YENİ HABERLER
ÇOK OKUNANLAR
'AB'ye ihtiyacımız yok diyemeyiz'
Başbakan Yardımcısı Ali Babacan, AB sürecinin Türkiye için çok önemli olduğunu ve son zamanlarda AB üzerinden popülizm yapılabildiğini söyledi.
'AB'ye ihtiyacımız yok diyemeyiz'
17 Aralık 2012 / 20:46 Güncelleme: 17 Aralık 2012 / 21:06

Finans ve yatırım çevreleriyle görüşmek için Londra'da bulunan Başbakan Yardımcısı Babacan, burada Türk gazetecilere yönelik basın toplantısı düzenledi. "Biz iyiyiz, AB kötü; vuralım AB'ye. Biz zaten her şeyi kendimiz çok iyi yapıyoruz, AB'ye ihtiyacımız kalmadı. Zaten yıllardır bunların kahrını çekiyoruz, hala üye yaptıkları yok!" gibi söylemlerin iç kamuoyunda prim yapabildiğine ve bunların içeride alıcısı çıkabildiğine dikkat çeken Babacan, AB politikalarının iç mülahazalardan uzak değerlendirilmesi gerektiğini ve AB'nin kendi iç reformlarımız için "dış çapa" vazifesi gördüğünü vurguladı.

Babacan, "AB, Türkiye'nin bir gelecek projesidir, bir demokratikleşme projesidir. Türkiye'nin temel hak ve özgürlükler konusunda dünyanın en iyi standartlarına yükselme projesidir. İleri demokrasi ve hukukun üstünlüğü konusunda dünyanın en iyi uygulamalarına ulaşmak istiyorsak, AB süreci bizim için son derece önemli. " diye konuştu.

Başbakan Yardımcısı Babacan, "Her şeyi elde ettik, artık AB'ye ihtiyacımız kalmadı." gibi sözler deme lüksünün bulunmadığını ve henüz bu aşamaya ulaşılmadığını, demokrasi ve hukukun üstünlüğü gibi konularda kat edilmesi gereken daha çok yol olduğuna vurgu yaptı. "Şu anda AB üyesi ülkelerin ne yapıp ne yapmadıklarına bakmamamız gerekiyor." diyen Babacan, AB ülkelerinin kendi koyduğu standartlara uymaları halinde şu anki krizi yaşamayacaklarını ileri sürdü.

Babacan, AK Parti hükümetinin AB'ye üye olma istek ve kararlılığının güçlü şekilde devam ettiğini belirterek, bu sebeple bir yıl önce AB Bakanlığı kurduklarını, Brüksel'de bir AB Daimi Temsilcilik binası satın alarak daimi temsilciliği buraya taşıdıklarını hatırlattı. Babacan, Fransa'daki yeni hükümetin AB üyeliği konusunda kendileri için iyi bir fırsat olduğunu da sözlerine ekledi.

'TEKRAR BÜYÜME BEKLİYORUZ'

Babacan, çeyrek dönem sonuçları itibariyle bakıldığında büyüme rakamlarında bir düşüşün yaşandığını ancak tüm bunların planlanmış ve büyüme kompozisyonundaki çarpık yapıyı düzeltmek için atılan adımların sonucunda olduğunu ifade etti.

Büyüme rakamlarında 1,5-2 senelik düşüş trendini yaşadıklarını kaydeden BAbacan, "Arzu ettiğimiz noktaya gelmiş durumdayız. Bundan sonra tekrar yukarı doğru büyüme rakamlarının dönmesini bekliyoruz. Programımızı buna göre yaptık." diye konuştu.

Babacan, şimdiye kadar büyümenin hep dış talep ile olduğunu fakat bundan sonra iç talebin de büyümeye katkı yapmasını beklediklerini ifade etti. 2013 yılı için yüzde 4'lük bir büyüme hedefi koyduklarını dile kaydeden Babacan, "Bu yılki büyümemiz ağırlıklı olarak dış talep büyümesiydi. Gelecek yıldan itibaren iç talebin de büyümeye katkısının kayda değer olacağını bekliyoruz. 2013 büyümesi iç taleple ihracatın beraberce, belki başbaşa desteklediği bir büyüme rakamı olacak." dedi.

Tasarrufların yeterli miktara ulaşmasının ardından iç tüketimde daha rahat nefes alınabilineceğini belirten Babacan sözlerini şöyle sürdürdü: "Her aile, her kurum ve de devlet ayağını yorganına göre uzatmalı. Aksi halde kazancından sürekli daha fazla harcamak ve aradaki farkı da borcu yükselterek, borç biriktirerek bir davranış biçimi içerisine girmenin sonuçları hiç de olumlu olmaz. Kısa vadede bir refah, rahatlık olur gibi görünür ancak uzun vadede sonuçları son derece olumsuz olabilir."

'ALTIN SEBEBİYLE SUNİ BİR İYİLEŞME SÖZ KONUSU DEĞİL'

İran'a altın ihracatıyla ilgili bir soruya Babacan, "Biz İran'dan gaz ve petrolü ithal ediyoruz. Bu nasıl bir ithalatsa, İran'ın ya da Birleşik Arap Emirlikleri'nin Türkiye'den aldığı altın da bir ihracat kalemidir. Uluslararası sınıflandırmada da bu böyledir, biz de bunu bu şekilde kabul ediyoruz." diye cevap verdi.

Babacan, altına hem ithalat hem de ihracat şeklinde bakmak gerektiğini söyleyerek, "Altını ihraç ediyoruz, ancak yeterince stokumuz olmadığında, yeteri kadar üretim olmadığında da altını ithal ediyoruz." şeklinde konuştu.

Türkiye'nin büyüme, ihracat ve cari açık rakamlarının hiçbirinde altın sebebiyle suni bir iyileşmenin söz konusu olmadığını vurgulayan Babacan, "Unutmayalım ki bunun bir ithalat tarafı var. Suni bir tablo olsaydı faizler ve Türkiye'nin risk göstergeleri bu kadar düşer miydi? Yatırımcının Türkiye'ye ilgisi hızla artmaya devam eder miydi?" diye konuştu.

Babacan, Suriye krizinin yabancı yatırımcıya etkisine ilişkin ise "Suriye krizinin finans sistemimize etkisi çok sınırlı." değerlendirmesinde bulundu.

'KAMU BANKALARININ SATIŞLARINDA ACELEMİZ YOK'

Kamu bankalarının halka arzındaki son durumuna ilişkin açıklamalarda da bulunan Ali Babacan, Halkbank'ın ikinci halka arzının, bankanın 10 milyar dolarlık bir piyasa değeri olduğunu gösterdiğini kaydetti. Babacan, kamu bankalarının yüzde 51'lik kısımlarının satışında acele etmeyeceklerini vurguladı.

Önceden kamu bankalarının piyasa değerinin çok düşük olduğuna dikkat çeken Babacan, "Vakıfbank'ı bize hızla özelleştirin, hızla satın diyorlardı. O gün Vakıfbank 200-300 milyon dolar ediyordu. 'Halkbank zaten değersiz olduğu için Ziraat'ın içine katın, başka türlü zarar getirir' deniyordu. Ama çok şükür geldiğimiz bu noktada Halkbank ile Ziraat Bankası'ndan sadece kendi dönemimizde 16 milyar TL temettü aldık. Görev zararı yapan, Hazine'den sürekli kaynakla ayakta tutulan bankalar, tam tersine Hazine'ye kaynak sağlayan bankalar haline geldi." dedi.

Halkbank'ın yüzde 51'ini en az birkaç yıl daha devletin elinde kalmaya devam edeceğini söyleyen Babacan, "Şu anda dünyada bizim arzu ettiğimiz parayı verip de bankanın hisselerini alacak müşteri çok az. Dünyada ve Avrupa'da bankacılık sistemi biraz toparlandıktan sonra yüzde 51'in arzı konusunda nasıl hareket edeceğimizi değerlendireceğiz. Acelemiz yok." diye konuştu.

Babacan, Vakıfbank'ın ise sermaye yapısında bir değişiklik yapılacağını ve bununla ilgili yasa hazırlığının devam ettiğini; bu değişiklikten sonra da Vakıfbank'ın ikinci halka arzının gündeme geleceğini belirtti.

Ali Babacan, İstanbul'u dünyanın en önemli 10 finans merkezi yapmak için büyük çaba sarf ettiklerini ve bunun için Londra gibi dünyanın önemli finans şehirlerinde görüşmeler gerçekleştirdiğini belirtti. Babacan, Türkiye üzerine finansal değerlendirme yapan analistler ve Türkiye'ye yatırım yapacak büyük çaplı yatırımcılarla Londra'da bir araya geldiğini sözlerine ekledi.

AK Parti tüzüğü gereği 3. dönemde bakanlık görevine devam edemeyeceği kendisine hatırlatılması üzerine ise Babacan, "Tüzüğün bu maddesinde bizzat benim de katkım var. Doğru olduğuna inandığımız bir kural. Parti ve iktidarımızın kurumsal kimliğinin güçlenmesi ve güzel politikalarının gelecekte de devamı adına bu kuralın sıhhatli işlemesi önemli." yorumunda bulundu.

 

GÜNDEM Kategorisindeki Diğer Haberler