YENİ HABERLER
ÇOK OKUNANLAR
Amerika, Bush'la kaybettiği itibarı Obama'yla kazanabilecek mi?
Amerika, Bush'la kaybettiği itibarı Obama'yla kazanabilecek mi?
Amerika, Bush'la kaybettiği itibarı Obama'yla kazanabilecek mi?
23 Ocak 2009 / 14:47 Güncelleme: 00 0000 / 00:00

Amerika Washington DC. Georgetown Üniversitesi Misafir Öğretim Üyesi Dr. Ali Yurtsever, Bush’tan büyük bir enkaz devralan Obama’nın Yeni bir Amerika’yı inşa etmede ne kadar başarılı olabileceğini değerlendirdi.


İşte o yazı..


Obama barış rüzgârının kuşatıcı esintisi olabilecek mi?


Dr. Ali Yurtsever


Barack Hüseyin Obama, Amerika’nın 44. ve ilk siyahî Başkanı Salı günü 2 milyon’a yakın izleyicinin soğuk havaya rağmen katılımı ile gerçeklesen törende yemin ederek görevine başladı. Obama her zamanki kendinden emin tavrını, yemin ve tarihi konuşması esnasında da sürdürdü. Onu bugünlere taşıyan önemli parametrelerden birinin de çok karizmatik konuşmasının olduğunu söylemeliyim… Her konuşmasından sonra hayranlarının sayısı gözle görülür biçimde artış göstermişti… Başkanlık konuşması da bu konuşmaların devamı niteliğinde çok etkileyici idi… Tespit etmek gerekir ki halk ona kampanyanın başladığı andan itibaren yükselen bir şekilde desteğini esirgemedi. Başkanlığa geçiş döneminde de kendisine destek hiç azalmadı.. Bunun önemli bir sebebini bazılarının tabu olarak gördüğü konuların üzerine gitmekten kaçınmamasında görmeliyiz; İran’la konuşurum, Hamas’la görüşürüm, dedi.. “Iraktan askerleri çekmeliyiz”, kararlı söylemini tekrarladı.



Amerika’nın son 8 senede gittikçe azalan ve bugün itibariyle yerlerde sürünen dış itibarını yeniden kazandırmasını bekliyor halk ondan, inançlı ve ümitli bir şekilde… Obama’nın halk nezdindeki kredisi sadece kendi güçlü “değişim” endeksli söyleminden gelmiyor; Bush yönetimin üst üste yaptığı hatalardan ötürü iki kere güçleniyor halkın nezdinde Obama figürü.


OBAMA’NIN CUMHURİYETÇİLERİ


Başkanlık kutlamasına giderken gelirken halkla konuştum; konuştuğum bir kesim Cumhuriyetçi olduğu halde Obama’ya oy verenlerdi… Bu kesim ülke çapında bu seçimlerde azımsanmayacak bir kitle olarak kendilerini gösteriyorlar “Republicans for Obama” isimli bir site bile kurmuşlar… Genelde söyledikleri “Bush’un politikaları ortalama bir cumhuriyetçinin düşüncelerini yansıtmıyor.. fevri kararları oldu, etrafında maalesef çok iyi danışmanları yoktu, çoğu zaman aşırı şahinlerin güçlü etkisi altında kaldı, ancak o şahinler de işler kötüye gidince bir bir onu terk ettiler.. Son aylarda Bush’un etrafında onu destekleyen kitle çok azalmış durumda… İnsan acımıyor değil… ama “kendi etti, kendi buldu” diye Türkçemizde de güzel bir deyiş var… Obama nazik davranarak konuşmasında ona da teşekkürü unutmadı, özellikle geçiş döneminde kendisi ile bilgileri paylaşma konusunda cömert davrandığını ifade etti, ama gerçekte Bush ona Beyaz Saray’ın misafirhanesini bile çok görmüştü… ve geçiş döneminin bir kısmını Obama ailesiyle birlikte törene kadar Washington DC’de bir otelde geçirdi…


Bush podyumun hemen ardındaki koltukta Obama’nın konuşmasını dinlerken neler düşündü bilinmez, ama yüzündeki hatlar çok iç acıcı değildi, burukluk, belki pişmanlık okunuyordu yüzünden ama artık çok geçti. Gecen hafta yaptığı son konuşmasında herhangi bir olumsuzluk ifade etmemeye çalıştı; Irak savasının sebebi olarak gösterdiği kitle imha silahlarını bulamadığını itiraf etti ama son 7 senede Amerika’ya yönelik terör hadisesinin olmayışını kendi idaresinin bir başarısı olarak kaydetmekten de geri durmadı… Yaptığı her şeyin doğru olarak bildikleri olduğunu ifade etmişti, ama sunu da itiraf etmekten kendini alamadı “Her şey plana göre gitmedi…” ‘Abu Gureyp’ hapishanesinde yaşananları da büyük bir hayal kırıklığı olarak ifade etti…


Konuşmalarına bakılırsa, kamuoyu desteğinin ayrılırken yerlerde süründüğünün farkındaydı, dolayısıyla konuşmasını hep defansif formatta yaptı. İşte yemin töreninde de yüzünden o acı hali okumak açıkça mümkündü. Alana gelen helikopter onu aldı, geldiği yere, Texas’a geri götürdü… keşke yapılan yanlışlardan kaynaklanan sonuçları da bu şekilde geriye götürmek mümkün olsaydı… Clinton’dan koltuğu devraldığında bütçe 800 milyar dolar civarında fazla veriyordu, iktidara geldiği andan itibaren bu “fazla” hızla eridi, negatife düştü ve tarihin en büyük finansal krizine sebebiyet verdi.. Şu anda tüm dünya, sebep olduğu savaşlardan acı çektiği kadar bir de çok büyük bir mali krizin altında can çekişiyor; Amerika’da her gün bir bankanın ya da büyük bir şirketin kapandığı ve binlerin daha işsiz kaldığı haberi acaba Eski Başkan Bush’u ne kadar mahzun ediyor? Ya da Irak’ta, Afganistan’da, Pakistan’da, Filistin’de son olarak da Gazze şeridinde olan biten onu ne kadar müteessir ediyor?



İste böyle bir dönemin ardından gelmek de Obama’nın zaten var olan karizmasına ek bir destek oldu, halk nazarında bir “Kahraman” hatta abartarak bir Mesih olarak görenler oldu. Konuştuğum bir kesim bağımsız da oyunu da Obama’dan yana kullanmışlardı… Gerçekten dünyada ve iç meselelerdeki problemin çözümü konusunda Obama’ya güvenip de oy veren insanlardı bunlar.. Obama kampanya donemi boyunca bu sözleri verdi; “değişim” dedi, herkesle şartsız diyaloga yeşil ışık yaktı, iç problemler bağlamında da ilk planda kongreden gecen 700 milyar dolarlık kurtarma paketini patronlardan ziyade halka dağıtmayı öngördü ve halkın gönlünü kazandı…


Törende yaptığı konuşmada da her şeyin farkında olduğunu; Amerika’nın, büyük bir nefret duyulan bir ülke haline geldiğini, savaşta olduğunu, içeride sağlık, enerji ve mali krizin çok büyük olduğunun farkında olduğunu ifade etti.. “Bugün korkudansa umudu, çatışma ve anlaşmazlıktansa amaç birliğini tercih ettiğimiz için burada toplandık. Ülkemizin büyüklüğünü vurgularken, büyüklüğün asla verilmiş bir nitelik olmadığını anlıyoruz: Büyüklük kazanılmalı.” diyerek yanlış politikalara devam edilirse öncekilerin kazandıklarını yiyen bir mirasyedi haline gelineceğini vurguluyordu…


Bütün yıkımlara ve olan olumsuzluklara rağmen su sözleriyle halka ümit aşılamaktan geri durmadı: “Hala Dünya yüzündeki en müreffeh, en güçlü ülkeyiz. İşçilerimiz krizin başladığı döneme göre daha az verimli değil. Zihinlerimiz daha az yaratıcı değil. Mal ve hizmetlerimize duyulan ihtiyaç geçen hafta, geçen ay, geçen yıl olduğundan daha az değil. Kapasitemizden bir şey kaybetmiş değiliz.. Ancak hiç bir şey yapmadan durma, kişisel çıkarları koruma, zor kararları erteleme vakti şüphesiz geride kaldı. Bugünden itibaren kendimizi toplayıp, azim ve kararlılıkla, Amerika'yı yeniden kurma işine tekrar başlamamız gerekiyor” diyerek realist politikalarla yeniden ayağa kalkmanın mümkün olacağını ifade ediyordu.


Dış politikadaki şu sözleri de sorunlara vakıf olduğunun ve çözmedeki kararlığının acık ifadeleri idi; “Bizler bu mirasın bekçisiyiz. Bir kez daha bu ilkeler kılavuzluğunda uluslar arasında daha da büyük işbirliği ve anlayış gerektiren yeni tehditleri göğüsleyebiliriz. Irak'ı halkına bırakma sürecine sorumlu bir şekilde başlayacak, Afganistan'da büyük emeklerle kazanılan barışı güçlendireceğiz. Eski dostlarımız ve eskiden hasmımız olanlarla, nükleer tehdidi gidermek ve gezegenimizin ısınması tehlikesini bertaraf etmek için dur durak bilmeden çalışacağız


Amerikanın çoğulcu bir yapıya sahip olduğunu benimsediğini de su sözlerle ifade etti; “Biz, Hıristiyan ve Müslümanlardan Yahudi ve Hindulardan ve inancı olmayanlardan oluşan bir ulusuz. Dünyadaki her dil ve kültürle şekilleniyoruz.”


İslam âlemine de su şekilde seslenerek karşılıklı diyalogun ancak iki tarafın gayretiyle mümkün olabileceğini vurgulayarak, İslam ülkelerinde demokrasi ve insan haklarına önem verdiklerini ayrıca vurgulamış oldu; “Müslüman âlemine sesleniyoruz: Biz karşılıklı çıkarlara ve karşılıklı saygıya dayalı yeni bir yol arıyoruz. Nifak tohumları ekmeye çalışan, toplumlarının sorunlarından Batı'yı sorumlu tutan liderlere sesleniyoruz: Halkınızın sizi neyi yıkacağınız değil, neyi inşa edebileceğiniz üzerinden değerlendireceğini bilin. İktidara yolsuzlukla ve aldatmacayla, muhalefetin susturulmasıyla sarılanlara sesleniyoruz: tarihin yanlış safında olduğunuzu, ancak yumruğunuzu açarsanız, bizim de size elimizi uzatacağımızı bilin.”


Kısaca iç ve dış politikanın tüm önemli problemlerine değindiği konuşması sık sık alkışlarla, çığlıklarla sevgi gösterileriyle kesildi. Anlaşılan Amerikan halkı yıllardır bir ümit aşısına susamış, karizmatik bir lideri özlemişti… İç ve diş sorunlarından bir an önce kurtulmak ve dünyada önceden var olan itibarlarını yeniden kazanmak istiyorlardı…


Afro-Amerikalıların büyük bir kitleyle katıldığı törende, zaman zaman sevinç gözyaşlarıyla heyecanlarını ve gururlarını anlamak zor değildi. Özellikle insan hakları, eşitlik ifadelerinin geçtiği cümlelerin sonunda bazen ayakta alkışlanan Obama’nın şu cümlesi en ilgi çekenlerinden biriydi: “dün renginden dolayı restoranlara alınmayan bir siyah, bugün Amerika’nın başkanı oluyor”.


Birçok ülkeden canlı yayınlanan Başkanlık konuşması özellikle Kenya’daki halk tarafından büyük coşkuyla takip edildi. Bilindiği üzere Barak Obama, Kansaslı beyaz bir anne ve Kenyalı siyahi bir babanın oğlu olup Havai’de 1961 yılında doğdu. Kenyalılar kendileri için bunu bir zafer olarak kabul edip Başkan seçildiği 4 Kasım gününü ulusal bayram ilan ettiler.


Tören boyunca dini unsurlar da azımsanmayacak ölçüde gözönünde idi. Sabah erkenden kiliseye esiyle birlikte giden Obama, köleliği kaldırmasıyla bilinen Abraham Lincoln’un kullandığı İncil’e elini basarak yemin etti. Konuşmasından önce rahip uzun bir dua etti. Konuşmasının birçok yerinde Tanrı’nın adını zikreden Obama konuşmasını da yine “Tanrının inayeti üzerimizde” ifadesi ile tamamladı.


Hayati başarılarla dolu olan Obama, şöhret basamaklarını çok hızlı tırmandı; New York'taki Columbia Üniversitesinde Siyasal Bilimler okuyan Obama, 1988'de Harvard Hukuk Fakültesine girdi, buradaki öğrenciliği sırasında "Harvard Law Review" dergisinin ilk Afro-Amerikan yöneticisi oldu. 1996-2004 yılları arasında Illinois eyalet senatörü olan Obama, 2004'te de Amerikan Senatosuna seçildi. Bundan hemen 4 yil sonra da gerek parti içerisinde gerek dışındaki bir çok tecrübeli ismi geride bırakarak Başkanlık koltuğuna oturdu… Bu yarışa başladığında kimse ona şans tanımıyor, “Amerika siyahi bir başkana hazır değil” deniliyordu.


Tören bitiminde yüz binlerce insan tören alanından ayrılırken genelde tüm Amerikalılar özelde de siyahi Amerikalıların gururlarını, mutluluklarını yüzlerinden okumak mümkündü. Gerçek bir değişimin olacağını umuyorlardı, Amerikanın içte ve dışta itibarini yeniden kazanacağını, krizlerin çözüleceğini, savaşların biteceğini… bizler de tüm dünya da bu ümitlerin boşa çıkmamasını ve gerçek barışın sağlanmasını hasretle bekliyor… Umarız Barack Hüseyin Obama tüm bu beklentileri boşa çıkarmaz ve dünya onun inisiyatifiyle yeni bir barış rüzgarının kuşatıcı esintisini iliklerine kadar hisseder.


Dr. Ali Yurtsever


Misafir Öğretim Üyesi, Georgetown Üniversitesi, Washington DC.


Kanalahaber

DÜNYA Kategorisindeki Diğer Haberler