YENİ HABERLER
ÇOK OKUNANLAR
Babamı Yeşil'in öldürdüğünü biliyorum
Babamı Yeşil'in öldürdüğünü biliyorum
02 Ekim 2010 10:13
1994’te lojmanında ölü bulunan Eşref Bitlis’in sağ kolu Tunceli İl Jandarma Alay Komutanı Albay Çillioğlu’nun oğlu, 16 yıl sonra Taraf’a konuştu: Babamı Yeşil’in öldürdüğünü biliyorum

1991-94 yılları arası Jandarma Genel Komutanlığı açısından oldukça karanlık bir dönem olarak tarihe geçti. Bu yıllarda özellikle yolu Güneydoğu’dan geçen üst düzey subaylar ya suikast ya da şaibeli kazalar nedeniyle hayatını kaybetti. Dönemin Jandarma Genel Komutanı Eşref Bitlis ve ekibinden birçok komutan şüpheli bir şekilde öldü ya da öldürüldü.

Bu isimlerin başında da Orgeneral Bitlis’in yakın çalışma arkadaşı olan Tunceli İl Jandarma Alay Komutanı Kazım Çillioğlu geliyor. Albay Çillioğlu, Tunceli Jandarma Bölge Komutanlığı’na vekaleten atandıktan bir gün sonra 3 Şubat 1994 tarihinde lojmandaki odasında kafasına tek kurşun sıkılmış halde “ölü bulundu.” Olay kayıtlara “intihar” olarak geçti. Ancak ailesi buna hiçbir zaman inanmadı. Daha önceki suikast girişimleri, otopsi raporundaki çelişkiler, iyi organize edilmiş “rastlantılar“ aileyi hep kuşkuda bıraktı.

İki defa ölümden döndü

Çillioğlu’nun ismi ilk defa 17 Şubat 1993 yılında meydana gelen ve Jandarma Genel Komutanı Eşref Bitlis’in yaşamını yitirdiği şaibeli uçak kazasında gündeme geldi. İzmir’de görevliyken Bitlis tarafından Diyarbakır Alay Jandarma Komutanlığı’na atanan Kazım Çillioğlu, uçağa binecekler listesinde yer alıyordu. Ancak Çillioğlu, Bitlis’i karşılamak için iki gün önce Diyarbakır’a gidince ölümden kurtuldu. Çillioğlu, aynı yıl Tunceli Jandarma Genel Komutanlığı’na ait helikopterde olması gerekirken son anda adı açıklanmayan başka bir görevinden dolayı helikoptere binmedi. Çillioğlu’nun binmediği helikopter de düşmüş biri yardımcısı olmak üzere üç subay hayatını kaybetmişti.

Bir yıl sonra ‘sır ölüm’

Ölüme iki defa çalım atan Albay Çillioğlu, Bitlis’in öldüğü uçak kazasından tam bir yıl sonra Jandarma Bölge Komutanlığı’ndaki evinde başına kurşun sıkılmış olarak bulundu. Tutanaklara “intihar” olarak geçen olayın ardından yaşananlar ise kafalarda soru işareti bırakıyor.

Otopsi raporundaki çelişkiler

Taraf’ın ulaştığı otopsi raporu ve soruşturma dosyasındaki çelişkiler bu soruları daha da derinleştiriyor. Tunceli Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından hazırlanan “Ölü Muayene ve Otopsi” tutanağında bilirkişi ve savcı birbirinden farklı görüşler öne sürüyor. 3 Şubat 1994 tarihli raporda dönemin Tunceli Cumhuriyet Savcısı Mehmet Taştan, Çillioğlu’na isabet eden kurşun için şu tesbitte bulunuyor: “Sağ kulağa 4-5 cm üst tarafından bitişik atış ateşli silahın yarası özelliklerini taşıyan giriş deliği olduğu gözlendi. Sağ elin üst kısmının kanlandığı el üzerinde barut izleri olduğu gözlendi. Beyindeki giriş deliği takip edildiğinde çıkış deliğinden kafatasını takip ederek kafanın sol arkaya yakın bölgeye kadar giderek dışarı çıkmış olduğu anlaşıldı.”

Aynı otopsi raporunun devamında ise bilirkişiler Dr. İsmet Ünal ve Dr. Can İyiiz’in kurşun izine ilişkin gözlemi şöyle yer alıyor: “Kafanın sağ bölgesinde kulağın üst kenarının yaklaşık 5 cm üstünde ateşli silah yarası giriş deliği olduğu gözlendi...Yara üzerinde barut izleri ve yanık izleri olduğu gözlendi. Bu merminin trajesinin kafa sol kulak üzerinde oplikat boyunca (göz hizası) 10 cm üstte çıkış deliği olduğu gözlendi...”

Savcılık gözleminde kurşunun, “kafanın sol arkaya yakın bölge”den çıktığı belirtilirken, bilirkişi, “merminin sol kulağın 10 cm üzerinden çıktığını” tesbit ediyor. Çillioğlu’nun ailesi ise kurşunun çıktığı bölgenin ensenin sol kısmında bulunduğunu iddia ediyor.

Önceden hazırlık yapılmış gibi

Soruşturma Savcısı İnayet Taş’ın hazırladığı soruşturma dosyasındaki ölüm saati ile otopsideki ölüm saati de birbirini tutmuyor. Soruşturma dosyasında ölüm saati “9.30-10.00” olarak geçerken, otopsi raporunda “17.00 suları” olarak yer alıyor. Önceden hazırlık yapılmış gibi Bingöl’de hayatını kaybeden 33 erin ölümüyle ilgili iddianameyi hazırlayan Askeri Savcı İnayet Taş’ın hazırladığı soruşturma dosyasındaki bilgiler, kuşkuları büsbütün arttırıyor. Çillioğlu’ndan haber alınamaması üzerine aralarında doktor askerlerin de olduğu geniş bir heyet albayın lojmandaki odasına gidiyor. Sanki Albay Çillioğlu’nun odada “ölü” olarak bulunabileceği hissiyle hareket ediliyor. Bu durum “kovuşturmaya gerek yok” kararı verilen soruşturma tutanağına şöyle yansıyor: “Tunceli İl Jandarma Komutan Yardımcısı Jandarma Albay Bekir Özyiğit, Jandarma Kurmay Binbaşı Mehmet Çörten, Kışla nöbetçi amiri Asteğmen Mehmet Genişler, Diş Tabibi Asteğmen Onur Kepez, Jandarma Sıhhiye Çavuş Yunus Ak, Jandarma er marangoz Süleyman Düzenli, Ulaştırma eri Engin Malkoç, Ulaştırma eri Ahmet Yirmibeşoğlu olduğu halde kapının marangoz Jandarma eri Süleyman Düzenli’nin yardımıyla Ulaştırma eri Engin Malkoç’un kapıyı tekmeleyip omuzlaması sonucu açıldığı, kapının hemen girişinde olay yerinde çekilen fotoğraflarda tesbit edildiği gibi Albay Çillioğlu’nun yerdeki sırt üstü yatar vaziyetteki cesediyle karşılaşıldığı, cesede yakın bir tabanca ile boş kovanın bulunduğu...”

Tesadüfe bak bütün daireler boş

Soruşturma dosyasında dikkat çeken bir başka nokta ise Çillioğlu’nun ölü bulunduğu lojmanda neredeyse bütün dairelerin boş gösterilmesi. Dosyadaki “Mütevveffanın (Çillioğlu) oturduğu Tunceli Jandarma Bölge Komutanlığı Kışlası’ndaki lojmanların (A) blokundaki altı numaralı dairenin üstündeki sekiz nolu dairenin boş, yedi nolu dairedekilerin izinde olmaları, karşısındaki beş nolu dairedeki yüzbaşının geçici görevde olması, üç nolu dairedekilerin izinde olmaları...” ifadeleri mükemmel bir tesadüfü anlatıyor.

Apartmanda sadece 1, 2 ve 4 nolu dairede oturan subay ve astsubayların bulunduğu belirtilen dosyaki bilgiler şöyle devam ediyor: “Bu ev sakinlerinin zaman zaman yapılan atışlar sebebiyle silah seslerine yabancı olmadıkları bu nedenle oturdukları dairelerin üst kısımında patlayan silah sesinin kendileri için bir özellik arzetmeyiceğinden apartmanda patlayan silah sesi duymadıkları...”

O cümleye neden vurgu yapıldı

Eşref Bitlis’in yaşamını yitirdiği kazadan yaklaşık bir ay sonra acil bir şekilde Diyarbakır’dan Tunceli’ye gönderilen Albay Kazım Çillioğlu’nun ölümüyle ilgili açılan soruşturma Askerî Savcı İnayet Taş tarafından böylece kapatılıyor. Dosya rafa kaldırılırken özellikle “bu olayın meydana gelişinde hiç kimsenin dahli bulunmadığı...” ifadesi birilerinin kendisini korumaya çalıştığı izlenimini veriyor. Albay Çillioğlu’nun kesinlikle intihar etmediğine inanan ailesi o dönem olayın aydınlatılması için büyük bir mücadele veriyor. Ancak her seferinde önlerine bir engel çıkıyor. Bunun üzerine kendi kabuğuna çekilen aile 16 yıl boyunca biriktirdiği bilgi ve belgelerle yeni bir hukuk savaşına hazırlanıyor.

Babamı Yeşil vurdu

Albay Kazım Çillioğlu’nun oğlu Gökhan Çillioğlu, yıllardır babasının ölümünü araştırdığını ve çarpıcı bilgilere ulaştığını söyledi. Babasının silah arkadaşlarıyla görüştüğünü, o dönem görev yapan askerlerle konuştuğunu bilgi ve belge topladığını anlatan Çillioğlu, “Babamızın öldürüldüğüne dair artık hiçbir kuşkumuz kalmadı” dedi.

Babam hayatı çok severdi

Babasının ölümünden 16 yıl sonra Taraf’a konuşan Gökhan Çillioğlu, şunları söyledi:

“Cenaze günü Bolu Bölük Komutanlığı’dan aradılar. ‘Gelmek istiyoruz’ dediler. ‘Buyurun’ dedik. Daha sonra ‘Alay Komutanımız gelecek’ dediler, şaşırdık. Bayram değil seyran değil, niye geliyor ki? Babamın yaralandığını söylediler. Daha sonra gece dediler ki rahmetli olmuş. O anda yıkıldık. Cenaze geldiğinde tabut bayrağa sarılıydı. Ambulansla birlikte evimize doğru harekettik. Cenazeyi arabadan indirdik o sırada bir mikrofon, “Babanız intihar etmiş, ne düşünüyorsunuz” diye sordu bir gazeteci. ‘Ne yapmış’ dedim, dedi ki ‘intihar etmiş.’ Hepimiz şoka girdik. Çünkü mümkün değil, babam intihar edemez. Babam çok inançlı bir insandı intihar etmesi mümkün değildi. Ailesine çok düşkündü, bizi çok severdi. Hayatı çok sever, yaşamayı çok severdi.

Cenazeyi gömmeyecektik ama...

Cenazeyi gömmeyeceğimizi söyledik. Ancak o sırada cenazeye gelen dönemin Tunceli Valisi, ‘Bu olayı aydınlatacağız’ diye bize söz verdi. Valinin sözünden sonra defin işlemi başladı. Ardından belgeler gelmeye başladı. Konuyu araştırıyorum. Otopsi raporu geldi. Düzmece bir otopsi raporu hazırlanmış. Lojmanda hazırlanmış. Emrini veren de Tunceli Bölge Komutanı İsmail Kuru. Kuru bir gün önce görevden alınmıştı.

Dinleme cihazı kurunca...

Biz itiraz ettik. Çünkü cenazeyi görmüştük ‘bu nasıl bir rapor’ dedik. Yaklaşık üç ay uğraştık. Cevap olarak Savcı İnayet Taş’ın hazırladığı ‘kovuşturmaya gerek yok’ yanıtı geldi. Bize anlatılanlara göre babamla Tunceli Bölge Komutanı İsmail Kuru arasında bir sıkıntı yaşanıyor. Babam terörle mücadele konusunda içeriden bilgi sızdırıldığından şüpheleniyor. Düşünün operasyona gidiyor, telsiz kapatıyor. Çünkü operasyona çıktığı zaman Bölge Komutanı İsmail Kuru tarafından geri çağrılıyor. Bu nedenle operasyonu telsiz yürütüyor. Bu nedenle Bölge Komutanlığı’na TIR içinde bir dinleme cihazı kuruyor. Ve bölgedeki bütün konuşmaları dinliyor. Kanaatimize göre bu dinlemeler sırasında babam bir suç tesbit etti ve Diyarbakır’a bildirdi. Bu uygulamadan sonra bilgi sızdıramamıştır. Bunlar çok önemli.

Babamdan rahatsız oldular

Babam öldürülmeden bir gün önce Diyarbakır’dan bir yazı geliyor. Bu yazıdan sonra rahatsızlanan İsmail Kuru, emeklilik dilekçesi veriyor. Yazıda Kuru’nun yerine ise babamın vekaleten atanacağı belirtiliyor. Bu bilgiler soruşturma dosyasında yer alıyor. O dönem Yeşil bölgede çok etkin. Bölge komutanlığını makamı gibi kullanıyor. Bizim kanaatimize göre Kuru ve Yeşil, bütün yetkilerin babamın eline geçmesinden rahatsız oldu. Çok açık söyleyeyim babamı Yeşil öldürdü. Yeşil’in Tunceli’de olduğunu söyleyen babamın silah arkadaşları bize bu bilgiyi verdiler. Yeşil enseden vurur. Bir tane kafadan sıkar çıkar. Ama Yeşil tek başına değildi.

Hastaneye göndermiyorlar

Babamın ölümünden sonra ağzında sigarayla Bölge Komutanı İsmail Kuru odaya geliyor. Pis pis gülüyormuş. Diyor ki intihar. Savcıyı çağırın. Otopsi için gönderilmeyecek. Burada yapılacak diyor. Devlet hastanesine göndermiyorlar. Otopsiyi evde yapıyorlar. Babamın cenazesini küvette yıkıyorlar. Sonra alıp revire götürüyorlar.

Parmak izi neden alınmadı

Çıkıştaki mermi çekirdeğinin nerede olduğunu bulamadılar. ‘Kayıp’ dediler. Biz tekrar ısrar ettik. Mermi kapının tepesine yani en üst kısmına saplanmış. İntihar etmek isteyen insanın kendisini bu şekilde vurması mümkün değil. Bir sekme yok, mermi evin içinde gezmemiş. Cenaze sırasında açıp baktım, kan değil şöyle sarımsı bir sıvı aktı parmağıma. Korktum.

Balistik incelemesinde merminin babamın silahından çıktığı belirtiliyor. Peki silahın üzerindeki parmak izi aldın mı? Çekirdeğin üzerindeki doku örneğine bakıldı mı? Babam mı ateşlemiş silahı? Bir insan kafasının üstünden nasıl kendisini vuracak?

Babamın mezarını açın diyeceğiz

Biz babamın mezarının açılmasını isteyeceğiz. Babamın ölümünden tek sorumlunun Bölge Komutanı İsmail Kuru olduğunu söyleyen şahitler ve somut delillerimiz var. İsmail Kuru ve soruşturmayı kapatan Savcı İnayet Taş hakkında suç duyurusunda bulunmak istiyoruz. (Taraf)

başkaları da var
 // albay
Hem er ve erbaş hem de üst rütbelilerin de olduğu birçok suikast ve hain pazarlıkla öldürülen (nöbetlerde ve askeri birliklerin içinde) bir sürü cinayet var. Komutanı tarafından dışarıya kekliği gönderdik diye haber uçurulan ve ertesi gün cesedi alınan pek çok şehidimiz var. Bunlar çıkarılmalı. Bu millet suçluların cezalandırılmasını elbette hak ediyor. Güvenlik güçleri ve yargı üzerine düşeni yapmalıdır. Yeter artık!!! Şehit edilen bir general de va...
02 Ekim 2010 19:26
GÜNDEM Kategorisindeki Diğer Haberler