YENİ HABERLER
ÇOK OKUNANLAR
Avrupa'da koalisyonlar istikrarı tehdit ediyor
Ekonomik krizin etkilerinden hala kurtulamayan Avrupa, son yıllarda koalisyonlar ve zayıf hükümetler nedeni ile siyasi kriz tehdidi altında.
Avrupa'da koalisyonlar istikrarı tehdit ediyor
08 Mayıs 2015 / 16:21 Güncelleme: 08 Mayıs 2015 / 16:31

2008 yılında başlayan ekonomik krizin etkilerinden hala kurtulamayan Avrupa, son yıllarda koalisyonlar ve zayıf hükümetler nedeni ile siyasi kriz tehdidi altında.

Avrupa'nın birçok ülkesinde seçim sistemi, bir partinin tek başına hükümeti kurabilecek milletvekili sayısına ulaşmasına izin vermiyor. Ekonomiye bakışları ve siyasi eğilimleri farklı partilerin bir araya gelip hükümeti kurmak zorunda olmaları ise kısa süre içerisinde anlaşmazlıkların gün yüzüne çıkmasıne sebep oluyor. Bazen 4 hatta 5 partili koalisyon hükümetleri ile yönetilmek zorunda kalan ülkeler, siyasi belirsizlikler nedeni ile kimi zaman yeniden seçime gidiyor kimi zaman da yapmayı planladıkları reformları askıya almak durumunda kalıyor.

Son yıllarda Avrupa'da ekonomik durgunluğun en fazla yaşandığı ülkelerden biri olan İtalya'da da son 4 yılda 4 hükümetin değişmesi, siyasi istikrarın sağlanamamış olmasına bağlanıyor. Nitekim İtalya için koalisyonsuz bir gelecek düşünen hükümet, Avrupa'da siyasi istikrarı "yasal güvenceye" almak için adım atan ilk yönetim oldu.

İtalya’da istikrar için koalisyonsuz arayış

Çift kanatlı parlamenter sistemle idare edilen İtalya’da, siyasi istikrarsızlığa mali borç krizinin eklenmesi, genç kuşağın temsilcisi olarak görülen ve Şubat 2014’te dışarıdan başbakan olan 39 yaşındaki Matteo Renzi’yi radikal reformlara yöneltti.

Renzi, ülkenin içinde bulunduğu kriz karşısında mevcut sistemin artık çözüm üretmekte ağır kaldığını belirterek, kurmaylarına birbirini tamamlayıcı nitelikte iki önemli yasa taslağı hazırlattı.

İtalya Başbakanı, koalisyon hükümetlerinin etkin kararlar almakta zorlanması ve sürekli çıkmaza girilmesi üzerine ABD ve Fransa örneklerinde olduğu gibi ülkenin en çok oy alan iki siyasi partiden birinin mutlak çoğunluğuyla idare edilmesini öngören “Italicum” yasasını hafta başında mecliste onaylattı.

Matteo Renzi, şimdilerde Italicum’u tamamlayıcı olarak, sadece yasaların oylanmasında yetkin olacak Senato reformuyla, ülkede yasama ve yürütmeyi sadeleştirme amacında.

Senato’nun ilerleyen günlerde bir bakıma kendi yetkilerini sadeleştirmeyi görüşeceği Senato reformunu kabul etmesi durumunda Başbakan Renzi, İtalya’nın siyasi hayatında köklü değişiklikleri hayata geçirmiş olacak.

İtalya’nın önde gelen anayasa hukukçularından Stefano Ceccanti, AA muhabirinin “Italicum, İtalya’ya ihtiyacı olduğu siyasi ve ekonomik istikrarı kazandırabilir mi” sorusuna, “Evet, kesinlikle. Ben öyle olduğunu düşünüyorum” yanıtını verdi.

Siyasi ve ekonomik alandaki istikrarın sadece İtalya’nın sorunu olmadığını belirten Ceccanti, “Şu günlerde bu sorunu, hem İngiltere’de hem İspanya’da görmekteyiz. Avrupa’da pek çok ülkede muhafazakar veya sol kesimin dışında özellikle AB karşıtı hareketler güç kazanmaya başlamış durumda. İşte böylesine bir ortamda çoğunluğa sahip olmak çok zor. Dolayısıyla heterojen bir koalisyona gitme gereği ortaya çıkıyor ki, bundan ötürü çok bir şey yapamıyorlar ve bu da protestoların yükselmesine neden oluyor” ifadelerini kullandı.

Koalisyon hükümetlerindeki çekişmenin ülkeye bir katkısı olmadığına işaret eden anayasa uzmanı Ceccanti, “Bu nedenle bizim, açık, net, tek bir parti tarafından yönetilmeyi sağlayacak bir seçim sistemine ihtiyacımız var. Burası temel nokta. Burada dengeli bir seçim sistemi kabul edildi. Mutlak çoğunluk sayısına ulaşamayan iki parti arasında ikinci tur seçime gidiliyor ki, bu da aslında tam olarak bizim ihtiyacımız olan şeye karşılık geliyor” diye konuştu.

Ceccanti, tek parti hükümetlerini öngören Italicum’un ekonomik istikrara katkısı olup olmayacağı sorusuna da, “Evet olabilir. Çünkü koalisyon hükümetleri döneminde sürekli birbirleriyle kavga eden tartışan hükümetlere sahip olduk ki, bu nedenle onlar yapısal reformları yapamadılar. Hükümetlerin reform yapabilmesi için kendi içlerinde daha homojen olması lazım esas problem bu. Şimdi çıkan bu yasa da bunu sağlamaya yönelik” yanıtını verdi.

İtalya yalnız değil

İtalya, koalisyonsuz günler için ilk somut adımı atsa da, Avrupa'nın birçok ülkesi, koalisyon hükümetlerinin neden olduğu siyasi istikrarsızlığı yaşıyor.  

İskandinav ülkelerinden İsveç'te, geçen yıl ekim ayında Sosyal Demokrat Parti'nin liderliğinde kurulan koalisyon hükümeti sadece iki ay görevde kalabildi. Merkez sol azınlık hükümeti, 2015 bütçesini İsveç Parlamentosu'ndan geçiremezken, aşırı sağ ve merkez sağ partiler birleşince, bütçe tasarısı 153'e karşı 182 oy ile reddedildi. Hükümetin düşmesi anlamına gelen oylama sonrası Başbakan Stefan Löfven 22 Mart'ta erken genel seçime gidileceğini açıkladı. Ancak muhtemel bir krize karşı partiler anlaşarak, iki partiden olaşan azınlık hükümetinin devamı konusunda uzlaştılar.

İstikrar konusunda orta ve güney Avrupa ülkelerinden daha temiz bir sicile sahip olan Finlandiya dahi, geçen ay yapılan genel seçimler sonrası koalisyon görüşmelerini dün sona erdirebildi. Bu ülkede birinci parti çıkan Merkez Parti, AB ve yabancı karşıtı Gerçek Finler Partisi ile Ulusal Koalisyon Partisi hükümeti kurmak için anlaşmaya vardı.

Farklı siyasi akımların oluşturduğu yeni koalisyon, dört yıl boyunca ekonomik durgunluk, yüksek işsizlik oranı ve dış borç gibi sorunlar ile mücadele edecek.

İngiltere'de Muhafazakarlar sürpriz yaptı ama...

İngiltere'de Muhafazakar Parti ile İşçi Partisi'nin seçim sonucunda birbirlerine yakın sayıda milletvekiliği kazanacaklarına dair beklentilerin aksine Muhazafakarlar tek başına iktidar olabilecek çoğunluğa ulaştı.

Muhafazakarların sürpriz zaferi ülkedeki üç siyasi partinin liderinin istifa etmesine neden oldu. İşçi Partisi lideri Ed Miliband, Liberal Demokrat Parti lideri Nick Clegg ve Avrupa Birliği ile göçmen karşıtı görüşleriyle bilinen Birleşik Krallık Bağımsızlık Partisi (UKIP) lideri Nigel Farage sandıktan bekeldikleri oyu alamayınca görevlerinden istifa etti.

Ancak Muhafazakarların zaferi "mutlak" kabul edilse ve tek başına iktidar imkanı verse de, istikrarlı bir hükümet için yeterli çoğunluğun sağlandığı yönünde ciddi şüpheler bulunuyor.

Essex Üniversitesi’nden Profesör Tom Scotto, İngiltere’de genel seçimlerin sonucunda Muhafazakar Parti’nin hükümet kurmaya yetecek sayıya ulaşmasına rağmen “sınırda” yer aldığı hatırlatmasında bulundu.

Scotto kurulacak hükümetin devamının yeter sayının korunmasına bağlı olduğunu belirterek, “Muhafazakar Parti’nin parlamentodaki çoğunluğu hükümet kurmak için yeterli sayının çok yakınında yer alıyor; çok küçük bir çoğunluk hali. David Cameron önümüzdeki dönemde bu yüzden dikkatli bir politika izlemek zorunda” dedi.

Sonuç ülkedeki seçim sistemindeki tartışmaları yeniden beraberinde getirdi. İngiliz seçim sistemi dar bölge ve çoğunluk esasına göre düzenlendiği, yani her seçim bölgesinde en çok oyu alan doğrudan milletvekili seçildiği için, herhangi bir siyasi partinin aldığı yüzdelik oyla, sahip olduğu sandalye sayısı doğru oranda olmayabiliyor. Bu da partilerin parlamentodaki milletvekili temsiliyet sayılarını olumsuz etkiliyor. Örneğin bu genel seçimde yaklaşık 3 milyon oy alan UKIP, dar bölge ve çoğunluk sistemi dolayısıyla sadece bir milletvekilini parlamentoya sokabildi. Geçmişte de tartışmalara neden olan İngiltere seçim sisteminin, bu genel seçim sonucuyla daha fazla tartışılması bekleniyor.

Mevcut sistemi eleştiren Scotto, “Dar bölge sistemi genelde iki partili sistemi desteklemek için kullanılmaktadır. İngiltere’de ise son yıllarda iki partili; yani İşçi Partisi ve Muhafazakar Partisi arasındaki iktidar mücadelesi parçalandı. Bu sistem neden kullanılmaya devam ediliyor. Çünkü seçmen diğer küçük partileri oylarının boşa gideceğini düşünerek yönelmektense bu iki temel siyasal hareketi seçiyor. Bu iki partiden en az kötü olduğunu düşündüğüne gidiyor. Fakat son yıllarda bu iki parti tarafından kandırıldığını düşünen ve sinirli olan seçmen Birleşik Krallık Bağımsızlık Partisi (UKIP) gibi partilere yöneliyor” ifadelerine yer verdi.

İsrail'de son anda uzlaşmaya varıldı

Koalisyonlar ile yönetilen İsrail'de 17 Mart'ta yapılan genel seçimlerin ardından da tablo değişmedi. Hükümet kurmak için görevlendirilen Başbakanı Binyamin Netanyahu, kendisine verilen sürenin dolmasına sadece 2 saat kala hükümet kurma çalışmalarını sonlandırdığını duyurdu. Parlamentodaki dağılım nedeni ile lideri olduğu Likud dahil 5 partili koalisyon kuran Netanyahu'nun, birçok konuda farklı görüşlere sahip hükümet oluşumunu ne kadar sürdürebileceği merakla bekleniyor.  Zira koalisyon, 120 sandalyeli İsrail Meclisi'nde hükümet kurmak için gerekli olan 61 milletvekili sayısına ancak ulaşabiliyor. Bir milletvekilinin dahi destek vermemesi, hükümetin geleceğinin riske girmesi anlamına geliyor.   

Avrupa ülkeleri gibi ekonomik sorunlar yaşayan İsrail'de koalisyon hükümeti içerisinde Likud Partisi ile birlikte Ekonomi Bakanı Naftali Benett liderliğindeki Yahudi Evi Partisi, merkez sağ eğilimli Kulanu (Hepimiz) Partisi ve aşırı sağcı partiler olarak bilinen Birleşik Tora Yahudiliği ve Şas yer alacak.

 

Etiketler: , ,
DÜNYA Kategorisindeki Diğer Haberler