25 Mart 2017 Cumartesi
  • Altın144,409
  • BIST90.383
  • Dolar3,6117
  • Euro3,9021
  • Euro/Dolar0.00
  • Sterlin4,5070
  • İstanbul13 °C
  • Ankara19 °C
  • İzmir22 °C
  • Konya18 °C
  • Adana22 °C
  • Antalya20 °C
  • Diyarbakır17 °C
  • Bursa17 °C
  • Kayseri18 °C
  • Kocaeli19 °C
  • Şanlıurfa22 °C
  • Gaziantep20 °C
  • İçel19 °C
BATI MEDENİYETİNİN ÇÖKÜŞÜNE HAZIR OLUN
YENİ HABERLER
ÇOK OKUNANLAR
AK Parti hem çözüm için adım attı
AK Parti hem çözüm için adım attı
AK Parti hem çözüm için adım attı
26 Haziran 2008 / 21:47 Güncelleme: 00 0000 / 00:00

KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, 1 Temmuz'da Rum lider Hristofyas'la yapacağı tarihi görüşme öncesi Türkiye'deki krizi ve Kıbrıs'a etkilerini değerlendirdi: AK Parti hem çözüm için adım attı hem de bizi teşvik etti.


21 Mart'ta bir araya gelen iki lider Mehmet Ali Talat ve Dimitri Hristofyas 40 yıldır çözülmeyen Kıbrıs sorunu için bir umut ışığı yaktılar. Bu umut ışığı yanmaya devam edecek mi? Bunu 1 Temmuz'da göreceğiz. İki lider 1 Temmuz'da yeniden bir araya gelecek. 1 Temmuz öncesi Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile makamında görüştük. Talat 1 Temmuz'dan umutlu. "Her ikimizin de çözümden başka seçeneği yok diyor".


Hristofyas'la 21 Mart'ta yaptığınız görüşmeden bu yana neler yaşandı ve bulunduğumuz noktada durum nedir?


Öncelikle bir araya gelebilmek, görüşebilmek önemli bir şey. Bundan karşılıklı olarak geri çekilmemek uzun süredir olmayan bir şey. En azından Kıbrıs'ın son beş yılında tanık olmadığı bir durum. Bu bakımdan önemli görüyorum. Bu başka bir şeyi daha gösteriyor. Rum tarafının çözüm konusunda kendi içinde büyük zorluklar yaşayacağını. Bunu belki uzun yıllardır çözümün paylaşmak olduğu, çözümün ortaklık demek olduğu, çözümün yetki paylaşımı, güç paylaşımı olduğunu unutmuş olmalarına bağlayabiliriz. Bunları yeniden keşfedecekler. Bu da kolay olmayacak. Bunu anlamak hazmetmek lazım. Uzun yılların bir birikimi söz konusu. Uzun yıllardır Kıbrıs sorununun çözümü uzak bir ihtimal olarak görülüyordu. Hâlbuki 2003'ten bu yana çözüm Türk tarafında bir politika haline gelince Rumlar bunu hazmedemediler ve alışamadılar. Bakın bugün bile bir açıklama yapacakları zaman Kıbrıs Türklerinin çözüm istemediğini söyleyemiyorlar ama Türkiye'nin çözüm istemediğini söylüyorlar. Hem de bunun doğru olmadığını bile bile. Türkiye çözüm istediğini fiilen ispat etti. Onlar hala "Türkiye çözüme engel", "Türkiye hazmedebilirse çözüm olabilir" gibi çeşitli bahaneler ileri sürüyorlar, üstelik bunların doğru olmadığını kendileri de biliyorlar. Bugüne kadar çözümü kendileri istemedikleri halde, bunu referandumla ispat ettikleri halde bunu Türkiye'nin sorumluluğu şeklinde göstermek onlar için kolay oluyor. Sonuçta Rum tarafının bizim çözüm istediğimize alışması, hazmetmesi kolay olmayacak.


YERLEŞİMCİ DEĞİL VATANDAŞ


Galiba böyle davranmayı meşru görüyorlar?


Uluslararası alanda tanınmış olmaları ve AB, BM gibi kuruluşlara üye olmaları bizim açımızdan zorluk yaratıyor. Kendilerini avantajlı, güçlü görüyorlar. Atılacak bir adımı taviz olduğunu düşünüyorlar. Bu da bizim açımızdan bir zorluk. Ama her şeye rağmen görüşüyoruz, bu olumlu bir durum.


Görüşmelerde temel sorun mülkiyet ve yerleşimciler konusu mu? Mülkiyet konusunda AİHM'nin verdiği karar elinizi güçlendirdi mi?


Mülkiyet Kıbrıs sorununun önemli meselelerinden birisi. AİHM'nin yerel mekanizmamızı iç hukuk yolu olarak görmesi -henüz o noktada değiliz onu da söylemem lazım. Tanıma ihtimali var- ve AİHM'nin talebi ile biz bir yasa yaparak böyle bir mekanizma oluşturduk. Şimdi AİHM'nin bu düzenlemeyi bir iç hukuk yolu olarak saymasını bekliyoruz. Çünkü sonra aldığı birkaç kararda bunu açık olarak görüyoruz. Fakat bu Kıbrıs'taki mülkiyet sorununu çözecek mekanizma değil. Bu sorunun çözümü varacağımız anlaşma olacak. AİHM'nin kararı çözümsüzlük koşullarında taraflara nefes aldırmaktan başka bir şey değil. Hristofyas ile benim varacağım mutabakat esas çözüm olacak. Ama kabul etmek lazım ki mülkiyet meselesi çok karışık.


Nedir karışık olan?


Burada temel sorun 1963'ten bugüne farklı mülkiyet koşulları yaratıldı. 1963'te 1974'te oluşan yeni statü çerçevesinde hem kuzeyde hem güneyde yeni mülk rejimleri oluştu. Şimdi ise çözüm koşullarında daha eski mülk rejimleri ile yeni mülk rejimlerini birbiri ile uyumlaştırmak durumundayız. O yüzden işimiz zor. 1963'ten bu yana 45 yıl geçtiğini düşünürseniz zorluğu fark edersiniz.


Yerleşimciler konusunda...


Biz yerleşimci demiyoruz. Yerleşimci farklı bir şey. Bu insanlar 1974'ten itibaren Kıbrıs'a başlangıçta tarım işçisi olarak sonra değişik nedenlerle yerleşmişler. Burada birikim yapmışlar, evlenmişler, ticarete atılmışlar. Sonuçta Kıbrıs halkıyla anlaşmışlar ve Türkiye kökenli Kuzey Kıbrıs Türk vatandaşı olmuşlar. Sayıları göz önüne alındığında ben sorun olduğunu düşünmüyorum.


Hukuki açıdan da vatandaş olmuşlar...


Evet vatandaş olmuşlar ve uluslararası hukuk açısından bu normal. Bir ülkede 30 yıl hatta 10 yılın üzerinde yaşarsanız ne olursunuz ki başka? Bu yüzden sorun olacağını düşünmüyorum. Söyledikleri gibi bu sayı korkunç rakamlar değil. Şu anda işçi olarak çalışanları da Rum tarafı bu statüye koyuyor ki, bu yanlış.


ANNELER BU İŞE KARIŞMASIN AMA...


Gerek çalışma grupları gerekse teknik komite çalışmalarında başka sıkıntılar oldu mu?


Çok. Yönetim konusunda, güç konusunda sorunlar var. Ülkenin nasıl paylaşılacağı, nasıl bir rejimle yönetileceği, garantiler, ittifak anlaşmaları, toprak ayarlamaları... Bunlar en çetrefilli konular. Henüz garanti ve ittifak anlaşmaları ile toprak ayarlamaları konularına girmedik. Bunlar liderlerin işi.


Girilen konularda...


Görüşülen konularda anlaşılan, anlaşılmayan hususlar ortaya çıktı. Onlar liderler tarafından ele alınacak. Anlaşılanlar da, anlaşılmayanlar da. Her konu için raportör atandı. Raportörlerin hazırlayacakları raporlar liderler tarafından tekrar ele alınacak.


Hristofyas geçen ay Türkiye'den gelen akademisyen ve gazetecileri kabulünde çözüm için "anneleri" (Türkiye ve Yunanistan) ve "üvey anneyi" (İngiltere) devreden çıkarmamız lazım mealinde bir açıklamada bulundu. Ama aynı Hristosyas geçenlerde İngiltere ile bir memorandum imzaladı.


Böyle bir şeyi kimse beklemiyordu. İngiltere'ye üvey ana diyen, sürekli olarak hoşnutsuzluk bildiren bir ülke nasıl olurda benimle yaptıkları anlaşmayı erozyona uğratmak için gider o ülkeyle bir ortak mutabakat metni imzalar. Yani benimle anlaşıyor, bu anlaştıklarını törpülemek için garantör ülke İngiltere ile anlaşma imzalıyor. Sonra da dönüyor niye rahatsız oldunuz diyor. Bu yaklaşım etik değil. Ama bunu yapıyor. Üstelik orada bizi bir siyasi etnitite olarak tanımlayıp, "onlarla görüşülmeyecek, onların statüsü yükseltilmeyecek" diyerek bizi işbirliği yapılmayacak kurumlar olarak gösteriyor.


Buna rağmen siz 1 Temmuz'da bir araya geleceksiniz. Zor olmayacak mı?


Zor olacak. Güven zedelenmesi var sonuçta. İngiltere'nin burada oynadığı olumsuz rol affedilecek gibi değil. Üstelik görüşmelerin yeni bir aşamasına gelmişken.


Türkiye'deki yargı krizi Rumların işine yarıyor


21 Mart'tan bu yana başlayan süreçte Türkiye ve Yunanistan nerede duruyor?


Türkiye'nin Kıbrıs sorununda bizim yürüttüğümüz politikadan habersiz olduğunu söylemek doğru olmaz. Tabiî ki Türkiye'nin haberi vardı. Türkiye ile istişare ettiğimiz gerçek. Herhalde onlarda Yunanistan'la ediyorlardır. Bu doğaldır.


Türkiye'de yaşanılan belirsizlik -AK Parti'nin kapatılma ihtimali ve sonrası- Rumların çözüm iradelerini ortaya koymamalarında bir gerekçe olabilir mi?


Mümkün. Zaten onu çok sık ifade ediyorlar. Türkiye'nin siyasi istikrarsızlığının çözümü zorlaştırdığı konusuna hem görüş ifade ediyorlar hem de değdiniz gibi merakla bekliyorlar. Eğer Türkiye'de bir istikrarsızlık olursa, o bizi olumsuz etkileyecek. Bu da çözümsüzlüğü Türkiye'nin üzerine atmak için Rumlar açısından fırsat olacak.


AB'de Kuzey Kıbrıs'a uygulanan izolasyonların kaldırılması konusunda bir gelişme oldu mu?


AB açısından Annan Planı'na "evet” demek umut yarattı. Netice de onlarda bölünmüş bir üye istemiyorlar. AB üyeleri arasında bize ilgi artı ama politikasında bir değişiklik yok.


Çözüm sadece iki liderin elinde mi?


Bu sadece bize bağlı değil, tarafların tutuma bağlı. Taraflar derken Türkiye ve Yunanistan'ı da ekliyorum. Temel olan Kıbrıslı Türkler ve Kıbrıslı Rumlar olsa da, BM de, AB de işin içinde. BM süreçte tamamen bağımsız ama AB, Rum tarafından yana ama çözüm isteyen bir birlik.


Halk nerede yaşanan süreçte, eski umut var mı?


Yapılan anketlerde çözüm arzusu var ama eski heyecan yok.


Hükümet bizi teşvik etti


Türkiye ile ilişkileriniz nedir, 21 Mart'la başlayan süreçte Türkiye'nin rolü ne oldu?


Türkiye bu süreçte hep kolaylaştırıcı olmuştur. Bizim muhatabımız hükümet ve yetkili kurumlardır. Türkiye deki iç gerginlikler bizi fazla etkilemez.


Biliyorsunuz Kıbrıs Türkiye'nin kırmızı çizgilerinden birisiydi ve AK Parti Annan Planı nedeniyle çok yıprandı...


Türkiye hep çözümden yana oldu. Hiçbir hükümet bizim Kıbrıs konusunda çözüm istemiyoruz demediler ama hiçbirisi de bu konuda adım atmadı.


AK Parti attı...


Evet. Bizi çözüm konusunda çok teşvik ettiler.


Türkiye'den başka beklentiniz var mı?


Var. O da Türkiye insanının Kıbrıs'a turist olarak gelmelerine ihtiyacımız var. 2003'ten itibaren çözüm perspektifinin ortaya çıkmasıyla birlikte Türk yatırımcılar geliyorlar, hatta yabancı yatırımcılar da geliyor. Uluslararası alanda uygulanana izolasyon buraya direk uçuşu engelliyor bu da bizi olumsuz etkiliyor, otellerin doluluk oranı düşüyor. Bizi her durumda destekleyen Türkiye'ye çağrı yapmak istiyorum. Gelin tatilinizi burada geçirin. Bu bizim gelişmemiz için çok önemli.


ANLAŞACAĞIZ BAŞKA YOLU YOK


1 Temmuz'da ne olacak.


Bu tarihte bir görüşme yapacağız ve müzakere kararı vermemiz gerekiyor. Çünkü biz 21 Mart'taki görüşmede 21 Haziran'da müzakerelere başlama kararı almıştık. Rumlar hazır olmadıklarını söyleyince haziran sonuna kaldı.


Umutlu musunuz?


Başka seçenek olduğunu düşünmüyorum. Ne bizim için ne de onlar için. Bütün dünyaya söz verdikten sonra dönüş olmaz.


1 Temmuz'da her şey olumlu giderse çözüm takviminiz nedir?


Bizim hedefimiz 2008 sonu. Yaşanan aksaklıkları dikkate aldığınızda 2009 içerisinde çözümün olmasını istiyoruz. 2010 bize çok uzak. Ayrıca buna ihtiyaç yok. Kıbrıs sorununun bilinmeyen nesi var. Her şey biliniyor. Oturup müzakere edeceğiz. Anlaşamadıklarımızı bir kenara koyacağız. Anlaştıklarımızı yazacağız. Zaten bizim sorunun temel ilkesi: "Her konuda anlaşmadan, hiçbir konuda anlaşmış olmazsınız". Umuyoruz ki 2008 sonu ya da en geç 2009 çözüm yılı olsun. Annan Planı'nı düşünün, şubat ayında müzakereler başladı, mart sonunda bitti.


Annan Planı galiba önemli yaklaşım farklarından birisi. Siz planın masada olduğunu söylüyorsunuz, Rum kesimi ise olmadığını...


Evet. Rumlar olmadığını söylüyor ama öyle değil. Annan Planı gökten zembille inmedi. 40 yıllık müzakerelerinin bir sonucudur. 40 yılı unutturamayacağınıza göre Annan Planı'nı da unutturamazsınız.


Birleşik Kıbrıs için siyasi yapının formülü nedir?


İşin özü iki topluma dayanacağıdır. İki toplumlu, iki kesimli, siyasi eşitliğe dayalı federasyon. Bu ortaklık bir federal hükümete ve iki kurucu devlete, Türk ve Rum kurucu devletlerine dayalı olacaktır. Anlaşmamız buydu.


Yeni Şafak


 

GÜNDEM Kategorisindeki Diğer Haberler