18 Ekim 2017 Çarşamba
  • Altın151,481
  • BIST106.991
  • Dolar3,6762
  • Euro4,3196
  • Euro/Dolar0.00
  • Sterlin4,8356
  • İstanbul17 °C
  • Ankara6 °C
  • İzmir17 °C
  • Konya11 °C
  • Adana16 °C
  • Antalya16 °C
  • Diyarbakır13 °C
  • Bursa12 °C
  • Kayseri4 °C
  • Kocaeli6 °C
  • Şanlıurfa15 °C
  • Gaziantep14 °C
  • İçel20 °C
YENİ HABERLER
ÇOK OKUNANLAR
Kenan Evren, darbe gerekli mi diye kamuoyu araştır
Kenan Evren, darbe gerekli mi diye kamuoyu araştır
Kenan Evren, darbe gerekli mi diye kamuoyu araştır
01 Eylül 2008 / 08:58 Güncelleme: 00 0000 / 00:00

Takvim yaprakları, 1979'un temmuz ayını gösteriyordu. Harp Akademileri Komutanı Orgeneral Bedrettin Demirel, sınıf arkadaşı Genelkurmay Başkanı Orgeneral Kenan Evren'e "İstanbul'da üniversite çevresiyle sık sık biraraya geliyorum. Onlar da çareyi askerde görüyor." diyordu. Evren ise 'müdahale son çare' mesajı veriyordu. Adalet Partili Urfa Milletvekili Celal Bucak da müdahaleye teşvik için Genelkurmay Başkanı'nı ziyaret etmişti. Malatya Senatörü de "Artık el koymaktan başka çare yok." diyordu.


Kenan Evren, darbe için nabız yoklamak amacıyla Genelkurmay İkinci Başkanı Orgeneral Haydar Saltık'ı odasına çağırdı. Evren, emirlerini sıraladı bir çırpıda: "Haydar Paşa, size vereceğim bu görevden sadece kuvvet komutanlarının haberi var. İç güvenliğimizin tehlikede olduğunu pek çok defa konuştuk. Silahlı Kuvvetlerin içine de sızmalar başladığını biliyorsunuz. Sizden bir çalışma grubu kurmanızı istiyorum. İki kurmayı görevlendirin. Araştırmanızı istediğim, yönetime müdahale için zamanı geldi mi? Ya da uyarıda mı bulunmak daha uygun olur? Bu hususlar etüt edilecek. Arada rapor verin. Hiçbir şey kayda geçmeyecek. Tek nüsha yazılsın. Elle... Bugün 11 Eylül, altı ay içinde tamamlayın. Bir de görevlendireceğimiz kişilere maske görev verin. Etrafın dikkatini çekmesin."


DÜĞMEYE TAM BİR YIL ÖNCE BASILDI


12 Eylül 1980 darbesinden tam bir yıl önce, yani 11 Eylül 1979'da Evren'in 'Yönetime müdahale için zamanı geldi mi?' sorusu üzerine hazırlanan birinci raporu, Haydar Saltık, ince bir dosyanın içinde, Genelkurmay Başkanı Evren'in masasına bıraktı, ardından koltuğa oturdu: "Komutanım, bu, iki kişilik kurulun 1.5 ayda hazırladığı ilk rapor. Çalışma devam ediyor. Şimdilik sorunla karşılaşılmadı."


Raporda şunlar yazıyordu: "... Memleket iç harbe sürükleniyor. Meclis'in feshedilmesi ve yönetime el konulması, bir Kurucu Meclis kurulması, geç kalınırsa Silahlı Kuvvetlerin de bir iç savaş içine sürüklenme tehlikesiyle karşı karşıya kalabileceği..." Evren raporu okuduktan sonra çalışmanın devam etmesi yönünde talimat verdi. Elle yazılan bu raporu ise makam odasında bulunan kasasına sakladı.


MİT'te 27 yıl görev yaptıktan sonra emekli olan Bülent Ruscuklu'nun bu hafta başında (1 Eylül) piyasaya çıkan kitabında 12 Eylül darbesi sürecinde yaşananlar dönemin birinci derece tanıkları üzerinden anlatılıyor. Darbenin mimarı Kenan Evren ile 6-7 kez görüşme yapan Ruscuklu, ayrıca MİT'te çalıştığı yıllarda kendi şahit olduğu olayların yanı sıra ismini açıklamadığı bazı arkadaşlarının da hatıralarını Alfa Yayınları'ndan çıkan "Demokrat Parti'den 12 Eylül'e" adlı kitapta anlatıyor. Kimi bölümlerinde roman havasının estiği kitapta, bugüne kadar gün yüzüne çıkmamış birçok bilgi var. En önemlileri ise 12 Eylül darbesine ilişkin. Kenan Evren'in darbe öncesi hazırlattığı birinci rapordan kısa süre sonra müdahale gündeme geliyor.


Genelkurmay Başkanı Evren, Aralık 1979'da Brüksel'de yapılacak NATO Askeri Komite Toplantısı'na gitmeden önce Kara Kuvvetleri Komutanı Nurettin Ersin'e "Brüksel dönüşü, Türkiye'nin içinde bulunduğu durumu değerlendirip ne yapmamız gerektiği konusunda, İstanbul'daki ordu, kolordu komutanları, Harp Akademisi komutanlarıyla bir toplantı yapalım, onların da görüşlerini alalım." diyordu. 21 Aralık'taki toplantıda 'neler yapılması' gerektiği konuşuldu. Kimi '27 Mayıs gibi bir müdahaleye izin verilmemeli', kimi 'hükümeti uyaralım' kimiyse 'hemen müdahale edelim' dedi. Ancak toplantıda siyasi partilerin bir mektupla uyarılması kararlaştırıldı. Mektup da cumhurbaşkanı üzerinden verilecekti.


DARBENİN KAÇINILMAZ OLDUĞUNU BİLİYORLARDI


Deniz Kuvvetleri Komutanı Bülent Ulusu, "Bu mektubun bir yararı olacağına inanıyor musunuz?" diye sordu. Evren ise şu cevabı verdi: "Ben bir yarar sağlayacağı inancında değilim. Hiçbir şey düzelmeyecektir. Ama biz görevimizi yerine getirelim ki ileride tarih bizi bu yönden tenkit etmesin." Bu sözler aslında darbenin sinyallerinin bir yıl önce verildiğini ancak uygun zamanın beklendiğini gösteriyor. Yani bir nevi 'darbe için zemin' oluşturuldu. Gerisini kitabın yazarı Bülent Ruscuklu'dan dinliyoruz.


- Darbe için hazırlıklar çok erken başlamış görünüyor?


Sıkıyönetim komutanlıklarına darbe planları gitmiş, daha önce ele alınmış, sonra tekrar gitmiş. Çalışma grubu kuruluyor. Subaylar raporlarını hazırlıyor. 79'da bir müdahale planlanmış. Sivil kesimden, askeri kesimden müdahale isteyenler var. Çalışma grubu ülkedeki durumu görmek için ortaya çıkıyor. Evren bu raporu alıyor, başkasına göstermeden kaldırıyor. Ülkede gidişat sıkıntılı. 60'ta olduğu gibi alttan bir darbe olursa, bölünmeye gider, ordu sağ-sol diye bölünürdü. 27 Mayıs'ta böyle bir bölünme yoktu. 12 Eylül'de bundan korkuluyordu.


- Evren, müdahaleye gidildiğini biliyor mu?


Evet, herkes müdahaleye gidildiğini biliyor. Evren, (Muhtıra mektubuna ilişkin görüşlerinde) siyasilerin anlaşamayacağını anlatmak istiyor. Siyasilerin bunu başarma şansı yok ama elimizden gelen desteği verelim, diyor. Ümitlerini kesmiş olabilirler. Ama darbeden kaçınmak da istiyorlar gibi.


KORUTÜRK'E İKİ MEKTUP VERİLMİŞ


Mektup Cumhurbaşkanı Fahri Korütürk'e 27 Aralık'taki haftalık görüşmede Kenan Evren tarafından verildi. "Mecbur kaldık" diyen Evren'in sunduğu zarfın içinde Genelkurmay Başkanı imzalı ve Cumhurbaşkanı'na hitaben yazılmış bir mektup ile ona ilişik TSK'nın görüşünü beyan eden bir başka mektup daha vardı. Siyasi partilerin 'müştereken tedbirler ve çareler aramaları kaçınılmaz bir zorunluluk' olarak değerlendiriliyor, tüm komutanların görüşü olarak siyasi partilerin bir defa daha uyarılması isteniyordu. İkinci mektubu da cumhurbaşkanı hemen okudu. Mektubun muhatapları olan siyasi parti liderlerine (Süleyman Demirel ve Bülent Ecevit) ulaşması bir hafta kadar gecikti. Kuvvet komutanları, cumhurbaşkanının kendilerini oyalayıp oyalamadığı yönünde şüphelere kapıldı.


Ülkede, sağ-sol çatışması yaşanıyor, birçok genç yaşamını yitiriyordu. Aradan üç ay geçti, Mart 1980'de çalışma grubunun hazırladığı ikinci rapor Kenan Evren'e ulaştı: "Rapor hemen müdahale edilmesi yönünde. Ordu içinden de bu yönde gelen baskılar olduğu, bunun yanında aşağıdan yapılacak bir harekâtta orduda bölünme dahi yaşanabileceği belirtilmiş. Bu konuları birçok defa konuştuk. İç ayaklanma dahi olabilir. Rapora bu yönden katılıyorum... Yukarıdan bir şeyler bekliyorlar. Bölünme olmaması için emir komuta zinciri içinde hareket etmeliyiz... Hazırlıklar üç dört ay içinde bitirilsin."


MAREŞAL TİTO'NUN CENAZESİNDE BARDAK TAŞTI


Evren, haziran-temmuz aylarına göre darbe hazırlığının yapılmasını istedi. O günlerde krize dönüşen cumhurbaşkanlığı seçimi içinden çıkılamaz hal almıştı. Genelkurmay Başkanı Evren, Süleyman Demirel'den cumhurbaşkanlığı seçiminin bir an önce çözülmesini, Bülent Ecevit ile de görüşülmesini istedi. 12 Eylül'e ilişkin Ruscuklu'nun kitabına göre Demirel'in "İş o noktaya geldi (Ecevit ile buluşmayı kast ediyor). Yugoslav Cumhurbaşkanı Mareşal Tito dün öldü biliyorsunuz. Onun cenazesine gideceğim. Bülent Bey de gidecek. Orada görüşürüz." demesi, iplerin kopmasına, darbe bahanesinin oluşmasına neden oldu: "SAPEX tatbikatı için gideceğim Brüksel'den dönünceye kadar harekât dosyalarını hazırlayın. Bu partiler memleketi uçuruma götürüyorlar, daha fazla seyirci kalamayız."


Kenan Evren, ilk Brüksel seyahati öncesinde muhtıra mektubunun yazılmasına, ikinci Brüksel seyahati öncesinde ise darbe için harekete geçilmesine karar verdi, bu yönde emirler verdi. Brüksel gezileri bir anlam içeriyor mu bilinmez ancak her ikisinde de NATO organizasyonlarına katıldı. Darbe günüyse ABD'de hava kuvvetleri komutanlarının katılımıyla düzenlenen NATO ülkeleri tatbikatı vardı. Tahsin Şahinkaya, bu organizasyona katılıp müdahaleden bir gün önce geri döndü. İkinci Brüksel yolculuğundan döndükten sonra 18 Mayıs'ta düzenlenen toplantıda müdahale kararı çıktı. Temmuzun ilk haftasında harekete geçilecekti. Bülent Ulusu, darbeden sonra başbakan olarak CHP'den ayrılan Turhan Feyzioğlu ismini önerdi. Genelkurmay Başkanı da bu teklife sıcak yaklaştı. Bu gelişmelerin hemen ardından Çorum olayları yaşanmış, darbe için gerekçeler daha da artmıştı. Dört günlük çalışmanın ardından 1 Temmuz günü yönetime el koyma hazırlıkları da tamamlandı: 11 Temmuz 1980'de darbe yapılacaktı.


Toplantıdan bir gün sonra, 2 Temmuz'da TBMM'de Demirel hükümeti için verilen gensoru oylaması reddedildi. Bunun üzerine Orgeneral Kenan Evren, "Bayrak Harekâtı'nın uygulanmasına az bir zaman kaldı. Fakat daha yeni güvenoyu almış bir hükümete karşı darbe yaparsak dünyaya karşı bir şey diyemeyiz. Onun için bırakalım. Ağustos terfileri olacak, komutanlar değişecek. O da belli olsun, ondan sonra düşünürüz." diyordu. Kitaptaki anekdotlara göre darbe ertelenmişti.


MİT, BAŞBAKANLIĞA BİLGİ VERMİYOR


Bu sürede Türkiye'de kan durmadı, YAŞ kararlarının ardından 26 Ağustos'ta ikinci bir darbe tarihi belirlendi: 12 Eylül. Özel kuryelerle, ordu ve sıkıyönetim komutanlarına harekât planı dağıtıldı. Demirel'in darbe girişiminden haberdar olması durumunda TSK'nın nasıl hareket edeceği konusundaki soruya Kenan Evren, 'ok yaydan çıktı' diyerek geri dönüşü olmayan bir yola girildiğini anlattı. 12 Eylül sabaha karşı saat 3'te Bayrak Harekâtı uygulaması başlayacak, 4'te ise Milli Güvenlik Konseyi'nin bildirisi okunacaktı.


Bu müdahaleyi ilk öğrenen sivil, bugün Anayasa Mahkemesi Başkanvekilliği görevinde bulunun Osman Alifeyyaz Paksüt'ün babası eski CHP'li Emin Paksüt idi. Bu görüşme, darbeden tam 6 gün önceydi. Genelkurmay Başkanı ile Paksüt sık sık biraraya gelmekteydi. Evren'in 'Sen genelkurmay başkanı olsan ne yaparsın?' sorusuna Paksüt, 'müdahale ederim' cevabını verdi. Bunun üzerine Evren, radyodan okunacak bildiri metnini okuması için Emin Paksüt'e uzattı.


Emin Paksüt'ün yanı sıra Başbakanlığa bağlı çalışan Milli İstihbarat Teşkilatı (MİT) da darbeden 2 gün önce haberdar olmuştu. MİT Müsteşarı Korgeneral Bülent Türker, Evren'in çağırması üzerine Genelkurmay karargâhına gitti. 48 saat sonra yönetime el konulacağını iletti Kenan Paşa. Ancak MİT Müsteşarı buna şaşırmamış, Diyarbakır Bölge Daire Başkanı kanalıyla bu müdahaleden haberdar olmuştu. Aynı şekilde Adana Bölge Başkanı da darbe yapılacağını öğrenmiş ve MİT müsteşarına konuyu aktarmıştı. Emekli general olan Müsteşar Türker ise konuyu dinledikten sonra "Kimseye bir şey anlatma" diyerek bu kişiyi geri gönderdi. MİT, Genelkurmay'ın harekâtını Başbakanlığa bildirmeyip askerle birlikte hareket ederek gizlemeyi tercih etti.


AMERİKA DARBEYİ 2 SAAT ÖNCE Mİ ÖĞRENDİ?


12 Eylül müdahalesinden bir gün önce Cumhurbaşkanı ile haftalık görüşmesi olan Evren, hiç açık vermedi. Ancak eşi Sekine Hanım ile kızı Miray'a olaydan bir gün önce bilgi verdi. Ankara Emniyet Müdürlüğü'ne de harekât yapılacağı tebliğ edildi. Darbe gecesi, Ankara'da yaşanan hareketlilik ABD'lileri harekete geçirdi. Müdahaleden bir-iki saat önce Amerikalıların Balgat'taki muharebe birliğinden Türkiye'nin muharebe birliği arandı. Etrafta tanklar olduğu, bunun 'tatbikat olup olmadığı' soruldu. Kenan Evren'in aktardığı bilgiye göre önce 'tatbikat var' dendi. Genelkurmay Başkanı Evren ise bu konuyu öğrendikten sonra "Söyleyin. Harekât nasıl olsa başladı. Yönetime el koyduk." denmesi talimatını verdi. Bu bilgi üzerine, önce muharebe birliğine, oradan da ABD Başkanı'na iletildi. Paul Henze, bu bilgiyi başkana aktarırken 'Bizim çocuklar başardı' ifadesini kullandı. Ancak Kenan Evren, ABD'lilerin 2 saat önce haberdar olduğunu söyleyip bu iddiayı kabul etmiyor. Kitabın yazarı Ruscuklu, "Darbenin ABD onayıyla yapıldığı iddiasına katılıyor musunuz?" sorusuna siyaset ve ekonomiyi kast ederek şu cevabı veriyor: "Kişisel inancım bir taraflardan, dış taraftan, düğmeye basılıyor."


Bülent Ruscuklu:


12 EYLÜL'ÜN SON 24 SAATİNİ YAZACAKTIM


Kitapta, 1950-60 arasını daha kısa geçtim. Ben aslında ilk başta 12 Eylül'ün son 24 saatini yazmak istemiştim. Ama baktım bilgiler bir kitabı dolduracak kadar değil. Onun üzerine Demokrat Parti dönemini de aldım. 1977'den itibaren olaylar büyük boyutlara ulaştı. Kenan Evren ile söyleşi tarzında 6-7 görüşme yaptım. Onun anılarından da yararlandım. Açıklıkla her şeye yanıt verdi. 1950-80 arasında yaşananların hepsini birden anlatan yayına rastlamadım. Kitapta bazı hikâyeler var, onların anılarını dinledik. Kendi başımızdan geçenler var (Ruscuklu, 27 sene MİT'te çalıştı). Kitapta geçen bazı isimler gerçek, bazıları değil.



MOSSAD, SİLAH


AMBARGOSUNU


DELMEYE ÇALIŞTI


ABD, Kıbrıs Barış Harekâtı'nı izleyen 1975 yılından itibaren Türkiye'ye silah ambargosu uyguluyordu. Ambargonun kaldırılması için çalışan ülkelerden biri de İsrail idi. MOSSAD irtibat görevlisi Eliazar, Tel Aviv Büyükelçiliği'nde başkâtip olarak görev yapan MİT elemanını aradı. MOSSAD Başkanı General Hoffi, Türk istihbaratçıyla görüşmek istiyordu. General Hoffi, ABD ve Türkiye ziyaretinden 10 gün önce dönmüştü. Türk yetkiliye bu gezilerinin amacını kast ederek "Ambargo kalktı mı?" diye sordu. Henüz kalkmamıştı ancak MİT mensubunun bunlardan haberi yoktu. MOSSAD Başkanı, bu konuda bilgi vermek için "Amerika'da CIA Başkanı ile yaptığım görüşmede, Türkiye'ye uygulanan ambargonun kalkması gerektiğini söyledim. Başkan Carter'a ne kadar etkili olurlar bilmiyorum ama girişimde bulunacak." dedi. Bu lobi desteğinde bulunmasının altında ise Rusların güneye inmesi ve Arap ülkeleri üzerinde hâkimiyet kurması endişesi yatıyordu. Emekli MİT mensubu Bülent Ruscuklu, olayın şahitler ağzından aktarıldığını kastederek "O olay gerçek." diyor.


GENELKURMAY BAŞKANI: ECEVİT'İ DİNLEME!


1 Mayıs olayları ile ilgili raporlardan biri, Kenan Evren'in masasına konmuştu. 1. Ordu Komutanlığı'nca yaklaşık 300 kişi gözaltına alınmıştı. Tutuklananlar arasındaysa Türkiye İşçi Partisi (TİP) Genel Başkanı Behice Boran da vardı. O esnada Kenan Evren'in telefonu çaldı. Arayan 1. Ordu Komutanı Necdet Üruğ idi. "Komutanım, biraz önce Başbakan Ecevit aradı. Behice Boran'ın bırakılmasını rica etti. Ne yapmamı emredersiniz?" Cevap hızlı oldu: "Siz yasaları uyguladınız. Dinleme! Hep böyle oluyor. Sıkıyönetim birini tutukluyor; bakanlar, milletvekilleri telefon edip bırakılmaları için rica ediyor. Böyle görev yapılır mı?"


"MİLYONLARCA


DOLAR KAÇIRDIK"


1978'de Humeyni rejimi gelmeden kısa süre önce, İran istihbarat servisi SAVAK'tan kaçıp yabancı ülkelere yerleşen birçok kişi vardı. İç Güvenlik Başkan Yardımcısı Faruk da bunlardan biriydi. 70 sente ihtiyacımız olduğu yıllardaki bu kaçışlar, Bülent Ruscuklu'nun kitabında da yer alıyor: "Bazı şeyleri yaşadım. Türkiye'ye, Avrupa'ya kaçanlar çok oldu. Yalnız servisten değil, başka yerlerden milyonlarca dolarlarla kaçtılar. Türkiye o dönemde bu paraları çekemedi. İsrail ve Lübnan'a gitti. Biz, Dışişleri Bakanlığı bazı büyükelçiliklere yazdık fakat olmadı."















ZAMAN

GÜNDEM Kategorisindeki Diğer Haberler