YENİ HABERLER
ÇOK OKUNANLAR
Bombalar patladığında eşinden önce Atatürk'ün resm
Bombalar patladığında eşinden önce Atatürk'ün resm
Bombalar patladığında eşinden önce Atatürk'ün resm
29 Ağustos 2008 / 12:32 Güncelleme: 29 Ağustos 2008 / 00:00

Bu ülkenin "takım elbiseli çevrelerinin" ilginç geleneklerinden biridir, onların eşleri pek etrafta dolaşmazlar, öyle siyasi demeçler vermeleri neredeyse görülmüş şey değildir; onlar daha ziyade "eşli davetler"de karılarının ya da kocalarının yanında bir aksesuar işlevi görürler.


2005 yılından beri yargı çevreleri tarafından Anayasa Mahkemesi üyelerinden (kendisi başkanvekili şimdi biliyorsunuz) Osman Alifeyyaz Paksüt'ün eşi olarak tanınsa da kamuoyunun bir izleme skandalıyla birlikte adını duyduğu Ferda Paksüt ise, "ciddi kişilerin" eşlerinin ortalıkta olmaması gerektiğine dair bu geleneği yerle bir ediverdi


Onu Ankara Tenis Kulübü önünde yaşanan tuhaf olayın ardından hafızalarımıza kazıdık. Aslında kazınmayacak gibi de değildi, olayın nasıl gerçekleştiğini anlatırken eşinin bir adım önünde duran kadınların o kendinden son derece emin tavırlarıyla dikkat çekiyordu. Lojmanlarından çıkaklarından beri sahte plakalı olduğunu iddia ettikleri bir araçla polis tarafindan izlendiklerini belirtiyordu karı-koca; Osman Paksüt, bu aracın yanına giderek "görevlilere" müdahale bile etmişti. AKP'nin kapatılması davasının dışında üniversitede türban izni kararının tartışılacağı mahkeme oturumlarına denk gelen bu olay, birçok kişi tarafindan AKP'nin polis eliyle Anayasa Mahkemesi Başkanvekili Paksüt'ü sindirme çabası olarak yorumlanmıştı.


• GARİP TESADÜF


Paksütler uzun zamandır bu durumdan şikâyetçiydi. Ferda Hanım, Kulüp'te geçen olayın ardından "orada bulunan" gazeteciler Saygı Öztürk, Fatih Çekirge ve Emin Çölaşan'a da izlendiklerine dair dert yanmış, "Polis bizi hem dinliyor hem de takip ediyor. Bir tanesini yakaladık. Arabada dinleme cihazı var. Uzun süredir devam eden bir olay. Plakalarını aldık Trafik polisine araçtakilerin beni taciz ettiğini söyleyerek gerekeni yapmasını ve polis çağırmasını istedim. Polis aracın emniyete ait olduğunu ve içindekilerin kimseyetacizde bulunmayacağını söyledi" demişti. Bir sonraki gün Çölasanla buluşmalarında da açıklanmaması kaydıyla bazı şeyler anlatmış ancak Çölaşan, bu konuda kendisine sorulan soruları, Ferda Hanım'ın kendisine çok çarpıcı bir şey söylemediğini belirterek cevaplamıştı. İlgili merciler, sahte plakalı araçla izleme olayının tamamen asılsız olduğunu açıklayınca Osman Paksüt'ten sonra Ferda Hanımı da bir şeyler söyleme gereği duymuştu elbet "Ortamı artık daha fazla germek istemiyoruz. Devletin en üst makamları bu konuda gerekli hassasiyeti gösterdiler. Yaşamın akışında maalesef bu tür şeyler olabiliyor. Devletimize de sonuna kadar güveniyoruz."


• ÇÖMEZDEN BAŞKASI DEĞİL


* Ortaya çıkan iddialar gerçekten de şaşırtıcıydı. Paksütlerle Kulüp'te birlikte oturan kişi AKP'den ihraç edilen ve bugünlerde Ergenekon kaçaklarından biri olarak aranan eski Balıkesir Milletvekili Turhan Çömez'den başkası değildi. İşte o Çömez, Ferda Paksüt'le yaptığı telefon konuşmasının artık hayatın doğal bir parçası haline gelen "dinleme"ye takılmasıyla birlikte, Ferda Hanım'ın da savcıya ifade vermek üzere çağırılmasına neden olacaktı.


Ferda Hanım, pek bir korkusuz görünüyordu her zaman, onunla tanıştığımız ilk olayın ardından Vatan gazetesi ve Tempo'ya verdiği röportajlarda da bunu sık sık vurguluyordu: Bu vurgu öylesine netti ki hemen hemen her konuşmasında altını çizdiği bir başka konunun, kendisinin ateşli bir laiklik savunucusu olduğunun önüne geçtiği bile vakiydi. Kendisini koruyabileceğini söylüyordu o konuşmalarında, "Allah muhtaç etmesin attğımı vururum" derken öylesine galeyana gelerek . bunları anlatmış, olmalıydı ki röportajı yapan kişi, ister istemez yakın dövüş eğitimi de alıp almadığını sormuştu Ferda Hanım'a... Böylesi bir soruya "Hayır cevabını verirken epey üzüldüğünü sandığım Ferda Hanım "ama ben sporcuyum, kendimi korurum" diyerek durumu kurtarma çabasını da bu şekilde ortaya koymuştu.


• CUMHURİYET KIZI


• Anayasa Mahkemesi Başkanvekilliği yapan eşinin yanındaki, önündeki ve arkasındaki "fazlaca konuşkanlığıyla" onu hep hatırlanacak bir figür olarak kabul etsek de, o, bu vefalı hatırlamaları çok önceden hak etmişti. Ferda Hanım, Hacettepe Üniversitesi İngiliz Filolojisi'ni tamamlayıp önce Viyana'da Almanca, ardından da Belçika'da da Fransızca eğitimi alarak ülkesine geri dönen bir cumhuriyet kızıydı. Kendisi gibi nesiller yetiştirmek üzere öğretmenliğe atıldı ama bir diplomat olan eşinin ataması nedeniyle mesleğini bırakıp Bağdat'ın barut kokan sokaklarında cesaretle dolaşmaya başladı. Burada ölümle burun buruna gelmişken bile, yetiştiremeyip de geride bırakmak zorunda kaldığı o nesillere örnek olacak davranışlarda bulunmayı sürdürmüştü üstelik: "Bağdat'ta bombayı yediğimiz zaman ilk aradığım şey, eşimden önce Atatürk'ün fotoğrafıydı"


• VATAN HASRETİ BİTİYOR


• Karı-koca bundan sonra Helsinki'de görev aldı, Ferda Hanım bir sefire olarak, Türk bayraklı makam aracına binen eşinin ardından gözleri dolu dolu bir halde kendi görevlerine daldı. Kendisine, ülkeye dönünce anlatacak cesaret dolu anılar yaratmak isterdi herhalde ama buradaki görevleri sırasında etraflarında bomba falan patlamadı. Neyse ki Osman Paksüt, 2005 temmuzunda Ahmet Necdet Sezer tarafından Anayasa Mahkemesi asıl üyeliğine seçildi de vatan hasreti çeken Ferda Hanım artık yurtdışının ilgisizliğiyle boğulup gitmek yerine Türkiye gündeminde önemli mecraları paylaşmak konusunda daha fazla sıkıntı çekmedi.


• HÜKÜMET GİBİ


- Türban ve AKP'nin kapatılması davası derken, Ankara Tenis Klübü'nde yaşanan skandal televizyon ekranlarında dönmeye başladığında, biraz dikkat sahibi pek çok kişi içinde tuhaf bir kasılma duygusu hissetmiştir sanırım. Her daim ortak bir huzursuzluğu uyandıran kadınlardan birinin karşısında durduğunu anlayanlar, o, insanda "hükümet gibi" demek isteği uyandıran kadına bir kez daha dikkatle bakmış olmalılar. Hırslarına tutunmuş insanların yüzlerini geren bariz kaygı ifadesiyle ekranlarda ve gazete sayfalarında "konuşkan" bir kadını daha keşfetmişlerdir böylece.


• ATATÜRK KADINI


• Medya da Ferda Hanım'ın bu konuşkanlığına seyirci kalmadı bundan sonra tabii; kendisinin röportajlarını takip edenler, her defasında, her yeni konuşmasında, onu ilk kez gördükleri zaman yaşadıkları kasılmayı tekrar tekrar yaşadılar. Ferda Hanım birbiri ardınca sıralıyordu o sırada bir cumhuriyet kadınının el kitabına kaydedilmesi gereken cümlelerini: "Atatürk kadınıyım. Atatürk ilkeleriyle büyüdüm. İstiklal Marşı'nı duyduğum zaman tüylerim diken diken olur" diyordu; "Osman Bey"in Anayasa Mahkemesi'ndeki görevine seçileceğini beklemediğini anlatırken


"Çünkü mahkemede yeniyiz" gibi bir cümle bile sarfedebiliyordu hatta. Anayasa Mahkemesi üyelerinin eşleriyle ayda bir toplandıklarını ve aralarında türbanlı olanlar da bulunmasına rağmen nasıl da büyük bir ahenk içinde yaşadıklarına değinirken 'ama kendisinin geniş bir sosyal yaşamı olduğunu ve onlarla mümkün oldukça bir araya geldiğini eklemeden de geçemiyordu.


Ardından laiklik hakkındaki görüşlerinden bahsediyordu. Televizyonda Anayasa Mahkemesi'nin işleyişine dair bir bilirkişi edasıyla çektiği söylevle bazı köşe yazarlarının ekran karşısında saçlarını başlarım yolmasına neden oluyordu Ferda Paksüt.


ADLİYEDEKİ FOTOĞRAF


• Önceki gün Ergenekon kaçaklarından Çömezle yaptığı konuşmalar nedeniyle tatilini yarıda kesip Ankara'ya ifade vermeye giden Ferda Paksüf ün yanında avukatının dışında elbette eşi Osman Paksüt de vardı. Onların Ankara Adliyesi Önünde çekilen son fotoğraflarına bakıldığında hissedilen kasılma, biraz olsun azalmamıştı. Osman Bey, biraz yorgun görünüyordu genellikle olduğu gibi; Ferda Hanım ise, her zamanki atak tavrıyla arzı endam ediyordu. "Ben ne örgüt tanırım, ne de örgüt üyelerini... Benimle uğraşmalarındaki asıl amaç beyefendidir. Beyefendinin kontenjanı altın değerindedir. Beyefendi istife ettiği takdirde, Cumhurbaşkanı istediği adamı seçer. Benim üzerimden baskı yapılmak isteniyor" diyerek meseleye son noktayı o bilindik atak tavrıyla koydu. Şimdi "Mahkemeden çıkacağımın garantisi yok" diyen bir kadın yeniden dinlemeye maruz bırakılacağımız o günler geri geldi..


Türk siyaset ya da yargı sahnesinde fazlaca konuşarak kendini ele verenler gibi bir liste oluşturulabilecekse bu listenin basma Ferda Paksüt hanımefendinin konulması gerektiğini bilenler, Ergenekon iddianamesinin ek belgelerinde de onun adına rastlayacaklar belki de...


Kendisi, "izlemeye" devam edilecek şahsiyetlerden olmayı sürdüreceğe benziyor, biz de eşiyle birlikte izleyelim.


TARAF

GÜNDEM Kategorisindeki Diğer Haberler