YENİ HABERLER
ÇOK OKUNANLAR
"Açıköğretim liseleri kapatılsın!"
"Açıköğretim liseleri kapatılsın!"
23 Ocak 2011 07:44
Gölcük Donanma Komutanlığı'ndaki aramalarda gizli bölmelerde ele geçirilen belgelerde darbeciler, kamu kurumlarını ve açıköğretim liselerini de unutmamış!

Gölcük Donanma Komutanlığı'ndaki gizli bölmeden çıkan belgeler Balyoz'un 'harp oyunu' olduğu savunmalarını tamamen çürüttü.

Planın yürürlüğe girmesinin ardından kamu kurumlarına el koymak, mütedeyyin insanlar yükseköğretime geçiş yapar diye açık liseleri kapatmak, başörtüsü eylemlerini provoke etmek için sivil toplum örgütlerine haber elemanı sızdırmak gibi doğrudan toplumu hedef alan eylemler, cuntanın amacının darbe olduğunu gözler önüne seriyor. Uluslararası Stratejik Araştırmalar Kurumu (USAK) Genel Koordinatörü Sedat Laçiner, belgelerde yer alan planların harp oyunu ile uzaktan yakından ilgisinin olmadığını vurguluyor. Çalışmanın kanunlarda belirtilmiş resmî görevlerle herhangi bir bağlantısı bulunmadığını belirten Laçiner, "Bunlar kendilerini kanunun, hukukun hatta devletin üstünde bir otorite olarak gördükleri için yaptıklarını görev sayıyorlar. 27 Mayıs'tan sonra bunu sürekli yaptılar." diyor.

'Elemanlar' başörtüsü eylemlerine sızacak, halk provoke edilecek

'Balyoz' darbe planını gerçekleştirmek için toplumun tüm kesimlerine sızan cunta üyeleri, insan hakları derneklerini de unutmamış. Bu amaçla belirlenen 5 haber elemanı, İnsan Hakları ve Mazlumlar İçin Dayanışma Derneği (Mazlum-Der) Kocaeli Şubesi tarafından her hafta cumartesi günü yapılan başörtüsü eylemlerini yönlendirmekle görevlendirilmiş. 22 Kasım 2006 tarihinde düzenlenen toplantı tutanağında 'Kartal', 'Şahin', 'Gözcü', 'Barış' ve 'Fener' isimli elemanların eylemleri organize edeceği, dernekleri toplantıya çağıracağı, açıklamaları, sloganları ve gazetelerde çıkacak haberleri belirleyecekleri ifade ediliyor. O dönemde Mazlum-Der Kocaeli Şubesi başkanlığı yapan Ömer Faruk Gergerlioğlu, belgeleri ayrıntılı bir şekilde değerlendirdikten sonra davaya müdahil olabileceklerini anlatıyor. Gergerlioğlu, "Bize yönelik hukuksuzluğa izin vermeyiz. Gerekeni yapacağız." ifadelerini kullanıyor.

Balyoz davasının görüldüğü İstanbul 10. Ağır Ceza Mahkemesi'ne gönderilen ek klasörlerde darbe yapmak için kurumların nasıl yönlendirildiğine ilişkin deliller yer alıyor. 13. klasörde bulunan ve 'toplantı tutanağı' adını taşıyan belgeye göre, belirlenen isimlerin Mazlum-Der'e sızarak, Kocaeli şubesi tarafından her hafta düzenlenen başörtüsü eylemini yönlendirmesi istenmiş. 11. klasörlerde yer alan başka bir dosyaya göre de Barış ve Fener isimli istihbarat elemanları, başörtüsü eylemlerinde atılacak 14 sloganı belirledikten sonra bir üst merciye sunmuş. Önce 'Kartal', 'Şahin' ve 'Gözcü' isimli elemanların dernekle iyi ilişkiler geliştirmesi ve eylemlere eşleri ile birlikte katılarak güven kazanmaları planlanıyor. 'Barış' ve 'Fener' isimli elemanların ise Sabri Yalım Parkı'ndaki eylemleri birkaç hafta takip etmesi isteniyor.

'Barış'ın koordinesinde aşırı sol grupları rahatsız edecek sloganların belirlenmesi planlanırken, 'Kartal' ve 'Gözcü' tarafından bunların kullanılmasının sağlanması öngörülüyor. İrtibata geçilen diğer sivil toplum örgütlerinin de eylemlere getirilmesi, bunlardan hangisinin daha sonra planlanacak eylemde kullanılacağının değerlendirilmesi, bunlara aralık ayında Mazlum-Der ile eşzamanlı eylem yaptırılması not ediliyor. 'Barış' isimli elemanın bölgede milli güvenlik dersine girenleri tespit ederek, bunlar hakkında suçlamaları belirlemesi, Kartal vasıtası ile Mazlum-Der'e iletilmesi planlanmış. Belirlenen argümanların ise Mazlum-Der tarafından uygun basın yayın kuruluşlarında kullanılması için çalışmalar yapılması plan dahiline alınmış.

'Sızmaya çalışanlar oldu, kesinlikle izin vermedik'

23 Nisan 2005 tarihinde başlayan ve geçtiğimiz hafta 300. kez gerçekleştirilen başörtüsü eylemlerini dönemin Kocaeli şube başkanı olan Ömer Faruk Gergerlioğlu organize ediyordu. Gergerlioğlu, söz konusu dönemde kendilerinin de şüphelendikleri bazı tiplerin eylemlere katıldığını söylüyor. Gergerlioğlu, "Çok farklı istihbarat gruplarından gelen kişilerin bizi izlediğini biliyorduk. Biz gelen jandarma elemanlarının Gölcük'ten geldiğini tahmin ediyorduk. Uzaktan bize bakıp sürekli not tutarlardı. İçimize sızmalarına izin vermedik. Tüm açıklamaları ve sloganları yönetim kurulumuzla belirledik. Bize yönelik bir hukuksuzluğa izin vermeyiz. Hukukçu arkadaşlarımızla görüşüp davaya müdahil olmayı düşünüyoruz." şeklinde konuşuyor.

O dönemde Mazlum-Der Genel Başkanı olan Ayhan Bilgen ise cuntacıların bu eylemler üzerinden provokasyon hedeflediğini ancak başarılı olamadıklarını söylüyor. Bilgen, "Bunu yapanlar asla cezasız kalmamalı, bu olaya müdahil olmayı düşünüyoruz." diyor. Bilgen de geçmişte bazı eylemlerde kendilerini provoke eden tiplere rastladıklarını anlatıyor. Ankara Abdi İpekçi Parkı'nda yapılan başörtüsü eylemlerinde şehir içinde istihbarat ve güvenlik yetkisi olmayan elemanların bulunduğuna ve dikkatli olmalarına dair uyarılar aldıklarını belirten Bilgen, "Biz güvenlik görevlilerinin çokluğundan şikayet ediyorduk ancak emniyet amirleri, oradaki elemanların çoğunun kendilerinden olmadığını söylüyordu. Bizim buna tepkimizi ortaya koyduğumuz dönemlerde ise Jandarma'nın şehir içinde istihbarat toplama yetkisinin olup olmadığı yönünde tartışmalar yapılıyordu." diyor.

Fişlenen belediye başkanları tepkili: Hiçbir zaman darbeyi desteklemedik

-'Balyoz' darbe planı kapsamında tek tek fişlenen belediye başkanları olayın şaşkınlığını yaşıyor. İsminin karşısına 'ılımlıdır' notu düşülerek darbeye destek vereceği iması yapılan dönemin DSP'li Bursa Büyükşehir Belediye Başkanı Erdoğan Bilenser, "Darbenin d'sine destek vermem." diyor. Gölcük Donanma Komutanlığı'nda ele geçirilen belgeler arasında bulunan 11 No'lu CD'de dönemin belediye başkanlarıyla ilgili fişleme çalışmaları yer alıyor. Belgelerde planı hazırlayanlar tarafından 'ılımlı bir kişiliği var' denilerek darbeye destek vereceği iması yapılan eski Bursa Büyükşehir Belediye Başkanı Erdoğan Bilenser, darbe yanlısı gösterilmenin çok ciddi bir suç olduğunu söyledi. Bilenser, "Darbeci olarak tanımlanmak bir kere üzüntü verici bir şey. Darbenin d'sine destek vermem. Yadırgadım, şaşırdım. Üstelik o türlü bir askeri bir ilgiliyle temasım olmamıştır." dedi.

Hakkında "Atatürkçü, uyumlu bir kişiliği vardır. CHP iktidara gelirse o tarafa kayabilir." notu düşülen DYP'li Kurşunlu Belediye Başkanı Bayram Demir ise hiç kimse ile örgütlü bir yapıya girmediğini kaydetti. Hiçbir zaman darbe yanlısı olmadığını belirten Demir, "Şaşırdım." ifadesini kullandı. CHP'li Nilüfer Belediyesi'nde başkan yardımcısı olarak görev yapan dönemin Çalı belde belediye başkanı Ali Karamık da fişleme raporlarında hakkındaki ifadelere sert tepki gösterdi. Karamık, "Darbecilerle alakam yok. Hayatım özgürlüklerden yana mücadele ile geçti. Darbeyle işimiz olmaz." şeklinde konuştu. Dönemin DSP'li Kestel Belediye Başkanı Ergün Aksoy ise hayatı boyunca darbe karşıtı olduğunu söyledi. Aksoy, şöyle devam etti: "İddiaları esefle karşılıyorum. Hiçbir zaman darbeden yana olmadım. Biz vatanını milletini seven, bayrağının dalgalanması için her türlü fedakarlığa hazır olan insanlarız. Tam ülkenin kalkınmaya geçtiği dönemde böyle şeylerle insanları yaftalamak 'taşla, haşla' politikasından başka bir şey değil. Çamur at izi kalsın anlayışı artık bitmeli."

Dönemin İnegöl Kurşunlu Belde Belediye Başkanı Mehmet İlhan ise, "Hayatım darbe ile mücadeleyle geçti. Darbenin çok acısını yaşayanlardanım." demekle yetindi.

Kamu kurumlarına el konulacak

Gölcük Donanma Komutanlığı'nda yapılan aramada ele geçirilen Balyoz darbe planına ilişkin belgelerde darbecilerin, el konulacak kamu kurumlarını tek tek belirlediği ortaya çıktı. İbrahim Fırtına'nın sözlü direktifiyle İstihbarat Başkanı Hava Pilot Tümgeneral Ziya Güler tarafından oluşturulan belgede 193 subay sorumlu olarak görevlendirilmiş. Belgelere göre Balyozcular, darbenin gerçekleşmesinin ardından Türkiye'nin hayati öneme sahip kamu kurumlarına el koyacaktı. Balyozcular darbeden sonra TÜPRAŞ'a el koymayı planlamış. Plana göre, Atatürk ve Sabiha Gökçen Havalimanları, İDO, Bandırma Balıkkesir, Bursa şehirlerarası otobüs işletmeleri, doğalgaz işletmeleri gibi ülke için hayati öneme sahip kuruluşlara askerler atanacak. Telekom'un yönetimine Hava Albay Osman Kapani Aktaş başkanlığında 5 subay görevlendirilmiş. Darbeciler, İstanbul Bursa, Balıkesir, Bandrma, Yalova gıda üretim tesislerinin kontrol ve denetimine de el koymayı planlamış.

Açıköğretim liseleri mütedeyyinler için kaynak; kapatılmalı

Donanma Komutanlığı'nda ele geçirilen belgelerde, darbeciler açıköğretim liselerinin kapatılmasını istiyor. 13. klasörde yer alan mütedeyyin insanların açıköğretim liselerini yükseköğretime giriş için tercih ettikleri gerekçesiyle kapatılması öneriliyor. Balyozcuların 'Açıköğretim liselerini yükseköğretime girişte kaynak olarak kullanmaları' başlıklı rapora göre darbeciler, açıköğretime gidip üniversite sınavında başarılı olan öğrencilerden rahatsız olmuş. Raporda açıköğretim liselerinin amacı şu cümlelerle anlatılıyor: "İlköğretimi tamamlayamayan, öğretmen yetersizliği ve çeşitli imkânsızlıklar nedeniyle öğrenim imkânı bulamayan öğrencilere eksiklerini tamamlama ve lise diploması edinme imkânı sağlamak."

Açıköğretim liselerinin 1996-1997 eğitim-öğretim yılına kadar tercih edilmediği belirtilen çalışmada, 1992'de 48 bin kayıtlı öğrencisi bulunun lisenin 16 Ağustos 1997'de uygulamaya başlanan 8 yıllık zorunlu eğitim sonrası 100 bin 808'e, 2003 yılında ise 126 bin 788'e ulaştığı kaydediliyor. Aynı dönemde imam hatip liselerine kayıt yaptıran öğrenci sayısının 59 bin 640'tan 23 bin 490'a düştüğünün tespit edildiği kaydedilen raporda şu ifadeler yer alıyor: "İlköğretimi tamamlamış ancak kılık-kıyafet, devam zorunluluğu ve imam hatip sonrası istediği üniversiteye girememe nedenleri ile bu liseleri tercih etmeyen bu tip öğrencilerin açıköğretim liselerinin genel lise bölümüne devam ettikleri tespit edildi. Bunun sonucunda üniversitelerin siyaset bilimi, hukuk, mühendislik ve öğretmenlik alanlarına girişte puan kaybına uğramamaları, öğrenciler kılık-kıyafet zorunluluğu gibi uygulamaların olmaması avantajlarından yararlanmakta. Önlem alınmadığı takdirde ileriki yıllarda açıköğretim liselerinin irticai kesimler tarafından yoğunlukla kullanılacağı, zorunlu eğitimi 8 yıldan 11 yıla çıkaracak yasal düzenlemenin getirilmesi, açıköğretim için yaş zorunluluğu konulması. Lise mezunlarının üniversiteye giriş imkanının kısıtlanması hatta zorunlu eğitimin 11 yıla çıkarılması durumunda 'açıköğretim lise' uygulamasına son verilmesi gibi düzenlemeler ile söz konusu oluşumların önlenebileceği değerlendirilmektedir."


Planladıkları darbe için askerler dışında toplumun çeşitli kesimlerini de kullanmak üzere çalışma yapan 'Balyoz' ekibi, buna savunma sanayini de dahil etmiş. Balyoz davası sanığı emekli Tuğgeneral Süha Tanyeri'nin belgeleri arasında yer alan 'Savunma Sanayii' başlıklı Excel dosyasında bu alanda çalışan bin 80 kişinin ismi yer alıyor. Faruk Yarman'ın koordinesinde darbe planına destek olmaları hedeflenen personel, Askeri Elektronik Sanayii (ASELSAN), Hava Elektronik Sanayii AŞ (HAVELSAN), Türk Havacılık ve Uzay Sanayi AŞ (TAI-TUSAŞ), Savunma Sanayii Müsteşarlığı (SSM), Savunma Teknolojileri Mühendislik ve Ticaret AŞ (STM) ve Türkiye Bilimsel ve Teknolojik Araştırma Kurumu (TÜBİTAK) bünyesinde görev yapıyor.

Darbede kullanılacak savunma sanayii personelinin ismi, Gölcük'te bulunan ve Balyoz davasına ek olarak gönderilen delillerden 14. klasörde yer alıyor. Süha Tanyeri'ne ait belgeler arasındaki 'Savunma Sanayii' başlığını taşıyan dokümanda 6 ayrı kurumda çalışan ve darbede görevlendirilebilecek toplam bin 80 kişinin ismi bulunuyor. Bu isimlerin başına ise genel koordinatör olarak Faruk Yarman getiriliyor. Darbede yardımcı olmak üzere ASELSAN'dan 51 kişinin ismi belirlenmiş. Bu isimlere Gökhan Alganatay başkanlık ediyor. HAVELSAN'dan seçilen 357 kişinin başında Ahmet Özkoca bulunuyor. Savunma Sanayii Müsteşarlığı'ndan 71 kişi, Savunma Teknolojileri Mühendislik ve Ticaret AŞ'den darbede yardım almak üzere 4 kişinin ismi geçiyor.

Güvenilir, yeni yapılanmada görev verelim

Bunları koordine edecek isim olarak da Demir Çiğdemoğlu getirilmiş. Plana göre, TAI'den Bora Öskiper başkanlığındaki 530 kişi, TÜBİTAK'tan da Yüksel Çipli koordinatörlüğündeki 67 kişi darbeye yardım edecekmiş. Savunma Sanayii'ndeki isimleri darbeye ortak etmek isteyen darbeciler, bu kişiler hakkındaki kanaatlerini de belirtmiş. Kişinin ismi, çalıştığı kurum ve tayin edilecekleri kurumlar tek tek not alınmış. Buna göre, ASELSAN listesindeki 51 kişi için, "Güvenilir olup, yeni yapılanmada çeşitli kademelerde görevlendirilebilir personel" tabiri kullanılıyor. Güvenlik sektöründe çalışan elemanların darbeye iştirak etmeleri ve arkasından önemli görevlere gelmeleri planlanan belgede, elemanların bir kısmı da MİT'e yönlendirilmiş.

YAŞ mağdurları OYAK'tan tazminat haklarını istiyor

-Hükümet YAŞ mağdurlarıyla ilgili yeni düzenleme üzerinde çalışırken, Türk Silahlı Kuvvetleri'nden (TSK) ilişiği kesilen subay ve astsubaylar da heyecan içinde bekliyor. YAŞ mağdurları yıllar sonra hem iade-i itibar hem de maddi haklarına kavuşmayı istiyor. TSK'dan re'sen emekli edilenlerin önemli isteklerinden biri de, yıllarca maaşlarından kesinti yapan OYAK'tan tazminat almak. Mağdurlar, OYAK ikramiyelerinin de ödenmesini istiyor.

Emekli Tuğgeneral Adnan Tanrıverdi, YAŞ kararlarıyla re'sen emekli edilerek ordudan ilişiği kesilen 1.637 TSK personeli bulunduğunu belirtiyor. Emekli Tuğgeneral Tanrıverdi, hükümetten YAŞ mağdurlarıyla ilgili isteklerini şöyle sıralıyor: "Haksız idari işlemler, bütün sonuçları ile birlikte geri alınmalı. Emsallerinin kadrosuzluktan emekli edildiği derece ve kademeye intibakları yapılmalı. Re'sen emekli edildiği tarihten emsalinin emekliliğine kadar geçen sürede emsallerinin aldığ ı maaş ve tazminatların toplamı tazminat olarak ödenmeli. Görevinden uzakta geçirdiği sürelere ait Emekli Sandığı ve OYAK kesenekleri, ilgili kurumlarına yatırılmalı. Emsallerinin derece ve kademesinden emekli maaşı bağlanmalı. Önce almış oldukları ikramiyeler mahsup edilerek emekli ve OYAK ikramiyeleri ödenmeli."

TSK'dan ilişiği kesilerek mağdur edilenler, sadece YAŞ kararlarıyla uzaklaştırılan subay ve astsubaylar değil. Durumları YAŞ'a götürülmeye bile gerek görülmeden, üçlü kararnameler veya bakan kararlarıyla re'sen emekli edilen personel de var. Kararname mağduru eski TSK personeli de haklarının teslim edilmesini istiyor. Tanrıverdi, bu şekilde en az 200 kişinin olduğunu belirtiyor. Bu isimlere yargı yolunun açık olduğunu fakat idari yargının taraflı davranarak davaları aleyhlerine sonuçlandırdığının altını çiziyor. Tanrıverdi, bu isimlerin de YAŞ mağduru gibi işlem görmesi gerektiğini vurguluyor.

Zaman

GÜNDEM Kategorisindeki Diğer Haberler