25 Mart 2017 Cumartesi
  • Altın144,409
  • BIST90.383
  • Dolar3,6117
  • Euro3,9021
  • Euro/Dolar0.00
  • Sterlin4,5070
  • İstanbul13 °C
  • Ankara19 °C
  • İzmir22 °C
  • Konya18 °C
  • Adana22 °C
  • Antalya20 °C
  • Diyarbakır17 °C
  • Bursa17 °C
  • Kayseri18 °C
  • Kocaeli19 °C
  • Şanlıurfa22 °C
  • Gaziantep20 °C
  • İçel19 °C
BATI MEDENİYETİNİN ÇÖKÜŞÜNE HAZIR OLUN
YENİ HABERLER
ÇOK OKUNANLAR
Biz artık ABD'nin ileri karakolu değiliz
Biz artık ABD'nin ileri karakolu değiliz
Biz artık ABD'nin ileri karakolu değiliz
08 Kasım 2007 / 13:17 Güncelleme: 00 0000 / 00:00

"1944’den beri ABD’nin en sadık müttefiki, hatta daha açık ifade ile ileri karakolu olan Türkiye, Amerikan hegomonyasından çıkmıştır. Türkiye Amerikan etkisinden çıkmakla kalmamış, bölgesinde ve bölge çevresinde Amerika’ya karşı oluşmaya başlayan blokun motor gücü durumuna gelmektedir."





Kanal A Genel Yayın Yönetmeni Alper Tan Türkiye'nin bölgesinde geçirdiği tarihsel evrim sonucu dönüşümünü ve ABD güdümünden çıkan daha güçlü bir Türkiye olma yolundaki adımlarını geniş bir perspektiften irdeleyerek kaleme aldı.






TÜRKİYE KÜRESEL AKTÖR OLAMAZ MI?





Önceki asırlarda devletlerin yükselmesi veya düşmesi on yıllar veya asırlar alabiliyordu. Osmanlı devleti’nin duraklama ve gerileme devri birkaç asır sürmüştü. Teknoloji, iletişim ve ulaşım imkanları geliştikçe, bilimsel ilerleme hızlandıkça, devletlerin yükselme veya düşme süreçleri de çok kısalıyor. Dünyaya perde çekerek izole ettiği halkı baskı altında idare etmeye çalışan Sovyet İmparatorluğu, hepimizin hatırlayacağı gibi 1980’lerin sonunda bir iki sene içinde parçalandı ve darmadağın oldu. Bilgi, iletişim, teknoloji, siyasi ve stratejik zekayı iyi kullanan ülkeler uzun zaman alacak manevraları kısa zamanda gerçekleştirebilme imkanına sahip olabiliyorlar artık. Bilgi ve doğru istihbarat, rasyonel hadiseler çerçevesinde stratejik bir senaryo, geleceği iyi planlayan siyasi bir bakış açısıyla birleşirse “bast-ı zaman” sıçraması meydana getirebilir.





Türkiye sıçrama noktasında:





Milletimizi üzen, gündemi aylarca meşgul eden, sistemi neredeyse tıkanma noktasına taşıyan hiddet, şiddet ve hezeyan dolu saldırı ve saptırmaların bünyesinde aslında tarihi fırsatlar ve hazine değerinde imkanlar da yer almaktadır. Önemli olan hatasız manevralarla o imkan ve fırsatları kullanabilmektir.






Dünya hakimiyetini sağlamak ve pekiştirmek için 11 Eylül kurgusunu hazırlayan ABD, en açık ifadesi ile “Dimyad’a pirince giderken evdeki bulgurdan olmuştur.” 1944’den beri ABD’nin en sadık müttefiki, hatta daha açık ifade ile ileri karakolu olan Türkiye, Amerikan hegomonyasından çıkmıştır. Türkiye Amerikan etkisinden çıkmakla kalmamış, bölgesinde ve bölge çevresinde Amerika’ya karşı oluşmaya başlayan blokun motor gücü durumuna gelmektedir. Türkiye gibi yine ABD ileri karakolu konumunda bulunan Pakistan’da da bu etkiden kurtulmanın mücadelesi verilmektedir. Amerikan derin iktidarının kendi elleriyle destekleyerek getirdiği Pervez Müşerref, son iki yıldan bu yana Washington’a sırtını dönmüş ve Bush yönetimine kafa tutar hale gelmiştir.






Ortadoğu’da ise durum Türkiye ve Pakistan’dan daha farklı değil. Mısır, Suudi Arabistan ve Körfez ülkeleri Amerikan yörüngesinden hızla uzaklaşmaktadırlar. Bir zamanlar Türkiye karşıtı, terör örgütü PKK’nın kalpgahı durumunda olan Suriye ise Türkiye’nin en samimi müttefiki konumuna geldi.






Beşşar Esad ne demek istedi?





Ekim ayında Türkiye’nin PKK terörü nedeniyle Kuzey Iark’a sınır örtesi operasyon yapmak için TBMM’den tezkere çıkardığı günlerde eşiyle birlikte Türkiye’ye gelerek önemli temaslarda bulunan Suriye Devlet Başkanı Beşşar Esad İstanbul’da Huber Köşkü’nde gazetecilerle yaptığı sohpet toplantısından sonra vedalaşırken şu anlamlı cümleleri kullanıyordu. Bu mesaj çok önemliydi: “Bir yıl sonra yeniden bir araya gelme imkânımız olursa, bugün bütün vaktimizi hasrettiğimiz konuyu hiç konuşmadığımızı görürseniz sakın şaşırmayın. Olaylar o kadar çabuk gelişiyor ve şartlar o kadar hızlı değişiyor ki, bir yılda köprülerin altından çok su akacaktır...” Sohpet sırasında söylediği şu cümleler Esad’ın ne demek istediği konusunda küçük ip uçları da taşıyor olmalı: “Bölgeye dönük politikalarda Türkiye ile aynı şeyleri düşünüyor, aynı ilkeleri savunuyoruz” diyor, “Türkiye'nin dünyada artan değeri ve bölgede üstlendiği rol” den söz ederken sanki kendi ülkesinin başarılarından söz ediyormuş gibi seviniyor.






Sınır ötesi operasyon konusunda Türkiye’nin aldığı ve alacağı her karara tam destek vereceklerini açıkça söylemiş olan Esad’ın şu dostane sözleri de son derece anlamlı ve iyi değerlendirilmesi gerekir. “Askerî çözümler yerine önceliği siyasî çözüm imkânlarının sonuna kadar zorlanmasına vermeliyiz. Doğru tavrın ne olduğunu ısrarla muhataplara anlatmalıyız. İki-üç çapulcunun etkisi altında kalınmamalı. PKK ne kadar Türkiye'nin düşmanıysa, aynı derecede Suriye'nin de, Irak'ın da düşmanıdır.”






Türkiye, 1998 yılında Abdullah Öcalan nedeniyle Suriye’ye savaş açmış olsa idi. Beşşar Esad ve Suriye halkı ile bu günkü dostluğu sağlayabilir miydi? Duygularımızın ve kışkırtmaların esiri olmamalıyız.






İran ve Rusya ile Türkçe ilişkiler:





Türkiye’nin İran ve Rusya ile olan ilişkileri de ülkemiz açısından diğer önemli gelişmeleri oluşturuyor. Türkiye, özellikle 2007’de İran’la olan ilişkilerine tahminlerin ötesinde bir boyut kazandırdı. İkili münasebetlerin hem derinliği hem de genişliği hızla artıyor.






Rusya ise dünyadaki iki kutuplu dönemin özlemi içinde eski günlere dönmenin çabasında. Bu noktada Türkiye ile olan ilişkileri son derece sıcak ve yakın.






Doğu-Batı kamplaşması:





Son yıllarda dünyayı etkileyen gelişmelere ve 11 Eylül 2001 sonrası siyasi ayrışma ve kutuplaşmalara çok genel manada bakacak olursak Türkiye, Rusya ve İran’ında lokomotif olarak içinde yer aldığı doğu bloku ile Amerika ile genel manada Avrupa’nın yer aldığı batı blokundan söz edebiliriz. Tabi bu blokların kendi içinde homojen olduğunu söyleyemeyiz. Bu blokların kendi içlerinde ve hatta bloklar arasında karşılıklı zemin kaymaları da yaşanabilir.






ABD artık küresel faktör:





Bütün bu gelişmeler içinde öne çıkan en bariz gerçek, bütün suni ve blöfe dayalı imaj parlatma çabalarına rağmen artık ABD yıldızının yer yüzünde hızla sönmeye başladığı gerçeğidir. Dünyaya hakim ABD imajı sebebiyle bu gerçek şu an tam olarak fark edilmese bile ilerleyen süreçte bu gerçekle Amerikalılar da diğerleri de yüzleşecektir. ABD küresel aktör olmaktan, “küresel faktör” olmaya doğru gerilemeye başlamıştır. Şu aşamadan sonra bunu tekrar tersine çevirebilmesi de çok zordur.






Türkiye?





“Türkiye ise son yıllarda kendi bölgesinde itibarı hızla artan bölgesel bir aktör konumuna doğru ilerliyor. Bu konuda Ankara’nın istek ve gayretleri kadar ABD’nin küresel projelerinin bölge ülkelerine verdiği rahatsızlık da önemli bir faktör. İzlenen Amerikan politikaları ve Avrupa’nın çifte standartlı geleneksel yaklaşımı, bölge ülkelerinin Türkiye’ye yakınlaşmasında itici güç olmuştur. Tarihi mirası ve doğal yapısı nedeniyle birlikte düşünüldüğünde zaten Türkiye’nin bu konumu yadırganacak bir şey de sayılmaz. Türkiye bu süreci akıllıca politikalarla iyi yönetebilirse bölgesinin en önemli ülkesi olabilir. Bunun işaretleri rahatlıkla görülebiliyor artık.”






“1 Mart tezkeresinin reddi Türkiye’yi bölge ülkelerin gözünde kahraman haline getirmiştir. Her ne kadar bazıları bunu kabul etmeseler bile şu anda ABD politikalarına karşı direnen en önemli ülkelerden biri Türkiye’dir. Zannedilenin aksine bu direnç ABD yönetimi nazarında Türkiye’nin önemini ve değerini daha fazla artırmıştır. Çünkü Türkiye ciddi bir bölgesel güç olmaya doğru gitmektedir. Önümüzdeki yıllarda hem Türk halkı hem de Dünya, bunu daha net görecektir. Bu durum, Avrupa’yı da Amerika’yı da kaygılandırmaktadır. Çünkü Ortadoğu’da Amerika da Avrupa ülkeleri de hızla itibar kaybederken Türkiye bölgenin parlayan yıldızı konumuna yükselmektedir.” (12.10.2006. kanala.com.tr)






Geçen yıl bu satırlar yazıldığında muhtemelen yadırgayanlar ve hayal zannedenler olmuştur. Ama şimdi Amerikan düşünce kuruluşları da dahil olmak üzere doğudan, batıdan çok sayıda fikir ve siyaset adamı Türkiye’nin yeni yeri ve rolünü tartışıyor, dikkatler ülkemizin üzerinde yoğunlaşıyor.






Ankara-Washington ilişkileri değişiyor:





Daha birkaç sene öncesine kadar Türk devlet adamları, Amerikalı muhataplarıyla görüşmelerinde ya para talep eder, ya kredi ister, ya borcunun ertelenmesini iletir, ya Yunanistan’a dur demesini, ya AB’ye baskı yapmasını isterdi. Hükümet olmak isteyen siyasiler Washington’un desteğini arar, darbe niyetlisi generaller oralardan garanti alır veya oraların yönlendirmesi ile tankları yürütürdü. Amerika iç işlerimizde bile etkin bir aktördü. Ankara, Washington’un çizgilerinin dışında hareket edemez, bağımsız politikalar üretemez, bunu yapmaya çalışanlar ise çok çeşitli yöntemlerle alaşağı edilerek uluorta cezalandırılırdı.






Peki şimdi neler oluyor. Türkiye bırakın Amerikan çizgisinden çıkmamayı, Amerikan karşıtı blokun başında yer alan birkaç ülkeden biri durumunda. Dünyayı olumsuz etkileyen Washington politikalarına açıkça karşı çıkmaktan çekinmiyor. Irak politikasını açıkça eleştiriyor, İran konusunda Tahran yönetiminin yanında yer alıyor. Bush’un hedef tahtasındaki Suriye ile flört ediyor. Ortadoğu’daki Amerikan karşıtı cepheyi örgütleme ve güçlendirme konusunda azami çaba sarf ediyor. Türkiye’nin, Mısır, Suudi Arabistan, Suriye ve İran gibi ülkelerle ilişkileri bu günkü kadar hiç iyi olmamıştı. Bu, bir devrin değişmeye başladığının Türkiye’nin ve bölge ülkelerinin bahtının açılmaya başladığının göstergesidir.






Türkiye’nin ve birlikte hareket etmeye çalıştığı bölge ülkelerinin samimiyet ve kararlılıkları, ortak stratejilerdeki ustalık ve dayanıklılıkları geleceğin belirlenmesinde büyük önem taşımaktadır.






EastWest Institute’un “Global bir Aktöre Dönüşen Türkiye” Raporu durumu ABD yönetimine anlatıyor:





Amerika’nın önde gelen düşünce kuruluşlarından EastWest Institute geride kalan Ekim ayında yayınladığı raporda Türkiye’nin son yıllarda küresel bir güç olma yolunda geçirdiği evrimi diplomatik, kültürel ve etnik, askeri güç, dini bağlar, enerji ve ekonomik ve politik denge eksenine oturtarak değerlendiriyor.





Türkiye’nin Dünya ile ilişkileri:





Türkiye’nin Birleşmiş Milletler, Dünya Ticaret Örgütü, NATO, Asya Ülkeleri Güvenlik ve İşbirliği Örgütü, Avrupa Birliği, İslam Konferansı gibi hem doğu hem de batı kökenli uluslar arası kuruluşlara gerek üyeliği gerekse üyelik için devam ettirdiği müzakereler örnek gösterilerek diplomasi alanındaki girişimleri örnek veriliyor. Raporda “Bir taraftan Amerika, İsrail ve Avrupa ile çok güçlü bağları var. Diğer taraftan, tüm Ortadoğu komşuları ile Suriye ve Iran dahil olmak üzere, diplomatik ilişkilerini derinleştirerek takip ediyor” deniliyor.






Türk devletleri ile münasebetler:





Kültür ve etnik bağlar konusunda, Türkiye’nin, doğusunda yer alan Türki cumhuriyetlerle de ilişkilerini ilerleterek sürdürdüğü, bu ülkelerle çok başarılı anlaşmalara imza attığı vurgulanıyor. Türk firmalarının bu ülkelerdeki inşaat ihalelerini almaları gibi konulara, bu ülkelerle ikili ilişkilerin güçlendiğine vurgu yapılıyor.






Bölgesel ilişkiler ve TSK:





Bölgesel ortaklıkları ve kültürel bağlarının yanı sıra Türkiye’nin aynı zamanda güçlü bir ordusu olduğuna işaret ediliyor. Dünyanın sekizinci, Avrupa’nın ise en büyük ordusunun Türk ordusu olduğuna dikkat çekiliyor.






İslam-laiklik dengesi:





Uluslar arası arenada toplumların bölünmesine en fazla neden olan faktörlerden birinin İslam-Batı çatışması olduğu ancak nüfusunun büyük çoğunluğu Müslüman olan Türkiye’nin laik toplum düzeni arasında dengeyi sağlayabildiği vurgulanıyor. Türkiye’nin, İslam ve Batı toplumları arasında, Batı’nın İslam toplumları gözündeki inanılırlığını en fazla yitirdiği bir zamanda, köprü görevi görmesinin önemi vurgulanıyor.






Enerjik atılımlar:





Türkiye’nin son yıllarda enerji konusunda attığı dev adımlar, raporun konularından birini oluşturuyor. Özellikle İran’la yapılan doğalgaz ve elektrik anlaşmalarının Türkiye’nin bu konuda da bölgede bir öncü olmasına neden olduğu vurgulanıyor. Türkiye’nin bu anlaşmalarla İran doğalgazını Avrupa Birliği ve ileride Amerika Birleşik Devletleri’ne iletmeyi düşündüğü belirtiliyor. Türkiye’nin Rusya, Hazar Denizi, Ortadoğu ve Kuzey Afrika’dan gelen doğalgaz ve petrol akımının merkezi olma yolunda ilerlediği kaydediliyor.






Kalkınma hamleleri:





Son yıllarda gerçekleştirdiği ekonomik ve mali reformlarla Türkiye’nin bu alanda da başarı kaydettiği, Ak Parti iktidarıyla birlikte Türkiye’nin dış ticaretinin ve büyüme oranının artmasının Türkiye’yi bir cazibe noktası haline getirdiği vurgulanıyor.






Rapor, özetle, yukarıdaki etkenlerin de sayesinde Türkiye’nin doğu–batı arasındaki başarılı bir geçiş olduğunu vurguluyor ve bunların ülkeyi güvenilir kıldığının altını çiziyor. 22 Temmuz seçiminden çıkan sonucun da demokrasi geleneğinin Türkiye’de oturduğunu gösterdiği de ayrıca vurgulanıyor. Tüm bu etmenlerin, Türkiye’nin küresel bir güç haline gelebileceğini gösterdiği açıkça ifade ediliyor.






Graham E. Fuller’in feryadı:





ABD’de Türkiye üzerine kafa yoran herkes artık gerçekleri görmeye başladı. CIA'nın Ulusal İstihbarat Konseyi eski Başkan Yardımcısı Graham E. Fuller, “yıpranan” Türkiye-ABD ittifakının kötüleştiğini belirterek “Washington'un politikaları, genel ve temel olarak birçok alanda Türkiye'nin dış politika çıkarlarına ters düşüyor” dedi.





İki ülkenin çıkarlarının, “Kürtler, terör, İran, Suriye, Ermenistan, Rusya ve Filistin” olmak üzere, 7 alanda birbirine “zıt” olduğunu savunan Fuller, “ABD'nin Irak politikaları, Türkiye için felaket oldu” yorumunu yaptı. Fuller, Los Angeles Times gazetesinde yayınlanan makalesinde “Ankara'nın ABD'ye yönelik husumetinin köklerinin, bir soykırım tasarısının çok daha ötesinde” olduğunu belirtiyor ve “Türk-Amerikan ilişkileri, yıllardan beri kötüleşiyor ve bunun temel izahı basit: Washington'un politikaları, Türkiye'nin dış politika çıkarlarına ters düşüyor.” Diyor.





Fuller, makalesinde Türkiye’den değil, “Yeni Türkiye”den söz ediyor ve “yeni Türkiye”nin tüm bölgesel devlet ve oyuncularla ilişkileri sürdürmek ve Ortadoğu'da büyük bir oyuncu ve arabulucu olmak istediğinden, Orta Asya'da büyük çıkarlarının bulunduğundan bahsediyor. Fuller, ABD'nin iki ülke arasında “hayati ortak çıkarlar”ın bulunduğu açıklamalarını ise “boş laflar” olarak nitelendirerek şunları yazdı: “Popüler demokrasisi ile güçlendirilen Türkiye'nin, Washington'un baskıları ne olursa olsun, kendi ulusal çıkarlarının doğrultusunda hareket edeceği olgusuna alışırsak iyi olur. Çok az Türk farklı bir şey istiyor.”





Graham Fuller ABD ile Türkiye’nin ters düştüğü alanları da şöyle sıralıyor:





*ABD'nin Ortadoğu politikaları, bölgede şiddeti teşvik etti ve El Kaide'yi Türkiye'nin kapısına kadar getirdi.





*Washington yönetimi, Türkiye'ye İran ile ilişkilerine son vermesine yönelik baskılarını çok patavatsızca yürüttü.





*Türkiye-Suriye ilişkileri çok canlandı. Ankara, Washington yönetiminin Şam'ı dışlaması için yaptığı baskılara direndi.





*Ankara ile Erivan'ın “verimli” gayriresmi temasları var ancak Ermeni diasporası, gerilimi artıran kilit faktörlerden biri.





*Ankara, Rusya ile ilişkilerine değer veriyor ve ABD'nin, NATO genişlemesi ve füze kalkanı gibi planlarına karşı çıkıyor.





*Ankara’nın Hamas'ı meşru görmesine Washington karşı çıkıyor. Ankara'nın İsrail ile iyi ilişkileri var ancak eleştirilerde de bulunuyor.





*ABD'nin son Irak politikaları Türkiye için bir felaket oldu. Irak'ın kuzeyindeki oluşum, Türkiye'deki ayrılıkçılığı teşvik ediyor.





Ali Babacan ne anlatıyor?





Dışişleri Bakanı Ali Babacan, 31 Ağustos 2007’de yaptığı basın toplantısında şöyle diyordu: “Gün be gün Türkiye bölgesel güç olma yolunda, global etki gücünü geliştirerek ilerliyor.” “Biz bu konuyu çok fazla önemsiyor ve sonuna kadar muhafaza edeceğimiz taahhüdünü veriyoruz” diyordu.





Biz kendimizi bölgesel güç olma yolunda gördüğümüz ve kararlılığımızı ifade ettiğimizde başkaları bizi küresel aktör olmanın kıyısında görüyor, daha kararlı ve daha ileri işler yaptığımızda ne olacağını tahmin etmek zor değil. En mühimi büyük düşünmek, istemek ve kararlı olmak. Tabi sonrası da çalışmak, çalışmak, çalışmak..
GÜNDEM Kategorisindeki Diğer Haberler