YENİ HABERLER
ÇOK OKUNANLAR
27 Mayıs darbesindeki şok gerçek ortaya çıktı
İngiliz arşivleri üzerinde çalışan Prof. Cihat Göktepe, 27 Mayıs darbesinden CIA’in haberinin olduğunu söyledi.
27 Mayıs darbesindeki şok gerçek ortaya çıktı
27 Mayıs 2013 / 19:06 Güncelleme: 27 Mayıs 2013 / 20:04

38 cuntacıdan 16’sının NATO’da eğitim aldığını belirten Göktepe, “1954’ten itibaren darbe yapma kastıyla orduda gizli komiteler, hücreler kuruldu” dedi

Türkiye'nin önemli tarihçilerinden, Uluslararası Antalya Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Cihat Göktepe, 27 Mayıs'ı İngiliz ve Amerikan belgelerinde inceleyen bir akademisyen. Göktepe, 27 Mayıs darbesine uzanan süreçte özellikle İngiltere ve ABD'nin tutumuna dair önemli tespitlerde bulundu.  

*ABD darbeyi önceden biliyor muydu?

ABD'nin elçisi Fletcher Warren, merkeze gönderdiği mesajlarda darbe olma ihtimalinden hiç bahsetmiyor, aksine Menderes ve ekibinin güçlü olduğunu, ona karşı böyle bir şey olamayacağını yazıyorlar.

CIA darbeyi biliyordu

*İngilizler'in 38 gün önce gördüğü darbeyi ABD görememiş mi?

CIA dokümanlarında darbeden bahsediliyor. CIA'nın haberi oluyor, büyükelçinin haberi olmuyor. Metin Toker, büyükelçiden "Ankara kulislerinde uzun salak diye bilinirdi" diye bahsediyor. Menderes'e çok yakın, dış dünya ile irtibatının zayıf olmasına bağlıyorlar bu durumu. 2011'de Washington'da CIA elemanı George Harris'e sormuştum, teyit etti. "CIA'nın bilgisi var mıydı" diye sordum, "Vardı" dedi, "Dışişleri'nin var mıydı" diye sordum, "Yoktu" dedi. "Bu nasıl oldu?" diye sordum, "Maalesef öyle oldu" dedi. Nitekim Warren da darbeden sonra hemen Washington'a çekiliyor. Demek ki CIA bazı bilgileri ona aktarmamış, merkeze aktarmış.

*Darbede dış politikanın etkisi olduğu tezlerine katılıyor musunuz?

Menderes'in Sovyetler gezisine bazı göndermeler yapılıyor ama ben bu göndermelerin abartılı olduğu kanaatindeyim. Ancak şöyle bir ilginç durum var: 1958'te Irak'ta ve Pakistan'da darbe oluyor, 1960'ta Türkiye'de. Bu üç ülkenin ortak özelliği Bağdat Paktı'na üye ülkeler. Soğuk savaş dönemlerinde istenmeyen yönetimlerin değiştirilmesi bakımından darbe bir değiştirme metodu.

İngiliz elçi analiz etmiş

*Gürsel'in idamlarla ilgili tavrına dair bir bilgiye rastladınız mı?

Gürsel'in durum ve tutumunu dönemin İngiltere'nin Ankara Büyükelçisi Bernard Burrows, farklı tarihlerde yazdığı raporlarda detaylı bir şekilde analiz etmiş. Bir raporunda, "General Gürsel'in son tahlilde, her şeyin, şu anda Türkiye'nin istikrarının temelde dayanağı niteliğindeki ordu içinde açık bir bölünmeden daha iyi olacağını düşündüğünü varsaymaktayım. Dış müdahalelerin bakanlar ile MBK üyelerinin fikirlerinin oluşumunda ve böylece onaylanan ölüm cezası sayısının sınırlı tutulmasında önemli bir rol oynamış olabileceğini fakat ölüm cezalarından bir kısmının infazının gerekli olduğu şeklindeki subay grubunun çoğunluğu tarafından benimsenen sonucu belirleyici görüş üzerinde hiçbir etkisi olmadığını düşünmekteyim"  ifadeleri geçiyor.

Orduda hücreler kurulmuş

*İnönü'nün mesela Gürsel'le konuşarak idamlara engel olmak istediği ileri sürülür.

Ordu içerisinde İnönü'nün şahsına büyük bir sempati ve saygı var, Milli Mücadele'nin ve Cumhuriyet'in ikinci adamı. İsmet İnönü, idamlara karşı dik durmamıştır. İnönü'ye "Sizin buyruğunuz bizim için peygamber buyruğudur" diyen Gürsel'in, İsmet Paşa'ya rağmen bir tutum alacağını düşünmüyorum. Kaldı ki darbe öncesi mesela İnönü'nün Ege gezisine "Büyük Taaruz" ismi verilmiş.

*Darbe ile ABD'ye yakın subaylar mı tasfiye edildi, yoksa  ABD'ye yakın bir kadro mu iş başına geldi?

Darbe yapanlar ABD'ye yakın. Tasfiye edilenler, NATO'ya uzak, "old" jenerasyon. Fevzi Çakmak jenerasyonu tasfiye edildi. Türkiye 1952'de NATO'ya girmişti, öncesinde daha çok Fevzi Çakmak ve ekibinin oluşturduğu bir yapı vardı. Sonra, ordudaki en önemli mevkilere, mühendislik ve haberleşme uzmanlıkları olan genç subaylar geçti. 1954 -1955'ten itibaren darbe yapma kastıyla orduda gizli komiteler tertip edilmeye, hücreler kurulmaya başlamıştır. Darbe yapan 38 kişiden, 16'sı ABD'de NATO şemsiyesinde farklı eğitimler almış. 27 Mayıs ile birlikte TSK'nın genetiği değiştirildi. Tasfiye için kullanılan maddi kaynak da büyük ölçüde ABD'den temin edilmiştir. Eski yapı tasfiye edilerek, yeni jenerasyon bir askeri yapı oluşturulmuştur, büyük ölçüde de NATO merkezlidir.

Tarih değil doğrular ve yanlışlar tekerrü eder

*Türkiye'nin kendi tarihiyle bir kavgası mı var?

Kendi tarihimizi kendimiz yazmaya yeni başlıyoruz. Orta öğretim kurumlarında çocuklara okutulan tarih kitaplarımız başkaları tarafından ya da başkalarının gözüyle yazılmıştı. Oryantalist kavramın yansıması ile biz tarihi algılamışız. Mesela, hâlâ Osmanlı'yı, "kuruluş, yükseliş, gerileme, duraklama, dağılma" diye dönemlere ayırırız. Böyle bir şey yok. Dağılma dönemi diye bahsedilen dönemdeki Osmanlı ordusu Çanakkale'de düvel-i muazzamaya karşı başarı elde ediyor. Bu nasıl dağılma? Mesela, "Lale Devri" çok abartılmış, laleye önem verilmiş ama o dönemde devlette değişim var, ilk defa tercüme büroları o dönemde kurulmuş, ilk matbaa o dönemde gelmiş, buradan bakarsanız Lale Devri farklı. Başkaları bu ismi koymuş, biz de peşinden gitmişiz.

*Tarih tekerrür eder mi?

Tarihin kendisi tekerrür etmez, doğrular ve yanlışlar tekerrür edebilir.

"Londra'nın Gürsel'e yazdığı mektup 8 ay sonra verildi"

*Kraliçe Elizabeth'in idamları durdurmak için Türkiye'ye geldiği söylenir, buna dair bir bilgi var mı?

Kraliçe geldiğinde yapılan yazışmalara baktığımızda, "Aman Kraliçe çok dikkatli bir şekilde konuşsun" diyorlar. Kraliçe'nin görünürde bunun için geldiği ifade edilir ama idamları engellemek için öyle çok baskı yapıcı bir üslup ve usul kullanmamıştır. Nezaketen, "Biz sizin içişlerinize karışmak istemiyoruz ama kan dökülmese de iyi olur" gibi bir cümleden ibarettir. Öyle ciddi ciddi bir tepki, çaba yok.

*İngilizler baskı yapsalardı, idamları engelleyebilirler miydi?

Maalesef Batı yeterince tepki vermemiştir. Darbe olduktan sonra önce ABD ardından da İngilizler hemen tanıyor. Büyükelçi'ye "Hemen darbeyi nasıl tanıdınız" diye sorduğumda "Darbe sadece Türkiye'de olmuyor, bizim Menderes ve ekibiyle iyi bir hukukumuz vardı ama askeri yönetim ülkede tepki görmedi. Bizim de Türkiye ile ilişkilerimiz vardı, bunları tanımak durumunda kaldık" diyor. İngiliz belgelerinde Ankara'ya "Aman dikkatli davranın. Kıbrıs'la ilgili konularda Türkiye ile aramız bozulmasın, menfaatlerimiz zedelenmesin. Kıbrıs'tan Irak'a kadar olan uçuş hattında sorun yaşamayalım" diyorlar. Enteresandır, Başbakan adına Londra Ankara'ya bir mektup gönderiyor, Gürsel'e iletilmesi için, o mektubu elçi 8 ay sonra veriyor ve çok geç oluyor.

Gürsel'in gündemi kraliçe

*Mektupta ne yazıyor?

"Sayın Başkan" diye Gürsel'e hitaben yazılmış, Türkiye ile İngiltere arasındaki iyi ilişkilere dikkat çekiliyor, "10 yıl iktidarda kalan bir Başbakan suçlu da olsa kan dökülmesin" mealinde yumuşak bir ifade var. Hem üslup çok yumuşak hem çok geç ulaştırılıyor hem de dikkate alınmıyor. Kraliçe'nin gelişinde, "Görüşmeniz nasıl geçti" diye sorulduğunda, Gürsel, "Kraliçe çok güzel bir kadındı" cevabını veriyor.

*İngiltere ve ABD idamların durdurulmasında etkili olmadı mı olamadı mı?

Ben olamadı diyorum. Almanya'dan, ABD'den, İran'dan, Pakistan'dan da mektup geliyor ama etkili olamadı. Ben İngiltere ve ABD'nin ciddi bir tutum sergilemeleri halinde sonucun değişeceğini düşünüyorum, en azından idamlar durdurulabilirdi. Pakistan Devlet Başkanı Eyüp Han, Gürsel'e mektup göndermiş, "Asmayın, benim ülkemde sürgün olarak kabul ederim" demişti, bu bile yapılsa, o travma yaşanmayabilirdi.

Menderes fırsatın kaçmasını istemiyordu

*İngiliz arşivlerinde 27 Mayıs öncesi bir seçim kararı alınsaydı darbe engellenebilir miydi sorusunun cevabı olacak bir bilgi gördünüz mü?

"Menderes seçime gitse nasıl bir sonuç olurdu" sorusuyla ilgili dört yıl Ankara'da görev İngiliz Büyükelçisi olarak görev yapmış olan Burrows'un bir değerlendirmesi var. "Bu kombinasyonu not etmek gerekir, zira başka ülkelerde pek beklenmez, öğrenciler, akademisyenler ve subaylar arasında.

Geçmişten gelen askeriye ve mülkiye üstünlüğü geleneği. Eğer 1960 ilkbaharında bir seçim yapılsaydı DP'ye ülke çapında ekonomik programından dolayı hâlâ büyük destek vardı fakat onlar sonunda risk almamak için seçime gitmek istemediler. Bunun sebeplerinden biri de Menderes'in gelişme ile ilgili anlayışıdır  Maksadı Türkiye'de batı standartlarını ve refahını hızlandırmaktı.

Bu amaç doğrultusunda oldukça fazla yol yapımına, hidroelektrik santrali inşası ile güney doğu bölgesine rafineri yaptırma gayretiyle, tarımda ürün artışını sağlamak istemiştir. Menderes, Türkiye'nin gelecekte kalkınması için kendini özel bir görevde sayıyor ve elinden bu fırsatı kaçırıp başkasının elde etmesini istemiyordu" diye anlatıyor.

Millet CHP'yi muhalefetten tasfiye etti

*DP'nin yapısı ile bir önceki dönem arasındaki sizce en belirgin farklılıklar neler?

Bürokratik-baskıcı devlet geleneği yumuşarken, milli bir ticaret-sanayi burjuvazisi doğdu. DP milletvekilleri arasında yüksek öğrenimli olanların sayısı daha az olmasına karşılık, yaş ortalamaları olarak daha gençler, seçmenleri ve seçim bölgeleriyle çok daha yakın ilişkilere sahipler ve ticaret erbabı ile hukuk bilgisine sahip olanların sayası daha fazla. DP'nin sivil ve askeri bürokrasiden gelmiş olan milletvekili sayısı çok az. Destek grupları açısından bakıldığında, bürokrasi, sermaye, halk üçgeninde DP'yi destekleyenler arasında ilk ikisinin katkısı son derece az. 3 Eylül 1950'de yapılan mahalli seçimlerde 600 belediyeden 560'ını alan DP lideri Menderes, 5 Eylül 1950'de yaptığı açıklamada, "Türk Milleti, Halk Partisi'ni 14 Mayıs'ta iktidardan tasfiye etmişti, 3 Eylül'de de muhalefetten tasfiye etti" diyor.

Siyasal mücadele usüllerini değiştirdi

*DP'nin iktidara geldiği seçim süreci incelendiğinde, mesela ilk kez rastladığınız bir durum oldu mu?

DP'nin iktidara gelişi geniş bir halk hareketiyle mümkün olmuş. DP'nin geliştirdiği ve uyguladığı metodlar, o zamana kadar Türkiye'de bilinen ve uygulanan siyasal mücadele usullerini kökten değişime uğratmıştır. Türk halkı, Türk tarihinde ilk defa aşağıdan yukarıya bir anlayışla yöneticilerini değiştirmiş, bu durum bile tek başına önemli bir anlayış değişimi. DP'nin ana söylemleri, o dönemde sihirli söylemler olarak da tanımlanan "özel teşebbüs, özgürlük ve anti-komünizm" olarak sıralanabilir. Siyaset, devletçi, seçkinci anlayıştan uzaklaşıp, "sokaktaki adam"a dayanmaya başladı.

Bugün

GÜNDEM Kategorisindeki Diğer Haberler