YENİ HABERLER
ÇOK OKUNANLAR
En ince ayrıntıyı bile düzenlemişler
En ince ayrıntıyı bile düzenlemişler
23 Ocak 2010 07:56
Türkiye'yi ayağa kaldıran Balyoz darbe planında, kanlı eylemler en ince ayrıntısına kadar yer alıyor. Fatih ve Beyazıt camilerini bombalayacak timler için 'Görevlendirme Çizelgesi' hazırlanmış. Saldırıya katılacak subaylar, sicil numaralarına kadar kayda

2002-2003'te dönemin 1. Ordu Komutanı Orgeneral Çetin Doğan önderliğinde hazırlandığı ileri sürülen Balyoz Güvenlik Harekât Planı'nın ayrıntıları kamuoyunu dehşete düşürecek nitelikte. Plana göre darbe dört safhada gerçekleştirilecekti. Bunlar 'hazırlık, harekât ortamının şekillendirilmesi, icra ve yeniden yapılandırma' olarak belirlenmişti. Söz konusu planlar, harekât emirlerinde detaylandırılıyor. Planın 'harekât ortamının şekillendirilmesi', kaos ortamının oluşturulması bölümü için düşünülen eylemler insanın kanını donduruyor. Hareket Emirleri'nde "Harekât ortamının şekillendirilmesi safhasında kullanılmak üzere idhar noktalarında depolanan mühimmat çıkartılarak planlandığı şekilde dağıtılacak." ifadesi cuntanın neler yapabileceğini de gözler önüne seriyor.

AMAÇ SIKIYÖNETİMİN İLANI

'Balyoz' kapsamındaki Fatih ve Beyazıt camilerine saldırılar da gayet ayrıntılı planlanmış, bombalamayı yapacak askerî timlerin isimleri ve görevleri belirlenmiş. Darbe planı ile bağlantılı olarak hazırlanan ve Genelkurmay'ın sahip çıktığı seminerde de içeriğine değinilen bu iki eylem planı, bizatihi iç tehdit yaratmaya, kaos ve panik ortamı oluşturmaya ve bu sayede olağanüstü hal, sıkıyönetim ve darbeye zemin sağlamaya dönük talimatları kapsıyor. Bu talimatlarda, saldırıları hangi timlerin ve nasıl gerçekleştireceği gayet detaylı olarak anlatılıyor.

Fatih Camii'nin bombalanmasıyla ilgili ayrıntıları içeren Çarşaf Eylem Planı, Jandarma Yüzbaşı Hüseyin Topuz tarafından kaleme alınmış. Taraf'taki elektronik kopyasında, Jandarma Binbaşı Hüseyin Özçoban'ın bu planı kendi resmî bilgisayarında tuttuğunu da gösteren 'kaydeden' bilgisi de var. Ayrıntıları 20 Ocak'ta Taraf'ta yayımlanan Çarşaf Eylem Planı'na göre, Yüzbaşı Hüseyin Topuz komutasındaki dokuz kişilik eylem timinin, cep telefonu düzenekli patlayıcıyı Fatih Camii'nde cemaate en yakın ayakkabılığa yerleştirmesi öngörülüyor. Plan, cuma namazının hemen ardından cemaat dağılmadan patlama için düğmeye basılması ve bölgedeki ajanların da provokasyon amacıyla Fatih esnafının arasına karışarak harekete geçmesi esasına dayandırılıyor. Bunun için 'görevlendirme çizelgesi' de hazırlanmış.

DARBE SONRASI YAPILACAK KONUŞMA BİLE HAZIR:

TSK, devlet yönetimini devralmıştır

-AK Parti iktidarını devirmek için 2002-2003 dönemlerinde hazırlandığı ileri sürülen Balyoz Güvenlik Harekat Planı'nda darbenin dayanağı olarak İç Hizmet Kanunu gösteriliyor. Dönemin 1. Ordu Komutanı Orgeneral Çetin Doğan'ın hazırladığı iddia edilen Balyoz Planı'nda, darbenin ardından yapılması gerekenler en ince ayrıntısına kadar kayda alınmış. Planın eklerindeki 'J' kodlu belge 'Çok Gizli' damgasını taşıyor. Belgede darbenin ardından kurulması planlanan 'Milli Mutabakat Hükümeti Programı' da yer alıyor. Buna göre, AK Parti'nin devrilmesinin ardından bir milli mutabakat hükümeti kurulacaktı.

'Balyoz' hükümetinin programı ise kabineye bırakılmayacak, darbeyi gerçekleştiren askerlerce yazılacaktı. Balyoz Harekât Planı'nın EK-J belgesi, ordu içindeki bir grubun öngördüğü 'Milli Mutabakat Hükümeti Programı'nın tamamını kapsıyor. Planın 'Giriş' bölümünde darbenin gerçekleştirildiği hatırlatılarak, bu müdahalenin dayanağı şöyle aktarılıyor: "TSK mevcut anayasal sistemin ve İç Hizmet Kanunu'nun kendisine verdiği Türkiye Cumhuriyeti'ni koruma ve kollama görevini yerine getirerek (... tarihinde) laik cumhuriyetin kazanımlarının korunması amacıyla devlet yönetimini devralmış bulunmaktadır. Bu tarihten itibaren yasama ve yürütme görev ve yetkisi, Milli Güvenlik Konseyi tarafından Türk milleti adına kullanılmıştır."

Cuntacılar, darbenin neden yapıldığının cevabını vermeyi de ihmal etmemiş: "Büyük Atatürk'ün bize emanet ettiği, ülkesi ve milletiyle bölünmez bir bütün olan Türkiye Cumhuriyeti Devleti, son yıllarda, dış ve iç düşmanlarının tertip ve tahrikleriyle haince saldırılara uğramış, milli birlik ve bütünlüğümüz tehlikeye düşürülmüştür. Bu durum karşısında girişilen harekâtın amacı, Milli Güvenlik Konseyi'nce; 'ülke bütünlüğünü korumak, milli birlik ve beraberliği sağlamak, muhtemel bir iç savaşı ve kardeş kavgasını önlemek, devlet otoritesini ve varlığını yeniden tesis etmek ve demokratik düzenin işlemesine mani olan sebepleri ortadan kaldırmak' olarak belirtilmiştir. 2003 Türkiye'sinin artık herkes tarafından kabul edilen iki meselesi, Atatürk ilke ve inkılâplarının yeniden hayata geçirilmesi ile ekonomik durumun düzeltilmesidir."

Türbana karşı her türlü önlem alınacak

Milli Mutabakat Hükümeti Programı'nda başörtüsüyle ilgili bölümler de yer alıyor. Sözde hükümetin neyi 'umacı' (kötü, öcü) olarak gördüğü 'Giriş' bölümünde açık seçik belirtiliyor: "Atatürk'ün önderliğinde kurulan laik, demokratik, hukuka bağlı Türkiye Cumhuriyeti Devleti'ni, dışarıdan ve içeriden gelebilecek her türlü tehlikeye karşı korumakta, Atatürk ilke ve inkılâplarını her aland a pekiştirmekte, din ve vicdan hürriyetinin de teminatı olan laiklik ilkesinin gereği olarak kutsal din duygularının devlet işlerine karıştırılmasını, siyasal amaçlarla ve çıkar hesapları ile istismarını önlemekte kesin kararlıdır. Kadınlarımızın kamusal alanlarda ve kamu kurumlarında, türbanı Cumhuriyet'in temel ilkelerini hedef alan bir siyasal simgeye dönüştürmesine karşı Atatürk ilke ve devrimleri doğrultusunda her türlü önlem alınacaktır."

Yargıya yeni düzenleme: HSYK'ya bağımsızlık verilecek

Hükümet programının ilerleyen bölümlerinde 'Adalet ve Asayiş İşleri' başlıklı bir bölüm de yer alıyor. Burada yargı ve güvenlik alanında yapılacaklar anlatılıyor: "Çağın şartlarına uygun olarak, yargı bağımsızlığı ve yargıçlık güvencesi ilkelerinin fiilen hayata geçirilebilmesi için; Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu'nun bağımsız olarak yetkilerini kullanmasını ve görevlerini yerine getirmesini sağlayacak bir düzenleme yapılacaktır. Bu hedefin gerçekleştirilmesi maksadıyla, Kurul'da görev alan yargıçların her türlü etkilerden uzak kalarak, yalnızca Anayasa, yasalara ve vicdani kanaatlerine göre karar vermelerine olanak sağlayacak tedbirler alınacaktır. Yargı bağımsızlığını tam olarak sağlamak üzere gerekli tüm yasal düzenlemeler, yönetimimiz döneminde gerçekleştirilecektir. Mevcut yargı sistemindeki tıkanıklıklar giderilecek, davaların hızlı ve etkin sonuçlandırılması sağlanacak, yargı teşkilatı yeniden yapılandırılacak. Tutukevleri ile ceza infaz kurumlarının kuruluş ve idaresi yeniden düzenlenecek, güvenlik ve disiplinin tam olarak sağlanması amacıyla buraların iç ve dış yönetim ve güvenliği Jandarma Genel Komutanlığı tarafından sağlanacak, hükümlülerin topluma yeniden kazandırılmasına önem verilecektir."

 

DARBECİLER ÖZELLEŞTİRMEYE DE KARŞI

Ekonomiyi para basarak düzelteceğiz

-Cunta hükümeti programında ekonomi de önemli bir yer tutuyor. 'Ekonomik Politikalar' başlıklı bölüm, cuntacıların küreselleşmiş piyasa ekonomisine mesafeli, devletçi, ulusalcı bir çizgide iktisadi kararlar alacağını ortaya koyuyor. Ekonominin para basılarak düzeltileceği anlatılıyor. Şu ifadeler kullanılıyor: "Ebedi Şefimiz Atatürk'ün çizdiği yolda devlet kuruculuğu sorumluluğunu taşıyarak Türkiye Cumhuriyeti Devleti'ni, Anayasa'da belirtilmiş düzenini her ne pahasına olursa olsun korumak ve kollamak en birinci vazifemizdir. Büyük Atatürk, 1 Mart 1922'de yaptığı Meclis açılış konuşmasında şöyle diyordu: 'Her şeyden önce milli amacımız olan bağımsızlığımızı sağlamaya ulaşmaktan başka bir şey düşünemeyiz. Bu nedenle de bizce önemli olan mali gücümüzün, bu sonucu sağlamaya yeterli olup olmayacağıdır'. Atatürk, devletin tam bağımsız olabilmesi için ekonomik bağımsızlığın şart olduğunu vurgulamış ve kapitülasyonları kaldırmıştır. 1923'te İzmir'de İktisat Kongresi'ni düzenleyerek, kongrede, 'ulusal bağımsızlık ilkesi'nden kesinlikle taviz verilmeyeceği ve bu ilke içinde kalkınmanın gerçekleştirileceği kararlaştırılmıştır."

Ekonomik programda, devletçi ekonomi politikaları sayesinde 'ülkenin bir zamanlar uçak satacak duruma geldiği' anlatılıyor. Avrupa Birliği'ne bakışları ise olumsuz: "Cumhuriyetin kuruluş yıllarında kalkınmada uygulanan ulusal model ve çeşitli sahalarda büyük başarılar elde edilmiştir. Bu dönemde uygulanan model ile ülkemiz Belçika'ya uçak ihraç edecek seviyeye ulaşmıştır. Ancak 1945 yılından sonra ülkemiz tekrar siyasi, kültürel, ekonomik yönlerden kuşatma altına alınmış; Batılı devletler, Atatürk döneminde hayata geçiremedikleri Sevr projesini AB, IMF ve Dünya Bankası yoluyla uygulamaya başlamışlardır."

"Bir taraftan uluslararası şirketler IMF ve Dünya Bankası yoluyla devletimizin bütçesine yön vererek ülkemizi kıskaca almaya çalışmakta, diğer taraftan da özelleştirmeler, KİTlerin satışı, Uluslararası Tahkim, AB'ye uyum yasaları ve tahdit kanunları ve ulusal kaynaklarımız yabancılara peşkeş çekilmektedir. Ekonomimiz, 1999'da Cumhuriyet tarihinin en büyük küçülmesini yaşamıştır. 2000'de IMF, vereceği borç paranın karşılığında 'Ek Niyet Mektubu' adı altında Türkiye'den Sevr'den daha ağır şartların yerine getirilmesini istemiş, maalesef bu istekler yerine getirilmiştir. Ülke yönetimini elinde bulunduran hükümetler, maalesef ekonomi yönetimini IMF'ye devretmişlerdir. Devletimiz borç yükünü çevirmek için Hazine ihaleleri ile bankalara başvurmak zorunda bırakılmıştır. Devletin para basma yetkisini kullanması, IMF ve Dünya Bankası yoluyla engellenmiş, bu yetki haksız bir şekilde bankalara ve parayla para kazanan küresel sermaye gruplarına aktarılmıştır. Siyasi irade, piyasanın ihtiyacı olan emisyonu Merkez Bankası kanalıyla sağlayamadığı için, ABD Merkez Bankası para basarak ülkemizdeki bu açığı gidermekte ve böylece yabancı para birimleri milli paramızın yerini almaktadır. Para bulmanın tek yolu olarak IMF ve ABD Merkez Bankası'nı gören hükümet acziyet ve ihanet halindedir.

 

Bankalara askerî yönetici atanacak

Milli Mutabakat Hükümeti'nin programında bankalara da yer ayrılmış: "Küresel sermaye gruplarının yönetimindeki paralar uluslararası kuruluşların desteğiyle ülke ekonomilerine sokulmakta, daha sonra çıkartılan yapay krizler bahane edilerek ülkeleri terk etmeleri, bu şekilde hedeflenen ekonomilerin çökmesi sağlanmaktadır. Küresel sermaye gruplarının yönetimindeki paraların müdahale esnasında ülkemizden kaçmaması için yapılacak ilk iş, para kaçışını önleyici tedbirlerin alınması, daha sonra da parayla para kazanmak amacıyla ülkemize para girişinin yasaklanması olmalıdır. Bu amaçla para hareketliliğinin merkezi olan banka ve borsaların kontrol altına alınması önem arz etmektedir. Banka genel müdürlüklerine nitelikli, uzman muvazzaf veya emekli askeri personel atanacaktır. Askeri personele yardımcı olmak üzere güvenilir üst düzey kamu görevlileri yerleştirilecektir."

 

Özelleştirme halkı yoksullaştırdı

Sözde Milli Mutabakat Hükümeti'nin ekonomik programında, IMF ve özelleştirmeler sert bir şekilde eleştiriliyor: "1999'da IMF, Türkiye'ye mali destekli yeni bir anlaşma yapılabilmesi için Bankalar Yasası, Sosyal Güvenlik Yasası, Uluslararası Tahkim, özelleştirme... gibi sözde reformların yapılması gerektiğini bildirmiştir. Uygulamaya sokulan bu sözde reformlar ile halkımız hızla yoksullaşırken, uluslararası şirketler ile onların ortaklığı olan holdingler büyük kârlar elde etmişlerdir. Çıkarılan yasalarla devlet zarar eder hale getirilmiş, kâr getiren KİT'ler değerinin çok altında satılmak zorunda bırakılmıştır. Ulusal menfaatleri gözetmeksizin, dışarıdan gelen baskılarla yapılan özelleştirmelerde, kurumlar adeta peşkeş çekilmiştir.

 

Özel okullar ve üniversitelere el konuluyor

Cuntacıların kurmayı planladıkları Milli Mutabakat Hükümeti Programı'nın, 'Eğitim ve Öğretim' başlıklı bölümünde zorunlu öğrenim süresinin 11 yıla çıkarılması öngörülüyor. Ayrıca özel okulların Milli Eğitim'e devredilmesi planlanmış. Şöyle deniliyor: "Ulusal eğitimin tüm kademelerinde, Atatürk ilke ve inkılaplarını özümsemiş, bilimsel düşünceye yatkın, bilgi çağının gereklerini yerine getirebilecek donanıma sahip insanlar yetiştirmek asıl hedefimizdir. Zorunlu ve kesintisiz temel eğitimin öncelikle 11 yıla çıkarılması için gerekli çalışmalar yapılacaktır. Tüm kademedeki okullar, bir plan çerçevesinde çağdaş eğitim araçları ile donatılacak, bilgisayar destekli eğitime hız verilecektir. Her seviyedeki özel eğitim ve öğretim kurumları Milli Eğitim Bakanlığı'na devredilecektir. Bu kurumlarda yıkıcı, bölücü ve irticai faaliyetlerde bulunan sahip, yönetici ve çalışanlar hakkında Atatürk ilke ve devrimleri çerçevesinde gerekli yasal tedbirler alınacaktır (...) Özel yükseköğretim kurumları, çağdaş etkin ve nitelikli hale getirmek için devletleştirilecektir. Eğitimin her kademesinde yurt olanaklarının artırılmasına özen gösterilecektir."

 

Silaha daha çok para ayrılacak

Sözde hükümetin sözde programında silahlanma ve askerî konut harcamalarının artırılmasını öngören bölümler de bulunuyor: "Vatanın ve ulusun bekası ile doğrudan ilgisi nedeni ile Silahlı Kuvvetler'le ilgili yatırım ve harcamalar, ihtiyaçlar ve çağın gerekleri doğrultusunda artırılacaktır. Silahlı Kuvvetler'in modernizasyonu gayretlerine hız verilecektir. Silahlı Kuvvetler'imizin iç ve dış tehditleri caydırmada NATO ve BAB bünyesindeki faaliyetleri ulusal çıkarlarımızla paralel olarak sürdürülecektir. Silahlı Kuvvetler mensuplarının üstün bir moralle hizmetlerinin devamını sağlamak için gerekli her türlü önlem alınacaktır. Ayrıca, güvenlik kuvvetleri mensuplarının mesken sorunlarının çözümlenmesi için konut yaptırılması ve satın alınması bir program dahilinde gerçekleştirilecektir.''

ZAMAN

GÜNDEM Kategorisindeki Diğer Haberler