YENİ HABERLER
ÇOK OKUNANLAR
"Türkiye AB'ye güç katacak"
Yalçındağ: Avrupa'dan yükselen olumsuz açıklamalar reform sürecini baltalıyor
"Türkiye AB'ye güç katacak"
11 Ekim 2009 / 07:53 Güncelleme: 11 Ekim 2009 / 07:57

TÜSİAD Yönetim Kurulu Başkanı Arzuhan Doğan Yalçındağ, AB'nin, tam da Türkiye bölgesinde gerçek bir bölgesel güç olmaya başlarken Türkiye üzerindeki etkisini kaybetmekte olduğunu belirtti.

Balkan Politika Kulübü'nün düzenlediği, ''Türkiye ve AB İlişkileri'' konulu konferansta konuşan Yalçındağ, AB'nin Türkiye ile üyelik müzakerelerinin 2005 yılında başladığını ve tatmin edici olmayan bir hızla da olsa bugüne kadar gelindiğini hatırlattı.

Yalçındağ, müzakere sürecindeki bütün aksaklıklara karşın Türkiye'nin AB'ye yöneliminin ''geri çevrilemez'' bir süreç haline geldiğini ifade ederek, günümüzde Türkiye ile AB arasında ekonomik anlamda bir karşılıklı bağımlılık ilişkisi oluşumu için, çok yol kat edildiğini, bu ilişkinin siyasal alanda yansımalarının ortak kurumlar aracılığıyla gerçekleştirildiğini, gerçekleştirmeye devam edildiğini kaydetti.

Türkiye'nin üyeliğinin AB'yi Orta Doğu, Kafkaslar ve Orta Asya gibi bölgelere komşu haline getireceğine dikkat çeken Yalçındağ, konuşmasını şöyle sürdürdü:

''Bu noktada AB'li dostlarımızın kaygılarını anladığımızı belirtmek isterim. Ancak unutulmamalıdır ki, en büyük sorunlar bile fırsata dönüştürülebilir. Türkiye'yi reddetmiş bir AB, söz konusu bölgelerin sorunlarından bağışık bir konumda olmayacak, bilakis bu bölgelere yönelik inisiyatif alma şansını oldukça azaltacaktır. Bu bölgede güçlü, demokratik, istikrarlı, işleyen bir liberal piyasa ekonomisine sahip Türkiye ise küresel planda AB'nin gücüne güç katacaktır. Özellikle son dönemde bölgedeki birçok ülkenin Türkiye ile girdiği ekonomik bütünleşme ve siyasal işbirliği süreci dikkate alındığında, AB'nin Türkiye'yi dışlamasının maliyetinin üyeliğe kabul etmesinden çok daha fazla olacağını düşündüğümüzü ifade etmek isterim.''

-''AYRICALIKLI ORTAKLIK YA DA ÖZEL STATÜ GİBİ ARGÜMANLAR''-

Türkiye'nin AB'ye üyeliğinin her iki tarafın da kazançlı çıkacağı bir çözüm olduğunu vurgulayan Yalçındağ, ''AB'nin müktesebatında yer almayan ve hiç bir siyasal ve hukuksal karşılığı olmayan ayrıcalıklı ortaklık ya da özel statü gibi argümanlar da, bunları savunanların entelektüel kapasitelerinin sınırlarını göstermektedir'' dedi.

Yalçındağ, AB'nin hala evrim içerisinde olduğunu ifade ederek, ''AB içinde küresel vizyon sahibi federal bir siyasal bakış açısının mı yoksa içe kapanık, eski Avrupa zihniyetinin mi baskın çıkacağı henüz belli değildir'' diye konuştu.

Bütünleşme sorunları ile AB'nin bazı çekirdek ülkelerindeki iktidarların ideolojik eğilimleri bir araya geldiğinde genişlemenin geri planda kalacağının ve önümüzdeki dönemin daha da zorlu geçeceğini kabul etmek zorunda olduklarını belirten Yalçındağ, bu durumun sadece Türkiye açısından değil, müzakere ya da adaylık aşamasında bulunan tüm Balkan ülkeleri için de yeterli olacağını söyledi.

Yalçındağ, sözlerine şöyle devam etti:

 ''Bazı Avrupa kamuoyularından, siyasetçilerinden yükselen olumsuz açıklamalar, Türk kamuoyu tarafından kaygıyla karşılanıyor. Reform sürecini maalesef baltalıyor. Bu da son açıklanan Bağımsız Türkiye Komisyonu raporunda büyük bir isabetle saptandığı gibi Türkiye'de Avrupa karşıtlarının söylemlerinin güçlenmesine yol açıyor. İşin ilginç yönü AB, tam da Türkiye bölgesinde gerçek bir bölgesel güç olmaya başlarken Türkiye üzerindeki etkisini kaybetmektedir. Türkiye - AB müzakere süreci diğer tüm adaylarda olduğu gibi tam üyelikle sonuçlanmalıdır.''

-''KIBRIS KONUSU-

Yalçındağ, Kıbrıs konusuna da değinirken, ''İçinde bulunduğumuz 2009 yılının son dönemi, Türkiye'nin AB ile şu ana kadar yeterince hızlı gitmediğine inandığımız müzakere süreci açısından son derece önemli bir dönemeç olacaktır'' dedi.

Kıbrıs sorunundan kaynaklanan bitmez tükenmez engellerden birinin yine karşılarında olduğunu ifade eden Yalçındağ, şu görüşleri dile getirdi:

''Türkiye'nin gümrük birliğinden kaynaklanan hükümlülüklerini yerine getirip getirmemesiyle ilgili olarak, süreci ciddi bir biçimde etkileyecek bir girişim olmaması durumunda AB zirvesi Türkiye hakkında bir karar almak durumunda olacak. Sorunun çözümü açısından hiç de yapıcı hareket etmeyen AB kanadında, Kıbrıs sorunuyla Türkiye'nin AB'ye üyeliğini birbiriyle ilişkilendirme çabaları, kamuoyunu ve iş dünyasını derin huzursuzluğa itmektedir. Bu noktada Avrupa kamuoyunun ve politikacılarının hassasiyetini anlamakla birlikte ahde vefa ilkesi çerçevesinde Türkiye'ye verilen sözlerin tutulması gerektiğini düşünüyoruz. AB üyelik perspektifi güçlenmiş bir Türkiye'nin Kıbrıs ile bağlantılı sorunların çözümü konusunda elinin daha güçlü olacağını, ancak AB'nin Türkiye'yi bu konuda teşvik edici olmaktan uzak durduğunu belirtmek isterim.

-DİĞER KONUŞMACILAR-

Bulgaristan eski Cumhurbaşkanı Jelyu Jelev ise, AB üyesi olmasa da Türkiye'nin halen birlik üyesi olan birçok ülkeden, özellikle son 10 yılda üye olan ülkelerle kıyaslanmayacak seviyede, AB kurumları ve AB ile entegre olduğunu söyledi.

Romanya eski Cumhurbaşkanı Ion Iliescu de, Türkiye'nin AB'ye katılımının etkin veya dini yapıyı bozacağı yönündeki söylentilere hiçbir şekilde katılmadıklarını belirterek, Türkiye'nin AB ye belki ihtiyaç duyduğunu, ancak AB'nin Türkiye'ye daha fazla ihtiyacı olduğunu kaydetti.

EKONOMİ Kategorisindeki Diğer Haberler