YENİ HABERLER
ÇOK OKUNANLAR
Obama: “Evet, yapabiliriz!”
Obama: “Evet, yapabiliriz!”
Obama: “Evet, yapabiliriz!”
28 Mart 2008 / 15:30 Güncelleme: 00 0000 / 00:00


Ünlü Amerikalı sosyolog Immanuel Maurice Wallerstein, Barack Obama ile George W. Bush arasındaki farklara dikkat çekerek, Obama’nın ABD Başkanı olması durumunda nelerin değişeceğini yazdı.


Obama Neyi Değiştirebilir?


Henüz kesin olmasa da, Demokrat başkan adayı, Barack Obama olacak gibi görünüyor. Obama’nın John McCain karşısında yarışı kazanması da yüksek bir ihtimal. Senato’da ve Temsilciler Meclisi’nde Demokrat çoğunluğun artacağı ise neredeyse kesin. Bu nedenle Obama, seçmenlerinden aldığı yüksek vekâletle bu makama gelecek.


Yarışa altı ay kadar önce genç ve galibiyeti şüpheli bir aday olarak giren Obama’nın bu noktaya nasıl gelebildiği sorusuna verilecek cevap ortada. “Değişim” temasını vurgulaması seçmenlerde, daha önce oy kullanmayanlar da dahil olmak üzere, yankı uyandırdı. Kuşkusuz, değişim muğlâk bir terimdir ve anlamı onu kimin savunduğuna da bağlıdır. “Değişim” teması ABD’de, ülkedeki ve dünyadaki durumdan duyulan rahatsızlığa hitap ediyor gibi görünüyor. En büyük rahatsızlığın yaşandığı iki alan Irak’taki savaş ve ekonominin durumudur.


Seçmenlerin çoğu Irak savaşını bir bataklık, bu ülkeyi işgali de bir hata olarak görüyor gibi. Ekonomiye gelince, seçmenler var olan yaşam standartlarının gittikçe düştüğünü söylüyorlar ve daha da düşmesinden korkuyor gibiler. Böylece Bush yönetimini ana hatlarıyla reddediyorlar ve onu çoğunlukla kendi sıkıntıları sebebiyle suçluyorlar. Seçmenlerin değişim adına belirli olarak ne istedikleri çok net olmasa da net olan, değişimi istedikleridir.


Obama’yı bu kapsamlı değişim temasının ötesinde cazip kılan ikinci şey ise üslubudur. Herkesle diyalog kurabileceğini söylüyor: dost olmadığı varsayılan uluslararası güçler, uluslararası müttefik olduğu varsayılanlar ve ülke içindeki tüm siyasi kesimlerden kişiler buna dahil. Yani, “Birleşik Devletler’in birlikte asla masaya oturmaması gereken” gruplar olduğunu ısrarla söyleyen Bush’un tamamen zıttı.


Obama’nın üslubunu cazip kılan ikinci bir nokta var. Sürekli tekrar ettiği bir cümle: “evet, yapabiliriz!”. Bu temayı Obama, Latin kökenli bir tarım işçileri lideri olan efsanevi Cesar Chavez’in “Si, se puede!” sloganından almıştır. Bu özellikle ABD politik sisteminde marjinalleşmiş gruplara ve bu temayla güç kazanabileceklerini düşünenlere çekici geliyor.


Başkan olmaya çok yaklaşması basında, internette ve kamuda Obama’nın ne tür değişikliklere girişmeyi tasarladığı konusunda hatırı sayılır bir tartışma yarattı. Bu bana yanlış bir soru gibi geliyor. Gerçek soru Obama’nın nasıl ne türden değişiklikler yapmaya muktedir olduğudur ki, tamamen farklı bir sorudur.


Obama, Irak savaşına muhalif, takındığı tavır, kimi zaman oldukça kuvvetli, kimi zaman oldukça ihtiyatlı olsa da, her zaman ortanın solundaki bir liberal demokratın siciline sahiptir. Beyaz Saray’a farklı bir tarz getirmek istediği kesindir. Uygulamak istediği politikanın radikalliği netlikten çok uzaktır. Politik olarak dışarıdan göründüğünden çok daha radikal olduğunu varsaysak bile; o malum soru hala akıllarda: Ne yapabilir? Birleşik Devletler başkanları şüphe yok ki siyaseti ciddi biçimde etkileyebilirler -George Bush bunu ispatladı- ama aynı zamanda makamlarının da mahkumudurlar. İşte bu yüzden dış politikada, ekonomi politikasında ve kültür politikası denen müphem alandaki seçeneklerin neler olduğunu gözden geçirmeye değer.


Dış politikanın en acil ve ağır basan konusu –sadece Irak’ta değil, Afganistan’da, İran’da, Pakistan’da ve İsrail/Filistin’de karşı karşıya olduğu- Ortadoğu’dur. Bush kendinden sonra gelecek başkanın bu konuda elini kolunu bağlamak için çok uğraştı. Ortadoğu politikasının doğrudan ABD hükümetinin elinde olduğunu düşünmekle hata yaptı. Ben bunun artık böyle olmadığını düşünüyorum. Bölgede Birleşik Devletler’in sınırlı gücüyle yönlendirebileceğinin çok ötesinde bir güç enflasyonu var.


Irak’ta anti-Amerikan milliyetçilik yavaş yavaş fakat kendinden emin olarak şiddetleniyor. Afganistan’da Taliban fiili gücünü geri kazanıyor ve NATO’nun uluslararası bir güç olarak işleyişini, ek bir sonuç olarak tehdit ediyor. Birleşik Devletler Pakistan’da kendisinden bile az sevilen dostu Pervez Müşerref’in fırtınayı atlatması için sessizce dua ediyor. İranlılar ise Birleşik Devletler’e gerçek bir tehlikeye girmeden kolayca kafa tutabileceklerine karar verdiler. Hem İsrail hem de Filistin yetkilileri hem içerde hem de dışarıda daha da huzursuz bir zemindeler. Condolezza Rice herkes tarafından şiddetle reddedildi. Obama’nın dışişleri bakanı farklı mı karşılanacak?


Eğer bu fırtına bölgedeki ABD politikalarını bozguna uğratsa ve ABD güçleri Irak’tan çekilse dahi, Obama’nın daha zeki ve dostane tavrını takdir etseler bile batı Avrupa’nın, Rusya’nın, Çin’in ve Latin Amerika’nın, Birleşik Devletler’e yaklaşması sağlanabilir mi? Mevcut jeopolitik eğilimler Birleşik Devletler’in karşısında. Obama Bush’tan daha iyi olsa da, ne kadar daha iyi olabilir?


ABD ekonomisine baktığımızda da hikâye çok farklı değil. Demokrat yönetim vergilendirme, sağlık hizmetleri ve çevre konusunda mutlaka farklı politikalara sahip olacak. Muhtemelen nüfusun daha yoksul %80’i nispeten daha iyi durumda olacak. Ne var ki Birleşik Devletler neoliberal ticaret anlaşmalarını delse bile imalat sanayi geri dönülemez durumda. Bu alanda da muhtemelen Ortadoğu’daki jeopolitik fırtınadan da güçlü bir kasırga var ki Birleşik Devletler hızını kesemiyor.


Tüm bunlar, Obama’ya yalnızca benim müphem olarak nitelendirdiğim kültürel alanı bırakıyor. Obama’nın kampanyası gittikçe artan ve özerklik kazanan bir gücü kendinde topluyor. Bu güç “evet, yapabiliriz” diyenlere ait. Obama, bu gücü alevlendirmekle beraber bu kendiliğinden gerçekleşen bir güçtür ve bir başkan olarak yapacaklarını önemli ölçüde etkileyecektir. Geniş bir bakış açısıyla, bu onu ABD başkanı olarak, hem doğrudan hem de Kongre’deki üyeleri yoluyla sola itekleyen bir güç olacaktır.


Bu gücün Obama’yı nereye çekeceğini tam olarak söylemek oldukça güç. Fakat etkisi, son otuz yıl içinde Cumhuriyetçi Parti politikaları üzerinde etkili olan dindar sağ tabir edilenlerin etkisiyle kıyaslanır hale gelebilir. Martin Luther King şöyle diyordu: “bir hayalim var”. Bu hayalde daha eşitlikçi nitelikteki çok farklı öncelikleri olan bir Birleşik Devletler vardı. Eğer önümüzdeki dönem kısmen de olsa bu hayalin gerçekleşmesini sağlarsa, bu şüphesiz Birleşik Devletler’in dünya sistemde oynadığı ya da oynamayı dilediği rol üzerinde uzun vadede etki yapacaktır. Birleşik Devletler’in ve dünyanın kendisi için sürdürmek istediği ekonomik kuruluşlar üzerinde de uzun vadeli etkisi olacaktır.


Aslında değişim mümkün ve oldukça olumlu bir potansiyeli var. Bu yine de herkesten çok Obama’ya bağlı. Fakat Obama “evet yapabiliriz” diyenlere, kendisini ve Birleşik Devletler’i yönlendirecek yeri belki, yalnızca belki verebilir. (Sendika)


 

DÜNYA Kategorisindeki Diğer Haberler