26 Mayıs 2017 Cuma
  • Altın143,932
  • BIST97.713
  • Dolar3,5669
  • Euro4,0007
  • Euro/Dolar0.00
  • Sterlin4,6158
  • İstanbul16 °C
  • Ankara12 °C
  • İzmir14 °C
  • Konya8 °C
  • Adana16 °C
  • Antalya16 °C
  • Diyarbakır12 °C
  • Bursa15 °C
  • Kayseri12 °C
  • Kocaeli11 °C
  • Şanlıurfa17 °C
  • Gaziantep14 °C
  • İçel19 °C
ABD VE TERÖR MÜHENDİSLİĞİ
YENİ HABERLER
ÇOK OKUNANLAR
“28 Şubat darbelerin anası”
12 Eylül 1980 darbesi ve 28 Şubat döneminde Ulucanlar Cezaevi Müdürü olan Vehbi Camgöz, o dönemde cezaevinde yaşananları anlattı. Camgöz ; “28 Şubat bana göre darbelerin anası.” dedi
“28 Şubat darbelerin anası”
02 Ocak 2013 / 20:21 Güncelleme: 02 Ocak 2013 / 20:24

Eski Cezaevi Müdürü Vehbi Camgöz, Mustafa Pehlivanoğlu’nun dua ederek, diğer idam edilen isim Necdet Adalı’nın ise slogan atarak idam sehpasına gittiğini belirterek, “12 Eylül darbesi olduktan bir ay sonra idamlar başladı. O dönemlerde hatırladığım kadarıyla yüzlerce idam dosyası Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde bekliyordu. Milli Güvenlik Konseyi yasama organının yerindeydi. 5 tane general yasa çıkartabiliyordu. Bazı idam dosyalarını kendilerine göre Resmi Gazete’de yayınlatıyorlardı. İlk idamları da o zamanki adıyla Ankara Kapalı Cezaevi’nde yaptık. Mustafa Pehlivanoğlu ve Necdet Adalı da bu isimler arasındaydı. 8 Ekin gecesi saat 03:00 civarlarında idam edildiler. İdam kararı gündüz telefon edilerek verildi. Başsavcılık idamların Resmi Gazete’de yayınlandığını bize bildirdi. ‘Hazırlığınızı yapın’ diye bize talimat verildi. İdamlardan kimsenin haberi yoktu. Basılan resmi gazetelerde zaten iki tane basılıp gizlice kanun yerine gelsin diye yapılıyordu. Biz bir gün içerisinde hazırlıklarımızı yaptık. İdmanlar başladı” şeklinde konuştu.
   
Camgöz, 1 Ocak 1980 ve 12 Eylül darbesi sonrasına kadar cezaevinde kesinlikle işkence yapılmadığını ve buna izin vermediklerini kaydederek, “Ankara Cezaevi’nde 1 Ocak 1980’den 1981 yılının sonuna kadar hiç kimseye sistemli veya sistemli, ferdi bir işkence yapılmamıştır. İşkenceden öte kötü muamele de yapılmamıştır. Fena bir söz de söylenmemiştir. Buna asla müsaade etmedik” ifadelerini kullandı.
 
28 Şubat döneminde yine Ulucanlar Cezaevi’nde müdürlük yapan Vehbi Camgöz, döneme dair hem komik hem de düşündürücü bilgiler aktardı. Camgöz, Arizmendi Tarikatı Lideri Müslüm Gündüz’ün sakallarının cezaevinde zorla kesildiğini ifade ederek, Gündüz’ün olaydan sonra kendisine düşman olduğunu söyledi. Eski Cezaevi Müdürü Camgöz, “28 Şubat bana göre darbelerin anasıdır. Hiçbir darbede yaşanmayan sıkıntılar o darbe döneminde yaşandı. O dönemin tetikçisi olduğu iddia edilen Sincan Belediye Başkanı Bekir Yıldız, Gazeteci Nurettin Şirin ve belediyeden üç dört tane çalışan Kudüs gecesinde tiyatro tertip ettikleri için gelmişlerdi. Daha sonra 28 Şubat öncesinde sokaklarda sarıkla, cüppeyle gezen Arizmendilerin lideri Müslüm Gündüz, cezaevine getirildi. Malum kıyafetiyle cezaevine geldi. Ankara Devlet Güvenlik Mahkemesi de bize bir yazı yazdı. ‘Bu adamı toplum içerisinde alışılmış bir kıyafetle duruşmaya getirin’ dediler. Müslüm Gündüz’ü odama çağırdım. Dedim ki, ‘Müslüm hoca, bu toplum seni zani biliyor. Neredeyse zina halinde yakalanmış gibi lanse edildin. Gel senin bu saçını başını güzelce keselim” dedim.  Müslüm Gündüz bana hak verdi ancak nefsine ağır geldiğini söyleyerek istemedi. Biz de zor kullanarak saçını kestik. Duruşmaya gönderdik. Mahkeme kararı yerine gelmiş oldu. Ondan sonra Müslüm Gündüz’le aramız açıldı. Daha önce bana ‘Medrese-i Yusufiye’nin Başmüderrisi’ diyordu. Ondan sonra da beddua etmeye başladı” ifadelerine yer verdi.
 
28 Şubat döneminin en çok tartışılan ismi olan Refah Partisi Eski Milletvekili Hasan Mezarcı’nın Ulucanlar Cezaevi’ne geldiğinde psikolojisinin iyi olmadığını söyleyen Vehbi Camgöz, sözlerini şöyle sürdürdü;
 
“Kaldığı koğuşun duvarına Sibel Can’ın posterini asmış. O dönemde kamuoyunda Sibel Can’ın tehdit edildiği yönünde haberler çıkmıştı. Karagümrük Çetesi de o zaman Sibel Can’ın korumalığın yapıyor diye basında haberler çıkmıştı. O da bu koruyuculuğa soyunarak, ‘Sibel Can yengemiz olur. Bir laf edenin kellesini alırım’ diye bağırırdı. Hasan Mezarcı, mehdilik konusunda Müslüm Gündüz’ü cezaevinde çok gaza getiriyordu. ‘Sen mehdisin’ diyerek mehdiliğini ilan ettirmeye çalışıyordu. Müslüm Gündüz de, ‘Haşa, estağfurullah. Ben kimim ki mehdi olayım. Ben normal bir kulum’ derdi. Baktı ki olmadı. Mehdi olacak birini bulamayınca kendisini mehdi ilan ediverdi.”
 
28 Şubat tutuklularının çoğu uysal olduğunu ancak tek sıkıntı yaratan ismin kendisini mehdi ilan eden Refah Partisi Eski Milletvekili Hasan Mezarcı olduğunu vurgulayan Camgöz, “Cezaevinde herhangi bir sıkıntı yaratmadılar. Sadece Hasan Mezardı biraz agresif davranıyordu. O da psikolojik bunalım içerisindeydi. İstanbul’dan Ankara’ya gönderdiklerinde biz Elmadağ Cezaevi’ne gitmesini istedik. Orada daha rahat edeceğini düşündük. Orada camı çerçeveyi aşağıya indirmiş. ‘Ben illa Ankara Kapalıya gideceğim. Orada milletvekilleri yatıyor. Onlarla birlikte kalmak istiyorum’ dedi.  O dönemde DEP’li Milletvekilleri Leyla Zana, Hatip Dicle, Orhan Doğan, Selim Sadak gibi isimlerde Ulucanlar’da kalıyordu.  Hasan Mezarcı bunların yanında yatmak istedi.  O koğuşlara versek onlarla dövüş ederlerdi. Ayrı bir odaya koyduk. Fakat psikolojik rahatsızlığı dolayısıyla farklı bir problem yaratıyordu. Sürekli küfrediyordu. Önüne gelene sövüyordu. Ben de ona ‘Sen müftülük yaptın. Neden sövüyorsun’ diyordum. ‘Peygamberde söverdi hak edene’ diyordu” dedi.
 
28 Şubat döneminin Refah Partili Adalet Bakanı Şevket Kazan’ın Ulucanlar Cezaevi’nde tutuklu bulunan dönemin Sincan Belediye Başkanı Bekir Yıldız ve arkadaşlarını ziyaret etmesi sonrasında kendisi için de sürgün dönemi başladığını sözlerine ekleyen Vehbi Camgöz, o günleri şu sözlerle anlattı;
 
“Dönemin Adalet Bakanı Şevket Kazan, Sincan olaylarında tutuklanan Sincan Belediye Başkanı Bekir Yıldız ve arkadaşlarını bir Pazar günü cezaevine ziyarete geldi. Ziyaret gizli yapılıyordu. Sayın bakanla odamda bir süre oturduk. Şevket bey, Bekir Yıldız ve arkadaşlarını görmek istediğini söyledi. Adamları odaya çağırdık. Hepsine ‘geçmiş olsun’ dedi. Kendi partisinin mensuplarıydı. Bakan bey gittikten sonra televizyonlar bu olayı yayınlamaya başladılar. Bakan bey beni arayarak, haberin kimden çıktığını sordu. Daha sonra öğrendim ki kendi özel kalem müdüründen sızdığını öğrendim. O gün kızılca kıyamet koptu. Şevket beyden önceki Adalet Bakanları, özellikle Seyfi Oktay, her gittiği yerde sol terör örgütleri mensuplarıyla gider görüşürdü. Onların hiçbirisi konu olmadı. Daha da komiği Şevket Kazan’ın cezaevini ziyaretinden dolayı benim hakkımda tahkikat açıldı. Bu soruşturmadan sonra benim için de 28 Şubat sürgünü başladı. 1997’nin Kasım ayında bir başladı. Önce Karaman, bir ay sonra Ereğli’ye verdiler. Oradan aldılar, Amasya’ya verdiler. Mayıs’ta göreve başladım. Bir ay sonra aldılar Beyşehir’e verdiler.  Tayin gerekçelerinde genelde İmam Hatip Mezunu olduğu, eşimin ve kızımın kapalı olduğu tayin gerekçem olarak gösterildi.”
 
28 Şubat döneminde Gazeteci Nurettin Şirin’e verilen cezanın Türkiye’de bir gazeteciye verilen en ağır ceza olduğunu ifade eden Camgöz, sözlerini şöyle tamamladı;
 
“28 Şubat’ın bence en büyük mağduru, o dönemde tutuklanan Gazeteci Nurettin Şirin’di. Sırf bir gecede organizasyonda yer aldığı için 16 yıl hapis cezasına çarptırıldı. Türkiye’de bir gazeteciye verilen en ağır cezalardan biridir. Ondan önce örgüte yataklık etse bile 3 yılı geçmeyen cezalar vardı. Bu 16 yılın 10 yılını fiilen cezaevlerinde tamamladı.”


İHA

GÜNDEM Kategorisindeki Diğer Haberler