hukukunu savunmak bulunmamaktadır. Bu zihniyet için amaç PKK'nın tatmin edilip ödüllendirilmesidir" diye konuştu.

"Türk Milleti dipsiz bir kuyuya çekilmektedir"

Bahçeli, "AKP hükümeti milletimizin aleyhine olacak ne varsa özgürleşme, demokratikleşme, sivilleşme bahanesiyle benimsemekte ve kutsamaktadır. Türkiye aşama aşama parçalanmaya götürülmektedir. Türk milleti etap etap bölünmenin dipsiz kuyusuna çekilmektedir. Başbakan görevli bir yıkım memuru gibi uğraşmakta, emrivakilere boyun eğmektedir.

AKP'nin yıkım ortağı BDP bölünme ihalesinin üzerine kalan kısmını harfiyen yerine getirmek için her yolu denemekte, her çirkinliği rehber olarak kullanmaktadır. Kılıktan kılığa giren, isimden isime devamlı surette değişen, bir gün öyle bir gün böyle görünen, İmralı ve Kandil'in boğazına geçirdiği halatla sürüklenen ve silahların gölgesine sığınan BDP, şimdilerde yeniden deri değiştirmiş, Meclis grubu birkaç eksik dışında olduğu gibi HDP'ye katılmıştır.

BDP'nin ismi ise Haziran ayında yapılacak bir kongreyle Demokratik Bölgeler Partisi olacak, bu yeni bölücü yapılanma sadece Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölgesi'nde faaliyet gösterecektir. Açıklamalardan çıkan sonuç budur. Başbakan, İmralı canisi, Kandil, Barzani, küresel güç merkezleri ve siyasi bölücüler tüm planlarını bölünmüş bir Türkiye üzerine yapmaktadır. Sevr'in bu çağdaki karanlık temsilcileri süratle Kürdistan'ın kurulmasına hizmet etmektedir.

Kanlı emperyalizm ve küresel komplo bölgemizde dört parçalı Kürdistan'ı dayatmaktadır. Başbakan Erdoğan bu uğurda herşeyi göze almış, milleti hazmettirmek ve ihaneti olağan göstermek için canını dişine takmıştır. Türk siyasi tarihinde ilk defa Kürdistan ismini kullanan bölücü ve fitne yuvası bir parti kurulmuştur. Ne acıdır ki, Türk milleti her tarafından kuşatılmıştır. Dikkat ediniz, Türkiye Kürdistan Demokrat Partisi kuruluş işlemlerini tamamlanmış ve İçişleri Bakanlığı tarafından da onay görmüştür" dedi.

Mısır'daki gelişmeler

Bahçeli, "Mısır'daki bu kahredici gelişmeler İslam aleminde karşılıksız bırakılmamalı, uluslararası toplum suya sabuna dokunmayan açıklamalarla konuyu geçiştirmemelidir.Eğer ki, Başbakan Erdoğan ve hükümeti Mısır'la diyalogları askıya almamış olsaydı, bu ülkenin içişlerine karışarak taraf olmayı tercih etmeseydi Kahire yönetimi nezdinde girişimde bulanabilir ve sonuç alabilirdi. Şimdi yalnızca uzaktan uzağa konuşmakla ve eleştiri yapmakla yetinen AKP hükümeti yaptırım ve caydırıcılık vasfını çoktan kaybettiğinden hiçbir konuya doğrudan doğruya müdahil olamamaktadır.Bu ülkemiz ve bölgemiz adına hakikaten de bir kayıptır" dedi.

Başbakan Erdoğan'ın 1915 mesajı

Bahçeli, "Başbakan Erdoğan baştan sona gayri milli bir bakışla yazılan mesajında; adil ve vicdani duruştan, din ve etnik köken gözetmeden o dönemde yaşanmış acıları anlamaktan bahsetmiştir.Sayın Başbakan, biz kendi acılarımızın yasını hala tutarken, oluk oluk akan Müslüman Türk kanının sorumlularına ne yüzle, ne hakla, hangi yetkiyle karşılıksız tavizler veriyor, taziyede bulunuyorsun?Başbakan acılar hiyerarşisi kurulmasının, acıların birbiriyle mukayese edilmesinin ve yarıştırılmasının acının öznesi için bir anlam ifade etmeyeceğine atıf yapmıştır.Doğrudur, acıları yarıştırmak, acılar arasında kategorik ayrımlar yapmak bir aşamaya kadar insani ve İslami değildir. Fakat Ermeni çetelerinin katlettiği 518 bin 105 Müslüman Türk'ü ne yapacağız, nereye koyacağız, oldu bir kere, ne yapalım, ölenle ölünmez diyerek şehadetlere sırt mı çevireceğiz? Başbakan Erdoğan, Ermenilerin o dönemde yaşadıkları acıların hatıralarını anmalarını anlamanın ve paylaşmanın bir insanlık vazifesi olduğunu ileri sürmektedir.Haksız yere, suçsuz yere ölen her kim olursa olsun üzülmek doğal olarak insanlık gereğidir" diye konuştu.

"Petrosyan, Koçaryan ve Sarkisyan üçlüsünü saygıyla yad et"

Bahçeli, "Başbakan'a tavsiye ediyorum; Petrosyan, Koçaryan ve Sarkisyan üçlüsünü saygıyla yad et, arkasından şimdiki Ermenistan Cumhurbaşkanı'nı Van'da kardeşim diyerek kucakla, sonra da Batı Ermenistan sözleriyle herkesin huzurunda geçmişteki Taşnak, Hınçak ve Asala militanlarına protokoldekilerle birlikte iki göz iki çeşme ağla. Nasılsa benzerini Diyarbakır'da yapmıştın, nasılsa böylesi bir rezalette oldukça mahir ve ustasın.

Başbakan Erdoğan'ın mesajını, ABD Başkanı'nın büyük felaket tanımlamasıyla yayımladığı mesajını, İmralı canisinin 30 Ocak 2014 tarihinde Ermeni halkına hitaben yazdığı mektubunu yan yana koyunuz, inanın bana arada ufak tefek ayrıntı dışında hiçbir fark göremeyeceksiniz.İmralı canisi, 1915 olaylarıyla yüzleşmeyi, bunun büyük bir felaket olduğunu, Ermeni halkının acısını paylaşmayı istemektedir, gerek Başbakan gerekse de Obama aynı eğilimdedir.İmralı canisi, Anadolu'nun kadim halkları demekte, Başbakan Anadolu insanları tabirini kullanmaktadır" dedi.

Bahçeli, "1915'de zorunluluktan dolayı alınan tehcir kararı bir soykırım olmayıp milletimizin nefs-i müdafaasıdır, meşru ve haklı bir tedbirdir.Arşivler herkese açıktır, dürüst ve tarafsız bilim insanları 1915'in içyüzünü görebileceklerdir.Kaldı ki, bugüne kadar yapılan sayısız çalışmanın, yazılan tez ve makalenin ispat ettiği en yalın gerçek soykırımın yalan, iftira ve aldatmadan ibaret olduğudur.1915'teki saygı duyulması gereken milli duruşu soykırım diye yaftalamaya kalkanlar önce, o tarihlerde Balkanlardan göçe zorlanan 5 milyonu aşkın Evlad-ı Fatiha'nın derin ızdırap ve kayıpları hakkında konuşmalıdır.Yine o tarihlerde savaş şartları içinde, dünyanın değişik yerlerinde yaşanan kitlesel kıyım ve katliamlarla ilgili bir şey söylemelidir.Tehcir esnasında hayatını kaybedenlerin vebalini milletimizin üzerine yıkmaya çalışanlar, düşmanla dirsek teması kurup döktükleri nehir gibi kanın, Talat Paşa'nın bedenine sıktıkları kurşunun, Dağlık Karabağ'daki vahşi cinayetlerin hesabını vermelidir. Türk milletinin vereceği yoktur, ama alacağı çok fazladır" diye konuştu.

AYM Başkanı Kılıç'ın konuşması

Anayasa Mahkemesi Başkanı Haşim Kılıç'ın konuşmasını değerlendiren Bahçeli, şunları söyledi; "Anayasa Mahkemesi Başkanı'nın konuşması elbette haklı, doğru ve yerindedir. Fakat bizim tuhafımıza giden taraf, Sayın Başkanı'nın doğru bildiklerini, hukuk devleti üzerinde oynanan oyunları, adaleti yok sayan endişe verici uygulamaları niçin bu kadar gecikmeyle gündemine aldığıdır. Ne olmuştur da Anayasa Mahkemesi Başkanı'yla Başbakan ters düşmüştür? Başbakan Erdoğan eski dostuna niçin yüz çevirmiştir? Acaba dostların sözde savaşıyla ülke gündemi farklı bir mecraya çekilmek mi istenmekte, siyasi mühendislik mi yapılmaktadır? AKP'li bakan ve yöneticilerin hakaret ve suçlama nöbetine girerek Anayasa Mahkemesi Başkanı'na veryansın etmeleri doğrusunu isterseniz garip bir çelişkidir. Eğer bugün Recep Tayyip Erdoğan Başbakan sıfatıyla siyaset yapıyorsa, AKP iktidardaysa bu bir bakıma Sayın Haşim Kılıç'ın sayesindedir.

Yüksek yargı başkan veya üyelerinin siyasi yorumda bulunmaları bize göre isabetli ve kabul edilebilir değildir. Bizi kaygılandıran husus Anayasa Mahkemesi'nin direk siyasi tartışma ve polemiklerin içine çekilmesidir. Başbakan'ın değirmenine su taşıyan ve yeni bir öteki yaratan bu yeni kamplaşmanın hukuktaki tahribata yeni halka eklemesi bir başka düşündürücü sorun kaynağıdır. Adaleti savunmakla görevli ve yetkili olanların şahsi ve hissi davranmamaları asıl olmalıdır. Başbakan Erdoğan ile Anayasa Mahkemesi Başkanı arasındaki anlaşmazlığın gerçek nedenini elbette bilemeyiz. Ama bildiğimiz bir husus varsa, bu da süren çekişme ve rekabetin Cumhurbaşkanı Seçimiyle ilgili hesap ve beklentileri kapsadığıdır."

Bahçeli, "Cumhurbaşkanı ve Genelkurmay Başkanı'ndan sonra dinleme ve kayda alma işinin yüksek mahkemeye kadar sıçradığı Başbakan tarafından seslendirilmiştir. Yani Başbakan dinlenenlerin tehdit edildiğini ima etmektedir. Yani Başbakan devletin baştan ayağa dinlendiğini haykırmaktadır. Sayın Erdoğan sen iktidarda değil misin, sen Başbakan değil misin, sen milli güvenliği sağlamakla görevli değil misin? Başbakan bu vahim duruma açıklık getirmelidir. Kimler niçin Cumhurbaşkanı'ndan Anayasa Mahkemesi'ne kadar dinlemiştir? Cumhurbaşkanı Sayın Gül'ün üzerinde durma gereği duymadığı bu konu Başbakan tarafından niçin sıklıkla gündemde tutulmaktadır? Başbakan Erdoğan, kaset yoluyla devletin en tepesine şantaj yapılmasına ortam mı açmakta, Cumhurbaşkanı Seçiminde malzeme olarak kullanmayı mı düşünmektedir? Ne olursa olsun, Başbakan Erdoğan'dan Cumhur'a Baş olmaz, Çankaya Köşkü yolsuzluktan dolayı yüzü simsiyah kesilmiş bu şahsı barındıramaz, kaldıramaz" dedi.

 

DHA

GÜNDEM Kategorisindeki Diğer Haberler