YENİ HABERLER
ÇOK OKUNANLAR
Dünya Bankasın'dan Türkiye ekonomisi değerlendirmesi
Dünya Bankasın'dan Türkiye ekonomisi değerlendirmesi
11 Haziran 2015 17:38
Dünya Bankası Türkiye Direktörü Martin Raiser, Türkiye'deki seçim sonuçlarına ilişkin değerlendirmede bulundu.

Raiser, "Mali Yıl Sonu" dolayısıyla düzenlediği basın toplantısında, yaz aylarının sonunda görev süresinin biteceğini ve yeni dönemde Brezilya'da görev yapacağını, bunun Türkiye'de düzenlediği son toplantı olduğunu söyledi.

Küresel ekonominin bir geçiş döneminde olduğunu belirten Raiser, emtia süper döngüsünün bir sona geldiğini, emtia fiyatlarının orta vadede düşeceğini söyledi.

Faiz oranlarının ABD'de tekrar yükseleceğini beklediklerini ifade eden Raiser, "Dolayısıyla küresel ekonomik ve mali krizden bugüne dünya ekonomisinin sıra dışı oranda gevşek parasal politikalarla merkez bankaları tarafından desteklendiği dönem geride kalacak ve yükselen piyasalar, ekonomiler buna uyum sağlamak durumda" şeklinde konuştu.

Sermaye girişlerine bağlı ve yeterli mali tampona sahip olmayan ülkelerin özellikle geçiş döneminde çok dikkatli olmaları gerektiğini vurgulayan Raiser, daha düşük petrol, emtia fiyatları ve faiz oranlarının yükselmesinin Türkiye ekonomisi için de önemli olduğunu kaydetti.

"Düşük petrol fiyatları Türkiye için gayet uygun zira ithalat içerisinde çok büyük orana sahip" diyen Raiser, bu düşüşün dış dengeler açısından Türkiye'ye fayda sağladığını ancak Türk Lirasının zayıflığı ve gıda fiyatlarındaki yükselişle enflasyonu düşürme anlamında beklediklerinden az etki yarattığını belirtti.

- "Büyüme tahminimizi revize etmeyeceğiz"

Dünya Bankasının, Türkiye için tahminlerinin değişmediğini belirten Raiser, "2015 için büyüme beklentimiz yüzde 3 olacak, bunu revize etmeyeceğiz. Enflasyon beklentimiz de yıl sonu itibarıyla yüzde 7 olarak devam edecek, bunda da bir revizyona gitmeyeceğiz" diye konuştu.

Dünya Bankasının son bir yıldaki Türkiye faaliyetlerine de değinen Raiser, Türkiye'de 1 milyar 150 milyon dolar tutarında yeni taahhütler gerçekleştirdiklerini bildirdi. Dünya Bankasının Türkiye'de 2012'den bugüne ortalama her yıl 1 milyar dolar tutarında kredi sağladığını anlatan Raiser, öncelikli yatırım yapılan alanların başında enerji, KOBİ'lerin finansmana erişiminin geldiğini, ekonomik ve yapısal reformlarını desteklemeye devam ettiklerini söyledi. 

Raiser, gelecek yıl yeni bir ülke ortaklık stratejisini hazırlamaya başlayacaklarını belirterek, bu yeni strateji kapsamında hazırlayacakları projelerde 2 önemli temanın "sürdürülebilirlik ve kamu ve özel sektör ortaklığı" olduğunu vurguladı. Raiser, şöyle devam etti:

"Türkiye ile iş birliğimiz ve ortaklığımız anlamında geleceğe dair umutlarımız çok geniş ve pozitif. Elbette küresel ortam Türkiye ve diğer yükselen piyasalar için zorluklar barındırmakta ama bu ortamda her ülke kendi ödevine odaklanmalı, reform gündemine kararlılıkla bağlı kalmalı. Bu ödevini uygulayan kararlılığı sergileyen ülkeler bugeçiş döneminden daha hızlı ve güçlenerek çıkacak. Nihayetinde de küresel rekabette, sermayeyi çekebilme rekabetinde daha iyi sonuçlar elde edecektir. Umuyorum ki Türkiye de bu süreçten gereken dersleri çıkarır ve siyasetçiler karar alıcılar da bu konuya odaklanarak yapısal reform gündeminin devamını sağlarlar. Bu yapılabilirse, Türkiye'nin geleceği konusunda son derece iyimserim." 

- "Merkez Bankasının tam yetki alması gerekiyor"

Fed'in faiz artışına başlamasının Türkiye'ye olası etkilerinin sorulması üzerine Raiser, ABD'deki oranlar yükseldikçe Türkiye ile ABD arasındaki faiz oranı farklılığının da azalmaya başlayacağını, bunun sermayenin Türkiye'den çıkıp ABD'ye gitmesi gibi etki yaratabileceğini söyledi. Raiser, şunları kaydetti:

"Eğer bunu önlemek istiyorsanız, bunun kur üzerindeki etkileri de olacaktır, o zaman parasal politikaların bir reaksiyon geliştirmesi gerekir. Yükselen piyasalar özellikle Türkiye gibi sermaye girişlerine çok dayalı olan ülkeler parasal ve mali politikalarını gerektiği gibi ayarlayarak mali istikrarı koruma peşinde koşmalı. Türkiye şu ana kadar bunu başardı ama bundan sonrası da zorlu olacak. Bence Merkez Bankasının bu noktada tam yetki alması ve parasal politikaları gerektiği şekilde fiyat istikrarı ve mali istikrar hedefleriyle uyumlu olarak yürütebilmesi, idare edebilir pozisyonda olması gerekiyor ki bu zorluklar aşılabilsin."

Merkez Bankasının tam yetki almasından neyi kastettiğinin sorulması üzerine, bankanın yetkilerinin çok açık ve kanunen bağımsız olduğunu söyledi. Raiser, "Ben umuyorum ki Merkez Bankası da tüm enstrümanları elinde bulundurduğuna inanıyordur, gerekli adımları atmak adına özellikle bu geçiş döneminde. Şu ana kadar da oldukça iyi bir iş yaptılar. Bundan sonra da umarım ki onlara yeterli alan sağlanır, bu işi yapmaya devam etmeleri için..." ifadelerini kullandı.

Yapısal reformlar vurgusu

Seçimler sonrası oluşan tabloyu nasıl değerlendirdiğinin sorulması üzerine de Raiser, "Kısa vadede siyasetçiler muhtemel mutabakatları araştıracaklar bir koalisyon oluşturabilmek amacıyla. Belki ekonomik ve yapısal reform da bunun bir parçası olabilir ama başka hususlar da var kuşkusuz ama umuyorum ki orta vadede yapısal reformlar parlamentonun gündeminde olur" dedi.

Seçimler öncesi açıklanan yapısal reformların hayata geçirilmesinin önemine işaret eden Raiser, "Umarım ki süre gelen görüşmeler neticesinde bir hükümet ortaya çıkar ve o hükümet de mümkün olduğunca hızlı bir şekilde yapısal reformlara odaklanmaya başlar. Çünkü bu Türkiye'nin uzun vadeli menfaatleri açısından çok önemli. Biz de her türlü Türkiye Cumhuriyeti hükümetini desteklemeye hazırız, bu yapısal reformları odaklanma ve bu alanda çalışma konusunda" görüşünü dile getirdi.

"Seçim sonrası oluşan tabloyu riskli görüyor musunuz " şeklindeki soru üzerine Raiser, seçmenlerin siyasetçilere "uzlaşın" mesajı verdiğini söyledi. Uzlaşmanın pragmatik bir yaklaşım ve soğukkanlılık gerektirdiğini ifade eden Raiser, şu değerlendirmelerde bulundu:

"Eğer aklıselim, pragmatizm hakim kılınabilirse, bu olumlu etki yaratacaktır. Pazartesiye kıyasla uluslararası piyasaların tepkileri de düzelmeye başladı, Türkiye'deki gelişmelere uyum sağlıyor. Elbette her zaman bir risk var ama bu beni endişelerle ülkeden ayrılmaya itecek düzeyde bir risk değil. Türkiye olgun bir demokrasiye sahip. Her ülkede uzunca bir süre tek parti iktidarı olur, sonra işler değişir. Hem ülke hem uluslararası piyasalar zamanla buna uyum sağlar. Aklıselim, pragmatik yaklaşımla ve uzlaşma isteğiyle olaylar yürütüldüğü sürece mevcut durumun çözümsüz kalmayacağına ve risklerin gerçekleşmeyeceğine inanıyorum."

Raiser, yapısal reformlara dönük bir soruya karşılık ise kısa vadede en önemli önceliğin, yatırımcı güvenini istikrara kavuşturmak olduğunu ifade etti.

Türkiye'de hukukun üstünlüğü konusunda, ekonomik politika planlarının netleşmesi noktasında yabancı yatırımcılara tekrar güven vermek gerektiğini vurgulayan Raiser, 25 öncelikli dönüşüm programının uygulanmasının da bu anlamda güvenin sağlanması için yerinde olacağını söyledi. Raiser, yatırım ortamının iyileştirilmesi, iş gücü piyasasının daha esnek hale gelecek şekilde iyileştirilmesi, eğitim yapısının ve Türkiye'nin kurumların güçlendirilmesi, hukukun üstünlüğüne bağlı yönetim yapısının Türkiye'nin uzun vadeli yüksek gelir grubuna geçmesi için önemli olduğunu kaydetti.

 Büyüme rakamları memnuniyet verici

Dün açıklanan büyüme rakamlarını nasıl değerlendirdiğinin sorulması üzerine Raiser, "Memnuniyet verici, bizim de beklediğimizin üzerinde büyüme oranı gerçekleşti. Memnuniyet verici tarafı yurtiçi talepte ve ihracatta belli birtoparlanma var ama toparlanmanın çoğunlukla tüketimden, devletin, hükümetin kamunun tüketiminden geldiğini görüyoruz. Özel sektör tüketimi o kadar toparlanmış değil" dedi.

Özel sektör yatırımlarının da azalmaya devam ettiğine işaret eden Raiser, yatırım olmadan sürdürülebilir büyümeyi sağlamanın mümkün olmadığını kaydetti.

Türkiye'nin Avrupa piyasasına çok bağlı durumda olduğuna dikkati çeken Raiser, Avrupa'nın toparlandığını ancak avronun dolara karşı önemli oranda değer kaybetmiş olmasının, Türkiye'nin Avrupa piyasalarında daha az rekabetçi olması anlamına geldiğini kaydetti.

Türkiye'nin cari açığı artırmadan yüzde 3'den daha hızlı büyümesi için, arz tarafını güçlendirmesi gerektiğini vurgulayan Raiser, "Sadece yurtiçi talebi destekleyerek bu yüzde 3'ü geçmek mümkün olmayacaktır. Cari açığı daha da büyütmeden Türkiye'nin yıllık büyüme performansını yüzde 3'ün üzerine çıkarabilmesi için yapısal reformlara, işin arz boyutunu da daha iyi güçlendirmeye ihtiyacı var" değerlendirmesinde bulundu.

EKONOMİ Kategorisindeki Diğer Haberler