YENİ HABERLER
ÇOK OKUNANLAR
İngilizler: Irak ordusu sorunların üstesinden gele
İngilizler: Irak ordusu sorunların üstesinden gele
İngilizler: Irak ordusu sorunların üstesinden gele
26 Mart 2008 / 10:51 Güncelleme: 00 0000 / 00:00

ABD Demokrat Parti başkan adaylarından Hillary Clinton'ın Bosna'da keskin nişancı ateşi altında kaldığı sözlerini geri alması bugün gazetelerde yer alan haberlerden biri...


İngiliz gazeteleri Fransa Cumhurbaşkanı Nicolas Sarkozy'nin bugün başlayacak iki günlük İngiltere ziyaretine odaklanıyor.


Times Fransız teknik adam Arsene Weger'in çalıştırdığı Arsenal futbol takımına ait Emirates Stadı'nda yapılacak zirvede, nükleer enerji ve göçmenlik konusunda yeni anlaşmalar imzalanacağını kaydediyor.


Liderler ayrıca yapısal iflas tehlikesi yaşayan ülkelere gönderilmek üzere idari ve hukuki personelden oluşacak bir acil durum gücü kurulması konusunda uzlaştıklarını duyuracaklar.


Times son dönemde özel hayatı ve açıklamaları ile tepki çeken Fransa cumhurbaşkanının bu ziyareti, ülkesinde popülerliğini güçlendirmek için bir fırsat olarak gördüğünü; ona eşlik edecek 'kabinesindeki ve hayatındaki kadınlar'la İngilizleri etkilemeye çalışacağını kaydediyor.


Financial Times'ta eski İngiliz büyükelçi David Manning ve Fransız siyaset bilimci Dominique Moisi ortaklaşa bir makale kaleme almışlar:


"Sarkozy ve Brown'un manik depresif bir seyir izleyen Fransa İngiltere ilişkilerini tek zirvede tedavi etmesi mümkün değil" diyen yazarlar, iki liderin yine de güçlerini birleştirerek yapabilecekleri olduğu görüşündeler:


"Brown ve Sarkozy, Avrupa'nın dünyadaki yeri konusunda bir tartışma başlatabilirler. Yeni ABD başkanı seçildiğinde Avrupa başkentlerinin ondan pek çok talebi olacak. 'Peki siz ne katkıda bulunacaksınız' diye sorulduğunda Avrupa ne yanıt verecek? Brown ve Sarkozy bu yanıtı bulma tartışmasını başlatabilir.


"Avrupa dünyada ve Washington'da ciddiye alınmak istiyorsa Fransa, Almanya ve İngiltere yani Avrupa'nın üç büyüğünün siyasetlerini daha sıkı koordine etmesi ve işbirliği yapmasından başka yol yok."


Independent başyazısında, iki liderin olumlu bir kimyası olduğunu ve kuracakları ortaklığın kıtayı yeniden şekillendirebileceğini savunuyor:


"İngiltere'nin Almanya ve Fransa'dan ayrı değil onlarla birlikle çalışarak etkili bir rol sahibi olması için hakiki bir fırsatı var. Güçlü bir İngiltere-Fransa ilişkisi çok geniş bir kapsamda etkili olabilir. Her iki ülke de BM güvenlik Konseyi'nin daimi üyeleri, her ikisi de nükleer güç. Her ikisi de Avrupa'da Rusya karşısında sivrilen askeri kuvvetler. Dünya ekonomisinin en büyükleri arasındalar. Dolayısıyla kin gütmeyip birlikte çalışmaları hem kendileri hem de dünya için iyi olur."


Daily Telegraph ise bu işbirliğini daha çok bir zorunluluk olarak görüyor ve kamuoyları önünde sarsılmış durumda olduğunu kaydettiği liderlerin birbirlerine muhtaç olduklarını kaydediyor.


Daily Telegraph Başbakan Brown'un gelecek ayki Amerika ziyaretine de dikkat çekiyor.


Gazete Brown'un ABD'ye dünya ülkelerine II. Dünya Savaşı sonrasındaki gibi yaklaşma çağrısı yapacağını duyuruyor. Dünyanın Amerika'nın değerlerine ve liderliğine ihtiyaç duyduğunu söyleyeceğini kaydediyor.


Basra operasyonu


İngiliz basınında geniş bir şekilde tartışılan bir diğer konu Basra'da Irak ordusunun dün Mehdi Ordusu'na karşı başlattığı operasyon.


Daily Telegraph bunu, 'Irak'ta son hesaplaşma' olarak nitelemiş ve yaşananların ülkenin asayişine son bir yılda yönelen en ciddi tehdit olduğunu kaydetmiş.


Yaşananların bir 'hesaplaşma' olduğuna katılan Times, Başbakan Nuri el Maliki'nin operasyonu sahiplenerek kendi itibarını da ortaya sürdüğünü belirtmiş.


Gazete Mukteda es Sadr'a bağlı militan kuvvet Mehdi Ordusu'nun nasıl geliştiğini ise şöyle anlatıyor:


"Başta grup ufaktı. 500 ila bin kadar savaşçısı vardı. Nisan 2004'e geldiğinde rakamlar ciddi şekilde yükselmiş; Necef ve Bağdat'ta hâkimiyet sağlamaya başlamıştı. 2006 Ağustos ayı itibariyle, militanların 60 bin kişi olduğu ve Mukteda es Sadr'ın üzerlerinde ancak kısmî denetim kurabildiği düşünülüyordu."


Independent muhabirlerinden Patrick Cockburn, Sadr hareketinin operasyonu, Şii siyasi rakiplerinin kendilerini saf dışı bırakma girişimi olarak göreceğini kaydediyor. Bölgedeki asayişsizliği ise şöyle özetliyor:


"Basra şimdiye dek rakip silahlı gruplarca yönetildi. Bunların her biri Basra ve Ümm Kasr'daki faaliyetlerden komisyonlar ve tavizler koparmaya da çalışıyordu. Bir işadamı, Ümm Kasr'dan kuzeyde Erbil'e sevkettiği bir konteynerin nakli için 500 dolar; güvenli geçişi sağlayan rüşvetler için 3 bin dolar harcadığını söylüyor."


Gazete konuyu başyazısında da işlemiş, "ülkenin güneyinde istikrarın gitgide arttığı şeklindeki yanılsama paramparça oldu" diyor.


Guardian ilk sayfasına taşıdığı haberde, yoğun çatışmaların "Bağdat hükümetinin kendi topraklarını ne ölçüde denetleme becerisine sahip olduğunu gösterecek kritik bir sınav" olduğu görüşünde.


"Irak'ın ikinci kenti için verilen savaş, süregiden Amerikan işgali ve güneyde beş sene süren İngiliz askeri varlığının bıraktığı miras açısından uzun vadeli sonuçlar yaratacak. İngiliz komutanlar operasyonu memnuniyetle karşılarken, Irak dışişleri bakanı Hoşyar Zebari, neden operasyona İngiliz askerlerinin katılmadığını sorguluyordu. Zebari, eğer 10 km ötedeki ciddi bir operasyonda yer almayacaklarsa, dört bin İngiliz askerini Basra havalimanında tutmanın mantığını da sorguladı."


"Askerlerini Basra'dan bir an evvel çekmeyi isteyen İngiliz komutanlarsa Irak ordusunun başarılı olarak, kendine yetebileceği savlarını kanıtlamasını arzu ediyorlar."


Guardian operasyonun zamanlamasını da tartışıyor:


"Maliki'nin neden şimdi harekete geçtiği bir muamma. Hele daha geçenlerde Irak askerlerini Amerikalıların rızası olmadan sevkedemediğini itiraf etmişken... Belki de Bush yönetimi ülkeden çekilmeyi fazla erteleyemeyeceğini düşünerek, Maliki'ye henüz koruması altındayken harekete geçme telkini yaptı."


Es Sadr hareketine yönelik operasyonun başka kentlerde de gerginlik yaratabileceğine dikkat çeken Daily Telegraph, başarının da bir o kadar etkili olacağına inanıyor:


"Basra operasyonu Irak ordusunun güvenilirliğine dair ilk sınavsa, şüphesiz koalisyon kuvvetleri tam bir çekilme ihtimalini düşünene dek önümüzdeki aylarda ve yıllarda daha pek çok benzerini göreceğiz. Henüz süratli bir çekilme mümkün olmasa da Basra'da başarı en azından tünelin ucunda umut ışığı olacak. "


İzlanda ekonomisinin düşündürdükleri


Financial Times, dünya ekonomisinin yaşadığı sorunların ülke ekonomilerine nasıl yansıyabileceğine dair ipuçlarının 300 bin nüfuslu balıkçılıkla geçinen İzlanda'da ortaya çıktığı görüşünde...


Gazete ilk sayfasında yer verdiği haberde, İzlanda'nın "küresel mali karışıklığın ülke ölçeğinde ilk kurbanı" olabileceğini belirtiyor.


İzlanda dün "para birimi kronayı güçlendirip bir krizi önlemek için" faiz oranlarını 1,25 artışla yüzde 15'e çekmişti. İzlanda kronası son 3 ayda Euro karşısında yüzde 22 değer yitirmiş.


Gazete bu durumun önemli bir nedeninin ekonomi için taşıma su niteliğindeki "carry trade" yani, yüksek faizlerin cazibesiyle, yabancı yatırımcıların bir yerden ucuza borç alıp bir başka ülkeye yatırması, faizi alınca da parasını çekip gitmesi şeklindeki hareketler olduğu görüşünde...


Gazetenin yazarlarından Peter Garnham'a bakılırsa bu gibi riskler Türk lirasını da etkileyebilir.


Garnham'ın yazısının başlığı, "bütçe açıklarının insafına kalmış para birimleri".


"Dünya mali piyasalarındaki karşıklık, harcamaları için dışarıdan nakit akışlarına bel bağlayan ülkelerin paralarına zarar verebilir. Bu yılın başından itibaren, riskten kaçınma eğiliminin güçlenmesi yatırımcıları ekonominin temellerine odaklanmaya ve yüksek cari açığı olan ülkelerin paralarını cezalandırmaya sevketti.


Bu baskı bilhassa Güney Afrika randı ve Türk lirası gibi gelişmekte olan borçlu piyasaların ve açıkları bulunan İzlanda gibi ekonomilerin parası üzerinde büyük oldu. HSBC'den Paul Mackel, rand, lira ve kronanın Bear Sterns'in kurtarılması sonrasında ortaya çıkan riskten kaçınma eğilimlerinin olumsuzluklarına açık olduğunu söylüyor.


"Uzmanlar riskten kaçınma eğilimi güçlenip piyasayı yönlendirme gücü arttıkça, cari fazla veren ülkelerin parasına yönelimin güçleneceğini söylüyorlar."


Kıbrıs kayıplarını arıyor


Financial Times'ın iç sayfalarında Kıbrıs'la ilgili bir haber dikkat çekiyor.


Gazete, 1963-1974 arasındaki toplumlar arası çatışmalarda kaybolanları bulup teşhis etme girişimlerinin uzlaşma sürecine katkıda bulunduğunu kaydediyor.


Kerin Hope imzalı habere göre 1963-1974 arasında kaybolanların listelerinde toplam 1468 Kıbrıslı Rum ile 502 Kıbrıslı Türk var.


"Kayıplar konusunun çözümü 2003 yılında yazlık ev inşaatlarındaki patlamanın, bölünmüş adadaki toplu mezarların kaybolmasına yol açacağı kaygıları ardından bir öncelik haline geldi. 18 ay önce, BM desteğiyle kayıpların cesetlerini bulma, teşhis ve ailelerine iade etme girişimi başlatıldı.


"BM yetkilileri ve iki toplumum temsilcilerinden oluşan kayıplar komisyonu denetiminde, emekli polislerin yürüttüğü projede şimdiye dek yaklaşık 400 ceset bulundu, 80'den fazlası teşhis edildi. Avrupa Birliği ve bazı bağışçı ülkelerin finanse ettiği projeye Arjantin'deki kirli savaş dönemi örnek alınıyor."


Bu şekilde toplumlar arasında yaraların kapanıp uzlaşma sağlanmasının hedeflendiğini belirten Financial Times yazarı, bunun "şimdiye kadar somut ilerleme kaydedilen tek iki toplumlu proje" olduğunu, ancak liderlerin şimdi yenilerini başlatmasının beklendiğini ekliyor.


Nükleer enerji ekonomiye umut mu?


Guardian ilk sayfasında, hükümetin nükleer enerji konusundaki girişimlerine dikkat çekiyor.


Gazete iş dünyası ve girişimlerden sorumlu bakanın bugün yapacağı bir konuşmada, nükleer enerjinin, ülkenin ekonomik kalkınmasının itici gücü olarak görülen Kuzey Denizi petrolü ile karşılaştırılacağını duyuruyor.


"Bakan John Hutton, İngiltere'de nükleer enerjide büyük bir açılım yapılması çağrısı yapacak; bunun ekonomiye 20 milyar girdi ve 100 bin yeni iş sağlayacağını savunacak.


"Hutton nükleer programın var olan 23 reaktörün yenilenmesinin ötesine geçmesi ve İngiltere'nin bu teknolojinin geliştirilmesine dünya lideri haline gelmesi çağrısı yapacak."


Guardian, bu çağrıların nükleer enerji karşıyı kesimleri kaygılandıracağını belirtiyor. (BBC)


 

DÜNYA Kategorisindeki Diğer Haberler