YENİ HABERLER
ÇOK OKUNANLAR
Babacan: Bu çok vahim bir durum!
Babacan: Bu çok vahim bir durum!
12 Ocak 2014 17:36
Başbakan Yardımcısı Ali Babacan, Türkiye'deki bir işadamının, yargı içerisindeki bir yapı tarafından hedef olarak alınabildiğini, mal varlıklarına tedbir uygulanabildiğini belirtti.

Başbakan Yardımcısı Ali Babacan, TRT1'de katıldığı Enine Boyuna programında gündeme ilişkin soruları yanıtladı.

Ali Babacan, bir soru üzerine 17 Aralık operasyonunun ardından 25 Aralıkta ikinci dalganın yaşandığını ve son olarak İzmir merkezli bir operasyon gerçekleştirildiğini anımsatarak, bunların hepsinin birbirlerinden farklı olduğunu ancak ortak özelliklerinin bulunduğunu söyledi.

Bu operasyonların zamanlamasının dikkat çekici olduğunu ifade eden Babacan, "Bunların ortak özelliği çok uzun süredir takip ediliyor olması, mahkeme kararlarıyla takip kararı alınması ve devletin birimlerinin resmen dosya oluşturması ama zamanlaması olarak baktığınızda öyle bir tarih seçiliyor ki yerel seçimlere 3 ay kalmış arkasından cumhurbaşkanlığı seçimleri var. Zamanlaması, niteliği ve uygulama yöntemi açısından baktığınızda tamamen iktidar partisini, hükümetimizi ve hatta Başbakanımızın şahsını hedefleyen bir operasyon olduğu konusunda zaten artık Türkiye'de genel bir kanaat hakim" dedi.

Operasyonlara ilişkin bazı soru işaretlerinin bulunduğunu vurgulayan Babacan, şöyle konuştu:

"Bu 3 yıldır biliniyordu da niye rapor edilmedi, niye bu operasyonlar ilk 6 ayda ya da 8 ayda artık somutlaşınca hemen harekete geçilmedi de bugün beklendi. Ya da niye bizim İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı adayımızın kampanyasını başlattığı gün ve İzmir'de ve kendisi bakan iken kendisine bağlı olan bir kurumla alakalı bir operasyon başlatıldı? Bunların hepsi ciddi soru işaretleri oluşturuyor ve artık organize bir operasyon ve bir komplo olduğu konusunda da kuşkular gittikçe azalmış durumda. Artık bu konuda kuvvetli bir kanaat toplumda da hakim. Bütün bunları değerlendirilirken asla şöyle bir anlamda çıkarmamalıyız. Biz hükümet olarak yolsuzluklar karşısında son derece hassasız. Hiç bir yolsuzluğun üzerini örtmeyiz. Bunların kökünü kazımak için de bundan sonra da çaba içerisinde olmaya devam edeceğiz. Burada asla farklı bir algı oluşmamalı bu da bizi üzer. Yolsuzluğa sıfır tolerans çizgisini izlemek zorundayız."

Babacan, devletin içerisindeki bu tür yapılanmaların siyasi ve ekonomik istikrara zarar verici adımlar atmasını önlemek için de ellerinden geleni yapacaklarını ifade etti.

Son gelişmelerin ekonomiye etkisi

Son gelişmelerin ekonomiye çıkardığı maliyete ilişkin soruyu yanıtlarken de Babacan, bunların farklı perspektiflerle ve farklı kriterlerle hesap edilebileceğini söyledi.

Operasyonların ilk gününden 27 Aralık tarihine kadar geçen süreçte halka açık şirketlerin değerinin 49 milyar 334 milyon dolar düştüğünü belirten Babacan, şöyle devam etti:

"Ancak 27 Aralıktan bugüne kadar bir toparlanma oldu ve 12 milyar dolarlık bir değer artışı var. O tarihten bu yana uluslararası yatırımcıların alışverişine bakıyoruz, Türkiye'den net nakit çıkış olmuş. 26, 27 Aralık'a kadar 300 milyon dolar çıkmış ama o günden cuma akşamına kadar tekrar 250 milyon dolar da girmiş. Sadece 50 milyon dolarlık küçük bir rakam var. Toplam şirketlerimizin değerinin 233 milyar dolar olduğunu düşündüğümüzde aslında Türkiye'den korkup da satıp çıkma yok sadece Türkiye'nin riskleri arttı dolayısıyla Türkiye'deki varlıklarımızın değerini biraz daha aşağı doğru ayarlamamız gerekiyor dedi yatırımcılar. Ama risklerin ortadan kalkmasıyla birlikte bu toparlayacaktır. Bu olaylardan önce Hazinenin borçlanma faizi 9,06 iken 10,37'ya kadar çıkmış ama cuma akşamı tekrar 9,82'yi indi. Ama nihayetinde bunların muhasebesini bir çeyrek veya yıl sonunda yapmak lazım."

"Yolsuzluğun boyutu ile ilgili rakamları nasıl değerlendiriyorsunuz" şeklindeki soruya da Babacan, "Kim hangi rakamı konuşuyorsa bu rakamın kaynağını ve hesap metodunu da açıklamak zorunda. Bütün bu dosyalar gizlilik niteliği taşıyan dosyalar. Buna ait iddia edilen rakamların ifade edilmesi büyük bir hata olur" yanıtını verdi.

Yolsuzlukların çok olduğu bir ülkeye yatırımcılar kolay kolay gelmez

Yolsuzlukların çok olduğu bir ülkeye yatırımcıların kolay kolay gelmeyeceğini, yatırımcılar için öngörülebilirliğin önemli olduğunu anlatan Babacan, yolsuzluğun en küçüğüne bile asla göz yummayacaklarını vurguladı.

İnsanın olduğu her alanda hata olabileceğini ifade eden Babacan, önemli olanın baştan doğru insanları doğru görevlere getirmek, önleyici tedbirleri almak ve sistemi doğru kurmak olduğunu söyledi.

Hükümetin yargıya güvenip güvenmediğine ilişkin soruya da Babacan, yargının büyük bir camia olduğunu, yargının tümü ile ilgili bir nitelendirme yapabilmelerinin zor olduğunu söyledi.

Türkiye'de hukuk güvenliğinin önemli bir kavram olduğuna dikkati çeken Babacan, "Bunun olabilmesi için de tek tek savcılarımızın, hakimlerimizin, öncelikle anayasa ve yasalar çerçevesinde aynı zamanda vicdanlarıyla ve hepsinin ötesinde de uluslararası hukuk normlarıyla hareket ediyor olmaları lazım. Bunun dışında karar verme anında farklı düşünceler, farklı bir motivasyon, farklı bir amaç varsa işte o noktada da biz kusura bakmayın durun demek zorundayız. Yargı bağımsızdır ama yargının içerisinde adeta mini bir devlet oluşumu çabasına da göz yumamayız" diye konuştu.

Türkiye yargı reformlarında geride kaldı

Babacan, Türkiye'nin ekonomik konulara göre yargı reformlarında geride kaldığını belirterek, güven konusunda en geride olan kurumlardan bir tanesinin yargı olduğunu kaydetti.

Yargının hızlı ama tutarlı çalışmasının önemli olduğunu anlatan Babacan, bazı üst ve alt mahkemelerin aynı konuda ve dosyada farklı kararlar verebildiğini söyledi.

Güvenilirliğin son derece önemli olduğunun altını çizen Babacan, "Halkımız ya da uluslararası yatırımcılar şunu diyebilmeli, Türkiye Cumhuriyeti mahkemelerine ben güvenirim, problem çıktığında giderim hızlı va adil sonuçlar çıkar. Bunu dedirtemezsek zaten bizim gerçek anlamda gelişmiş bir ekonomi olmamız da mümkün değil, gerçek anlamda ileri bir demokrasi olmamız da mümkün değil" diye konuştu.

Babacan, bir başka soru üzerine yatırımlar açısından bakıldığında Türkiye'de güçlü ve güvenilir bir siyasi istikrarın olmasının son derece önemli olduğunu, 'kontrol bizde' mesajı vermeye başladıkları andan itibaren piyasa göstergelerinin toparlanmaya başladığını bildirdi.

Kısa vadede bazı öncelikler belirlediklerini ifade eden Babacan, "Kısa vadede temel önceliğimiz bu saldırıyı bu atakları durdurmak ve yenilerinin meydana gelmesini de önlemek. Eğer bunu yapamaz isek Türkiye artık kontrol edilemeyen, kaosa sürüklenen bir ülke görüntüsü oluşursa bu ekonomimizi çok çok olumsuz etkiler. Temel öncelik kısa vadede kontrol altına almak ve yeni ataklara izin vermemek. Ama bu yolsuzlukları kapatalım, örtelim anlamına asla gelmiyor" dedi.

"Hukuk devleti görüntüsünü bozacak bir adımdan uzak kalmalıyız"

Herkesin anayasa içerisinde hareket etmesi gerektiğini vurgulayan Babacan, orta ve uzun vadede bir hukuk devleti görüntüsünü bozacak bir adımdan uzak kalmaları gerektiğini bildirdi. Babacan, "Kuralların yazılı olduğu, şeffaf, hesap verebilir bir hukuk devleti. Kurallı bir piyasa ekonomisi, gri alanların olmadığı, yargıya güvenilen bir hukuk devleti... Bunu sağlayamazsak yine ekonomimiz üzerinde olumsuz etkisi olur" şeklinde konuştu.

İkinci dalga ile ilgili iş çevrelerinin görüşlerini dinlediklerinde çok zayıf argümanlar olduğunu gördüklerini anlatan Babacan, şöyle devam etti:

"Yargının içerisindeki bir yapılanma, devlet yatırımlarında aktif olan şirketlere yönelik böyle bir ope, Türkiye'nin hukuk güvenliği açısından çok vahim bir durum. Bunu dünyanın her yerinden işadamları izliyor. Yani Türkiye'deki bir işadamı, yargı içerisindeki bir yapı tarafından hedef olarak alınabiliyor, mal varlıklarına tedbir uygulanabiliyor. Bu tamamen o yapılanmanın kendi amaçları ve kendi hedefleri doğrultusunda olabiliyor. Bu çok vahim bir durum. Zaten bunun üzerine gitmek gerekiyor. HSYK Yasası olsun, diğer çalışmalar olsun bunları bir an önce önlemeye ve bunların tekrarını önlemeye yönelik adımlar. Bu adımlar yargının bağımsızlığına müdahale gibi algılanıyor. Halbuki orada tamamen mini bir bağımsız devlet gibi hareket eden münferit girişimlere yönelik bir çalışma bu. Onları hedefleyen, onları etkisizleştirmeye çalışan, yargının tüm bağımsızlığını etkilemeye çalışan bir çaba değil bizimkisi."

Son dönemde yaşanan kur artışı ve faiz hareketliliğinin enflasyon beklentilerini ne yönde etkileyeceğine ilişkin soru üzerine Babacan, enflasyonun etkilenmesi için kur artışının kalıcı olması gerektiğini söyledi. Babacan, "Kısa süreli dalgalanmaların enflasyon üzerindeki etkisini pek görmüyoruz. 'Kur artışı burada ne kadar kalıcı olacak, bu siyasi riskler ne kadar devam edecek?' 2014'ün enflasyonunu bu belirleyecek. Bir kaç hafta veya bir kaç ay gibi tanımladığımız bir sürede ortam sakinleşirse piyasa göstergeleri de daha normale dönecektir. O zaman da 2014 enflasyonu üzerindeki etki daha sınırlı olacaktır" diye konuştu.

Zamanında aldıkları tedbirler sayesinde devletin, bankaların, hane halkının ve önemli ölçüde de şirketlerin bilançolarında böyle bir dönemde herhangi bir tahribatın söz konusu olmadığını anlatan Babacan, "Önceki dönemlerde kur arttığı zaman bu bir felaket haberi olabiliyordu, kur düştüğü zaman da sanki bütün riskler ortadan kalkmış gibi bir algı olabiliyordu. Bugün için öyle değil. Yani kur, bizim ekonomik ve finansal yapımıza çok önemli bir şok abzorbe etme mekanizması. Siyaset veya ekonomik kaynaklı şoklara karşı en önemli şoku abzorbe etme mekanizması. Dolayısıyla kurun inmesi veya çıkması ekonominin diğer alanlarında olabilecek daha büyük hasarları aslında önlüyor, aynı arabalardaki airbag gibi" ifadesini kullandı.

Babacan, bir başka soruyu yanıtlarken 17 Aralıktan itibaren yaşadıkları sürecin kendileri için büyük bir sürpriz olduğunu, böylesine bir hareketi ve dalgayı beklemediklerini vurguladı.

Bazı kurumlarda bazı yapılanmaların olduğunu bildiklerini kaydeden Babacan, ekonominin korunması amacıyla her türlü hazırlıkları önceden yaptıkları için son yaşanan olaylarda ekonomide kalıcı bir hasarın meydana gelmediğini dile getirdi.

Cemaatlerin sosyal yapının bir parçası olduğuna dikkati çeken Babacan, şöyle konuştu:

"En önemli fonksiyonları insan yetiştirme. Özellikle dünyada 11 Eylül olaylarından sonra sağlıklı bir din anlayışı ve aşırı uçlara kaymayacak şekilde pozitif bilimlerle sağlıklı bir din anlayışının, bir yaşantıya da yansıyacak şekilde insanlara kazandırılması önemli. Toplumsal yapımızın sağlamlığı açısından da önemli. Dolayısıyla dünyadaki pek çok ülkedeki okul sistemi, kendi içimizdeki okullar ve üniversiteler ve buradan yetişen insanlar önemli.

Bu insanların özel sektör ve kamuda önemli yerlere gelmesi de önemli. Ama konuyu insan yetiştirme boyutunun o çizgisinden daha ileriye taşıyıp, o yetişen insanları, ya da bazı kurumlarda görev alan insanları farklı bir emir komuta zinciri içeresinde yönetmeye başlamak, onları farklı bir gündem ve farklı bir hedef çerçevesinde ayrı bir emir komuta zinciriyle 'şunu yap bunu yapma, hadi bakalım şunu yapıyorsunuz' şeklinde bir mekanizmaya bağlamak kabul edilebilir bir şey değil. Bunu hiç bir devlet ya da özel sektör ve şirket de kabul etmez. Hiç bir patron, diyelim ki büyük bir şirket düşünün. Kendi şirketi içerisindeki bir birimde bir grup insan kendi talimatları ve şirket çıkarları dışında bazı şeyler yapıyor, ya da şirketi farklı risklere sokuyor.

Onu hemen öğrendiği anda duyduğu anda ertesi gün onları alır kapının önüne koyar. Özel sektörde böyledir. Devlet yönetiminde de bir yapılanma kabul edilebilir bir şey değil. Biz olan menakizmayı bu şekilde kullanabileceklerini açıkçası hiç tahmin edemedik. Yıllarca bazı dosyaları tutup takip edip, ki burada bir savcı, bir hakim ve bir grup polisle yapılabiliyor. Devlet bu imkanı vermiş, yargı bağımsız demiş. Polis , adli kolluk sıfatıyla yargının emrine verilmiş. Niye yargı bağımsız çalışsın ve tarafsız olsun diye bunlar yapılmış. Ama bağımsızlığı hukuk çerçevesinde kullanması gerekirken o bağımsızlığı yani cemaat gündemi hedefi doğrultusunda kullanmak kabul edilebilir bir şey değil. "

GÜNDEM Kategorisindeki Diğer Haberler