YENİ HABERLER
ÇOK OKUNANLAR
Avrupa'nın taleplerini yerine getirdik ama başımıza gelmeyen bela kalmadı
Vize serbestisi karşılığında Terörle Mücadele Yasası’nı değiştirmemizi isteyen Avrupa’nın bir buçuk asırdan buyana bitmeyen hemen her talebini kabul etmemiz üzerine başımıza gelen dertlerin, kısa bir listesi...
Avrupa'nın taleplerini yerine getirdik ama başımıza gelmeyen bela kalmadı
08 Mayıs 2016 / 07:34 Güncelleme: 08 Mayıs 2016 / 07:41

Avrupa Birliği’nin Türk vatandaşlarına uygulanan vizenin kaldırılması karşılığında Terörle Mücadele Yasası’nı değiştirmemizi istemesi üzerine Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Avrupa’ya hitaben “Kusura bakma. Biz yolumuza gidiyoruz, sen de yoluna git!” dedi.

İşte, bir buçuk asırdan buyana devam eden “Avrupalı olma” maceramız sırasında karşılaştığımız benzer taleplerden ve bu taleplerin neredeyse tamamını yerine getirmemizin ardından uğradığımız dertlerden bir kısmı...

Avrupa Birliği’nin vize serbestisi karşılığında Terörle Mücadele Yasası’nı değiştirmemizi istediğini duyuran Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan bu talebe sert cevap verdi ve Avrupa’ya hitaben “Kusura bakma. Biz yolumuza gidiyoruz, sen de yoluna git!” dedi. 

1-20160508073540.jpg
(1854’te yapılmış bir çizim: Kırım’da Rusya’ya karşı savaşan müttefikler; yani Fransız, Türk ve İngiliz askerleri)

HARPTEN ÖNCE BAŞLADI 

Erdoğan’ın sözleri bir buçuk asırdan buyana Avrupalı olmaya çalışan ve olabilmek uğruna Avrupa’nın neredeyse bütün taleplerini yerine getiren Türkiye’nin artık yepyeni bir yola girmek üzere olduğunu gösteriyor... Bu talepler 1850’li senelerden, 1854’e Avrupa devletleriyle beraber Rusya’ya harp ilân etmemizden, yani Kırım Savaşı’ndan önce başladı... 

AVRUPALI OLDUK 

Rusya’yı Avrupalı müttefiklerimiz ile beraber yenilgiye uğratmamızın ardından artık Avrupalı olacağımızdan emindik ama müttefikler o zaman da “Herşeyden önce reform” deyip işkencenin yasaklanmasını, cezaevlerinin ıslah edilmesini, halka din hürriyeti verilmesini ve vergi reformu yapmamızı istediler. 1856’nın 18 Şubat’ında “Islahat Hatt-ı Humayunu”nu yayınlayıp daha da bir çağdaş olduk, 1856’nın 30 Mart’ında Türkiye’nin “Avrupalı” olduğu ilân edildi, “Avrupa Devletleri Konseyi”ne alındık ama Avrupalılaşmamız kısa sürdü. 

2-886.jpg
(Türkiye’nin 30 Mart 1856’da “Avrupalı” olduğunun ilân edilip “Avrupa Devletleri Konseyi”ne alınmasından sonra Avrupa basınından bir çizim: Sultan Abdülmecid (ortada) ve Avrupalı hükümdarlar)

HEP TOPRAK KAYBETTİK

İşte, o tarihten itibaren Avrupa daha fazla taleplerde bulundu, ne isterse yerine getirmeye çalıştık ama her defasında başımıza bir işler geldi. Önce adımız “hasta adam”a çıktı, Avrupa “hasta adam”ın mirasını paylaşabilmek için bütün yolları denedi, talepleri her yerine getirişimizde mutlaka toprak kaybettik ve sonrası mâlûm: 1912’deki Balkan ve 1914’te girdiğimiz Dünya Savaşı’nın ardından imparatorluğun elimizde kalan topraklarını da kaybettik! Bu sayfada, “Avrupalılaşma” maceramız boyunca karşılaştı- ğımız ve neredeyse tamamını yerine getirdiğimiz bazı taleplerden sonra uğradığımız dertlerin bir listesi yeralıyor. 

3-484.jpg
(1906 Kasım’ında Midilli’deki resmî daireleri işgal eden Avrupa donanması)

BATININ HER DEDİĞİNE 'OLUR!' DEDİK VE ARDINDAN BU DERTLER İLE KAYIPLARI YAŞADIK

MAYIS 1860: Avrupa, Osmanlı toprağı olan Lübnan’ı karıştırmak için kolları sıvadı. İngilizler Dürziler’i, Fransızlar da Maruniler’i kışkırtmaya başladılar ve başımıza senelerce devam edecek olan bir “Lübnan meselesi” çıktı. 

5 EYLÜL 1860: İngiltere, Fransa, Prusya, Rusya ve Avusturya, Lübnan’a 12 bin kişilik bir birlik ve donanma göndermeye karar verdiler. Osmanlı hükümeti 5 Eylül 1860’ta Avrupa askerî gücünün Lübnan’a gitmesini kabul etti ve talepler bitmeyince 1861’in 9 Haziran’ında da Lübnan’da müstakil bir yönetim kurulmasını kabul etti. 

HAZİRAN 1862: Sırplar, Belgrad’dan baş- layarak bölgedeki Türk ve Müslüman yerleşim merkezlerine saldırdılar. Sırplar’ın tarafını tutan Fransa onların lehine geçici bir çözüm sağladı, kesin çözüm 1867’nin 10 Nisan’ında geldi ve Belgrad, Sırbistan’a terkedildi.

HAZİRAN 1864: Avrupa, Osmanlı toprağı olan Romanya taraflarında çıkan karışıklıkların halledilmesi için devreye girdi ve İstanbul hükü- metine Eflak ile Boğdan’da seçimle işbaşına gelecek meclisler kurulmasını kabul ettirdi.

2 EYLÜL 1866: Girit’te Hacı Mihail’in liderliğindeki isyancılar adayı Yunanistan’a ilhak ettiklerini duyurup Müslüman halkı kılıç- tan geçirmeye başladılar. Hadise, Avrupa’ya “Türkler Hristiyanları kesiyorlar” diye yansıdı. Biz “Girit’i vermeyiz!.. Toprak bütünlüğümüz sizin garantiniz altında” diyor, Avrupa’dan “Girit’i bırakın, verip kurtulun” cevabı geliyordu. Mücadele senelerce devam etti ve Türkiye 1897’nin 18 Nisan’ında Yunanistan’a savaş açtı. Atina’ya girmek üzere olduğumuz sırada Avrupa barış yapmaya zorladı, cephede kazandıklarımız barış görüşmelerinde elimizden çıktı. İngiltere, Fransa, İtalya ve Rusya, Girit’e özerklik verilmesini sağladılar. Girit Meclisi daha sonra 6 Kasım 1908’de “Yunanistan’a ilhak” kararı aldı ve ada Yunan toprağı oldu.
-11 MART 1870: Bâbıâlî, yani İstanbul hükü- meti, Rusya’nın baskısıyla Bulgar Kilisesi’nin bağımsızlığını tanımak zorunda kaldı. 

4-285.jpg
(1856’da “Avrupalı” olmamızdan sonra yapılmış bir seramik biblo: Sultan Abdülmecid (solda), İngiltere Kraliçesi Victoria ve Fransa İmparatoru Üçüncü Napolyon)

13 NİSAN 1875: Hersek’te Hristiyanlar isyan etti. İstanbul’un ayaklanmayı bastıramayacağından emin olan Almanya, Avusturya ve Rusya isyana karışmayacaklarını açıklamalarına rağmen isyancılara gizliden gizliye destek verdiler. Fransa ise resmen taraf oldu, Hersek’in özerkliğini istedi, arkasından Avusturya tarihe “Andraşi Layihası” diye geçen bir muhtırayla Hersek’te geniş bir reform talebinde bulundu. 13 Mayıs 1876’da Berlin’de yeni bir muhtıra ile karşılaştık ve neticede Hersek elimizden çıktı. 

6 MAYIS 1876: Selânik’te Müslüman olmak isteyen genç bir Bulgar kızı Hristiyanlar tarafından kaçırıldı. Galeyana gelen Müslüman halk, işe karışan Alman ve Fransız konsoloslarını öldürünce Avrupa’da kıyamet koptu. Bâbıâlî, Avrupa’nın tepkisini altı Müslüman’ı idam ederek durdurabildi. 

23 ARALIK 1876: Sırbistan ve Karadağ ile savaş halindeydik. 31 Ekim günü Rusya’dan İstanbul’a savaşa derhal son verilmesi için bir ültimatom gelmişti. İstanbul’u Rusya karşısında yalnız bırakmamak bahanesiyle Avrupa ülkelerinin temsilcileri Haliç Tersanesi’nde toplandılar. Resmî gündem İstanbul’a destek ve Rusya’ya gözdağı vermek ama Bâbıâlî’den de birşeyler kopartabilmekti. Zamanın hükümdarı İkinci Abdülhamid konferans başladığı sırada Meşrutiyet’i ilân etti ve Tersane’deki Avrupalı delegelere “Biz de artık sizler gibi olduk” dendi. Delegeler ise top seslerini işitince önce ihtilâl oluyor zannettiler ve Meşrutiyet’i öğrenince de “Çocuk oyuncağı” demekle yetindiler, gayrımüslimler için yepyeni haklarla dolu bir talep listesini Bâbıâlî’nin burnuna dayayıp kabul ettirdiler. 

5-165.jpg
(Kont Andrassy)

4 HAZİRAN 1878: İngiltere, Rus tehdidi karşısında vereceği desteğin bedeli olarak Bâbıâlî’den Kıbrıs’ı istedi, hatta gerekirse adayı işgal edeceğini bildirdi. Bâbıâlî, adayı İngiltere’ye vermeye mecbur kaldı. 

24 NİSAN 1881: Türkiye’nin toprak bütünlüğünü garanti eden ülkelerden olan Fransa, Türk toprağı sayılan Tunus’u işgal etti ve 12 Mayıs günü Tunus’u Fransa’ya terkettik. 

11 TEMMUZ 1882: İngiltere ve Fransa, kendilerine olan borçlarını ödeyemeyen Mısır Hıdivi İsmail Paşa’yı istifaya davet ettiler. Paşa istifa etmemekte direndi, Abdülhamid Avrupa’nın isteğine uyup İsmail Paşa’yı azletti ama yerine oğlu Tevfik Paşa’yı getirince Mısır’da tarihe “Arabi Paşa isyanı” diye geçen ayaklanma çıktı. Avrupa donanması İskenderiye açıklarına geldi. İngiliz gemileri, 11 Temmuz günü İskenderiye’yi saatlerce bombaladı, sonra karaya asker çıkartıldı ve İngiliz birlikleri Kahire’ye kadar gitti. Bu, Mısır’da seneler sürecek İngiliz işgalinin başlangıcıydı. 

30 EYLÜL 1895: İstanbul’un Kadırga semtinde “reform” bahanesiyle toplanan silâhlı yüzlerce Ermeni, Bâbıâlî’ye doğru yürüyüşe geçti. Maksatlarının hükümet binalarını işgal etmek olduğu anlaşılınca üzerlerine asker sevkedildi, çatışma çıktı ve göstericilerin çoğu öldürüldü. Avrupa “Türkler Ermeniler’i kesiyor” feryadıyla ayağa kalktı ve o gün yaşanan bu olay Ermeni sorununun başlangıç noktalarından biri oldu.

5 KASIM 1901: Fransa, Osmanlı Hükü- meti’nin Lorando ve Tubini isimli iki Fransız bankere olan 750 bin altın tutarındaki borcunu ödemediği iddiasıyla Midilli’ye savaş gemilerini gönderdi ve adadaki gümrük binasını işgal ederek gelirlere el koydu. İşgal, İkinci Abdülhamid’in başka yerlerden borçlanıp Fransa’nın alacağını ödemesiyle sona erdirilebildi. 

26 KASIM 1906: Makedonya’da isyan vardı ve Bâbıâlî isyanın sebep olduğu mali kriz yüzünden borçlarını ödeyemeyince Avrupa devletleri donanmalarını yollayarak Midilli ve Limni adalarındaki posta ve gümrük dairelerini işgal ettiler. İşgale katılmayan tek ülke, Almanya oldu. Avrupa donanması adalardan Abdülhamid’in Bâbıâlî’nin borçlarıyla ilgili malî reform programını açıklaması üzerine çekildi.

 

HABERTÜRK

 // Mehmet
Vize serbesteside mi yalan oldu ?onumu demek istiyorsunuz...
08 Mayıs 2016 16:33
ÖNEMLİ OLAN
 // CEM
Önemli olan Avrupanın talepleri değil.Yıllardır buna boyun eğen başımızdaki seçtiklerimiz.Mesele bu...
08 Mayıs 2016 Pazar 13:46
çadırı söktürmeden gidilirse eger, böyle derler.
 // hursit dilaver
kızmayın ama, bakın almanya, ingiltere ve ve arasında kraliyet ve çarlık düğünleri oldu. anastasya filmini hatırlayın. bizimkiler de 150 yıl önce falan bunlardan kız alsaydı,bizim padişahlar bunlarla evleniıp ne güzel dost olurduk. şimdilerde tayyip beye dil uzatan belçika başbakanı,AB lideri falan olmazdı.zoruma giden bizim başbakanla belçika başbakanının ortak basın açıklaması sırasında belçika kraliyetine laf edildi diye başbakanımıza fırça atmasıydı. çadıra rest çekmeme cezası bu tabi...
08 Mayıs 2016 Pazar 13:31
GÜNDEM Kategorisindeki Diğer Haberler