YENİ HABERLER
ÇOK OKUNANLAR
Avrupa'ya sert eleştiri!
Başbakan Erdoğan, Strasbourg'da konuştu. Erdoğan Avrupa'ya sert eleştirilerde bulundu, "Üzülerek gözlemliyorum ki Avrupa içinde kutuplaşma giderek şiddetlenmektedir" dedi...
Avrupa'ya sert eleştiri!
13 Nisan 2011 / 14:23 Güncelleme: 13 Nisan 2011 / 15:21

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, "Üzülerek gözlemliyorum ki Avrupa içinde kutuplaşma giderek şiddetlenmektedir. Bu durumun bazı ülkelerde artık devlet kademelerinde bile görülmesi, siyasi partilerin bu temelde prim yaparak oy kazanmaya çalışıyor olmaları, olayın vehametini artırmaktadır" dedi. Erdoğan, Avrupa Konseyi binasında Avrupa Konseyi Parlamenter Meclisi (AKPM) Genel Kurulu'na hitap etti.

Başbakan Erdoğan, konuşmasına, Avrupa halklarının en eski parlamenter forumu olan Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi'nde milletvekillerine hitap etmekten büyük memnuniyet duyduğunu ifade ederek başladı. Türkiye'nin, 61 yıl önce bugün, 13 Nisan 1950'de Konsey'e üye olduğunu hatırlatan, Avrupa Konseyi ve Türkiye açısından son derece anlamlı bir yıl dönümünde genel kurula hitap ettiğini dile getiren Erdoğan, şunları söyledi:

"61 yıl sonra, yine bir 13 Nisan gününde, Avrupa Konseyi'nin kurucusu, Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesinin Dönem Başkanı Türkiye'nin Başbakanı olarak; başkanlığını bir Türk parlamenterin yaptığı bu Meclise hitap ediyor olmaktan büyük heyecan ve gurur duyduğumu da belirtmek istiyorum. Kurucusu olduğumuz Avrupa Konseyi, 62 yıldır Kıta'da demokratik istikrarın güçlendirilmesine önemli katkılar sağladı. Her türlü ayrımcılığa karşı çıkan, insan onuruna saygıyı ortak kültürümüzün temel unsuru haline getiren Konsey'e bu vesileyle şükranlarımı sunuyorum. 62 yıllık süreçte Konsey'e hizmet edenlere, bugün de aynı idealler etrafında hizmetlerini sürdüren siz değerli milletvekillerine ayrıca teşekkür ediyor, başarılar diliyorum. Bu parlamentoda, bundan 5 yıl önce, 'Medeniyetler İttifakı' girişimi konusunda sizlere hitap etmiştim. Bugün de 'Kültürler Arası Diyaloğun Dini Boyutu' konulu raporun ele alındığı bir ortamda sizlere hitap ediyorum. Türkiye ile İspanya'nın Birleşmiş Milletler çatısı altında başlattıkları 'Medeniyetler İttifakı' girişimi, çok kısa bir süre içinde 100'den fazla ülkenin, Dostluk Grubu'na üye olmasıyla küresel ölçekte büyük ilgi gördü. Esasen, 'Medeniyetler İttifakı' girişimi, bugün dünyamızın ihtiyacını hissettiği, daha doğrusu, açlığını hissettiği bir boşluğu doldurma noktasında önemli bir girişim haline geldi."

"SİYASETÇİNİN MESULİYETİ..."

Hristiyan dünyası ile İslam dünyasının birbirine bakışının, tarihsel süreçte büyük oranda Haçlı Seferleri ile şekillendiğini kaydeden Başbakan Erdoğan, yaklaşık bin yıl önceki bu karşılaşmaların, bin yıl boyunca önyargılara, yanlış anlamalara, bloklaşma ve kutuplaşmalara bir bahane ve bir gerekçe olarak görüldüğünü ifade etti. Bugün, Haçlı Seferlerinin bir başka boyutunu da görmenin ve Haçlı Seferlerini artık farklı şekilde değerlendirmenin önemine dikkat çeken Erdoğan, şöyle konuştu:

"Haçlı Seferleri, iki kültürün, iki medeniyetin, iki dinin karşı karşıya gelmesinden ziyade, birbirini tanıması, birbirini anlaması ve birbirinden etkilenmesi sonucunu da doğurmuştur. Bilimde, sanatta, mimaride, dilde, musikide, günlük yaşam alışkanlıklarında, hatta yeme-içme kültürlerinin transferinde Haçlı Seferleri son derece etkili olmuştur. Bugün, Batı medeniyetinin temellerinde de Doğu medeniyetinin temellerinde de bu karşılaşmanın etkisini hiç kimse inkar edemez. Haçlı Seferleri tarihi, sadece savaşlar, çatışmalar tarihi değil, aynı zamanda bir kültürel etkileşim, yakınlaşma, birbirini doğrudan tanıma tarihidir. Nitekim, birbiriyle savaşan ordular, savaşın hemen ardından ticari faaliyetlere başlamışlar, malların mübadelesi süreciyle birlikte kültürlerin mübadelesi sürecini de başlatmışlardır. Avrupa tarihi bundan hiç farklı değildir. Tarihi, artık savaşlar, çatışmalar, kamplaşma ve kutuplaşmalar üzerinden okuyamayız. Tarihi savaşlar üzerinden okuyanlar, geleceği barış üzerine inşa edemezler. Haçlı Seferlerini derin hafızasından silemeyenler, kendi toplumlarına da bölgelerine de dünyaya da barış ve hoşgörü vaat edemezler. Avrupa Konseyi ve Avrupa Birliği, bizatihi, tarihin kutuplaşmalar üzerine okunamayacağının en somut göstergesidir. Avrupa Konseyi ve Avrupa Birliği, bugün dünyanın özlemini duyduğu evrensel barış ve evrensel değerlerin iyi bir örneğidir. Tüm dünyanın gıpta ile izlediği bu oluşum, ortak değerleri, barışı ve evrensel değerleri daha da yücelterek, dünyaya ve insanlığa yol gösterici olmaya devam etmek zorundadır.

Son dönemde, Avrupa içinde yükselen ırkçılığın, ayrımcılığın, hoşgörüsüzlüğün, Avrupa halklarını tedirgin ettiğinden çok daha fazla, çevre coğrafyalardaki halkları tedirgin ettiğini ve kaygılandırdığını vurgulayan Erdoğan, "Üzülerek gözlemliyorum ki, Avrupa içinde kutuplaşma giderek şiddetlenmektedir. Bu durumun bazı ülkelerde artık devlet kademelerinde bile görülmesi, siyasi partilerin bu temelde prim yaparak oy kazanmaya çalışıyor olmaları, olayın vehametini artırmaktadır. Siyasetçinin mesuliyeti, bu tehlikeli gidişata engel olacak liderliği ve basireti göstermektir. Popülizm uğruna, oy alabilmek ve seçilebilmek hırsıyla, en temel insani değerlerin, en temel hakların, özgürlüklerin baskı altına alınması, sadece o ülkenin halkına değil, tüm bir Avrupa'ya, bu geniş coğrafyaya yapılmış en büyük haksızlık ve kötülük olacaktır" ifadelerini kullandı.

"UZUN SÜRE TUTUKLULUK SÜRELERİNDEN RAHATSIZIZ"

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, ''Uzun süreli tutukluluk notasında rahatsızlığımız vardır. Bunlar ne kadar süratle neticelendirilirse bizlerde o kadar mutlu oluruz, memnun oluruz'' dedi.

Erdoğan,  Avrupa Komisyonu Parlamenter Meclisi (AKPM) Genel Kurulu'na hitap etti ve parlamenterlerin çeşitli konulardaki sorularını yanıtladı.

Türkiye'nin Akdeniz'de ve Filistin'de oynaması gereken önemli rolün ne olduğuna ilişkin soruyu Başbakan Erdoğan, şöyle yanıtladı:

''Akdeniz Havzası'nda önemli bir potansiyele sahip, tarihi ve kültürel birliği olan ülkeler sebebiyle, burada dayanışma içerisinde olacağımız birinci derecede tabii ki Avrupa Konseyi Üyesi ülkelerle... İkinci derecede konsey üyesi olmayıp, değişik uluslararası kuruluşlarda birlikte olduğumuz ülkelerle,  burada barışın bu havzaya egemen, hakim olaması için birlikte çalışmalar yapabiliriz. Nitekim bu son Kuzey Afrika olayları, gerek Ortadoğu olaylarında önce bu sorunların çözümünde birinci derecede buradaki komşu ülkelerin devreye girmek suretiyle, bu sıkıntıları aşmada aktif rol almaları gerekirdi. Bu uzun yıllardır yapılamadı, başarılamadı. Şimdi ise birinci derecede  örneğin bir Libya'da BM'nin 1970 ve 1973 Sayılı kararıyla atılan adımı bu bölgenin ülkeleri birinci derecede aktif rol oynayarak üstlendiler. Bakınız bizim teklifimiz şu oldu; NATO burada görev üstlenmeli, bunun yanına  Afrika Birliğini, Arap Ligini, İslam Konferansı Örgütü'nü, hatta  Körfez İşbirliği Konseyi'ni almalıyız. Burayı bir Afganistan gibi veyahut da bir Irak gibi çözüm yoluna asla taşımamalıyız. Şu anda bu anlayışla biz Libya sorununa yönelik görevi üstlendik ve bu görev bilinciyle çalışmalarımızı sürdürüyoruz. NATO'nun bize verdiği görevler malumunuzdur. İnsani yardım konusunda bunun dağıtımını üstlenmiş durumdayız. Hava sahasının kontrolü noktasında  görevimiz var. Aynı zamanda silah ambargosunu destekleme noktasındaki görevimiz yine Akdeniz'de özellikle devam ediyor. Burada da görev alanlarımız belli. Bu görev bilinciyle dayanışma içerisinde tüm Akdeniz ülkeleri olarak bir defa barışı hakim kılalım ki geleceği de barış üzerine tesis edelim diye düşünüyorum. Bundan sonrası de zaten ekonomidir, buradaki dayanışmamız da büyük ölçekte devam ediyor burada da herhangi bir sıkıntımız yok.

Filistin'deki rol de yine aynı. Bölge ülkeleri olarak yine aynı şeyleri söylüyorum. Filistin de burada bölge ülkesidir. Aynı şekilde de bu ülkelerin rol almasını önemsiyorum. Türkiye olarak durumdan vazife çıkarmak gibi bir anlayışımız yok. Bize ancak burada 'Siz de rol alın' dendiği zaman biz oralarda bugüne kadar rol aldık. Şu anda yine bu şekilde bir sürecin içerisindeyiz, bundan sonra da yine aynı şekilde bu sürecin içerisinde rol almaya devam edeceğiz, devam ederiz.''

''DARBECİLERLE OLAN İLİŞKİLERİ SEBEBİYLE''

''Basın, ifade özgürlüğünden bahsettiniz, acaba yargıdaki bazı kurumlar ifade özgürlüğünü kısıtlama amaçlı kullanılıyor mu  Orhan Pamuk'un devlete karşı hiç bir eylemi olmamıştır. Aynı durumda olan başkaları da var ama onlar bugün cezalandırılıyorlar ve ifade özgürlüğü sınırlandırılıyor'' şeklindeki sözler üzerine Başbakan Erdoğan, şu yanıtı verdi:

''Pamuk'un  kitabıyla alakalı olan... Tabii bir suç duyurusunda bulunulmuştur. Yargıya bir suç duyurusunda bulunulduğunda yargı bu suç duyurusunu değerlendirmek durumundadır. Değerlendirilmiştir ve iş olumlu bir şekilde de sonuçlanmış bitmiştir. Diğerlerine gelince, değerleriyle ilgili süreç, konuşmamda da ifade ettiğim gibi dikkat edilirse yazılarından, düşüncelerinden dolayı değil, çeşitli suç örgütleriyle terör örgütleriyle olan ilişkileri ve darbecilerle olan ilişkileri sebebiyle bir yargı süreci söz konusudur. Bunlar yargı tarafından belgelendiği için yürütmeye böyle bir görev verilmiştir ve yürütmenin bu noktada biliyorsunuz herhangi bir adım atması söz konusu değildir. Yargı, bağımsızlığına dayalı olarak kalkıp yürütmeden bu talepte bulunmuştur. Böyle bir görevi yüklemiştir ve bunun gereği yapılmıştır. Şu anda ise tutukluk süreci içerisinde daha değişik belgelerin, bilgilerin ortaya çıktığını biz tabii ancak yargının zaman zaman yapığı açıklamalarda duyuyoruz. Yine medyaya yansıyan bazı bilgileri almak suretiyle öğreniyoruz. Temenni ediyorum ki bu tür şeyler çıkmasın bir an önce bunlar da neticelensin ancak şunu söyleyebilirim; uzun süreli tutukluluk noktasında da rahatsızlığımız vardır. Bunlar ne kadar süratle neticelendirilirse bizlerde o kadar mutlu oluruz, memnun oluruz.''  

AA
 

DÜNYA Kategorisindeki Diğer Haberler