YENİ HABERLER
ÇOK OKUNANLAR
Alevi devleti istemiyoruz
Dünya basınında ilk kez, Esed’in kalesi, rejimin beyni Lazkiye’ye girildi...
Alevi devleti istemiyoruz
13 Ağustos 2012 / 07:26 Güncelleme: 13 Ağustos 2012 / 07:42
Her kavşakta yoğun güvenlik önlemi var. Şehre bütün giriş çıkışlar tutulmuş, kuş uçurtulmuyor. Burada kimse yeniden bir ‘Alevi devleti’ kurulmasını istemiyor. ‘Esed ölmeyi, böyle bir devlete tercih eder’ yorumu öne çıkıyor. Son nokta şöyle konuluyor: “Lazkiye Şam’dan, Şam Lazkiye’den vazgeçmez”

Suriye’de özellikle Özgür Suriye Ordusu ile rejim arasında çatışmaların başlaması ile Doğu Akdeniz’in limanı Lazkiye’nin kapıları dünyaya kapanmıştı. Dünya ve Türk basınının belki de çok fazla haber çıkmayacağı düşüncesiyle gitmeyi düşünmedikleri bir yerdi. Tabii ki, Esed’in askerlerinin kontrolünde olması da gidilmesini ve ulaşılmasını zor kılmıştı. Hafız Esed’in doğduğu şehre, Esed’in kalesi, rejimin beyni Lazkiye’ye aylardır hiç bir basın mensubu girememişti. Hayatın nasıl devam ettiğine, o kalede oturanların neler düşündüğüne dair merakım beni Lazkiye’ye götürdü.

Hani denir ya “namluların ucunda” tam da öyle bir maceraydı. Gittim, gezdim, gördüm, sokaktaki vatandaştı muhatabım. Farklı mezheplerden, inançlardan, farklı hayat tarzlarından Lazkiyeliler! Onlara “haliniz nicedir” diye sordum, bin “ah” işittim. Özgür Suriye Ordusu’nu temsilen hiç kimseyle konuşmadığım gibi onlara sempati duyan yahut en azından sempatisini belli edebilen kimseyle de karşılaşmadım. Karşı tarafı gördüm ve karşı tarafla konuştumve karşı tarafı yazıyorum.

Doğu Akdeniz’de yaşayan herkes, harman savurma zamanını bekliyor. Bugünlerde lodos esmekte, harman savurmak için ise Poyraz gerekiyor.

ŞEHİRDE DURUM

Lazkiye şehir merkezinde, sokaklarda arabalar sanki kaygısız dolaşıyor, hatta bazı bazı kapatılan yollar sebebiyle trafik yoğunlaşıyor. Filistin Mülteci Kampları’nı geçip, sahilde bir restorana gidiyoruz. Burada, Lazkiye’nin ileri gelen Sünni Arap tüccarlarından birisi, bir Alevi öğretmen ve İsmaili bir öğretim üyesi ile sohbet ediyorum. Aynı masada, bir Sünni Arap, bir Alevi bir İsmaili. Resim çektirmek istemiyorlar.

Konuştuklarımı kayıt cihazına alamıyorum ve hatta not bile tutamıyorum. Onlar, savaşın ortasında dahi ölmek istemiyorlar, artık hepsi için en öncelikli olan şey hayatta kalmak.

LAZKİYE ŞAM’DAN VAZGEÇMEZ

İsimleri bende saklı ve fotoğraflarını da ölümlerine sebep olmamak için yayınlayamadığımız bu insanlar Esed’in kalesinde karşı tarafa dair kaygılarını anlattılar. İşte rejimin beyninde, seslendirilenler:

* Neyin olacağına dair ortak bir kanaatleri yok. Sünni Arap tüccar açık açık söyledi: Ne olacağını ne Erdoğan biliyor ne de Esed.

* “Her şey kötüye giderse Esed Lazkiye’ye çekilir mi ve bir Alevi devleti kurululur mu” diye sorduğumda ise neyin olmayacağına dair ortak inançları: “Sancağı inya etmek mümkün değil.” Yani, geçmişte olduğu gibi kısmen müstakil bir Lazkiye Sancağı’nın yeniden var olabileceğine, bir Alevi devleti kurulabileceğine inanmıyorlar. Yine, Sünni tüccar, “Lazkiye’de bir Alevi Devleti kurulmasını kesinlikle istemiyoruz. Bizim istemediğimiz bir şeyi Esed hiç istemiyordur. Esed ölmeyi, böyle bir devlete tercih eder” yorumunu yapıyor.

Alevi Suriyeli kadın ise bu tespite katılıyor: Lazkiye Şam’dan, Şam Lazkiye’den vazgeçmez.

* İsmaili öğretimüyesi, spordan gelmiş. Bir tabip. Sohbete katılıyor: “Bizim aramızda hiçbir kültürel, etnik, dini çatışma yok. Olmayan çatışmayı çıkarmak istiyorlar. Hepimiz bir arada, mutlu bir hayat sürüyorduk. Bak, buralarda insanlar gece saat 4’lere, 5’lere kadar dolaşıyorlardı, istedikleri gibi eğleniyorlardı. Halep’e giderdik akşamları yemek yemeye. Şimdi, şuracıktaki yayladaki evimize gidemiyoruz, Lazkiye dışına çıkamıyoruz.” Sünni tüccar ekliyor: “Lazkiye’de hiçbir gün gece yolda yürürken korkmadık. Şimdi, arkamızdan, önümüzden, yanımızdan ne çıkacağını hiç bilmiyoruz.Her gün bir daha dönmeyecekmiş gibi evimizden ayrılıyoruz. Biliyor musunuz, hepimizin evinde artık ikinci kapılar var. Hepimiz evlerimize yeni kapılar yaptırdık. Lazkiye, Halep’e ve Şam’a göre çok daha güvenli. Hiçbir olay olmadı burada ama etrafımızda olanlardan etkileniyoruz.” 

* Sünni tüccar söze giriyor: “Bu büyük bir oyun, ‘Big game.’Kimse bizim söylediklerimize bakmaz. Rusya, Çin, İsrail, ABD oynuyor. Bizimelimizde ne yazık ki cehalet kalıyor. Susacağız, bekleyeceğiz ve ne olacağını göreceğiz” diyor. 

* “Belki özgürlük, demokrasi gelir, burada tek parti var” diyecek oluyorum, hepsi birden itiraz ediyor: “Biz burada zaten özgür yaşıyorduk, şimdi özgürlüğümüz elimizden alınıyor. Irak’a, Libya’ya özgürlük mü geldi?

Lazkiye’de vali yardımcıları, belediye başkanları seçimle gelir. İdarede her kesimdenmutlaka bir temsilci vardır. Burada, herkes istediği dini eğitimi okulda alır, sizin ülkenizde bile, Fransa’da bile yok bu. 30 yıl geriye gideceğiz.”

GİDECEK YERİMİZ YOK 

*
“Suriye bölünürmü” diye sorduğumda ise “Zaten şu anda fikren ikiye bölmeyi başardılar” görüşünü ifade ettiler. 

* Üçüne de “Lazkiye’den ayrılmayı düşünüyor musunuz? Nereye gitmeyi tercih edersiniz” dediğimde, İsmaili öğretim üyesi, “Gideceğimiz başka hiçbir yer yok. Türkiye’ye, Lübnan’a,Ürdün’e gidemeyiz. Çaresi yok, öleceksek de burada öleceğiz” diyor. 

* “Özgür Suriye Ordusu Lazkiye’ye girdiğinde birlikte mi mücadele edeceksiniz” diye sorduğumda Alevi öğretmen, “Lazkiye’yi, Lazkiye’de birlikte yaşamayı hep beraber müdafaa edeceğiz. Akıllı olacağız, mantıkla hareket edeceğiz, belki öleceğiz ama asla bölünmeyeceğiz. Kendinizi bizimyerimize koyun. Bize taş atıyorsunuz, taş atıyorsunuz ama kendi evinizin de camdan olduğunu unutmayın” cevabını verdi. 

* Türkiye’den ne beklediklerini de elbette sordum. “Biz karışmayın yeter.Kendi sorunlarımızı kendimiz çözeriz” dediler.

Türkmen köyleri kuşatma altında

Lazkiye’ye yaklaşırken, güvenlik önlemleri de iyiden iyiye artmaya başlıyor. Bu güzergâhta Özgür Suriye Ordusu yoktu, belki “cismiyle yoktu” demek daha doğru olur. Kendilerini görmeseniz de varlıkları en azından Esed güçlerinin olağanüstü tedbirlerinden hissediliyor. Türkmen köyü Kasdal Esed askerlerinin kuşatması altında. Belli ki köye girecekler, sonra duydumki zaten girmişler. Lazkiye’ye gittiğimizde de insanların Türkmen köylerinden gelecek haberi beklediklerine şahit olduk. “Neden Türkmenler ölecekler” diye soruyorlardı.

Lazkiye’den alınan mesajlar

Sohbet uzadıkça uzadı, her biri ayrı ayrı o akşamLazkiye’de kalmamı istediler ve beni evlerine davet ettiler. Türkiye’ye dönmeyi tercih ettim.

Ayrılırken Lazkiye’den aldığım mesaj şunlar:

*  Şimdilik bizimgelecek senaryolarımızda olsa da onların gelecek senaryolarında henüz Nusayristan yok. Şam’ı kaybetmiş bir Esed, Lazkiye’de tutunamaz ki! Lazkiye’den çıksa çıksa en fazla bugün Esed’in yanında duranlar için bir üs çıkar. 

* Halk desteğine ve Lazkiye’nin konumuna bakınca, uluslararası bir askeri müdahale ya da havadan yapılacak bir operasyon olmadan Lazkiye’nin düşmesi oldukça zor.

* Belli ki Esed rejimi yaşamayacak, ama neyin onun yerine ikame edileceği belli değil.

* Kıyılarda, Özgür Suriye Ordusu’ndan duyulan bir kaygı var. Bu duygu Türkiye’ye hiç yabancı değil. Muhalifleri ve Özgür Suriye Ordusu’nu yaşam tarzlarına ve standartlarına tehdit olarak algılıyorlar.

* Ekonomiyi elinde tutan tüccar Sünni sınıf, katledilmekten, daha kötü şartlarda yaşamaktan korktuğu için hâlâ Esed’in yanında duruyor.

* Suriye’nin yaşaması ihtimali, Esed rejiminin yaşaması ihtimalinden birazcık yüksek. Bu ihtimali daha da yükseltecek olan dinamikler ise Suriye’nin içindemevcut değil. Suriye’nin bütünlüğünü ancak bir uluslararası konsensüs, o konsensüsün bozulacağı güne kadar sağlayabilir.

* Lazkiye’den görünen, dışarıdan cebri de ihtiva eden bir tanzimsöz konusu olmadığı takdirde Suriye topraklarının daha çok kana bulanacağı. 

* Karşı tarafta bir Türkiye düşmanlığı yok ancak Başbakan Erdoğan’a yönelik eleştiriler dile getiriliyor. Espri değil gerçek, burada çokça eleştirilen muhalefetin tavrı Lazkiye’de işe yaramış gibi. Ben yazmış olayımda bu espri kabul edilebilir, Suriye’de de muhalefet kıyılara sıkışmış durumda. 

* Lazkiye yolculuğumun beni en fazla etkileyen yönü ikinci kapılar oldu. Aynı anda konuştuğumuz bir Sünni, bir Nusayri, bir İsmaili. Üçü de evlerine daha doğrusunu evlerinin kapılarının önüne birer kapı daha ilave etmişler. Türkiye’nin Suriye politikasını yönetenler ne kadar farkındalar bilmiyorum, ama bu politikanın birinci önceliği kapıları yine teke indirmek olmalı.

Şehirlere bombalar yağarken sahiller...

O surları aşıp geçtikten sonra şehre yaklaşırken, Lazkiye’nin en güzel otellerinden Cote D’azur’a uğruyoruz. “Mavi Sahil”muhteşem bir koya kurulmuş. Otelin içine girdiğimde gözlerime inanamıyorum. Cuma gününün tatil günü olması dolayısıyla tıklım tıklım dolu desek yeri var. Otelde sahile nazır birmasada oturup, etrafı ve insanları seyrediyorum. Kaçınılmaz olarak Ahmet Kaya’nın o şarkısı dilimde, “Martılar ağlardı çöplüklerde biz seninle gülüşürdük. Şehirlere bombalar yağardı her gece” diye mırıldanıyorum. Savaşa rağmen hayatmı desek, hayata rağmen savaş mı? Buradan ayrıldıktan sonra Lazkiye’nin bir başka ünlü oteli Meridyen’e de uğruyorum. Meridyen daha sakin.

Selma Nine’den Erdoğan’amesaj

El Bassit yoluna koyuluyoruz. Sağ tarafta kadınlar toplanmış bir tandırın başında. Bize el sallıyorlar, davet ediyorlar. Sanki Anadolu’da bir yol kenarındayız. Her şey tanıdık. Hepsi akraba, Alevi. Tandırda felafel yapıyorlar, Türkçe “katıklı” demek. 80 yaşındaki Selma Nine ile koyu bir sohbete dalıyoruz. Bana, “Bekle, Erdoğan’a mektup yazacağım, bunu ona götür” diyor. “Ne yazacaksın mektuba, anlat bana” diyorum, “İleteceksen anlatayım” diyor ve ekliyor: “Bizi duyar mı?” Bastonunu sallaya sallaya, oracıkta bir tarih dersi veriyor. Tam o sırada yoldan geçen 2 genç yaklaşıyor, sohbete ortak oluyorlar, bana “Buradan geri dönün. Etrafta dolaşmayın. Başınıza hiç iyi şeyler gelmez” uyarısında bulunuyorlar. Selma Nine’nin anlattıklarını Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’a ileteceğime dair söz verip, ayrılıyorum yanlarından.

Ermeni köyünden başlayan yolculuk

Yayladağ Sınır Kapısı’ndan Suriye topraklarına ayak bastığımızda neyle karşılaşacağımıza dair hiçbir şey bilmiyorduk. Daha bir gün önce sınıra çok yakın bölgelerde çatışma yaşanmıştı. Endişe ve korkuyu daha o ilk anda insan hissediyor. Kapının orada karşılaştıklarımız hemen uyarıyor, “Bu yoldan gitmeyin, dağdan gidin” diye. Döndük, dağ yoluna, ilk önce Ermeniler’in yoğunlukla yaşadığı Kesep’e ulaşıyoruz. Son derece lüks yapılmış apartmanlar yükseliyor köyde. Yazlık olarak kullanılan evlerin büyük bölümünün panjurları kapalı. Her yıl özellikle yaz aylarında gelenler bu yaz Kesep’ı ıssız bırakmış. Yolda gördüklerimize, “Yolun ilerisinde herhangi bir çatışma var mı” diye soruyoruz. Cevap her şeyi özetliyor: Allah’a bırak işi!

‘BİZE DOKUNMAYIN’

Tamda onun söylediği gibi işi Allah’a bırakıp devamediyoruz. Bir aile ile karşılaşıyoruz yolda. Yürüyüşe çıkmışlar. “Neler oluyor buralarda” diye soruyorum, sözlerimin Arapça’ya çevrilmesini beklemeden Türkçe anlatmaya başlıyorlar. Öğreniyoruz ki onlar da Ermeni ve Türkçe konuşuyorlar. Çatışmayı reddediyorlar, “Hiçbir şey yok. Yürüyüşe çıkıyoruz, denize giriyoruz. Mutluluğumuza, bize dokunmayın yeter” diyorlar.

35 asırlık Sami şehri kadim bir medeniyet

Lazkiye, 35 asır öncesine ait tabletlerin bulunduğu bir Sami Şehri ve Samiler’den neşet eden yahut onlarla akraba bütün medeniyetlerin Akdeniz’de en önemli merkezlerinden. Emeviler, Abbasiler, Fatimiler, Selçuklular, Haçlılar, Memluklûler, Osmanlılar hepsinin yönetimi altında yaşamış.

20’lerde bir de müstakil sancak olma hikâyesi var. Bu hikâye 1920’de Beyrut yüksek komiserliğinden çıkan kararla bölgenin “Alevi Özerk Bölgesi” olması ile başlar. 29 Eylül 1923’te Nusayriler bağımsızlıklarını ilan ederler ve 1925’te ise Alevi devleti adını alırlar. 1930’da artık Lazkiye Sancağı’dır, 1936’da bağımsızlığını ilan eden Suriye’ye katılmasıyla özerkliği devam etse de devlet olarak varlığı sona erer. 1939 yılında tekrar Suriye’den ayrılıp, Özerk Alevi Bölgesi haline gelirler, Suriye sınırlarının ilan edileceği 1944 Haziran’ında tekrar Suriye sınırlarına dahil olurlar. Yavuz Sultan Selim döneminde başlar Osmanlı ile tanışıklığı, 1. Dünya Savaşı’na kadar sürer. Binlerce Nusayri’nin bu dönemde Sünni olduğu anlatılır. Bugün, her dinden ve mezhepten insanın yaşadığı bir Suriye ili Lazkiye.

Lazkiye’nin Taksim’i Şıh Daher yalnız

Lazkiye’nin en ünlü meydanı Şıh Daher’deyiz. İstanbul’un Taksim’i ve İstiklal Caddesi ile özdeşleştiriliyor. O gün tek tük insan meydandaki sandalyelerde oturuyordu. Az ileride Beşşar Esed’in babası Hafız Esed’in Suriye bayrakları arasında okuduğu lisenin önündeki heykeli de tıpkı meydan gibi yalnız.

Güvenlik koridoru gibi sur örülmüş

Ona yakın güvenlik kontrol noktasında, silahları üzerimize doğrultmuş Şebbihalar’ın kontrolünden, aramalarından geçtikten sonra nihayet Lazkiye’ye ulaştık. Lazkiye’ye gelmişken, hemen girişteki Ugarit’i görmeden geçmek olmazdı. Yazının bulunduğu ilk şehir diye anlatıyorlar; demir ticaretinin, İpek Yolu’nun liman kenti. Normal zamanlarda binlerce kişinin ziyaret ettiği bir tarihi şehir ama şimdilerde hiç ziyaretçisi yok. Etraftaki kafeler, turizm tesislerinde artık çalışan bile yok. Şehir merkezine doğru hareket ediyoruz. Her kavşakta yoğun güvenlik önlemleri var. Şehre bütün girişler ve çıkışlar tutulmuş. Esed’in kalesinde adeta kuş uçurtulmuyor. Halep ve Şam’dan farklı olarak güvenlik koridorundan bir sur örülmüş.

Uçağın düştüğü köyde binbir efsane

Türk uçağının düştüğü köye, El Bassit’e geliyoruz. Türkmenler ve Alevilerin birlikte yaşadığı bir kıyı köyü. Sahil boyunca denize giren çocuklar görüyoruz. Bir benzin istasyonunda duruyoruz. Etrafımıza insanlar toplanıyor. Başlıyorlar anlatmaya, Türk uçağı El-Bassit’in bir şehir efsanesi olmuş.Meğer herkes o gün, tamda o saatte sahildeymiş! Hepsi, gözleriyle görmüşler neler olup bittiğini. Hepsimutlaka amamutlaka uçağa dair bir hikaye anlatıyor. O gün sahilde olan bir Türkmen gördüklerini Türkçe anlatırken, bir zarf atıp, “Siz öylemi duydunuz” diye soracak oldum, bana sert çıktı, “Ne duyması ben bunları gözümle gördüm” dedi

EL BASSİT’TEN SONRA KANDİL

Hepsinin tek bir ortak dileği var: “Yıllarca burada Aleviler ve Türkmenler birlikte yaşadık, aramıza nifak, kötülük sokmayın.” El Bassit’te yaşayan Sünni Türkmenler ve Nusayri Araplar arasında husumet yok, hepsi gelecekten endişe ediyor. El Bassit’ten çıkıyoruz Lazkiye’ye doğru. Bir tabela dikkatimi çekiyor: “Qandil” Evet, El Bassit ile Lazkiye arasında da bir Kandil var.  (Bugün)
 
DÜNYA Kategorisindeki Diğer Haberler