YENİ HABERLER
ÇOK OKUNANLAR
'Akşam yatar sabah kalkar dava açabilir'
'Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı ne zaman isterse, her parti hakkında, akşam yatar sabah kalkar kapatma davası açabilir'
'Akşam yatar sabah kalkar dava açabilir'
17 Aralık 2009 / 09:22 Güncelleme: 17 Aralık 2009 / 09:28

Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç, parti kapatılmasının zorlaştırılması gerektiğini belirterek, ''Şu anda işleyen sistem, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı ne zaman isterse, her parti hakkında, akşam yatar sabah kalkar kapatma davası açabilir'' dedi.

STV'de katıldığı ''Günlük'' isimli programda gündeme ilişkin değerlendirmelerde bulunan Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Arınç program sunucusu Abdullah Abdülkadiroğlu'nun sorularını yanıtladı.

 Arınç, Abdülkadiroğlu'nun ''Anayasa Mahkemesi Başkanı, 'AK Partiyi kapatma davası DTP'yi kapatma davası sırasında da bu konuyu bize getirmeyin, bu konu parlamento, siyaset içinde çözülsün' diyordu. Sayın Başbakanın da bir konsensüs olması gerektiği, ama şu anki tablonun konsensüs olmaktan uzak olduğu şeklinde ifadesi vardı, nasıl olacak bu iş? Parlamento bu kararı nasıl verecek?'' şeklindeki sorusuna, Arınç, Anayasa Mahkemesi Başkanı Haşim Kılıç'ın yaptığı açıklamayla, demokratikleşme açısından siyasetçilere, parlamentoya önem verdiğini ve görev düştüğünü söylediğini söyledi. Arınç şunları kaydetti:

''Haklıdır(Anayasa Mahkemesi Başkanı Haşim Kılıç). Çünkü siyasi partilerle ilgili hükümler anayasanın daha çok 67, 68, 69. maddelerinde yer alır, ayrıca siyasi partiler kanununda hükümler vardır. Geçmişte siyasi partiler kanununda önemli değişiklikler yapıldı. Ama Anayasa'nın temel esasları içinde diyelim ki, 69. maddede partilerin kapatılmasıyla ilgili hükümlerde bir iyileştirme yapılmadı. Şu anda işleyen sistem, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı ne zaman isterse her parti hakkında akşam yatar sabah kalkar kapatma davası açabilir. Ondan sonra 11 kişinin önüne gelecek, bunlar da mevcut delil durumuna göre Anayasadaki hükümleri dikkate alarak bir karar verecek. Kapatma talebi reddedilen partiler de var. Mesela AK Parti için, kapatma talep ederken, hazine yardımının belli ölçüde geri alınmasına karar verilen hükümler de var, DTP'nin şu anda oy birliğiyle kapatılması da var. DTP'nin çizgisine bakarsak geçmişte 5 parti aynı şekilde kapatılmış. AK Parti için açılan davada delillerin yüzde 75'i kabul edilmemiş. Diğerleri de kapatma kararı verilecek kadar ağır görülmemiş. Sonunda hazine yardımının 1/2 oranında geri alınması şeklinde karar verilmiş.

Siyasi partiler rejimi çok önemli, çünkü demokrasilerde partilerin kapatılması istisnai olmalıdır en azından. Çünkü kapatılmasın düşüncesi biraz ekalliyette kalan bir düşünce, azınlık düşüncesi. Kapatılsın ama şartları ağırlaştırılsın bu çok daha tutarlı bir düşünce. Onu ayağı yere basacak bir şekilde Anayasa'nın içine koymamız lazım. Biz buna yürekten inanıyoruz ve 7 seneden beri yaptığımız tüm hazırlıklarda masamızın üzerinde. Ama iki engel var. Bir Anayasa değişikleri, malum nitelikli çoğunluk gerektiriyor. Biz Anayasayı yeniden yapma durumunda değiliz. 67, 68, 69'da değişiklik lazım. Mesela demeliyiz ki başsavcı dilediği zaman dava açamamalı. Ne yapmalı? Dava açacaksa belki iddianamesini parlamentoya göndermeli, parlamentonun onayından sonra dava açabilmeli diyebilmeliyiz ki önce Anayasa Mahkemesi'ne sunmalı o yeterli görürse... On tane seçenek var. Yani burada amaç bir defa çok ciddi deliller olmalı bu dediller bir partinin kapatılmasına yol açabilecek ağırlıkta görülmeli. Ama ne kadar hukuki karar veriyor da desek nihayetinde siyasi bir sonuç ifade edeceği için siyasi bir mercinin de buna onay vermesi gerekir.

Hükümetlerin dava açma hakkı var Avrupa'nın pek çok ülkelerinde, parlamentoların onay vermesi var pekçok ülkede. Bunlar bizde yok. Yani bu başsavcının şahsıyla ilgili bir konu değil. Siz ona bu imkanı verirseniz o da şu veya bu sebeple gelişi güzel açabilir, bu davayı istediği zaman açabilir. Şimdi Vural Savaş gibi birini düşünün aman Allahım. Ne davalar açmazdı bugüne kadar. Bir başkasını düşünün kimbilir hangi gerekçelerle ne davalar açabilir. İyi ama bunun siyasi ağırlığı, gerçekliği, tutarlığı nedir? Bunu bir mercinin en azından bir çek etmesi lazım. Böyle bir kararı parlamentonun en azından 276 gibi salt çoğunlukla dava açılabilir gibi bir izne bağlanması lazım. Çok farazi olarak konuşuyorum. Buna ait 3-4 seçenekten birisini umarım ki parlamento kabul eder ve bunu değiştirir. Ama 330, 367 çok  önemli rakamlar. Şimdi öyle bir kilitlenme varki parlamentoda DTP kapatılmadan önce biz bunu getirmeyi düşündük. Bizim 330 milletvekilimiz var DTP'nin 20 milletvekili var 350, 367 etmiyor. Muhalefette bize diyor ki 'siz kendiniz ne yaparsanız yapın'. Bunu yaparken iki şeyi düşünüyor; 367 yi bulamayacaklar nasıl olsa değiştiremeyecekler. 367 yi bulamayacaklar ama AK Parti ile DTP'yi bir araya getirmiş olacaklar. İkiside kapatılması gereken bir parti. Dolayısıyla dayanışma içindeler bir. İkincisi de AK Parti, DTP, PKK, İmralı bağlantısını zaten özellikle ortaya koymaya çalışıyorlar. Görüyor musunuz MHP ve CHP ile birleşemediler ama DTP ile bir Anayasa değişikliğine gidiyorlar. Bu belki yanlış belki çok doğru olmayan bir davranış ama maalesef muhalefet partileri böyle bir birlikteliği ortaya koymak için Anayasa değişikliğine kesin kez hayır dediler. Tabi bir de parti hakkında dava açılmışken, yapılabilecekken bir Anayasa değişikliğinin hukuki tutarlılığı tartışma konusu olur. Böyle bir değişiklik 3, 4, 5 sene evvel yapılabilirdi. Ama Türkiye'nin geldiği noktada parti kapatmalarının çok böyle güncel olmayacağını, her aklına gelenin bugün bir parti kapatılacak diye düşünülmeyeceğini biz tahmin ediyorduk. Biraz saf davranmışız. Yani Türkiye'de böyle bir parti kapatmanın çok kolay hale geldiğini görmek bu kadar demokratikleştikten sonra insanı çok üzüyor''

''2011 SEÇİMLERİNE KADAR BÖYLE BİR GERGİNLİKLE GİTMEK ÇOK KÖTÜ, ÇOK TEHLİKELİ''

Abdülkadiroğlu'nun ''o zaman şu anki siyasi aritmetikle, parlamento aritmetiğine baktığımız zaman böyle bir konunun gündeme gelmesi imkansız mı gözüküyor'' sorusuna Arınç, '' Büyük bir ihtimalle, hesapla böyle görünüyor. Şunu belki göze almak mümkün. Yani 330 milletvekili evet oyu verdiği taktirde referandum imkanı olabilir. Referanduma götürmek nasıl bir sonuç verir, sonucu nasıl alabilirsiniz? Referandumla igili süreçte önünüze başka engeller çıkar mı oda ayrı konu. Bir de tabi Anayasa Mahkemesi için hoş olmayan, hukuki olmayan bir kanaat herkesin aklında peydah oldu. Bırakın 330'u 367'yi, 411 kabul oyuyla Anayasa değişikliğini yaptık, ama Anayasa Mahkemesi onu bile iptal etti. Şimdi bu başka kararlar için emsal olursa bir de Anayasa Mahkemesi engeli var diye milletvekilleri düşünebilirler. Yani olumsuz şartların içerisindeyiz bu konuda'' cevabını verdi.

 Arınç, ''Bir türlü bir araya gelinemiyor gibi bir durum var. Bir üslup problemi de var. Ve bu üslup problemi sürekli iktidarla muhalefetin arasını açıyor gibi bir görüntü ortada, bu bi gerçek. Bunun aşılabileceğini düşünüyor musunuz? Yoksa bu böyle mi gidecek 2011 seçimlerine kadar? 2011 de ortaya çıkacak yeni tabloya göre yeniden mi dengeler kurulacak?'' sorusuna ise şu yanıtı verdi:

''Bu çok önemli bir konu. Maalesef 2011 seçimlerine kadar böyle bir gerginlikle gitmek çok kötü, çok tehlikeli. Çünkü siyasi parti liderlerinin ağızlarındaki bu ithamlar, suçlamalar, hakaretler, küçültücü beyanlar devam edecek olursa bu sadece siyaseti küçültmekle yada itibarsız kılmakla kalmaz, topluma dalga dalga yayılır. Yani bu liderlerin ağzındaki seviye sokakta da kendini gösterir, evdede, il başkanlıklarında, teşkilatlarda da gösterir. Eskiden birbirlerine karşı daha samimi daha sıcak olan farklı partilerin mensupları neredeyse birbirlerini düşman gibi görmeye başlarlar. Ben burada büyük bir tehlike görüyorum. O yüzden siyasi parti liderlerine biraz daha aklı selim, sağduyulu ve üsluplarını çok temiz bir üslüp haline getirmeleri gerektiğini söylüyorum. Dün mecliste bir konuşma yaptım, Başbakanın bütçe konuşmasında CHP'de kendisine sürekli sataşan insanlara, milletvekillerine karşı 'sayın başkan siz susturmayacaksanız ben mi susturayım' şeklinde konuşması eleştirildi. Salt bu açıdan baktığımız zaman sayın Başbakanın bu sözünün biraz maksadı aştığını ve çok doğru olmadığını söyleyebilirsiniz ama sayın Başbakanı bu noktaya getiren oradaki sataşmalardır, ağır tahriktir. Oturduğumuz yerden buna baktığımız zaman ellerini kollarını arkaya atarak adeta ikide bir sözünü kesip kendisini ağır sözlerle konuşturmamaya çalışanları görünce ve bir gürültü içerisinde bir Başbakanın sözü kesilince belki ölçüsüz hareket etmek herkes için söz konusu... Yani hiçbirimiz masum değiliz noktasından meseleye bakarsak daha kolay olur. Şimdi bir milletvekili diğerine 'alçak, vatan haini, sen bölücüsün, şunu satarsın, bunu yapansın' dememeli. Biz iç tüzüğümüze göre konuşmaya başlarken bile 'sayın başkan, sayın milletvekilleri' diye başlamak zorundayız. Eleştiri sonuna kadar haklıdır ama eleştiriyle hakareti, küçültücü ifadeyi birbirinden ayırt etmemiz lazım. Şahsi hayatlarında birbirlerine o kadar kibar davranan insanların siyasi bir konuşma yaparken birbirlerine bu kadar acımasız olmasını doğrusu kabullenmek çok zor. Bu sadece siyasette gerginlikten medet umanların işi olabilir, kendilerine siyasi bir katkı sağlamış olabilir, kendi partileri yada tabanları içerisinde daha keskin güçlü bir konuşlanma meydana getirebilirler ama siyasete verdikleri zarar, Türkiye'ye verdikleri zarar, Türkiye'nin bütünlüğüne, toplumun birbiriyle dayanışmasına verdikleri zarar o ne olacak? Partiler birbirlerinin düşmanları değildir, ancak rakipleridir. Ama karşıdaki partinin mensubunu yok edilmesi gereken bir düşman gibi görürseniz, buna yönelik ifadeler kullanırsanız bu inanın konuştuğunuz yerde kalmıyor. Türkiye'nin her yerinden karşılık bulabilir. Bugün toplumsal olaylarda eğer olumsuz bazı gelişmeler varsa bence bunun asıl sorumlusu sorumsuzca konuşan ve toplumu geren siyasetçilerdir, genel başkanlarından başlayarak... Bunda kendimizi de sorumsuz tutmayalım, bizim de eleştirilecek yönlerimiz olabilir ama bir yerden başlamalıyız, üslubu temiz bir üslup olarak kullanmalıyız. Birbirimize saygıyı hiçbir zaman elden bırakmamalıyız.''

-MUHALEFET LİDERLERİNİN AÇIKLAMALARI...

Program yöneticisinin, ''Bugün sayın Başbakan, Baykal ve Bahçeli bir araya gelip sokaktaki eylemlerle ilgili herkesi sağduyuya çağırsa müthiş olur. Gerçi sayın Baykal bütün parti teşkilatlarına hiçbir eyleme katılmamaları yönünde çağrıda bulundu. Bunun siyasetten, muhalefetten gelmesi önemli bir çağrı'' demesi üzerine ise Arınç, ''Bu konuda bir sorun yok. Sayın Bahçeli hem gençlik teşkilatının, hem parti teşkilatının sokaktaki olaylara katılmaması yönünde bugün değil çok uzun zamandır gayret sarf ediyor. Ve o konuda da kendisini takdir etmek gerekir. Çok hareketli bir gençlik kitlesi var. Bu gençlik kitlesi onun bir tek sözüne bakarak eylemler de yapabilir. Ama kendileri aleyhinde bile olsa hiçbir zaman sokağa taşmamak, hiçbir zaman eylem yapmamak konusunda sayın Bahçeli'nin çok doğru çok haklı üslubu var. Cumhuriyet Halk Partisi'nin de bugünkü açıklaması, eylemlere veya gösterilere CHP adına genel merkezin bilgisi dahilinde kimsenin katılmaması noktasında... Ben bunları son olaylarla bağlantılı olarak olumlu buluyorum'' yanıtını verdi.

Arınç, ''Bunları yaparsınız ama siz ağzınızdan kin kusarsanız, böyle kızılcık şerbeti içmiş ama şöyle davranıyor gibi bir takım eylemler söylemlerde bulunursanız bu yaptıklarınızın çok fazla faydası olmaz. Sürekliliği ve tutarlılığı olması lazım. Hem de liderler, grup başkan vekilleri, partilerin sözcüleri çok önemlidir'' diye sürdürdü.

YASA DEĞİŞTİREMEDİKLERİNİN HİKMETİ ANLAŞILDI.
 // Bayram TUNA
Sn.B.ARINÇ'ın niçin anayasa değiştirilemiyorun cevabını bir Hukukçu olarak beyan etmiştir.Millet Vekillerinin tamamı hukuksuzluklardan ve Ülkemizin problemlerinden birebir mesuldürler.Siz birlikte hareket etmeyip, çelme atmakla meşgul iken; ergenekonculara, cuntacılara,dış güdümün uşağı hainlere fırsat vermiş oluyorsunuz.Siyasiler bunun bedeli ağır.Yılan mantığı bitti.Zulüm ile abad olanın Ahiri berbad olur.Sorumsuzluk burada ve ahirette karşılığını bula...
17 Aralık 2009 10:18
GÜNDEM Kategorisindeki Diğer Haberler