YENİ HABERLER
ÇOK OKUNANLAR
Obama'nın kötü polisi: Hillary!
Obama'nın kötü polisi: Hillary!
Obama'nın kötü polisi: Hillary!
24 Kasım 2008 / 14:39 Güncelleme: 24 Kasım 2008 / 00:00

ABD'de, Washington'da değişim getireceği mesajıyla başkanlığa seçilen Barack Obama, kabinesini, birkaç isim dışında, ''Washington'ın bildik yüzleriyle'' doldurmaya hazırlanırken, bunlar arasında en dikkati çeken isimlerden biri, New York Senatörü Hillary Clinton oldu.


Obama'nın planı, kabinesini dikkatli ve uzun bir süreçten sonra, özenle seçip basına açıklamaktı, ancak bu planın yürümediği görüldü. Seçim kampanyası sırasında başkan yardımcısı adayı gibi kilit durumdaki isimlerin planlanandan önce basına sızmasını engelleyebilen Obama, kabinesi için üzerinde çalıştığı isimlerin duyulmasının önüne geçemedi.


Bu isimlerin tek tek Amerikan medyasında yer almasından sonra Obama'nın geçiş dönemi yönetimi yetkilileri, isteksizce de olsa basının elindeki bilgileri teyit etmek durumunda kaldı. Demokrat Parti içinde, partinin başkan adaylığı yarışında New York Senatörü Hillary Clinton'ın aldığı oyların miktarının bilincinde olan Obama, seçim kampanyası sırasında oluşan düşmanlığın önüne geçmek ve uzlaşmacı bir yaklaşım göstermek için, ABD Dışişleri Bakanlığı görevine Hillary Clinton'ı getirmeyi planlıyor. Resmi açıklamaların, 27 Kasım'daki Şükran Günü tatilinin ardından gelen pazartesi günü yapılacağı söyleniyor.


Clinton, seçim kampanyasında, televizyonlardan yayımlanan reklamlarda, ''sabahın 3'ünde Beyaz Saray'ın telefonu çaldığında, tecrübesi yeterli olmayan Barack Obama nasıl uluslararası konularda acil tepki verebilecek'' mesajını yoğun biçimde işlemişti. Senatör Clinton, ABD'nin eski Başkanı Bill Clinton ile birlikte 8 yıllık bir Beyaz Saray tecrübesi olduğunu vurguluyordu. Şimdi Obama, ABD Dışişleri Bakanlığı görevine Hillary Clinton'ı getirerek, bir taşla birçok kuş vurmuş oluyor. Hillary'yi seçerek, uzlaşmacı, kin tutmayan, ülkenin iyiliğini her şeyin üstüne tutan ve gerekirse rakipleriyle de çalışabilen bir lider imajı çiziyor.


Obama'nın değişim mesajı ise ABD'nin eski Başkanı Bill Clinton döneminin bazı yetkililerini göreve getirmeyi planladığı bilgileriyle ''bu nasıl değişim'' eleştirileriyle gölgeleniyor. Daha resmen bu göreve atandığı açıklanmadan, Hillary Clinton'ın, Amerikan Dışişleri Bakanlığına, Dennis Ross gibi, Clinton döneminin Dışişleri Bakanlığında Orta Doğu müzakerecisi olarak görev yapan bir diplomatı getireceği söylentileri var.


Washington Post gazetesinde yayımlanan ''Lowe'' imzalı karikatürde, Beyaz Saray'a yeni yerleşen görevlilerin konuşma balonlarında, ''İşte aynı yıpranmış kahverengi halı'', ''Bu ofis sandalyesini hatırlıyorum, arkasını ayarlamak biraz zor'' ve ''Bakın, benim adımın baş harfleri hala kazıdığım yerde duruyor'' deniliyor.


CLINTON VAKFI ETİK TARTIŞMA YARATTI


Obama geçiş dönemi yönetimi yetkililerinin Hillary Clinton konusundaki tek kaygısı, eşi Bill Clinton'ın bazı faaliyetlerinin, ABD'nin dış politikasına etik olarak nasıl etki edeceği yönünde. Bill Clinton'ın, ''William J. Clinton Vakfı'' adlı bir yardım kuruluşu bulunuyor. Basında en çok ön plana çıkan konulardan biri, Kanadalı iş adamı Frank Giustra'nın, Bill Clinton ile samimiyeti ve Clinton Vakfı'na, hayatının sonuna kadar, sahip olduğu küresel maden imparatorluğunun bundan sonra elde edeceği karın yarısını bağışlamayı vadetmiş olması.


Clinton'ın, 2005 yılında Giustra ile Kazakistan'a gitmesi ve bu sıralarda Giustra'nın, Kazakistan'da devletin kontrolündeki bir şirketin uranyum madenciliği projelerini almaya hazırlanması, etik problem çıkarabilecek örnekler arasında sayılıyor. Haziran 2007'de Giustra ile Clinton'ın, ''Clinton-Giustra Sürdürülebilir Büyüme Girişimi'' adı altında bir proje başlattığı ve projeyle Giustra'nın madencilik çıkarlarının da bulunduğu bir dizi ülkeye sürdürülebilir büyüme getirmenin hedeflendiği belirtiliyor. Bu vakıf, kar amacı gütmese de ABD Dışişleri Bakanlığının hukukçuları, ülkenin dış politika uygulamalarında etik sıkıntı olmaması için halen dikkatle bu konuyu inceliyor. Bazı devletlerin, Giustra'nın madencilik operasyonlarına yardım ederek, Hillary Clinton'dan dış politika alanında destek almayı umması veya Giustra'nın faaliyetlerini kısıtladıkları takdirde, Hillary Clinton ile ilişkilerin bozulacağı gibi bir imaj edinmesinin, Amerikan dış politikasına zarar verebileceği ifade ediliyor.


HILLARY BÜTÜN DÜNYADA TANINIYOR


Hillary Clinton'ın bu görevi kabul etmeyi seçmesi, en azından 2012 yılındaki ABD başkanlık seçiminde yine Demokrat Parti'den başkan adayı olarak, Barack Obama'nın karşısına çıkma niyeti konusunda bir işaret olarak da görülüyor.


Clinton'ın, kendisinin de içinde yer aldığı bir yönetimin başındaki Obama'ya karşı dört yıl sonra yapılacak seçimde eleştirel tutum alması pek muhtemel görülmüyor. Hillary Clinton kampında bu nedenle Barack Obama'dan gelen teklifin ardından ilk önce bir tereddüt yaşandı. Ancak şu sırada bu tereddütün ortadan kalktığı ve Hillary Clinton'ın, teklifi kabul ettiği söylentileri bulunuyor.


Clinton, Senato Silahlı Hizmetler Komitesi'nin üyesi olarak, Irak, NATO ve Afganistan'da politikalar konusunda tecrübe kazandı. Dünyada iyi bilinen bir isim olmasının yanı sıra tecrübesi ve müzakere kabiliyetiyle ön plana çıkıyor. Demokrat Parti içindeki başkan adaylığı yarışında, kim kazanırsa kazansın, ABD'nin en büyük tabularından ikisinin kırılacağı konuşuluyordu. Obama kazandı ve ABD'nin ilk siyahi başkanı seçilerek, tarihe geçti. Hillary Clinton kazansaydı, ABD'nin ilk kadın başkanı olacaktı. Şimdi Obama, bu güçlü ismi ABD Dışişleri Bakanlığı göreviyle öne çıkararak, dış politika tecrübesinden, ülkenin iyiliği için yararlanmak istediği mesajını veriyor.


Dış politika konularında Hillary Clinton'ın, Barack Obama'dan daha sağda yer aldığı ve daha "şahin" bir yaklaşımı olduğu söyleniyor. Clinton, kongrede Irak savaşından yana oy kullandı. Ancak daha sonra, ABD Başkanı George W. Bush yönetiminin, Amerikan kongresine çarpıtılmış istihbarat bilgisi sağladığını savunarak, Irak savaşı için yapılan oylamayla arasına mesafe koydu. Clinton, İran'ın nükleer faaliyetlerine karşı kuvvetli ekonomik yaptırımları destekliyor. Geçen yıl Bush yönetiminin de desteklediği şekilde, İran Muhafız Ordusu'nun ''terörist örgüt'' olarak nitelendirilmesine de destek verdi. Obama bunu desteklememişti ve İran'a karşı, önceki yönetimlere göre daha yumuşak bir üslubu savunuyor. Ancak ABD'nin tek bir dış politikası olacağı için, İran veya başka önemli konularda izlenecek yaklaşım, sonuçta Obama tarafından belirlenecek.


İYİ POLİS, KÖTÜ POLİS


Uluslararası basında yapılan yorumlardan bazılarında, Obama'nın, Hillary Clinton'ı seçerek, uluslararası arenada ''iyi polis-kötü polisi'' oynayacağı söyleniyor. Hillary, daha sert bir üslup izlerken, bu tona, Beyaz Saray'dan ayar verilecek. Clinton, ABD kongresinde İsrail'in en büyük savunucuları arasında sayılıyor. Wall Street Journal gazetesi, bunun, İsrail ile Filistin arasında barış görüşmelerine yönelik kapasitesine ilişkin Arap diplomatlar arasında kaygı yarattığını yazdı. Gazeteye konuşan bir Arap diplomat, ''Hillary Arap dünyasında çok popüler değil. Ancak kalitesi bilinen bir lider ve bu da yardımcı olabilir'' dedi.


Senatör Clinton da Barack Obama gibi, tek taraflı dış politika yaklaşımlarından ülkenin uzaklaşması ve ABD'nin dünyadaki müttefikleriyle ilişkilerinin yeniden inşa edilmesi yönünde çalışılması gerektiğini vurguluyor. Bu çerçevede Clinton, ABD'nin, BM ile daha yakın çalışması ve Uluslararası Suç Mahkemesi gibi çok uluslu kuruluşların konumunun güçlendirilmesi çağrısında bulunmuştu.


Geçen yıl Dış Politika dergisine bir makale yazan Clinton, ''Çin ile ilişkilerimiz, dünyada bu yüzyılın en önemli ikili ilişkisi olacak'' ifadesini kullanmıştı. Clinton'ın, Moskova ve Pekin'in, küresel ekonomi ve politikalara entegre edilmesi çabalarını sürdüreceği belirtiliyor.


Hillary Clinton'ın ABD Dışişleri Bakanlığı pozisyonuna gelmesi durumunda, Bill Clinton döneminin dış politika isimlerinin de yeniden benzer görevler alabileceği kaydediliyor. Bunlardan biri, bakanlığın eski Orta Doğu müzakerecilerinden Dennis Ross. Hillary Clinton, İsrail-Filistin sorununun çözümünde Amerikan diplomasisinin kritik önem taşıdığına inanıyor. Clinton, Filistin liderliğinin İsrail ile diyaloğa girmesi için Arap desteğinin alınmasında ABD'nin yardım etmesi gerektiğini ifade etmişti.


Irak konusunda Clinton'ın yaklaşımı, savaşı bitirmek. Amerikan askerlerinin eve dönmesi öncelikler arasında yer alıyor. Ancak Hillary Clinton, seçim kampanyası sırasında, Obama'nın tersine, Amerikan askerlerinin dönüşü için bir takvim açıklanması politikasına karşı çıkmıştı. Irak savaşına giden yolda, 2002 yılında Amerikan kongresinde ''evet'' oyu vermesi dolayısıyla Clinton özür dilemedi, ancak bir kez daha oy verme imkânı olsa ''hayır'' oyu kullanacağını söyledi.


Clinton, Afganistan'da güvenlik koşullarının iyileştirilmesi ve daha fazla Amerikan askeri yerleştirilmesi gerektiğine inanıyor. Ayrıca Taliban ve El Kaide'ye karşı, Afganistan ve Pakistan arasında mekik diplomasisi izleyecek bir Amerikalı temsilcinin atanmasını önermişti. Clinton, seçim kampanyası sırasında, Obama'nın, İran, Suriye ve Kuzey Kore gibi ülkelerin liderleriyle görüşme istekliliğini, ''dış politikadaki saflığına'' yorarak, eleştirmişti. Buna karşılık Clinton, Irak'ın geleceği konusunda İran ve Suriye gibi ülkelerle temasa geçilmesini desteklemişti. Clinton'ın baş dış politika danışmanlarından biri olan Richard Holbrooke, ABD'nin, özel ve güvenli kanallardan İran ile temasa geçmesini önermiş, böylece ilerleme için temelin bulunup bulunmadığının tespit edilebileceğini söylemişti. Hillary Clinton ayrıca, Bush yönetiminin ''obsesif'' bir şekilde pahalı ve yeterliliği kanıtlanmamış füze savunma teknolojisine yoğunlaşmasını daha önce eleştirmiş, ABD ve Rusya'nın, elindeki nükleer silahları azaltmasından yana tavır koymuştu.


BIDEN FAKTÖRÜ


Bu arada Obama'nın ABD başkan yardımcısı seçilen Joe Biden'ın, Amerikan dış politikasında nasıl bir etkisi olacağı henüz bilinmiyor. Dünya, 8 yıllık Bush yönetiminde arka planda kalmayı tercih eden, ancak dış politika konularında önemli ölçüde ağırlığını ortaya koyan bir başkan yardımcısıyla karşı karşıyaydı. Aynı geleneğin Biden ile devam edip etmeyeceği Washington'da merak ediliyor.


Göreceli olarak siyaset ve dış politika sahnesinde yeni olan 47 yaşındaki Obama'nın, başkan yardımcı olarak Biden'ı seçmesinin arkasında, kendisine yöneltilen dış politika konularındaki deneyimsizliği eleştirileri yatıyordu. Senatonun deneyimli dış politika uzmanı Biden'ı yanına alarak Obama, bu konudaki kuşkuları gidermeye çalışmış ve seçimi kazanarak, kararının isabetli olduğunu da göstermişti.


Şimdi Biden'ın, Obama gibi karizmatik imajı bulunan bir liderin yanında, Senato günlerindeki kadar aktif bir dış politika izlemesi çok kolay görülmüyor. ABD kongresinde Senatör ve milletvekili olarak konuşmak, belli ifadeleri kullanmak daha kolayken, Beyaz Saray'a girdikten sonra, "gaf yapma kapasitesi yüksek" olan Biden'ın, aynı rahatlıkla konuşamayacağı söyleniyor. Biden ile Hillary Clinton'ın iyi ilişkileri bulunmakla birlikte, dış politika konusunda nasıl bir görünüm sergileyecekleri, bütün dünya tarafından dikkatle izlenecek. Biden'ın, Irak'ın üçe bölünmesi yönünde, destek bulmadığı için rafa kaldırılan bir planı bulunuyor. Seçim kampanyası sırasında da Biden bu öneriyi hiç gündeme getirmedi.


TÜRKİYE-ABD İLİŞKİLERİ


ABD'de yeni yönetimin dış politikası şekillenirken, potansiyel problemli konuların başında Ermeni meselesi geliyor. Obama, Biden ve Clinton, Ermeni tasarılarına geçmişte vermiş oldukları destekle biliniyor. Bu konuda yeni yönetimin Nisan ayında alacağı tutum, Türkiye ile ABD arasındaki ilişkilerin tonunu belirlemede etkili olacak. Türk tarafında, Türkiye ile Ermenistan arasındaki açılıma zarar vermemek için, yeni yönetimin bu konuya gereken hassasiyeti göstererek, yaklaşması beklentisi bulunuyor.


Türkiye ile ABD arasında, ikili ilişkilerin yanı sıra bölgesel meseleler de ağırlıklı olarak öne çıkacak. Yeni ABD yönetiminin, İran ile ilişkilerin tonunu nasıl kuracağı, Türkiye tarafından da dikkatle izlenecek. Türkiye, bölgede iyi ilişkileri olan bir ülke olarak, sorunların barışçı çözümünde yapabileceği katkının iyi anlaşılmasını istiyor.


Gözlemcilere göre, Irak'ın toprak bütünlüğü, Kerkük konusu, Amerikan askerlerinin Irak'tan çekilmesinin zamanlaması, PKK terörüne karşı istihbarat işbirliğinin devamı, Ermenistan ile Türkiye arasındaki ilişkiler, Türkiye'nin enerji koridoru olarak rolü, Rusya ile ilişkiler, Kıbrıs'ta çözüm çabaları, küresel ekonomik krize çözüm bulma arayışları Türk-Amerikan ilişkilerinde önemli yer tutacak. (Star)

DÜNYA Kategorisindeki Diğer Haberler