23 Ekim 2017 Pazartesi
  • Altın151,897
  • BIST107.826
  • Dolar3,7047
  • Euro4,3489
  • Euro/Dolar0.00
  • Sterlin4,8724
  • İstanbul19 °C
  • Ankara16 °C
  • İzmir21 °C
  • Konya16 °C
  • Adana26 °C
  • Antalya23 °C
  • Diyarbakır21 °C
  • Bursa20 °C
  • Kayseri17 °C
  • Kocaeli17 °C
  • Şanlıurfa26 °C
  • Gaziantep22 °C
  • İçel26 °C
YENİ HABERLER
ÇOK OKUNANLAR
Almanya'da NSU'nun suçları aydınlatılacak mı?
Almanya'da 2013 yılında başlayan NSU davası, her aşamasında ortaya çıkan yeni bilgilerle, "derin"de kalan ve açığa çıkan yönleriyle bir bütün olarak Alman devlet aygıtının işleyişine ışık tutuyor.
Almanya'da NSU'nun suçları aydınlatılacak mı?
13 Ocak 2016 / 22:59 Güncelleme: 13 Ocak 2016 / 23:01

Almanya'da 2000-2007 yılları arasında sekizi Türk, on kişinin öldürülmesi, silahlı soygun ve iki bombalı saldırı suçlarından sorumlu tutulan Nasyonal Sosyalist Yeraltı (NSU) terör örgütü davasının görülmesine Münih kentinde devam ediliyor. 2013'te başlayan dava, her aşamasında ortaya çıkan yeni bilgiler, kanıtlar ve tanıklıklarla, "derin"de kalan ve açığa çıkan yönleriyle bir bütün olarak Alman devlet aygıtının işleyişine ışık tutuyor.

Almanya adalet sistemi içinde tam bir muammaya dönüşen bu dava sürecinin öncesi de oldukça karışık bir görüntü sergiliyor. 2000-2007 yılları arasında sekizi Türk, biri Yunan, biri Alman polis memuru olmak üzere 10 kişinin ölümüyle ilgili soruşturmaların başlatıldığı dönemde Alman basınında da irdelenen bu cinayetler ‘Dönermorde – Döner Cinayetleri’ ismiyle hafızalara kazınmıştı. Yine Alman basınında cinayetlerin temelinde Türk mafya grupları arasındaki hesaplaşmanın olduğu vurgusu da sıkça yapıldı. Ama 2011 yılı kasım ayında önce cinayetlerle alakalı kişiler üzerinden ‘Nationalsozialistischer Untergrund - NSU’ (Nasyonal Sosyalist Yeraltı) isimli aşırı sağcı-ırkçı grubun keşfedilmesi, ardından Almanya’nın Saksonya eyaleti Zwickau şehrinde kundaklanmış bir evin içinde cinayetlerde kullanılmış olan 7,65 mm kalibreli Ceska 83 marka silahın ve yanında cinayetlerle ilgili bilgelerin kayıtlı olduğu disklerin bulunması bu cinayetler serisi hakkında yürütülen soruşturmalar için bir dönüm noktası oldu. Bu şekilde cinayetlerin mafya grupları arasında yaşanan hesaplaşmalar sonucu değil aşırı sağcı ve ırkçı NSU terör örgütü tarafından işlenmiş olmasının açığa çıkmasıyla dava yeni bir boyut kazandı. Alman ve Türk basını başta olmak üzere, uluslararası medya, soruşturmayı daha dikkatli takip etmeye başladı.

Cinayetlerin baş şüphelileri Uwe Mundlos ve Uwe Böhnhardt'ın "intihar etmiş" olarak bulunmaları ve akabinde hakkında tutuklama kararı çıkartılan, devam etmekte olan NSU terör davasının baş sanığı Beate Zschäpe’nin de teslim olmasıyla soruşturmalar NSU terör davası adı altında birleştirilerek yargı sürecine geçildi.

"Ülke tarihinde eşi görülmemiş skandal"

NSU terör örgütü davasını benzer davalardan ayıran en önemli nokta ise, soruşturmalar devam ederken Anayasayı Koruma Federal Dairesi’ne (Bundesamt für Verfassungsschutz - BfV) bağlı eyalet birimleri tarafından davanın gidişatını etkileyecek bilgilerin saklaması ve bir bölümünün de imha edilmesi, ayrıca Almanca ‘V-Mann’ olarak tabir edilen "bağlantı adamları veya muhbirler", yani para karşılığı Neonazi çevrelerinden Alman istihbaratına bilgi sızdıran kişilerin de araştırmaları aydınlatmaya yardımcı olmadıklarının anlaşılması oldu. Bunun üzerine, önce 26 Ocak 2012 tarihinde Almanya Federal Meclisi’nde olmak üzere, sırasıyla Thüringen, Saksonya, Bavyera, Kuzey Ren-Vestfalya, Baden-Württemberg ve Hessen eyalet meclisleri tarafından, Anayasayı Koruma Federal Dairesi’nin ve eyalet birimlerinin personel ve çalışmalarını kontrol etmek için araştırma komisyonları kuruldu. Araştırmalar derinleştikçe ortaya çıkan sonuçlar, Alman basınında ülke tarihinde eşi görülmemiş bir ‘skandal’ olarak nitelendirilirken, 12 senedir Anayasayı Koruma Federal Dairesi Başkanı olan Heinz Fromm yoğun eleştirilere dayanamayarak kendi isteği üzerine görevden alındı ve emekli oldu.

Bu durumun Alman devleti açısından ne kadar ciddi bir mesele olduğunu anlayabilmek için, Türkiye’den daha farklı bir yapılanmaya sahip olan Almanya’nın istihbarat kurumlarının yapısı ve işleyişi hakkında da bilgi sahibi olmak gerekmektedir. Anayasayı Koruma Federal Dairesi (Bundesamt für Verfassungschutz) yapısı ve görevleri itibariyle Türkiye’de benzeri olmayan bir kurumdur. Bundan dolayı kurumun yapısı, idaresi, örgütlenmesi ve çalışma alanlarının belirlenmesi, NSU davasındaki rolünün tam olarak anlaşılabilmesi için de önem taşımaktadır.

İstihbaratın sacayakları

Almanya istihbaratı, Almanya Federal Haber Alma Servisi (Bundesnachrichtendienst - BND), Askeri Koruma Hizmetleri Servisi Dairesi (Amt für den Militärischen Abschirmdienst – MAD) ve Anayasayı Koruma Federal Dairesi (Bundesamt für Verfassungschutz) olmak üç ana haber alma teşkilatlarından meydana gelmektedir.

7 Kasım 1950 yılında kurulan ve ilk dönemlerde ağırlıklı olarak Nazizim veya Komünizm merkezli ideolojik yönelimli oluşumları izleyen Anayasayı Koruma Federal Dairesi, Soğuk Savaş döneminde Doğu Almanya’nın casusluk çalışmalarına karşı oldukça aktif faaliyetler yürüttü. Kurumun günümüzdeki ana faaliyet alanları ise aşırı sağcı-ırkçı hareketler, aşırı solcu hareketler, yurtdışı kökenli ve Almanya’da faaliyet gösteren grup ve örgütler, İslamizm ve İslamcı hareketler, kontrespiyonaj ve savunma, ekonomik casusluk, gizliliği koruma ve güvenlik, sabotaj engelleme ve elektronik saldırılardan koruma.

Anayasayı Koruma Federal Dairesi’nin idari ve işlevsel kontrolü Federal İçişleri Bakanlığı’na bağlıdır ve kurumun merkezi Köln şehrinde bulunmaktadır. Kurumun eyalet birimleri Almanya’nın 16 eyaletinde yerel merkezlere sahiptir ve merkezler ise hem Anayasayı Koruma Federal Dairesi merkezine hem de bağlı oldukları eyaletlerin içişleri bakanlığına bağlıdır. Anayasayı Koruma Federal Dairesi, Federal İçişleri Bakanlığı’nın yanı sıra Federal Almanya Parlamentosu, Bilgi Veri Koruma Dairesi, Özgürlük Federal Komiseri ve diğer federal kurumlar tarafından da denetlenmektedir. Parlamenter denetim komitelerinin en önemlileri olan Meclis Denetim Komisyonu ve G10 Komisyonu'nun yanı sıra, genel tartışma ve acil sorgulamalar Federal Meclis tarafından da yapılmaktadır. Adli kontrol çerçevesinde kurumun tüm etkinliklerine ayrıca yasal mahkemelerde de itiraz edilebilmektedir. Diğer ülkelerin benzer istihbarat kurumlarının aksine, Anayasayı Koruma Federal Dairesi, Alman istihbarat servislerinin bir parçası olmasına rağmen personeli polis yetkisine sahip olmadığı gibi tutuklama ve silah taşıma yetkisi de yoktur.

Sistematik eylemler

Bu bilgiler ve soruşturmanın diğer ayrıntıları dikkate alındığında, davaya konu olan suçların aşırı sağcı ve ırkçıların düzenlediği sıradan bir eylem veya cinayet serisi olmadığı, aksine oldukça sistematik ve ayrıntılı şekilde planlanmış profesyonel eylemler olduğu görüşü güç kazanmaktadır. Özellikle 2000-2007 yılları arasında işlenen cinayetler ve kurbanların, bir Alman polis memuru haricinde tamamının yabancı oluşu Almanya’daki aşırı sağcı, ırkçı veya genel tabir ile Neonazi gruplarının ve kendi aralarındaki yapılanmaların göründüğünden veya tahmin edildiğinden çok daha ileri boyutta olduğu da anlaşılmaktadır. Ayrıca Alman emniyet kurumlarının ve basınının soruşturmaların ilk yıllarında aşırı sağcı ve ırkçı saldırı ihtimallerini görmezden gelmeleri, cinayetleri Türk mafyasının iç hesaplaşması, illegal yapılanmaların infazları olarak yansıtması da önemli tartışma konularından birisidir. Bunun yanında işlenen suçlara ‘Döner Cinayetleri’ yakıştırması da büyük eleştirilere sebep olmuş, NSU grubunun keşfedilmesinden sonra ‘Döner Cinayetleri’ ifadesi yerine ‘NSU Terör Grubu’ ifadesinin kullanılması ise toplumsal algının değişimi adına yaşanan önemli bir gelişme olarak görülebilir.

Kilit kurum Anayasayı Koruma Federal Dairesi

NSU davasının belki de en can alıcı noktası, Federal ve Eyalet Meclislerinde kurulan araştırma komisyonlarının çalışmalarıyla, Anayasayı Koruma Federal Dairesi ile diğer eyaletlerdeki merkezlerin 2000-2007 yılları arasında işlenen cinayetler ve cinayetleri işleyenler hakkında bilgi edinmesi, bununla beraber sahip olduğu bilgileri göz ardı etmesi, diğer emniyet kurumları ile paylaşmaması, bazı dosyaların yok edilmesi veya bilgisayarlardan silinmesi ve yine aynı kurumlarda çalışan veya bu kurumlar için muhbirlik yapan şahısların cinayetlerle bağlantılarının ortaya çıkması olmuştur. Almanya’da şok etkisi yaratan ve kabul edilemeyecek bir skandal olarak tanımlanan bu derin ilişkiler sarmalının Alman toplumunda da en az NSU davasının kendisi kadar infial yarattığı ise ayrı bir gerçektir. Özellikle bu süreçte Anayasayı Koruma Federal Dairesi Başkanının gelen tepkiler sonucunda görevini bırakmasının ardından, kurumun varlığının devamı dahi federal ve eyalet parlamentolarında tartışılırken, Alman kamuoyunda da devlet kurumlarının güvenilirliği ve kontrol mekanizmalarının yetersizliği gündemdeki yerini koruyan başlıklar arasındadır.

AA

DÜNYA Kategorisindeki Diğer Haberler