YENİ HABERLER
ÇOK OKUNANLAR
Arınç'tan BDP açıklaması...
Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç gündeme dair önemli açıklamalarda bulundu...
Arınç'tan BDP açıklaması...
29 Eylül 2011 / 07:31 Güncelleme: 29 Eylül 2011 / 07:42

Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç, ''Sivillere yönelik eylemler ilk değil, ancak bugünlerde, Kürt-Türk fark etmeden özellikle kendi kökenine mensubiyetini bildiklerini de 'daha çok gözyaşı aksın, endişe olsun, halk korku, panik içerisinde kalsın ve biz artık önümüze gelen herkesi öldürecek bir çılgınlıktayız' mesajı vermek istiyorlar. Bugünlerdeki yaşanan budur'' dedi.

Başbakan Yardımcısı Arınç, Bursa'da Olay TV'de yayımlanan ''Gündem'' adlı canlı yayın programında ülke gündemine ilişkin soruları yanıtladı.

İki günlük bir çalışma programı için Bursa'ya geldiğini belirten Arınç, yarın Uludağ Üniversitesinin açılışı, Evliya Çelebi Sempozyumu ve  ardından Yaşlılar Kongresi ile bazı açılış törenlerine katılacağını söyledi.

Arınç, son günlerin en üzüntü verici haberlerinin herkesin yüreğini dağladığını, kendisinin de her sorulduğunda üzüntüsünü ifade ettiğini belirterek, ''Ama sadece üzüntüyle kalmamalıyız, kalmıyoruz. Çünkü hükümetiz, hükümetin görevi güvenliği sağlamaktır, terörle mücadele etmek ve başarılı olmaktır'' diye konuştu.

Bu konuda sorumlu bir insan olduğunu vurgulayan Arınç, Başbakan Yardımcısı olarak görev yaptığını, Milli Güvenlik Kurulu toplantılarına katıldığını, konu hakkında bilgi sahibi olduğunu ifade etti.

Arınç, bir taraftan silahlı kuvvetlerin kendi alanı içinde, diğer taraftan emniyet ve istihbarat örgütünün, büyük bir fedakarlıkla terör eylemlerini engellemek için bütün güçleriyle çalıştıklarını dile getirerek, bu yüzden onlara teşekkür borçlu olduklarını vurguladı.

''HEPİMİZİ ÜZMEKTE, KAHRETMEKTE''
 
Büyük bir istihbarat gücü ve vatanperverlikle emniyet güçleri ve askerlerin bu eylemlerin sorumlularını anında yakalayabilecek, bir şekilde amellerine ulaşmadan kıskıvrak getirebilecek güçte olduğuna dikkati çeken Arınç, şöyle devam etti:

''Maalesef biz son günlerde 4 tane kızımız, şimdi 8 aylık hamile bir bayan kardeşimiz, onun karnındaki... Kaçırılan kaymakam da var öğretmen de var. Bütün bunlarla son günlerde yükselen bir terör eylemi hepimizi üzmekte, kahretmekte. Dolayısıyla ben dün de öyle gayri ihtiyari ifade ettim. Bu, insanlık dışı bir olay. Terör zaten insanlığa karşı işlenmiş bir suç. Kim yaparsa yapsın, hiçbir şekilde meşru ve makul görülemez. Bunların ne bir hakla ne de hukukla ne bir özgürlük mücadelesiyle kesinlikle ilgisi yok. Hangi din, hangi düşünce, hangi inanç 'şu kadını öldür, şu arabaya 200 tane mermi sık, şurayı roketatarla havaya uçur, şu öğretmeni kaçır' diyebilir? Bunlar hedef alınıyor.''

Arınç, terör konusuyla yeni tanışmadıklarını, bu konuda epey de incelemelerinin olduğunu ifade ederek, PKK'nın tarihsel süreç içindeki gelişimine değindi.

PKK'nın içinde bugün farklı isimlerle eylem yapan grupların yer aldığına işaret eden Arınç, terör örgütünün sadece PKK olmadığını, DHKP/C gibi örgütlerin de sivillere, askere, polise yönelik eylemleri bulunduğunu, Marksist, Leninist grupların olduğunu söyledi.

''SİVİLLERE YÖNELMİŞ YOĞUNLUKLU BİR TERÖR''

Arınç, buna karşılık son günlerde daha çok PKK'nın eylemlerinin söz konusu olduğunu vurgulayarak, şöyle konuştu:

''Şimdi bugünlerde sivillere yönelmiş yoğunluklu bir terörden bahsediyoruz. Ama aslında geçtiğimiz 30 yıl içinde de hep siviller hedef alındı, mesela köyler yakıldı, köylüler kurşuna dizildi. Kadınlar alındı kaçırıldı, çocukları dağa çıkardılar. Benim arkadaşım Kulp'ta hakim ve savcı olarak hayatını kaybetti. Öğretmenler hayatlarını kaybetti. Eşinin önünde infaz edilenler oldu. Yani sivillere yönelik eylemler ilk değil, ancak bugünlerde, Kürt-Türk fark etmeden özellikle kendi kökenine mensubiyetini bildiklerini de 'daha çok gözyaşı aksın, endişe olsun, halk korku, panik içerisinde kalsın ve biz artık önümüze gelen herkesi öldürecek bir çılgınlıktayız' mesajı vermek istiyorlar. Bugünlerdeki yaşanan budur.''

''HAMİLE KADINDAN NE İSTİYORSUNUZ?''

Bunların vahşi eylemler olduğunu dile getiren Arınç, şunları söyledi:

''Bugün de söyledim Ankara'da; Mehmet Akif Ersoy'un bir şiiri var, 'Vahşette sırtlanları bile geçmek' diye bir tabiri var. Yani yırtıcı bir hayvanın bile yapmayacağı, insan yüreğini kanatan eylemler bunlar. Bir hamile kadından ne istiyorsunuz? Beraberce bir arkadaş yemeğine giden 4 tane genç kızımızdan ne istiyorsunuz? Kocasının önünde infaz ettiğimiz kadından veya gençliğine doyamamış kızlardan veya kundaktaki çocuktan, anne karnında gün yüzü görmemiş yavruya kadar ne istiyorsunuz? Nasıl böyle bir şey yapabilirsiniz? 4 kızımıza yöneltilen mermiler 214... Yani neredesiniz siz? Dağ başında savaş mı yapıyorsunuz? Bu kadar acımasızlık, tarifi mümkün değil. Bu çılgınlaşmış ve maalesef eylemlerinin dozunu artırarak kendilerini sanki çok güçlü ve kendilerinden hesap sorulamaz bir konuma getirmek isteyen bir terör örgütünü bize gösteriyor. Bizim de vazifemiz önce bunlara engel olmak. Yani terör eylemi olmadan haber alabilmek ve ona mani olmak. Önemli olan budur. Olduktan sonra 'ah vah' etmenin bir faydası yok. İkincisi 'engel olamadık' diyelim. Milyonlarca insan sokakta ve kimin böyle bir eylem planladığını bilmeyebilirsiniz. Hele hele intihar bombacısı gibi kendi hayatını da ortaya koymaya niyetlenmiş bir insanın elini tutmak da çok zordur. Ama biz vazifemizi yapacağız. Şimdi bunları yakalayıp cezalarını vermek de devletin ikinci görevi. Bunu yapmamız lazım, yapıyoruz, yapacağız.''

''EĞER BDP DE 1 EKİM'DEN SONRA YASAMA ÇALIŞMALARINA BAŞLARSA ELBETTE, ANAYASAYA KATILIMLARINI TEMİNEN ONLARLA DA GÖRÜŞECEĞİZ''

Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç, ''(PKK) Şimdi bu kadar kanlı eylem yapmalarının sebeplerinden biri de dış desteklerin giderek azalıyor olması'' dedi.

Başbakan Yardımcısı Arınç, Bursa'da Olay TV'de yayımlanan ''Gündem'' adlı canlı yayın programında, son 30 yılda hiçbir şekilde olmamış bir biçimde devletin bütün istihbarat güçlerinin birleştiğini belirterek, ''Birbirlerinden haber kaçırmıyorlar artık, haberler tek merkezde toplanıyor. İkincisi bütün güçler aynı hedefe yöneldi'' diye konuştu.

Arınç, polis, özel harekat, asker, jandarma, kara kuvvetleri ve diğerlerinin tamamının aynı amaçla hareket ettiğine dikkati çekerek, şöyle devam etti:

''Şimdi bu kadar kanlı eylem yapmalarının sebeplerinden birisi de dış desteklerin giderek azalıyor olması. İran, bizimle müşterek olarak bunlarla şu anda savaşıyor, kendi ülkesinin Irak ile Türkiye ile müşterek olan sınırında. Kuzey Irak ve Irak merkezi hükümeti, 'yeter artık, bizim topraklarımızda eylem yapmayın, ya defolun gidin ya da Türkiye burayı bombalarsa biz sesimizi çıkarmayacağız' diyorlar. Avrupa ülkeleri, terör örgütü listesine çok şükür yıllar sonra alabildiler, şimdi Belçika'da, Hollanda'da, Danimarka'da yargılamalar devam ediyor, belki bir kısmının Türkiye'ye iadesi söz konusu. ABD, en azından 9 kişinin mal varlığını dondurdu, bunların uyuşturucu ticareti yaptığını ve terör örgütüne destek sağladığını kendi kararında açıkladı. Dış destek bugüne kadar vardı, şimdi giderek azalıyor ve dağ başına çıkanlar ölmekle öldürmek arasında bir tercih arasında kaldılar. Bize düşen halkımızın daha fazla zarar görmemesini temin etmek üzere bunlarla terörle mücadelenin en çağdaş en netice alıcı usul ve yöntemlerini uygulayabilmektir. Bunu yapacağız.''

Son 3 gün Brüksel'de olduğunu, orada resmi toplantılar yaptıklarını anımsatan Arınç, Avrupa'daki Türk medyasını topladığını, Belçika, Hollanda ve Fransa'da yayın yapan gazete, dergi, radyo ve yerel televizyonların temsilcileriyle bir araya geldiğini belirterek, şöyle dedi:

''Roj TV orada da salona girmek istedi, güvenlik güçleri engel oldular. Roj TV'nin terör örgütüyle bağlantılı olduğunu artık Belçika'nın mahkemesi de karar verdi, şimdi Danimarka'daki davanın sonuçlanması bekleniyor. Ama yıllarca bu televizyon o ülkelerden yayın yaptı. Biz ne zaman itiraz ettiysek, 'onlar terör örgütü değil' noktasına gelmişlerdi. Şimdi onlar da kendi başlarına bu eylemler gelince 'Türkiye haklıymış' dediler. Mesela ben orada bulunduğum süre içinde bütün Avrupa'dan toplayabildikleri 2 bin kişiyle 'Öcalan'a özgürlük' diye güya bir miting yaptılar. Bize hiç ulaşamadılar, ama yapabildikleri de ancak bundan ibaret kaldı. Avrupa'da yalnızlaşıyorlar ve artık terör örgütü sıfatı içerisinde o ülkeler de gerekli tedbirleri almaya başladılar. Bu yalnızlaştırma politikasında Türkiye başarılı oldu. İnşallah dağa çıkmayı önleyebilecek, dağdan inişleri özendirebilecek ayrıca sosyal ekonomik toplumsal tedbirlerle de terör örgütünün gücü gittikçe zayıflamalı ve örgüt eylem yapamaz hale gelmeli. ''

Arınç, muhalefetin de ''Terör konusunda ne yapacaksanız, biz de size destek olalım'' dediğini, ancak ne yapabilecekleri konusunda çok açık ve seçik bir şey söylemediklerini ifade ederek, ''Keşke, 'şu konularda da biz sizinle birlikteyiz, düşünüyoruz' deseler. Ama tabi bu bir mili meseledir. Buna karşı duyarsız kalmak da mümkün değil. Şüphesiz sorumlu muhalefet de terör gibi iç politika malzemesi yapılmayacak bir şeyde hükümetle birliktedir veya hükümet onlarla birliktedir, yani alınmasınlar. Bu müşterek meseleyi, bu ağır ve zor işi mutlaka birlikte yüklenmeliyiz'' dedi.

''HALK BÜYÜK BİR TEPKİ GÖSTERDİ''

Bölgedeki sivil toplum örgütlerinin teröre tepkisine de değinen Arınç, bu gelinen noktanın, bir şerrin karşısında iyi bir gelişme olduğunu söyledi.

Arınç, o bölgeyi iyi bildiğini, Bursa'ya geldiği kadar Şırnak, Hakkari, Van, Ağrı ve Doğubeyazıt'a da gittiğini, gitmediği yer kalmadığını ifade ederek, şöyle konuştu:

''Kürt halkı da bizim kardeşimizdir, inançlıdır, devletine, milletine bağlıdır. Bin yıldan beri kardeşiz. İstiklal savaşını birlikte yaptık, Çanakkale'de birbirimizin kucağında şehit olduk, cumhuriyeti birlikte kurduk. Hiçbir tereddütümüz yok. Ne zaman ki bu fitne girdi, bu PKK denen terör örgütü halkı önce çok korkuttu. Çünkü Jandarma, polis geliyor, biraz sonra gidiyor, ama eylemci bir geliyor hepsini yok edip gidiyor. Dolayısıyla korkuyla... Bu korku bazen seçim sandıklarında da referandumda da kendini gösterdi. Fakat, işin kötüsü ırkçı bir söylem Kürt milliyetçiliğinin son yıllarda mesafe alışı neredeyse bu örgütün halk nazarında da bir taban yapmasını güçlendirecek hale geldi. Bu yüzden bugüne kadar hangi eylem olursa olsun hiçbirisi sesini çıkarmadı. Açıkça söylüyorum; Hakkari'de iki tane uzman çavuş evden çıktılar üzerlerinde sizin benim gibi giysiler vardı, kapısının önünde öldürüldüler, şehit oldular. Oranın milletvekilleri, birisi de Selahattin Demirtaş, ağzını açıp da ''Ya bu vahşettir, ne istiyorsunuz bu adamlardan'' diyemediler. Ama eylemler dozunu artırdıkça ve kendi halkından insanları da hedef almaya başlayınca şimdi siyasetçileri kastederek söylüyorum, çok naif bir tarzda eleştirmeye başladılar, ama halk büyük bir tepki gösterdi. Şimdi sivil toplum kuruluşları da sokakta konuştuğunuz insanlar da 'Allah cezanızı versin, yeter artık, insanlığımızdan utanıyoruz, nedir bu silah, nedir bu kan? ' demeye başladılar. Bence terör örgütüne karşı halkımızın bu tepkisini daha da güçlendirmesi, hatta onlardan hesap soracak hale gelmesi bir olumlu gelişmedir.''

''BAYRAM, DÜĞÜN EDİLECEK BİR ŞEY DEĞİL''

BDP'nin meclise gelme kararına da değinen Arınç, ''Şüphesiz halkın tepkisini görüyorlar. Yani Mizgin'in veya Rojin'in ölümünden sorumlu olarak gördükleri için ve çok haksız, iğrenç bir şekilde bu insanlarımızın öldürüldüğünü gördüğü için halk nefret, tepki gösterdi'' dedi.

Arınç, gelinen noktanın olumlu, ancak yeterli olmadığını, bu tepkilerin daha güçlü olması gerektiğini vurgulayarak, ''Çünkü bunlar, yardım ve yataklığın dışında maddi, manevi destek görmese terör örgütü, bu eylemlerin hiçbirisini yapamaz'' diye konuştu.

Başbakan Yardımcısı Arınç, şunları söyledi:

''Şimdi BDP'nin meclise geliyor olması, bayram, düğün edilecek bir şey değil. Görevleri zaten, milletten vekalet almışlar ve milletvekili olmuşlar, bu sokakta gezmekle yapılacak bir şey değil, parlamentoda yasama çalışmalarına katılması lazım. CHP de önce yemin etmedi, sonra geldi yeminini yaptı, yasama çalışmalarına katıldı. Biz CHP de BDP de gelmediği zaman da çalıştık mecliste. Şimdi MHP sorumluluk gösterdi, AK Parti ile birlikte parlamentoya girdi, ant içti meclis başkanını seçti... BDP yoktu mecliste, CHP de yoktu mecliste. yani yasama çalışmalarına başlamak için bir eksiğimiz yok. Ama temsilde adalet önemlidir. CHP şu kadar milletvekili çıkarmış parlamentoda olmalıdır. BDP şu kadar milletvekili çıkarmış, olmalıdır. Çünkü yüzde 90'ı halkımızın seçim sonucunda parlamentoda temsil ediliyor. Bu temsilde bir eksiklik olmaması bakımından her milletvekilinin ve onları temsil eden partilerin mecliste olması lazım.

Kaldı ki demokrasinin kalbi meclistir. O kürsü hür kürsüdür. O kürsüde yaptığınız hiçbir konuşmadan dolayı siz sorumlu değilsiniz. O zaman fikriniz varsa oradan söyleyeceksiniz. Eleştireceksiniz, öneri getireceksiniz, doğruyu, yanlışı oradan söyleyeceksiniz. Sokakta söylerseniz olmaz. parlamentodaki grup çalışmaları aynen parlamento çalışması gibidir. Grup toplantılarında yapılan konuşmalar da dokunulmazlık kapsamındadır. Bunlar Diyarbakır'da toplanıyorlar. Bir tiyatro salonunda veya bir kahvehanede veya bir konferans salonunda, kimisi gömlekle, kimisi ayağındaki sandaletle gelmiş, bir taraftan çay içiyorlar, sorduğunuz zaman da 'biz grup toplantısı yapıyoruz' diyorlar. İç Tüzük, anayasa böyle bir grup toplantısını kabul etmiyor. Siz orada konuşursunuz, ama meclis onu sizin bir grup toplantısı yaptığınızı kabul etmez. Şimdi doğrusunu yapacaklar, meclise gelecekler. Yani davulla zurnayla biz onları da davet etmedik, görevlerini hatırlattık sadece. 'Gelirseniz iyi olur' dedik. Dolayısıyla gelecekler ama bundan sonra ne yapacaklar, bence önemli olanı bu. Kürsüyü, meclisi, meclisin denetim yasama mekanizmalarını iyi çalıştıracaklarsa eyvallah bundan hepimiz yararlanırız...''

''1 YIL İÇİNDE MÜMKÜNSE YENİ BİR ANAYASA''

Arınç, yeni anayasa çalışmalarında MHP ile yapılan görüşmede ilk izlenimlerin müspet olduğunu ifade ederek, yarın CHP ile yapılacak görüşmede de müspet hava olacağını umduğunu belirtti.

Bundan sonra meclis başkanının uyum komisyonu kuracağını dile getiren Arınç, ''Eğer BDP de 1 Ekim'den sonra yasama çalışmalarına başlarsa elbette, anayasaya katılımlarını teminen onlarla da görüşeceğiz'' dedi.

Arınç, anayasa uyum komisyonunun da meclis başkanının veya meclis başkan vekillerinin birinin başkanlığında ekim ayından sonra toplanacağını belirterek, şunları kaydetti:

''1 yıl içinde mümkünse yeni bir anayasaya hep birlikte kavuşuruz. Ben inanıyorum, inanmak da istiyorum. Bu, güzel bir iddia. 60 darbesi 61 anayasasıydı. 80 darbesi 82 anayasası. Biz 2011, 2012 yılında hala darbe mahsulü bir anayasayla mı yönetileceğiz. Kaldı ki onun yarısını da değiştirdik. En son 26 maddesi değişti, yarısı değişmiş, yarısı değişmemiş. Arasındaki ahenk kalmamış, maddelerin birbiriyle ilgisi irtibatı yok. Böyle derme çatma bir anayasa bize yakışmaz, o yüzden yeni bir anayasa diyoruz.''

''2012'DE DÖNEM BAŞKANLIĞI DA KIBRIS'A GEÇİYOR. BİZ DE DİYORUZ Kİ; 'BUNLARIN DÖNEM BAŞKANLIĞINI KABUL ETMİYORUZ. YA O TARİHE KADAR BÜTÜNLEŞMİŞ BİR KIBRIS ORTAYA ÇIKAR VEYA BİZ SİZİN DÖNEMİNİZDE BİR TEK KAĞIT BİLE AÇMAYIZ''

Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç, ''Kaybeden biz değiliz. Bugün İsrail hükümeti, kendi kavgacı ve savaşçı tutumunu devam ettirdiği, uluslararası hukuku tanımadığı için Türkiye tarafından 'şunları yapmazsan seninle ilişkilerimi düzeltmem' diye bir muameleye maruz'' dedi.

Başbakan Yardımcısı Arınç, Bursa'da Olay TV'de yayımlanan ''Gündem'' adlı programda, İsrail'in hükümet politikasının sert nitelikte olduğunu, Türkiye'nin İsrail halkıyla bir kavgasının bulunmadığını söyledi.

Arınç, 1592'de İspanya'dan kovulan Yahudilere, Türkiye'nin kucak açtığını hatırlatarak, şöyle devam etti:

''Hala onların çocukları, '500. Yıl Vakfı' diye İstanbul'da Osmanlı'nın kendilerine tanıdığı hayat hakkına şükranlarını bildiriyorlar, her yıl. İstanbul'da yaşayan 2 binden fazla, dünyanın pek çok yerinde yaşayan binlerce Musevi Türkiye'ye karşı iyi duygular içinde. İsrail'in devlet oluşunu ilk tanıyan ülkelerden birisidir Türkiye. 14 Mayıs 1948'de İsrail devlet oldu, Amerika ilk tanıyan, biz sanıyorum üçüncü veya dördüncü ülkeyiz. Doğru mu yanlış mı? Onu ayrıca tartışalım, ama halkının çoğunun Müslüman olduğu ülkelerden, özellikle Arap ülkelerinden hiçbirisi İsrail'in devlet olarak varlığını tanımamışken, Türkiye İsrail'i ilk tanıyan ülkelerden birisi oldu.''

Zaman içinde iki ülke arasında askeri ve ticari anlaşmalar yapıldığını, hatta geçmişte Suriye ile İsrail arasındaki doğrudan görüşmelerin İsrail'in talebi üzerine Türkiye'nin arabuluculuğunda gerçekleştirildiğini dile getiren Arınç, şöyle konuştu:

''Ama şu andaki yönetim maalesef ırkçı, kavgacı bir yönetimdir. Özellikle Lieberman ve ekibi, koalisyonun bozulmaması açısından kendilerine tahammül edilen... Mesela orada Ben Eliezer vardır, benim de yakından tanıdığım bir bakan. O bütün bu yapılanların İsrail adına utanç verici ve yanlış olduğunu söylüyor, Türkiye'yi haklı buluyor. Ama kendi içinde barışık olmayan bir İsrail hükümeti var. Kavgacı, savaş, tamtam çığlıkları... BM'deki toplantılar da gösterdi ve bizim de 'Mavi Marmara' raporu şu şekilde basına sızdırıldıktan sonra, beş maddelik bir eylem planımız açıklandı. Bu eylem planına dünyadan hiçbir olumsuz tepki gelmedi ve şu anda bütün uluslararası basın 'İsrail'in giderek yalnızlaştığını, sadece Türkiye'nin dostluğundan mahrum kalmakla kalmadığını, Amerika'nın bile artık kendilerini savunmakta güçlük çektiğini, AB üyesi ülkelerin de kendilerine artık sırt döndüklerini' ifade ediyor. Kaybeden biz değiliz. Bugün İsrail hükümeti, kendi kavgacı ve savaşçı tutumunu devam ettirdiği, uluslararası hukuku tanımadığı için Türkiye tarafından 'şunları yapmazsan seninle ilişkilerimi düzeltmem' diye bir muameleye maruz. Bizim bu haklılığımızı herkes teyit ediyor ve biz de İsrail'in giderek yalnızlaştığını görüyoruz.

İsrail'in en iyi dostlarından biri Mısır'dı o bölgede. Şimdi Mısır Türkiye ile dost İsrail ile de bütün diplomatik temaslarını kesti. Bütün bölgede izole edilmiş bir İsrail, Türkiye'nin de ilişkilerinden mahrum bir İsrail'in ne durumda olacağını herkes çok iyi biliyor.''  

Arınç, İsrail'de ekonomik sebeplerle düzenlenen halk eylemlerine 400 bin kişinin katıldığına işaret ederek, İsrail'deki değişimin Lieberman'a ne kadar tahammül edileceğine bağlı olduğunu söyledi.

Başbakan Yardımcısı Arınç, şöyle dedi:

''Lieberman daha önce Moskova taraflarında bir yerde bar fedailiği yapıyordu. Sonra döndü hükümette bakan oldu. Yani onun tavrı veya onun bir şekilde ortaya koyduğu eylemler İsrail'in kendi içinde de münakaşa konusu. Ama bırakalım biz, kendi sorunlarıyla başbaşa kalsınlar. Şu anda ekonomik açıdan bir eksikliğimiz yok.''

''BELKİ DE İLK KEZ BURADAN AÇIKLIYORUM...''

Güney Kıbrıs Rum Kesimi ile İsrail'in bir anlaşma yaptığını ve Akdeniz'de petrol ve doğalgaz aramaya başladığına da değinen Arınç, buna karşılık Türkiye'nin de boş durmadığını, KKTC ile yapılan bir anlaşmayla sismik araştırmada bulunduğunu, ardından da petrol ve doğalgaz aramaya başlayacağını bildirdi.

Arınç, ''Bu sefer onlar bize koştular, aman ne olur bir ihtilaf çıkmasın. Çıkmasın da bunu başlatan sizsiniz. Arık susan, her şeye göz yuman bir Türkiye yok. O bakımdan bütün dünya Türkiye'nin bu konudaki tavrını çok iyi biliyor'' dedi.

Papandreu'nun Başbakan Erdoğan ile ne konuştuğunu bildiğini belirten Arınç, şöyle konuştu söyledi:

''İki şey konuşuldu; belki de ilk kez buradan açıklıyorum. Birincisi, biz Yunanistan ile yüksek düzeyli stratejik işbirliği yapıyoruz. Geçtiğimiz sene mayıs ayındaki onlarda zor durum kendisini göstermeye başlamıştı, 10 tane bakanı sayın başbakan aldı Yunanistan'a gitti ve Yunanistan'da büyük bir takdir gördü. Bizim geçmişte düşmanımız, ama oraya 10 tane bakanıyla gidiyor ve Yunanistan'a işbirliği teklif ediyor, hatta 'siz zor durumdaysanız biz size ne yapabiliriz?' diyor. Şimdi bunun karşılığının Türkiye'de yapılması lazım. Papandreu öncelikle 'Türkiye'deki toplantıyı ne zaman yapacağız' diye konuştu. Kasım ayına söz verildi. Ben onların şahidiyim. Telefonlardan biri. İkincisi 'Kıbrıs açıklarında bir sıkıntı olmasın'. Bizim cevabımız; 'biz Kıbrıs'taki müzakere sürecini engelleyecek bir harekete karşıyız. Rumları kastederek onlar başlatıyorlar, dolayısıyla Türkiye olarak biz de münhasır ekonomik bölgede kendi imkanlarımızla bu aramayı yapacağız. Hiçbir şey dinlemeyiz. Deniz kuvvetlerimiz yolda, gerekirse uçaklarımız da bu aramayı koruma altına alacak. 'Haklısınız, onlar yapıyorsa siz de yapabilirsiniz, ama gerginlik olmasın'. Konuşmayı söylüyorum. Gerginlik bizden yana olmaz.''

''BİZDEKİ KILIÇDAROĞLU GİBİ''

KKTC Cumhurbaşkanı Derviş Eroğlu'nun, BM Genel Sekreterine 4 maddelik bir plan sunduğunu vurgulayan Arınç, sözlerini şöyle sürdürdü:

''Eş değerli zamanda bunları keselim, geleceğe bırakalım. İkincisi, müzakere sürecini bir an evvel bitirelim. Üçüncüsü Rumlarla müşterek güney ve kuzey kendi arasında bir komisyon kursun, bu aramaları birlikte yapsınlar. Çünkü Hristofyas'ın bir sözü, 'Burada eğer bir zenginlik elde edilirse, buradan Türklere de pay veririz' diyor. Lütfediyor beyefendi. Peki diyorlar ki 'sen söylüyorsun ama ya sonra vermezseniz?'. 'Benim sözüm senettir' diyor. Bizdeki Kılıçdaroğlu gibi, 'benim adım Kemal'. Bunun adı da Hristofyas. Yani ben söylersem, 'Kıbrıslılara da buradan pay vereceğim' diyor. Böyle abuk subuk iş olmaz. Bir dördüncüsü daha var. Biz dedik ki; Eroğlu'nun bu teklifine biz 'evet' diyoruz. O da dedi ki 'makul ama benim Rumlarla konuşmam lazım'. Sonunda selam kelam ile iş bitti. 

Arınç, Avrupa Parlamentosu'nda bir Yunan parlamenterin, 'Türkiye'ye güçlü bir mesaj göndermemiz gerekir'' yönündeki sözlerinin hatırlatılması üzerine, ''O konuşmaların hiçbir etkisi yok. Onları bir kenara koyun, ağzı olan konuşur. Onların hiçbir faydası yok, şu içtiğimiz çay kadar bir etkisi yok. Neden? Güney Kıbrıs AB'ye alındı, ama 'Kıbrıs Devleti' adıyla alındı. Çok büyük bir hata. Çünkü AB'nin temel felsefesinde 'kendi içinde ihtilafı olan toplumlar üye alınmaz' diyor. Toprak, etnik ihtilaf olmayacak, kavga savaş bitmiş olacak'' diye konuştu.

''YAZI DA GELSE TURA DA GELSE BİZ KAZANÇLIYIZ''

Dönemin BM Genel Sekreteri Kofi Annan'ın hazırladığı planın 2004'te referanduma sunulduğunu, Türk tarafının söz konusu planı kabul ettiğini, Rum tarafının ise reddettiğini hatırlatan Arınç, şunları kaydetti:

''Şimdi bütün dünyanın tavrı, Türkiye'den yana döndü. Bunlar çözüm istiyorlar, onlar da çözümsüzlük istiyorlar. Ama AB ne yaptı, çözümsüzlük isteyenleri ödüllendirdi, çözüm isteyenleri dışarıda bıraktı. Şimdi ben 2004'ten sonra ben hangi Avrupa Parlamento Başkanları toplantısına gittiysem, 2007 sonuna kadar, dediler ki; 'Türkiye haklıdır'. Şimdi AB onun acısını çekiyor. Bütünleşmiş bir Kıbrıs'ı adeta temsil eder gibi Güney Kıbrıs'ı içeri aldılar, ama adanın yüzde 35'ine sahip, 300 bine yakın Türk yurttaşımızı barındıran... Burada bir hükümet, parlamento, cumhurbaşkanı var, Türkiye ile ilişkiler var. Bunu görmezden gelemezsiniz. Şimdi AB kendi içinde bunun kavgasını yapıyor ve 2012'de dönem başkanlığı da Kıbrıs'a geçiyor. Biz de diyoruz ki; 'Bunların dönem başkanlığını kabul etmiyoruz. Ya o tarihe kadar bütünleşmiş bir Kıbrıs ortaya çıkar veya biz sizin döneminizde bir tek kağıt bile açmayız. Şimdi onlar onun derdiyle meşgul. Bize kalırsa, yazı da gelse tura da gelse biz kazançlıyız.''

AA
 

GÜNDEM Kategorisindeki Diğer Haberler