YENİ HABERLER
ÇOK OKUNANLAR
ABD ile ilişkiler 2012'de nasıl olacak?
ABD ile ilişkiler 2012'de nasıl olacak?
21 Aralık 2011 13:08
Türkiye ABD ilişkilerinde 2012'de nasıl olacak? Türkiye'nin Washington Büyükelçisi Namık Tan, değerlendirdi...

Türkiye'nin Washington Büyükelçisi Namık Tan, Türkiye-ABD ilişkilerinde son yıllarda ilk kez bir yeni yıla çok pozitif atmosfer içerisinde girdiklerini belirterek, ''Görünen odur ki bu hava, pozitif süreç devam edecek. Türkiye, bu ilkeli tutumunu sürdürmekte kararlı ve bu şekilde ilkeli politikalar izlediği sürece ki izleyecektir, karşı tarafta da aynı anlayışı görecektir diye düşünüyorum'' dedi.

Kongre kanadında ise iç politik kaygılar daha ağırlıklı olduğundan, zaman zaman Türkiye'ye karşı girişilen davranışların kesileceğini beklemenin ''çok gerçekçi olmadığını'' belirten Tan, yine de Kongre'ye yönelik çalışmalara aynı kararlılıkla devam edeceklerini ama yönetimin de bu noktada desteğine ihtiyaçları olduğunu kaydetti.

Tan, 2012 yılındaki Türk-Amerikan ilişkilerine dair değerlendirmelerde bulundu...

İki ülke arasındaki olumlu gidişatın sürebileceğini düşündüğünü belirten Tan, şöyle devam etti:

''Tabii ki hiç kimse bu hususta kesin cümlelerle konuşamaz. Çünkü, devasa dönüşümlerin, değişikliklerin olabildiği bir dünyada yaşıyoruz. Mesela geçen senenin bugününe bakın ne Arap Baharı vardı ne bugün geleceğimiz noktaya ilişkin kimsenin kafasında en ufak bir öngörü. Dolayısıyla bundan sonrasını kestirmek mümkün değil. Ama görünen odur ki bu hava, bu pozitif süreç devam edecek. Türkiye, bu ilkeli tutumunu sürdürmekte kararlı ve bu şekilde ilkeli politikalar izlediği sürece ki izleyecektir, karşı tarafta da aynı anlayışı görecektir diye düşünüyorum.''

2012 yılını Türk-Amerikan ilişkileri için ''ciddi bir fırsat yılı'' olarak değerlendiren Tan, ''Çünkü son yıllarda ilk defa bir seneye çok pozitif bir atmosfer içerisinde giriyoruz. (2012 yılında) çıkarlarımızı daha genişletebilmeyi, ABD ile ilişkilerimizde daha mesafe alabilmeyi, özellikle ekonomik alanda biraz daha anlamlı gelişmeler sağlayabilmeyi hedeflemeliyiz. Bizim tarafımızda bu yönde irade mevcut, ABD tarafında da aynı iradenin olduğu bize belirtiliyor'' dedi.

Tan, bu kapsamda 2012 yılının başı itibariyle Türkiye'den ABD ile temasları sıklaştıracak bazı ziyaretler olacağını ve içerikli görüşmeler yapılacağını kaydetti. 
 
İlişkilerde Kongre boyutu
 
Tan, zaman zaman 1915 yılı olaylarına ve azınlıklara yönelik tasarılarla Türkiye'nin başını ağrıtan, Türkiye-İsrail ilişkileri konusunda çıkışlar yapan ABD Kongresi'nin Türk-Amerikan ilişkilerindeki boyutuyla ilgili soruları da yanıtladı.

Kongre'yi, ''toplumun geniş kitlesine yayılmış, ülkenin her köşesinde belli başlı, değişik çıkar gruplarının kaygılarına cevap verme kaygısı da taşıyan, dolayısıyla zaman zaman daha çok iç politik kaygılarla hareket edebilen bir organ'' olarak tanımlayan Tan, dolayısıyla, Türkiye'ye karşı girişilen bu tutumların ''kesileceğini beklemenin çok gerçekçi olmadığını'' kaydetti.

Amerikan halkının dış politikayla fazla ilgilenmediğini ve Kongre'deki 535 üyenin neredeyse yüzde 30'unun pasaportunun dahi bulunmadığını hatırlatan Tan, ''Dolayısıyla bu ülkenin insanları daha ziyade iç politik kaygılarla, ekonominin mevcut durumuyla, kendi yaşam şartlarının iyileştirilmesi, daha iyiye götürülmesi şeklindeki bir takım kaygılarla bütün bu hareketleri yapıyorlar. Dolayısıyla Kongre'deki mevcut üyeler de zaman zaman bu iç politik kaygıları kendi seçim süreçlerinde bir manivela olarak kullanabiliyorlar'' dedi.

Tan, geçtiğimiz günlerde Temsilciler Meclisi'nden geçen, Türkiye'deki Hristiyanların haklarına yönelik tasarının da bunun bir örneği olduğuna dikkati çekerek, şöyle devam etti:

''Yapılan hareket yanlıştır. Türkiye'nin attığı adımlar konusunda bizatihi ABD Dışişleri'nin en üst düzeyde Bakan Clinton'ın ağzından Türkiye'ye takdir ifadeleri vardır. Şimdi bunlar hiç görmezden gelinerek böyle bir karar tasarısının altına imza atılması tamamen bu bir takım kitlelerin, seçmen grup veya çıkar gruplarının bir şekilde isteklerini tatmine yönelik bir çabadan öteye gitmemektedir. Bunun da tabi ilişkilerimize menfi yansıması olmakta, bizi rahatsız etmektedir. Biz, hiçbir zaman bu tür adımlar atmadık ve iç siyasetimizi dış politikamıza böyle hele hele bu kadar ucuz bir yaklaşımla hiç sokmadık. Bu bizi çok üzmüştür ve bunu asla kabul etmiyoruz. O tasarının orijinal metninde olan, ancak sonradan çıkarılan iddialar hiçbir şekilde Türkiye'nin ne kültüründe ne tarihinde vardır. Türk insanının, Türkiye'nin öyle bir anlayışı yoktur. Bundan sonra da bunların tamamen kesileceğini beklememek gerekir, bu diğer konularda da ortaya çıkacaktır ama biz çabalarımıza aynı kararlılıkla devam edeceğiz.''

Büyükelçi Tan, Türkiye'nin kendisini Kongre'ye anlatması sürecine, ABD yönetiminin de yardımcı olması gerektiğini belirterek, ''Çünkü, bu Türkiye'nin tek başına yapacağı bir iş değil. Hatta sadece Türkiye değil, hiçbir ülkenin tek başına yapabileceği bir iş değil'' dedi. 

''Türkiye ile ezeli muhalefet içinde olan bazı gruplar''
 
Tan, Kongre'deki Türkiye'ye yönelik bu tür tasarıların özellikle Kongre'deki ''Türkiye ile ezeli muhalefet içindeki bir takım gruplardan'' çıktığına da işaret ederek, şunları kaydetti:

''Bu gruplar açısından, Türkiye'ye karşı adeta bir cephe oluşmuştur. Eskiden tek başlarına hareket eden bu gruplar, Türkiye'nin artan gücü karşısında daha sıkı kenetlenmekten ve hakikaten zaman zaman komik durumlara düşebilecek adımlar atmaktan dahi çekinmeyen bir politika benimsemişlerdir. Mesela, yerli Amerikalılar için Turkish Coalition of America'nın girişimiyle Kongre'ye sunulan kanun teklifine gösterilen tepkilere bakarsanız, ne kadar trajikomik bir duruma düştüklerini görürsünüz ve sadece Türkiye'ye muhalefet etmek için her türlü konuyu kullanabileceklerini ortaya koymuşlardır.''
 
Arap Baharı ve Türk-Amerikan ilişkileri
 
Tan, bir soru üzerine, ''Arap Baharı'nın Türk-Amerikan ilişkileri üzerine çok olumlu etkisi olduğunu ve iki ülke arasındaki mevcut stratejik diyaloğun özellikle liderler seviyesinde çok daha iyi hale gelmesini sağladığını'' söyledi.

ABD Başkanı Barack Obama ile Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın sadece bu yıl 13 kez görüşmelerine işaret eden Tan, şunları kaydetti:

''Bu noktada görüşmelerin içeriğine de bakmak lazım. Başkan Obama niçin sık sık Başbakanımızı arıyor da diğer dünya liderlerinin görüş ve telkinlerine aynı şekilde müracaat etmiyor  Zira Türkiye Arap Baharı'nda son derece doğru ve ilkeli bir siyaset izlemiştir. Obama, bunu gördüğü için Başbakanımızın telkinlerine, görüşlerine, Türkiye'nin duruşuna itibar ediyor. Bu bizim için bir anlamda gurur verici bir gelişmedir. İlişkilerimizde bunun ne kadar devam edeceğini bilemiyorum ama ileriye baktığımız zaman Arap Baharı'nın epey bir zaman gündemimizi meşgul edeceğini düşünüyorum ve Arap Baharı gündemde olduğu müddetçe de bence ilişkilerimiz bu pozitif seyrini sürdürecektir.''

Tan, Türkiye'nin ''dünyadaki diğer İslam ülkeleri içerisinde, demokrasi ve modernite ile İslam'ı bir arada yaşatmayı başarması, aynı zamanda laiklik, serbest pazar, parlamenter sistemi başarıyla uygulaması ve tüm Batı kurumlarıyla bağlantı kurmuş olmasıyla emsalsiz örnek teşkil ettiğini'' belirterek, ''Türkiye'nin Arap Baharı'nın idaresinde oynadığı rol küresel bir güç olarak ABD'nin dikkatini çekti ve ABD, Türkiye ile Arap Baharı altındaki bu devasa sınamanın idaresinde bizimle ilişkilerini daha güçlendirmeye gayret ediyor'' dedi.

Ancak, Arap Baharı'nın, Türk-Amerikan ilişkilerinin tamamını değil, sadece bir unsurunu kapsadığına da dikkati çeken Tan, iki ülkenin dünyanın birçok yerindeki ve farklı alanlarındaki işbirliğine işaret etti. 
 
''Bizim kimsenin ne toprağında ne idaresinde ne rejiminde gözümüz var''
 
Tan, Suriye konusunda ise, Türkiye'nin başka ülke veya çevrelerin beklentilerine göre değil, kendi halkı ve dış politika önceliklerine göre hareket ettiğini ve ''ilkesel siyaset izlediğini'' söyledi.

Bazı kesimlerin kendilerine ''Daha dün sıcak ilişkiler içinde olduğunuz Suriye yönetimiyle neden gergin duruma geldiniz '' sorusunu yönelttiğini belirten Tan, bu kesimlere, ''Türkiye'nin ülkelerle ilişkilerini o ülke halklarının beklenti ve istikametleri yönünde kurduğunu ve o dönemlerde de Suriye halkının yönetimiyle ilgili tepkisinin olmadığını söylediklerini'' aktardı.

Tan, ancak halkın meşru talepleri gündeme gelince, Türkiye olarak mevcut yönetime en üst seviyeden başlamak üzere bizzat çok güçlü değişim mesaj ve telkinlerinde bulunduklarını hatırlatarak, ''Dolayısıyla, bizim kimsenin ne toprağında ne idaresinde ne rejiminde gözümüz var. Bizim için öncelik olan yanı başımızdaki komşu ülke halkının huzur ve refah içinde yaşaması ve aynı zamanda bölgesel barışa da hizmette bulunmasıdır'' dedi.

Türkiye'nin, bir ülkeye müeyyideler uygulanırken, yaptırımların halkı hedeflememesi ve uluslararası meşruiyet temeline dayanmasına dikkat ettiğini belirten Tan, bu noktada Suriye'de Arap Birliği'nin açtığı yolun meşruiyet açısından önemli olduğunu ama daha ötesindeki adımların BM kararları bağlamında yapılması gerektiğini kaydetti.

Tan, Türkiye'nin Suriye'deki muhaliflere desteklerine yönelik haberlere ilişkin olarak da Suriye'de yapılanacak bir muhalefetin meşru olabilmesi için tüm kesimleri kapsaması gerektiğini vurguladıklarını ifade etti. 
 
İran

Tan, Türkiye-İran ilişkisinin bu yıl neden geçen yıl olduğu kadar ABD gündemini meşgul etmediğine yönelik soru üzerine, ''Çünkü, işin başlangıcında tüm Batı camiasından ve başta ABD olmak üzere bazı müttefiklerimizden tepki gördüğümüzde, söylediğimiz şeylerin ne kadar ilkesel bir tutumu yansıttığı, ondan sonraki süreçte attığımız adımlarla görüldü'' yanıtını verdi.

ABD'nin artık, Türkiye'nin başından bu yana ''söylediği sözlere uygun şekilde, meseleye diyalog yoluyla ve diplomatik çözüm bulunabilmesini kolaylaştırmak amacıyla sadece İran ile P5 1 ülkelerini bir araya getirmek için gayret göstermek gibi ilkeli bir tavır içinde olduğunu'' gördüğünü belirten Tan, şöyle devam etti:
 ''İstanbul'da bir araya gelip konuştular, bizim istediğimiz de zaten bunun ötesinde birşey değildi. Şunun da altını çizmek lazım ki biz o inisiyatifi de kendi kendimize almadık, hiçbir uluslararası inisiyatifi, tarafların rızası veya talebi olmadan kendi kendimize üzerimize almadık, bizim böyle ilkesel bir yaklaşımımız var. Bu konuda hem ABD hem de Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı'nın o zamanki başkanı El Baradey, bizzat Bakanımızı arayarak talepte bulunması suretiyle biz bu işin içine girdik. Dolasıyla ABD, o dönemde konjonktürel olarak, belki biraz da duygusal davranıp bizim hareketimizin ilkesel unsurunu iyi değerlendiremedi ama bugün geldiğimiz noktada bu iş anlaşılmıştır. O nedenle ABD bizim angajmanla neyi kastettiğimizi gayet iyi bilmektedir.''

Türkiye'nin NATO füze savunma sistemi kapsamındaki erken uyarı radarına ev sahipliği yapmasına yönelik soru üzerine de Tan, ''Çeşitli çevrelerde, falanca ülkenin korunması için bunun yerleştirildiği veya filanca ülkeden gelecek tehdide karşı kurulduğu gibi bazı argümanlar var, bunlara itibar edilmemesi gerektiğine inanıyorum. Bu bir NATO mevzusu, bunun içine bir takım ülkeleri alıp koymaya çalışırsanız yanlış olur, soğukkanlılıkla değerlendirilmesi gereken bir husus. Bu argümanları uluslararası siyasi polemik yaratma beyanlarından ibaret olduğunu düşünüyorum'' diye konuştu.

DÜNYA Kategorisindeki Diğer Haberler