YENİ HABERLER
ÇOK OKUNANLAR
“AKP'yi kapatmak vatan hainliğidir”
“AKP'yi kapatmak vatan hainliğidir”
“AKP'yi kapatmak vatan hainliğidir”
09 Ağustos 2008 / 15:35 Güncelleme: 09 Ağustos 2008 / 00:00

Ergenekon soruşturması kapsamında ifadesine başvurulan bir gizli tanık, 28 Şubat döneminde kurulan çirkin tezgahların, Fadime Şahin-Müslüm Gündüz ve Ali-Emire Kalkancı skandallarının perde arkasını gözler önüne sermişti. İtirafçı Fadime Şahin’in ‘telekız’ ve Ali Kalkancı’nın alkolik olduğunu ileri sürmüştü. Bu konuyla ilgili haber için tıklayın


Sisi, kendisiyle yapılan röportajlarda, 28 Şubat süreci ve Fadime Şahin olaylarındaki rolünü itiraf etmişti.


“Gönül ister ki atılan sekmanlarla motor kurtulsun”


Balans ayarı rektifiye oldu


28 Şubat'ın kahramanı olduğu anlaşılan Sisi'ye göre postmodern darbe bitti, yapılacak rektifiyelerle Türkiye tam yol ileri gidecek. Gelecek 5 yılı çok sancılı gören Sisi, Erdoğan'ı alkışlarken “AKP'yi kapatmak vatan hainliğidir.” diyor.


Röportaj talep etmek için telefon açtığımızda “Son Ergenekoncu olarak içeri mi aldıracaksınız beni.” diyerek söze başladı. 2007'de başlayan ve bu yıl da devam eden süreci, 'motorun yenilenmesi' demek olan 'rektifiye' ile tanımlıyor. Bu süreç, aşınan ve bozulan motorun tamir edilme çalışmaları ona göre. Kendisi 28 Şubat'ın kahramanlarından. Seyhan Soylu, nam-ı diğer Sisi, yaşadığımız yeni süreçle ilgili mesajını da şu satırlarda gizlediğini söylüyor: “Gönül ister ki atılan sekmanlarla motor kurtulsun!”


Şoför değişse bile aracın değişmeyeceği yorumunu yapan Sisi, çok zorlu geçeceğini söylediği önümüzdeki 5 yılın ardından Türkiye'nin tam yol ileri gideceğini dile getiriyor. AK Parti'ye açılan kapatma davasını 'vatan hainliğine benzetiyor, Türkiye'nin yarınları için Tayyip Erdoğan'ın laiklik ve demokrasi savaşında yalnız kaldığını söylüyor. Türkiye'nin Avrupa'nın gelecek tohumları olduğu görüşü de ona ait.


Ya derin devlet? Sisi, bu konuda literatüre girecek yeni bir izah getiriyor: “Derin devlet deyince toprağın altındaki osmiyum ve bor yatakları gelir aklıma. Bir de onları pazarlayanlara bunun hesabını soracak insanlar.” Osmiyuma dair küçük bir not. Oksit bileşeni zehirli bir maden olan osmiyumun en düşük dozu bile akciğerde, deri ve gözde ciddi hasarlara yol açabiliyor. Atom numarası 76 olan bu madde 5027 santigrat derecede kaynıyor ve 3050 santigrat derecede eriyor. Yani madenler içerisinde en dayanıklısı!


Soylu 1973 doğumlu. Güneş ve Günaydın dâhil birkaç gazetede yazılar yazdı. Nuriye Akman'a verdiği röportajda Jandarma İstihbarat Teşkilatı'nın (JİTEM) olduğunu iddia ettiği Strateji Dergisi'ni çıkardı. Polis Akademisi'nden uzaklaştırılan Soylu'nun, kendisiyle aynı ismi taşıyan Ferit Şahenk'in halası ile bir alakası yok. Babası 7; öğretmenlikten ayrılma, oryantal olan annesi Emine Hanım tarafı da 2 göbek İstanbullu. Aile onun öncesinde Trakyalı. Daha öncesinde ise göçmen; annesinin annesi Bulgaristan Şumnu, babasının annesi Arnavutluk Priştineli.


DÂHİLİKLE DELİLİK ARASINDA


Çok zeki olduğu söyleniyor. Siz ne sorarsanız sorun kendi onun istediği cevapları vermesiyle ünlü. Röportaj esnasında çok fazla telefon geldiği için sık sık konudan konuya geçiş yaptığımız da oldu… Eski MHP'li olarak bilinmesine rağmen hiçbir zaman partiye üye olmamış, şimdi DSP'li ama buraya da üye değil. Yerel seçimlerde Trakya'da bir ilçeden aday olmaya hazırlanıyor. Soylu, 'Zihni Sinir' gibi sürekli projeler geliştiriyor ve onları notere tasdik ettiriyor. 200'ün üzerinde projesi var. “Dâhilik ile delilik arasında ufak çizgiler var” diyerek durumunu açıklıyor. Türkiye'den 48, yabancı uyruklu olarak ise Nato'dan Raşid Taha ve Ruslana'ya kadar 17 sanatçının menajerliğini yapıyor. Kazakistan kökenli Nato'nun annesinin Kayseri kökenli olduğunu ortaya atıp Türk basınına 'yutturan' da o. “Ben yaptım onu. Parayı ver bana, Adanalı yapayım.” diyor mesela. Organizasyon ve ambalajlama konusunda başarılı olduğu muhakkak.


-Şu anda Türkiye'de kopan kıyametin temelinde ne yatıyor sizce?


Yine çıkar amaçlı tröstlerin kendi çıkarları doğrultusunda, menfaat rüzgârının onları sarmasından kaynaklanıyor. Başka hiçbir şeyden değil.


-28 Şubat süreci gibi mi?


28 Şubat, teröristlerin menfaat savaşı mıydı? Arka planını düşünürsek öyle de denebilir.


-Bankaların içinin boşaltılması ile 50 milyar doların buharlaşması söz konusu oldu.


Hayır, 28 Şubat deyince içinde kendimin de olduğunu düşünüyorum. Soruların oraya geleceğini bildiğim için…


-Daha önce Nuriye Akman'a verdiğiniz röportajda “Jandarma İstihbarat Teşkilatı'nın (JİTEM) yayınlarında genel koordinatörlük yaptım” dediniz. 28 Şubat sürecinde neden sizi aralarına aldılar?


Bizi kimse arasına almadı ki. Bakın şu an para ver bana…


-Para ile mi?


Hayır, hayır! Başka bir şey söylüyorum. Şu an para ver, istediğiniz her organizasyonu yaparım. Ben organizatörüm.


-Ama o zaman bu işi yapmıyordunuz?


Hayır. Başka bir şey söylüyorum. Ben ne iş yaparsam en iyisini yaparım.


-Strateji Dergisi'ni çıkarıyordunuz.


O şöyle oldu. E TV'de genel koordinatördüm. O tarihte Türkiye Gıda Sanayii'nin sahibi Turgut Büyükdağ telefon açıp, “Sisi hanım biz bir grup kuracağız. Bizden ne istersiniz bunun için.” dedi. Ben de “Beyefendi canlı varsa yaparız.” dedim. Yani parası varsa hiçbir şey sorun değil.


-“Canlı varsa oluyor” diyorsunuz. O zaman o dönemde canlı ile bu işin içinde yer aldığınız kanaati hâsıl oluyor.


Böyle düşünürseniz fiyatınızı söyleyin derim. Sen canlıyı aldın, şöyle yap diyorsun. Ben fazla zeki değilim. O zaman şunu söylüyorum sana. Canlı var mı dedim. Benim konuşma tarzım o. Ha eğitimimle ilgili sorarsanız radyo televizyon mezunuyum. Polis Akademisi'nde Türkiye birinciliğim var. Şimdi şunu söylemek istiyorum. Canlı var mı dedim, siz de bu organizasyonu para için mi yaptınız diyorsunuz. Evet, ben devletimi sattım. Olur mu böyle bir şey? Adam bana organizasyon yaptırıyor.


-Neyin organizasyonunu?


Medya kuruyordu. Kurduğu bu medya için transferler yapmamı istedi.


-Büyükdağ'ı tanıyor muydunuz daha önce?


O beyefendiyi hiç tanımam. Zannediyorum Çırağan'da mıydı bir araya gelip konuştuk. Turgut Bey'in siyasi danışmanları da vardı yanında. Ünlü tiplerdi. İsimleri bende saklı kalsın. Dediler ki bize böyle böyle bir sosyete, bir de Nokta gibi, işte Aksiyon gibi diyelim ayıp olmasın, birer dergi lazım. Bunları bana koordine eder misiniz? Ben hemen Ayşe Önal'ı Strateji Dergisi'nin başına getirdim, Güler Kazmacı'yı da danışman aldım. Ümit Oğuztan'ı da magazinlerden birine aldım. Ferda Kıvılcım'ı Alem dergisinden istifa ettirdim. Alem dergisinin başında idi. Ramiz Dağlı, işte Alev Çukurkabaklı, böyle bir ekip kurdum, hatırlayamıyorum şimdi hepsini. Ünlü insanları transfer ettik. Üç dergi açılacak.


ÜMİT OĞUZTAN ORTALIĞI KARIŞTIRDI


-Oğuztan'ı nereden tanıyordunuz?


Ümit Oğuztan'ı işe ben aldım. 1991'de Kraliçe Sisi (Müstehcen olduğu için mahkeme kararı ile yasaklandı) diye bir kitap yazdı bana. Ben adama hayatımı anlattım. O tarihte bir tane araba alınacaktı bana. Dedi ki size bir kitap yapayım.


-Siz de araba istediniz.


Evet, ben de araba istedim. Ben hep bir şey isterim. İstediğim her şeyi de alırım. Ama benim onun söylediklerini yaşamaya yaşım müsait değil. Kendi hayalindeki seks fantezilerini yazmış.


-Kitabı beğenmediyseniz niye bir daha işe aldınız onu?


Ben onu mevcut kariyeri için almadım. Elinde böyle çok ses getiren farklı kitaplar vardı. Sansasyonel yazarlarla anlaşalım dedik. Bize hem magazin boyutunda insanlar yazsın hem de onların kitaplarını çıkaralım. Öyle diye işe alındı eğer bunu soruyorsanız. Oraya geldi gene ortalığı karıştırdı.


-Nuriye Akman'a 28 Şubat'ın kahramanı olduğunuza dair açıklamayı yaptıktan sonra hiç yalanlama olmadı değil mi?


Genelkurmaydan mı? Yalan söylemedim ki. Bugün de yalan söylemiyorum, niye yalan söyleyeyim? İşte dergi çıkarken daha sonra o esnada bir istihbarat geldi.


-Tarikatlarla ilgili mi?


Ben severim böyle tarikatlara gidip gezmeyi. Kiliseye de gidip kendi duamı edebilirim. O açıdan Draman civarında tarikatlara giderim ben.


-Bu olaydan önce gidiyordunuz yani.


Tabii tabii. Ben normal tarikatlara giderken bir anda Ali Kalkancı, Müslüm Gündüz, bu tarz üç beş tane daha yerle ilgili bilgiler gelmeye başladı bana. İlgimi çekti. Dinin istismar edildiğini…


-Açık sorayım, o bilgi nereden geldi size?


Arkadaşlarımdan diyorum.


-Sonraki süreçte…


Ben de gittim.


-Kaç defa gittiniz mesela?


Gerekli olacak bilgileri toplayana kadar. Aptalım ama o kadar da değil!


-Orada izlenim edindiniz, bilgiler aldınız. Sonra bunları TV'lere çıkarmaya başladınız.


Hepsini ben yolladım. İşte Fadime Şahin, Ali Kalkancı, Emire Kalkancı o süreçten takip edilerek ekrana çıkmak istediler, uyandırmak istediler. Ama 28 Şubat, Sincan olayları vs. ile pekişti. Elma ile armudu karıştırıyorlar. Yani Müslüm Gündüz, gibi Ali Kalkancı gibilerin devletin rejimine zarar vereceği herhangi bir konu yoktu. Onlar dine zarar veriyorlardı.


ONLAR KULLANILMADI, SİZ ÖYLE ALGILIYORSUNUZ


-Nuriye Akman'a verdiğiniz röportajdan anlaşıldığına göre onlar o süreçte kullanıldı.


Yok. Hayır, siz öyle algılıyorsunuz. Bugün de bir haber programı yapsam, gidip de tarikatçıları bilmem neyi haber yapmaya değmez. Her hafta iki tanesi yakalanıyor. İtibar edilmiyor artık. İnsanlar doğru yolu gitgide görmeye başladı. Ben şunu söyleyeyim size. Lütfen mertçe yazın. O zaman tarikat haberleri ilgi görüyordu, bugün iki tane büyücü, bir tane tarikatçı hıyarın ekrana çıkması daha küçük yer alabiliyor. O tarihte biz bu dosyaları hazırlarken şu anda düşünüyorum ki, bak bu bile olabilir, tröstlerin, mevcut hükümetle hesaplaşmasının kurbanı da olunmuş olunabilir; eğer bunu istiyorsanız söylememi.


-Sizin düşüncenizi soruyorum.


Eğer yönlendirmek istiyorsan bunu da diyebiliyorum ben. Ama bu derin devletin, bakın ben başka bir şey söylüyorum. Ben hayatımda suyun altından bile gitmem. Derine fazla gitmem. Anladınız mı? Eğer ki derin devlet olarak bir şeyi adlandırıyorsanız…


-Siz nasıl adlandırıyorsunuz?


Devletin derini olmaz. Maden yatakları gibidir. Neyi ne zaman satacağınızı, neyi yapacağınızı bilmeniz lazım. Derin devlet deyince toprağın altındaki osmiyum gelir aklıma. Bir de bor yatakları gelir. Bir de onları pazarlayan insanlara bunun hesabını soracak insanlar gelir.


BUGÜN DE AYNI MEDYA…


-Süleyman Demirel gibi konuştunuz.


Allah makamımızı benzetsin, kişiliğimizi değil. (Gülüyor) Biz o zaman öyle bir yapılanma içerisinde bu operasyon olarak adlandırılan olayı ortaya çıkardık. Fakat bir kısım medya olarak adlandırılanlar olayı farklı empoze etti. Bugün de aynı o medyanın 106 milyon dolar, toplam 300 küsur milyon dolar borcunu ertelemek için farklı oyunlar içerisinde olabileceğini ben görebiliyorum, vâkıf olabiliyorum.


-Biraz açabilir miyiz bunu?


Yanlış olur. Siz benim ne demek istediğimi gayet iyi algıladınız.


-Ben anlamıyorum.


Okurlarınız anlar o zaman. (Gülüyor) Bütün sermaye kuruluşlarının yok ettiği o bin kişilik hanedanın parçalarına 40 milyar dolar verildi. 300 milyon doları da bugün için diyorum. O tarihte tamamen tröstleşmiş bir halde değildi. Tröstleşme yolunda ilerleyen bir medya grubu idi. Kimi kastettiğimi bilmiyorum ben. Bilmeden konuşuyorum!


-1997-2008. Hadiseleri gözünüzün önüne getirdiğinizde 2007-2008'de neler yaşandı, yaşanıyor?


28 Şubat'taki balans ayarı 11 yıl sonra, bugün rektifiye olarak adını değiştirdi. Gönül ister ki atılan sekmanlarla motor kurtulsun!


BU AMAÇ İÇİN HER ŞEY KULLANILACAK


-Motorun kurtulmama ihtimalini nasıl görüyorsunuz?


İşte laf burada gizli. Şoför değişse bile araç değişmeyecek. Amaca giden tüm yollarda her şey araç olacak. O açıdan balans ayarı bitmiştir bu ülkede. 5 yılda yapılacak rektifiyelerden sonra tam yol ileri gidecek Türkiye.


-Önümüzdeki 5 yıl…


Bu 5 yılda son rektifiyelere ihtiyacımız var. Balans ayarları bitti, motor yalpalıyor. Rektifiyelerden sonra yepyeni günler başlıyor; Türkiye için son sıkıntılı 5 yıl. Ne askerî darbe ne post modern darbe ne de yargının vereceği ağır yaptırım cezaları. Türkiye bir demokratikleşme sürecinde, yargı da bunun denetimcisidir.


-Seyhan Hanım şu soruyu sormasam okur bana kızar. Neden 5 yıl dediniz?


Bakın 28 Şubat'la ilgili devletin genelkurmay ikinci başkanı (Çevik Bir'i kastediyor) olan bir şahıs dahi o şekilde hitap ediyorsa benden daha fazlası beklenmez ki. Ben kimim ki! Sıradan bir vatandaşım. Onlar nutuklarında balans, süspanse dedi, biz de rektifiyeyi getirdik.


-Neden 5 yıl dediniz de 4 veya 6 yıl demediniz? Ne var 5 yıl sonra?


5 yıl, çünkü darbeden postmodern darbeye lütfen bakar mısınız, 20 yıl.


-1980-1997, 17 yıl…


Aşağı yukarı bir 15-20 yıl arası süreç. Bu çok önemli. Bu süreç 20 yılı tamamlayacaktı. Postmodern darbeye dönüştü, darbe. Askeriyenin esnek olduğu yerde yargı da esneyecek ve doğru bulunacak.


-Onun için 5 yıl var, öyle mi?


Elbette. Bu geçiş süreci içerisinde yargının da devletin bölünmez bütünlüğüne zarar verebilecek kişilerin toparlanıp ifadelerinin alınması ile -bu başbakan da olsa cumhurbaşkanı da olsa- adına Ergenekon dediğimiz kişiler de olsa, yargı en doğru kararı verir. Gelecek 50 yılda Avrupa'nın sibobu Türkiye olacak. Avrupa'nın en önemli üreticisi hâline gelecek. Hiç şaka yapmıyorum. Bu açıdan Avrupa'nın bize ihtiyacı var. Biz Türkler Avrupa'nın hem namus koruyucularıyız hem de gelecek tohumlarıyız. Türkiye inanılmaz çok önemli bir süreci atlattı. Demokratikleşme adına çok iyi bir dönemden geçiyor. Yani Türkiye'yi kötü günler değil çok iyi günlerin beklediğini düşünüyorum. Tayyip Erdoğan da artık vizyon değiştirdi.


-Ama kapatma davası ile karşı karşıya...


Ben AK Parti'nin kapatılmasına en çok karşı çıkan insanım. Bugün AK Parti'nin kapatılması demek demokrasi sürecinin ağırlaşması demek. Bence kişilerin siyasi ceza görmesi lazım, eğer yasak konacaksa. Partilerin böyle kapatılması gericilik.


-Kimin işine yarayacak kapatılması?


3-5 tane cebini dolduracak ruhları çulsuz olup paraları çok olan vatan hainlerinin işine yarayacak. AKP'yi bugün kapatmak vatan hainliğidir. Demokrasiye ihanet ediyorlar. Erdoğan'a yasak koyun. Erdoğan da desin ki ben bağımsız olarak başbakanlık yapacağım. O da bir süreçtir. Türkiye onu da görebilir.


-Peki hak ediyor mu yasak konmayı?


Erdoğan'ın yasaklanması için somut olarak ispatlar lazım. Biz 70 milyon bir tarafta olsak o 1 de olsa biz hepimiz biriz. Biz toplumu bütünleştirdiğimiz zaman toplum olur. O toplum olunca devlet olur. Anladınız mı?


VELİ KÜÇÜK İLE 'TANIŞIYOR'


-Şimdi irtibatınız var mı o çevrelerle, o dergi çevresiyle?


Son Ergenekoncu olarak mı düşünüyorsunuz beni?


-Sizi ilk aradığımda telefonu açar açmaz böyle dediniz bana. Neden?


Bir sürü gazeteci aradı Hürriyet, Sabah, Milliyet'ten. Ben dedim ki 784 bin kilometrekare toprağımızın bölünmez misak-ı milliye çerçevesinde ve devletin bölünmez bütünlüğüne inanan bir insanı kim alabilir efendim. İlhan Selçuk'un alınmasına çok ayıp ettiler ve hemen adlandırıyorlar. Millicilik ve vatanseverlik adı altında insanların düşüncelerini kimse tasfiye edemez. Ha o grubun içerisinde elma ile armutlar var. Veli Küçük Paşa…


-Tanışıyor musunuz kendisi ile?


Veli Küçük Paşa, aklınıza kim gelirse, sokaktaki bir tinerci de gitse kapısının açık olduğu, kapısını çaldığında kontak kurabileceği özel bir insan.


-Buradan tanıştığınızı anlıyorum.


Ben cevabı verdim zaten. Olay şeye benziyor. Her iki tarafın da kapatılma sürecine dönüştürüldü. İki bakkalı kapayalım yeni bir market açalım… Türkiye yarınlar için en önemli savaşı, laiklik ve demokratikleşme savaşını veriyor. Ve ne yazık ki bu savaşı Tayyip Erdoğan veriyor. Ben AKP'li değilim. Ama vatanseverim. Bu savaşı kim verirse onun yanında olmak isterim. Ne yazık ki, şu avuçlarımla Erdoğan'ın yaptıklarını alkışlıyorum. Hem de oturarak değil, ayakta.


-CHP için ne düşünüyorsunuz?


(Deniz) Baykal o koltukta oturduğu sürece Atatürk'ün yerinde rahat yattığını düşünmüyorum.


-Turgut Büyükdağ ne yapıyor şu anda?


Üç senedir filan görmüyorum. Refahyol (RP-DYP) koalisyon hükümeti yıkıldı, adam kaçtı. Herkes bir tarafa dağıldı, affedersiniz ben ortada kaldım. Biliyorsunuz Hizbullah'ın ölüm listesine girdim sonra. PKK…


-Tehdit alıyorsunuz.


Ee çok umurumda değil. Kahramanlar çok uzun yaşamaz, biliyor musunuz? Kahraman deyince bir nefes alış kadar yaşamalı. Belki çok bile yaşamış olabilirim.


-Ali Kalkancı ne yapıyor şu anda?


Gene kurmuş tarikat, 3-5 bin müridi varmış. İnternet aracılığı ile mürit topluyor. Sanal tarikat. Bu sefer siz çıkarın da hiç olmazsa Ergenekon yaptı demesinler.


DÜŞÜNCELERİM VE HAYATIM DEĞİŞTİ


-Bu ne zamanın bilgisi?


1,5 yıl önce. Anlatmayın bile dedim. O kadar pis bir şey, ya ben gene bulaşıyorum. Ben yapınca Ergenekoncu olacağım.


-28 Şubat'la alakalı o röportajdan sonra bir yere oturtuldunuz. Bundan ötürü bir rahatsızlık oldu mu sizde veya çevrenizde?


İnsanlar korktu biliyor musun? “Aman” dedi, “sen istihbaratçı mısın, bilmem ne misin?” Ben kaşeleri sevmiyorum


15 Nisan 2008 (AKSİYON)


************************************



Seyhan Soylu: - 28 Şubat’ın gizli kahramanıyım


Sisi (Seyhan Soylu) ile Nuriye Akman da 28 Şubat 2002’de bir röportaj yapmıştı. Sisi’nin, “28 Şubat’ın gizli kahramanıyım” dediği röportajın tam metni şöyle:


Türkiye’de üçüncü cinsin en çarpıcı temsilcisi olarak bilinen, 90’lı yıllar boyunca ‘Travestiler Kraliçesi’ olarak anılan, 2000’lerde organizatör sıfatıyla ülke gündemine ilginç olaylar taşımaya devam eden Seyhan Soylu’nun (Sisi) 28 Şubat sürecinde etkin bir rol üstlendiği ortaya çıktı. Soylu, “irticanın belinin kırılması” operasyonlarına yaptığı katkıyı “verilebilecek azami detayla” Nuriye Akman'a anlattı.


Seyhan Soylu, JİTEM’in yayın organı olduğunu iddia ettiği Strateji Dergisi bünyesinde, 8 ay boyunca istihbarat çalışmaları yaptığını, tesettüre girerek Kalkancı tarikatını incelemeye aldığını, yaptığı hizmetler nedeniyle “alnından öpüldüğünü”, bu nedenle alnına bir yıldız dövmesi yaptırdığını söyledi. “Aşk, nefret, intikam, ihtiras ve ihanet” sarmalında dini kavram ve temalarla yoğrulmuş, Emire Kalkancı ve Fadime Şahin’in gözyaşlarıyla sulanan “irtica” haberlerinin, kâh bir melodram, kâh bir gerilim filmi gibi izlendiği yıllarda kendi kendine Türkiye’yi “yobazların elinden kurtarma” misyonu yüklediğini anlatan Soylu, “Ben 28 Şubat’ın gizli kahramanıyım” dedi.


Seyhan, kendini zaman zaman polis gibi düşünüyor musun? “Atılmasaydım ben de emniyet müdürüydüm” diye iç geçiriyor musun?


Yok, onun yerine daha güzel şeyler yaptım. Mesela Jandarma İstihbarat Teşkilatı’nın yayınlarında genel koordinatörlük yaptım. Bundan altı yıl önce, sekiz ay kadar bir dönemdi.


Neden böyle bir görevi sana verdiler?


Çünkü ben çok çalışkandım, çok milliyetçiydim. Yani polisimizin algılayamadığını askerlerimiz algılıyor.


Ama askerlerin katı kuralları vardır, polislere göre. Cinsel kimliğin göz önüne alınırsa, nasıl oldu da sana böyle bir görev verdiler?


Ben askerlerin daha ılımlı, daha sevecen olduklarını, insanların kişiliklerine önem verdiklerini düşünüyorum. Emniyet teşkilatındaysa, atamalar dahil, insanların kendi menfaatlerini düşünerek hareket etmesinden dolayı, “Acaba?” denecek duygular var. Ama askeriyede böyle değil.


Tam anlayamadım. Şimdi, tam olarak ne yaptın jandarma için?


Ali Kalkancı tarikatı için tesettüre girdim. Adı Strateji, JİTEM kaynaklı bir dergi bu. O yüzden de istihbaratçılarla, emniyetçiler vardı içinde. Askeriyeden emekli olan insanlar vardı. Böyle bir çalışma içine girdik ki o tarihte Refah Partisi’nin oyu yüzde 38’di. Ali Kalkancı ve Emire Kalkancı olayını yakaladık. Aczimendi liderinin yakalanmasını, Fadime Şahin ile Emire Kalkancı’nın ekrana çıkarılmasını sağladık. Tarikat içerisinde yaşanan çarpık ilişkileri deşifre etmek, dini insanları sömürme aracı olarak kullananların maskelerini düşürmek için böyle bir şey hazırladık.


Askerler mi istedi senden bunu?


Kimse benden istemedi, ben buldum. Dosyayı ben hazırladım, ben sundum. Onun harici bir sürü dosyalar var. İşte MİT’in sahte dolar bastığını, Afganistan Başbakanı’nın buradaki mevcut bir başbakanımızla buluştuğunu vs. Yani dosyalardan biriydi bu da.


Tesettüre girdiğinde ne hissettin?


Tesettüre girmem maksatlıydı. Olayın maksadı boyutunu aştı. Tesettür insanın vicdanındadır. Zaten imanı çok yüksek bir insanım.


Tesettürlü insanların içinde kendini ne olarak tanıttın?


Ben onları kandırmak için böyle yapmadım. Böyle bir hayatı da bir müddet denemiş oldum.


Kendini gizlemeyi kandırma sınıfına sokmuyor musun?


Hayır yani açık açık böyle bir şeyin yapıldığını düşünür isek, öyle bir şeye kucak açılmazdı. Ben radikal kesimde cinsel kimliğe, kadına bakışı incelemek için girdim aralarına. Çünkü toplumda çok fazla bir oy patlamasına sebep olmuşlardı. Gerçekten takiyye var mı, yoksa doğru mu diye bir araştırmaya girdim? Herhangi bir insan yönlendirmedi. Dergide bu tarz birçok haber peşindeydik. Salt olarak böyle bir şeyin araştırması değil.


Dergiye ne oldu sonra?


Daha sonra finansman kaynağı bulamadık, devam edemedik. Benimle başladı benimle bitti.


Bu çok özel görevin bitince ayrıldın yani.


Görev değildi. Beni derin devletle özdeşleştiriyorsun. Ben MİT elemanıyım demedim ki.


Ama yaptığını söylediğin şeyler gazetecilik değil, istihbarat çalışması.


Ama ben gazeteci olarak da istihbarat yapabilirim.


Emire ve Fadime sonradan açıldılar. Onlar da yoksa senin gibi bir görev uğruna mı örtünmüşlerdi?


Hayır, hayır. Öyle bir şey olabilir mi? Ne münasebet!”


JİTEM’le işbirliği yapmanın getirisi ne oldu?


Bir şey söyleyeyim mi, ben o çalışma günlerimde hayatımın ekonomik olarak en kötü günlerini yaşadım. Çok da memnunum; ama bu kadar artık yeter dedim ve kendime yön çizmek zorunda kaldım. Bana ekonomik olarak getirileri hesapladım ve halkla ilişkiler alanına geçtim.


“Devlet töreniyle defnedilmek hayatımın en büyük ödülü olurdu” demişsin bir röportajında?


Ne kadar güzel bir duygu değil mi? Benim savaşımı, mücadelelerimi, siz de yaşamış olsaydınız siz de arzu ederdiniz bunu.


Seyhan, yaşarken yüzde yüz onaylanmadın; ama hiç değilse ölürken en üst düzeyde onaylanmak mı istiyorsun? Çok büyük bir sevilme ihtiyacı mı bu?


Bravo Nuriye Hanım. Zaman zaman geçmeye başladınız.


Sizin zekanızı geçemem ben Seyhan Hanım.


Estağfirullah, ne münasebet.


Peki ama devlet töreniyle gömülmek pek az faniye nasip olur. Bunun için ne bedel ödeyeceğini düşünüyorsun?


Şu anda dingin bir hayat sürüyorum. Kendimi yetiştiriyorum. İyi bir iş kadını olma yolundayım. İki yıl sonra elliyle yüz arası televizyon programım dönecek. Yanımda herhalde iki yüz kişi çalışacak. Türkiye’de yüz elli–iki yüz sanatçının patronu olacağım.


Bunlar mı seni devlet töreniyle gömdürecek?


Hayır. Daha sonra siyasilerimizin düşünceleri biraz daha modernleşince benim istediğim bir parti içerisinde kendime bir yer bulurum. Meclis’te var olmam gerektiğini düşünüyorum. Hizmetlerim devam ederken ölürsem milletvekili olarak da gömülürüm.


Sana Asena diyorlar doğru mu?


Dostlarım tarafından öyle bir sembolik ismim var, ama...


Bir dönem MHP’ye üye miydin?


Hayır. Bana bir sürü MHP ilçe teşkilatından teklif geldi; ama ben partiye zarar vermemek için kabul etmedim. Çünkü benim cinsel kimliğimi hemen kabul edebilecek potansiyeli yok. Milliyetçilik adına her MHP sempatizanı gibi ben de bir şeyler yapmaya çalıştım. Abdullah Öcalan yakalanmadan önce ben bangır bangır televizyonlardan Apo’nun kellesini getirebilecek kadar zekaya sahibim diyordum.. Eğer bana böyle bir görev verilmiş olsaydı bunu yapabilirdim.


Herhalde şöyle düşündüler: Kalkancı olayıyla ispatladın kendini. Yeter bu kadar kahramanlık!


Hayır, benim eğer bir projem varsa kendimi o ortamın içine adapte edebilirim. Cemalettin Kaplan, Atatürk büstünü yerlerde sürüklerken Almanya’da, ben de onun fotoğrafını Taksim Meydanı’nda süründürdüm.


Emire ve Fadime neredeler?


Emire’nin Kadıköy civarında bir pastanesi var. Fadime, Akdeniz Bölgesi’nde bir yerde yaşıyor. Ali Kalkancı ise cezaevinden çıktıktan sonra yine aranmaya başlandı.


Emire ile Fadime neden açıldılar sonra?


Kapanmalarının sebebi imandan değildi ki. O an kapılmışlardı, sel gibi gidiyorlardı.


Onlar da senin gibi belki bir çeşit istihbarat yapıyorlardı...


Hayır ne münasebet. Emire Kalkancı Ali Kalkancı’yla birlikte olmuş. Ali Kalkancı aslında pazarda limon satan bir adamdı. Kur'an okumayı dahi bilmiyordu. Kur'an okumayı bilmeyen bir insan beş yılda on milyon dolarlık bir servete sahip oldu.


Onlarla birlikte yattın, kalktın, yedin içtin. Seni ne olarak tanıyorlar? Ev kadını kimliğiyle mi?


Evet, adımı da kanuni olarak değiştirdim, Kezban yaptım.


İçinde mikrofon falan mı taşıyordun, nasıl yapıyordun?


Teyple yapıyordum hanımefendi. Daha sonra gizli kamerayla yapmaya başladım. Devlet bana ilerde görev versin, beni ciddi anlamda maaşa bağlasın, yine devlete hizmet eder, bütün işlerimi bırakırım. Seviyorum ben ülkemi, yemin ediyorum. Bunların hiçbirini ne menfaat için, ne de bravo desinler diye yaptım.


Koskoca Türkiye’de bir tek sen bunu fark ediyorsun...


Ne münasebet, birçok insan fark ediyordu, ne yapacağını bilmiyordu. Ben yalnızca fitili ateşledim, uyanışa geçirdim. Yani bu kadınlar devlet tarafından kullanılmadı; ama bu kadınlar radikal dincilerin oyuncağı olup kullanıldılar.


Dost musun onlarla şimdi?


Hayır görüşmüyorum. Çünkü ben özür dilerim ama ben prensesim. Onlara cadı tarafından elma yedirilmişti. Prenses olarak onları ben öptüm, uyandırdım.


Âlemsin! Yok böyle bir şey! Ama sen onlara ihanet ettin.


Ben onlara ihanet etmedim ne münasebet ya. Gerçek Müslümanlara ihanet etmedim. İmanlarını kullanan insanları, ortaya çıkardım. 28 Şubat sürecini başlattım. Çok ciddi söylüyorum, Kur’an çarpsın ya. Ben ihanetçi değilim, milliyetçiyim. Daha sonra Refahlı milletvekillerinin de takdirini kazandım. Necmettin Erbakan’ı da uyandırdım, kendine getirdim.


O kadınların düşmanlıkları var mı peki sana?


Bana kimse bir şey yapamaz, alnımın ortasına bir tane yıldız yaptırdım.


Kim bana bir şey yapmak istiyorsa oradan bana ateş etmesi lazım, eğer sektirirse hesabını sorarım.


Yani “Beni arkamdan vurmayın, mertçe buradan vurun” mu diyorsun?


Bravo, algılamışsın. Kafayı sıyırmış bir deli değilim. Sinirlerime hakim olabilirim. Karşımdaki insanın psikolojisiyle istediğim zaman oynayabilirim. Kafama koyduğum her şeyi yaparım. Mesela Bayan Mitterrand’la bir ortamda bir araya gelirsem onu yerden yere tekmeleyeceğim. Zamanında Kürtleri Türklere karşı kışkırtan odur. Ben iki kardeş ırkı ayırmak isteyen herkesi paramparça ederim.


Şekerim her şeyin abartılı senin. Milliyetçiliğinin altını çiziş biçimin de. Seyhan, acaba bunun altında korunma içgüdün mü var? “Cinsel kimliğimden dolayı yeterince ceza çektim. Artık yeter” deyip bu milliyetçi söylemi mi yakaladın acaba?


Yok benim umurumda bile değil onlar ya! Meclis’tekilerinin hepsinden çok daha milliyetçiyim. Saldırılan bir kimliğim var. Benim kimseyi ciddiye almadığımdan kaynaklanıyor bu.


Ne zaman evlendin?


1997.


Bu Strateji Dergisi işi bittikten sonra mı yani?


Tabii tabii. Yani ben derin devletin bir insanı olup da formaliteden evlendirilen biri değilim. Herkesin yapması gereken şeyler bunlar, milliyetçiler olarak. Birçok insandan şerefliyim ben. Bu ülkede Leyla Zana’ları Meclis’e aldılar. Ben 28 Şubat’ın gizli kahramanıyım. 28 Şubat süreci benim yaptığım olaylarla başladı.. Bir travestinin de bu ülke için savaştığını gösterdim ben insanlara. Uyanışa geçirdim ben herkesi, Milli Güvenlik Teşkilatı’nı uyandırdım. Devletin üst kademesindeki bürokratları, milliyetçileri uyandırdım. Bu görevi üstlendiğim için de çok mutluyum. Bir sürü üst düzey bürokrattan, emniyet teşkilatından, askeriyeden, hiçbirinden bana toplum içinde bravo almadım; ama hepsi alnımı öptüler. Onun için de alnıma bir tane yıldız yaptırdım. Alnımdaki yıldızın sebebi de bu.


Sana hizmetlerin için bir madalya vermediler mi?


Hayır bana herhangi bir madalya verecek kadar yürekli herhangi bir insan yok. Ama herkesin gönlünde olduğumu biliyorum. Hiç olmazsa Küba’ya gidip ülkücü selamı vermiyorum. Kafamda da Che şapkası yok.


Seni “gayrimeşru âlemde” de çok seviyorlar. Alaaddin’inden, Nuriş’inden, Sedat Peker’ine kadar herkes senin dostun...


Doğru ama artık değişime uğradık toplum olarak. Onların aklı başına geldi, devletin ne kadar büyük olduğunu insanlar gördü. Devlet bunu karşı taraftaki insanların bilincine enjekte edemezdi. Zaman içerisinde insanlarımız olgunlaşmaya başladılar. Bakın gayrimeşru âlemdeki herkes işadamı olmaya bakıyor farkında mısınız? Demek ki değişim sürecindeydi, onların da hırçınlıkları aynı benimki gibi bitti. Ben de olgunlaştım, işkadını oldum.


Seyhan Soylu kimdir?


Kısaca Sisi olarak tanınan ve 90’lı yıllar boyunca ‘Travestiler Kraliçesi’ olarak anılan Seyhan Soylu, 2000’li yıllarda Türkiye’nin gündemine organizatör olarak girdi. Çanakkale Hapishanesi’nde yatan müteahhit Bedrettin Ekdi’nin oğluna düzenlediği bir milyon dolarlık sünnet düğünü ile aylarca kendinden söz ettirdi. Elçilik görevlisi bir baba ve CHP kadın kolları üyesi öğretmen bir annenin üç çocuğundan biri olarak Samatya’da başladığı hayata, otoparkçılık, kuyumculuk dahil pek çok iş yaparak devam etti. Seyhan Soylu, hayatında ilk resmî dayağı, 14 yaşındayken, onu sıkıştırmak isteyen bir bekçiden yedi. Daha sonra polis olmak istedi. Polis Akademisi’ne birincilikle girdi ancak kendi ifadesiyle “cinsel tercihinden dolayı şutlandı”. Ancak suçunun “cinsel” değil “ruhsal tahrik” olduğuna inandı. 12 Eylül sonrası referandum günlerinde, Amerikalı eşcinsellerin sembolü turuncu “No No” tişörtü giyen Güneş Taner’i protesto için Turgut Özal’ın önünde soyundu. Bu nedenle içeriye alındı, onbeş gün öldüresiye dövüldü. Sonrasını şöyle anlattı: “Beni dövdüren emniyet müdürünü kendime âşık edip, sonra da onu bir dergiye kapak yapıp görevinden aldırdım. Böylece o onbeş günün intikamını aldım. Daha sonra rahmetli Turgut Özal’la da tanıştım. Yaptığımdan çok utandım, çocuksu bir duyguymuş o protesto.” Bakü’de radyo televizyon eğitimi alan Seyhan Soylu’nun yaşamı Karanlıklar Prensesi adlı kitaba konu oldu; ancak kitap toplatıldı. Sisi daha sonra çeşitli radyolarda DJ’lik ve yöneticilik yaptı, ETV’nin genel koordinatörü oldu. Tv programlarına imza attı. Altı ay önce menajerliğe karar verdi. Şu anda sahne dünyasının en ünlü 38 sanatçısı ile kontratı var. Altı yıldır evli. Yakın zamana kadar kendini “Ben anarşistim. Ruhumdaki terör her zaman fırtınalar koparır” diye tanımlardı. Bugün “İçimdeki fırtınalar dindi. Duruldum. Başarı grafiğimi yükseltip, yeni bir hayat kurmak istiyorum” diyor.

GÜNDEM Kategorisindeki Diğer Haberler