YENİ HABERLER
ÇOK OKUNANLAR
29 Ekim 1923 - Uzun günün kısa hikayesi
Araştırmacı Yazar Said Alpsoy, Cumhuriyetin ilanının saklı kalmış sürecini gözler önüne serdi. Alpsoy, Meclis'te kaç mebusun ilana onay verdiğini, Atatürk'ün cumhuriyet görüntüsü altındaki diktatörlük planlarını vs birçok çarpıcı noktayı aydınlattı.
29 Ekim 1923 - Uzun günün kısa hikayesi
28 Ekim 2014 / 04:00 Güncelleme: 28 Ekim 2014 / 06:41

Kanal A'da yayınlanan ve Sadık Yalsızuçanlar'ın sunduğu 'Resmi Tarih'ten Gerçek Tarihe' programının daimi konuğu Araştırmacı Yazar Said Alpsoy, Cumhuriyetin gerçekte nasıl ilan edildiğini anlattı.

Cumhuriyet ilanı sürecinde Türkiye ve dünyadaki stabil siyasi hayata dikkat çeken ve genel konjektüre değinerek söze başlayan Alpsoy şöyle konuştu:

1923 Ekim Türkiye konjektürü ile başlarsak, Eylül 1922'de Türk ordusu İzmir'e girdi, İstiklal Harbi bitti. 1 Kasım 1922'de saltanat kaldırıldı. Bir iki gün farkla ise devam eden bir yıl boyunca rejim boşluğu oldu. İsim olarak Cumhuriyet değildi ama Cumhuriyetvari bir rejim bir sene boyunca ülkeyi yönetiyor.

Saltanatın kaldırılmasından yirmi gün sonra Lozan başladı. Cumhuriyet'in ilanından üç ay önce Lozan bitti ve imzalandı. Lozan sürecinde, aniden erken seçime gidildi. 'Gazi Meclis' diye tarihe geçmiş olan, İstiklal Harbi'ni yapan o en şanlı meclis fiiliyatta aslında tasfiye edildi. Bir tür darbeydi. Silahlarla yapılandan çok da farklı değildi. Neden buna ihtiyaç duyuldu? Çünkü Meclisin Lozan'ı kabul etmeyeceği belliydi.

Bu arada Cumhuriyeti'n nasıl ilan edileceği de netleşmişti. Cumhuriyet'in kendisi değil şekli, ona giydirilecek anlam dahil Mustafa Kemal'in tasarladığı sosyal, siyasal tasavvura olur vermeyeceği anlaşılmıştı.

Mustafa Kemal zamanı bekledi

Meclis tasfiye edildi ve yerine emir kullarından yeni bir Meclis kuruldu. 286 mebustan iki tanesi Mustafa Kemal'in istemediği kişilerdi.

14 Ekim'de Ankara resmi başkent ilan edildi. Yoğun şekilde de Cumhuriyet'in ilan edilecek olduğu dedikoduları ortada dolaşıyordu. Bu sıralarda stabil bir siyasi hava vardı.

Yurt dışında Avrupa'da göreli ekonomik refah başlamıştı. Dünya ekonomisi refah dönemine giriyordu. Dünyada Türkiye'yi doğrudan etkileyecek bir olay yoktu.

Türkiye ve dünyada durum stabil iken Mustafa Kemal zamanı geldi diye düşündü. Atacağı adımları doğru zamanda atması bakımından siyasi bir dehaydı.

Cumhuriyetin ilanı

1922 Eylül'ünde Viyanalı bir gazeteci ile yaptığı röportajda Mustafa Kemal açıkça, Cumhuriyeti ilan etmeyi planladıklarını söylüyor. Buna benzer irili ufaklı çıkışlar var. Bunlarla tepkileri gözlemledi. Ne basında ne siyasi çevrelerden ciddi tepki gelmediğini gözlemliyor.

Ama uzun zamandır İstiklal Harbi biter bitmez, aklı eren herkes basın ya da siyasi çevrelerden herkes gidişin Cumhuriyet ilanı olduğunu fark etmiştir. Cumhuriyet ilanı düşüncesine fikir bazında karşı çıkan kimse olmamıştır. Bu ilginçtir.

Cumhuriyet görüntüsü altında militarist diktatörlük

Daha da ilginci, bugüne kadar Cumhuriyetin ilanına karşı çıkan bir yazı veya başka bir şey görmedim, okumadım. Resmi ideoloji tarafından en aşırı Cumhuriyet düşmanı olanlar ki İslamcı çevreler bile bugüne kadar rejim şekli olarak Cumhuriyete kimse itiraz etmemiştir.

Bu resmi tarihin üzerini örttüğü ilginç noktalardan bir tanesi. Hüseyin Cahit Yalçın 19 Ekim 1922 tarihli köşe yazısında; "Bir tek adamın dehasına, bir millet meclisinin kurulları elbette tercih edilir" diyor. Hüseyin Cahit Yalçın'a bu cümleyi yazdıran sebep şu; Ankara hakim siyasi güç belli oldu ki, önce saltanatı ilga edecek, arkasından Cumhuriyeti ilan edecek. "Ama bunlar gerçek anlamda kişi hak ve özgürlüklerin korunması yolunda giden işaret taşları olmayacak. Bu değişiklikler Cumhuriyet ismi ve görüntüsü altında çok koyu militarist bir diktatörlüğün alt yapısını hazırlamaya yönelik olacak" diyor Hüseyin Cahit Yalçın ve haklı çıkacak.

Atatürk'ün gizli Cumhuriyet ekibi

19 Ekim 1923'te tam bir sene sonra ve Cumhuriyet ilanından 10 gün önce, İstanbul basınının önde gelen gazetelerinden Tevhid-i Efkar: "Bizim bildiğimiz Cumhuriyet istasyon binalarından değil millet meclislerinden doğar. İstasyon binasından olsa olsa tren çıkar."

Ankara İstasyon binasında, Atatürk tarafından gizlice oluşturulan bir ekip Cumhuriyetin ilanına hazırlanıyorlardı. Ama gizli kalmadı, duyuldu.

21 Ekim 1923, Meclis'in hararetli gündemi, subay ve tahsisatların maaşlarına yapılacak olan kuvvetli zam. Bu olay Cumhuriyetin ilanı konjektürü içerisinde kimsenin doğru değerlendiremediği, doğru yere oturtamadığı, farkına varamadığı ama aslında hayati bir detay.

Atatürk, Osmanlı geleneğinden yararlandı

Cumhuriyetin ilanına sekiz gün var ama Meclisin gündemi subay ve tahsisatlarına kuvvetli zam yapılması. Bu ne alam ifade eder? Bu şuraya oturur:

Şimdi hepimiz tarih bilgilerimizi yoklayalım. Osmanlı'dan beri gelen, ilk uygulaması 1440'lı yıllara dayanıyor. 2. Murad'ın Fatih Sultan'ı tahta çıkarma girişimlerinden birisi vuku bulduğunda, Yeniçeri Ocağı cülus bahşişlerinin onlara yetmediği gerekçesi ile Edirne'de küçük isyan düzenlediler. Yani 1440'lardan gelen gelenek; padişah yenilendiğinde, yeni padişah tahta çıktığında cülus bahşişi dağıtılır.

Bu anlamda padişah da yenileniyor diyebiliyoruz. Ama bu bir sene önce kaçan Vahdettin'in yerini Mustafa Kemal'in alması değil, daha da ötesinde rejim kökten değişiyor. Bu olayda da cülus bahşişi dağıtılıyor.

Bu gelenek burada da bitmedi. 3 Mayıs 1960 gününde meclis gündemine subayların maaşlarına zam konusu getirilmişti. Ama darbe mekanizması çalışmaya başlamıştı, gerçekleştirilemedi. 27 Mayıs'ta subay maaşlarına dev zam yapıldı.

Ekim 1923' geri dönersek, subay maaşları ilandan bir iki gün önce ciddi zam gördü. Gelenek yerine getirildi.

Atatürk'ün 21 Ekim 1923'te mecliste yapmış olduğu konuşmadan alıntı:

"Memleketimiz ve milletimiz her ne vakit felaketlere maruz kaldıysa, hiç şüphesiz ki vatan evladı memleket evladı, en büyük fedakarlığa katlanmaktan çekinmemiştir. Yalnız bütün bu memleket evladını vatanının müdafaası için ölüme sevk etmek sorumluluğunu üzerine alan ve aynı zamanda onların ilerisinde göğsünü düşman kurşunlarına geren subaylardır, komutanlardır."

Yani bu içinde çiftlik kelimesi de geçen George Orwell'a ait bir hikayeyi, orada duvara yazılmış olan onun birinci maddesini hatırlatıyor. O çiftliğin duvarına yazılan anayasanın birinci maddesi de diyordu ki; "Bütün ...'lar eşittir, ...'lar daha da eşittir" Burada bunu çağrıştıran bir durum söz konusu.

"Yeni padişahımıza biat etmeye gelmişiz"

Cumhuriyetin ilanından önce Mustafa Kemal Fransız yazar Maurice Pernot'ya verdiği demeçte, "Politikamız dine aykırı olmak şöyle dursun, din bakımından eksik bile hissediyoruz." Bu ifadeye 'şeriatçı' söylem dersek, haksızlık etmiş olmayız. Dinleyiciler arasında bulunan Neyzem Tevfik de yanındakini dürterek; "Meğer yeni padişahımıza biat etmeye gelmişiz" diyor.

29 Ekim günü anayasada değişiklik olurken, diğer maddelerde de değişiklik yapılıyor. 21 Anayasası savaşın hararetli anlarında, acele ile oluşturulmuş bir anayasadır. Bu eksikliklerden bir tanesi devletin dini maddesinin unutulmuş, konuşulmamış olmasıdır. Bu unutkanlığı 29 Ekim'de Atatürk kendisi tamamladı. 2. madde: " Türkiye devletinin dini, din-i İslam'dır" şeklinde bu madde girdi.

Cumhuriyet öncesi kriz

Cumhuriyetin ilanına bahane olsun diye Mustafa Kemal hükümet krizi çıkardı. Başbakan istifasını verdi.

28 Ekim'de (29'a bağlanan gece) Mustafa Kemal arkadaşlarını Çankaya Köşk'ünde yemeğe davet ediyor. Yemeğin bir noktasında, resmi tarihin anlatımına göre, 'Arkadaşlar yarın cumhuriyeti ilan ediyoruz' diyor. Atatürk ve İsmet Paşa yemekten sonra yalnız kalıyor, sabaha kadar anayasa değişiklik önergelerinin metinlerini hazırlıyorlar. Diş ağrısından dolayı Atatürk ertesi gün konuşmayı kısa tutuyor.

Cumhuriyetin ilanına kaç mebus 'Evet' dedi?

Cumhuriyet ilanı meclisin kaçta kaçı tarafından yapıldı? Parlamenter sistemde anayasa değişikliği üçte iki çoğunlukla yapılır. Ama anayasa değil rejim ilanı. Büyük ihtimalle mecliste bulunan milletvekilli sayısı 286. 'Evet' oyunu kullanan 158 kişi var.Yani Türkiye Cumhuriyeti oy çokluğu ile değil, basit çoğunlukla ilan edildi. Burada herhangi kanun maddesi muamelesi gördü.

Yapılan şey rejim ilanı. Anayasa maddesinde bile üçte iki zorunluluğu var ama burada bu uygulanmıyor. Bu uygulansaydı Cumhuriyet ilan edilemeyecekti. Bu Meclis'te Cumhuriyete karşı çıkanların olduğundan değil, cumhuriyetin bir askeri diktatörlüğün kamuflajı olacağından endişe eden milletvekillerinden ötürü üçte iki oy çokluğu toparlanamayacaktı. Özellikle meclis üyelerinin Ankara'da bulunmadığı tarih aralığına ilan denk getirildi. Meclisin ağır toplarından Kazım Karabekir o sırada Trabzon'da, Rauf Orbay İstanbul'da vd muhalifleri organize edebilecek karizmatik lider konumundan kimler varsa onlar il dışındayken Meclis'te Cumhuriyet ilan edildi.

 

Said Alpsoy'un ilgili yazısı: 29 Ekim 1923'te ne oldu?

 

KANALAHABER.COM/ÖZEL İÇERİK

GÜNDEM Kategorisindeki Diğer Haberler