YENİ HABERLER
ÇOK OKUNANLAR
12 Eylül'ün kirli sırları ortaya döküldü
12 Eylül'ün kirli sırları ortaya döküldü
18 Haziran 2012 07:41
Genelkurmay'ın 12 Eylül davasına gönderdiği 'İşkence arşivi' onlarca ölümün üzerinin nasıl kapatıldığını ortaya koydu!

Genelkurmay Başkanlığı tarafından, 12 Eylül davasının görüldüğü mahkemeye gönderilen belgelerde, işkence ve yargısız infaz kaynaklı ölümlerin neredeyse tümünün “intihar” ve “düşme sonucu” diye kayıtlara geçilmiş olması dikkati çekti

12 EYLÜL darbecisini yapan komutanlardan Milli Güvenlik Konseyi üyeleri Kenan Evren ve Tahsin Şahinkaya hakkında açılan davanın dosyasındaki, Genelkurmay Başkanlığı’nın gönderdiği “işkence ve kötü muamele iddiaları ile ilgili belgeler”, darbe zulmünü ortaya koydu. Şüpheli onlarca ölümün üzerinin kapatıldığını gösteren belgeler, işkencelerin Avrupa’dan nasıl gizlendiğini de ortaya koydu. Belgelerde yer alan ve soruşturmaları genel olarak beraatle ya da takipsizlikle sonuçlanmış bazı şüpheli ölüm vakaları şöyle:

* Niyazi Gündoğdu (16 Mart 1985): Ölümünün işkence ile oluştuğunun babası tarafından iddia edilmesi üzerine yapılan inceleme sonucu 10 emniyet görevlisi hakkında dava açılmış, beraatle sonuçlanmıştır. Sivas Emniyet Müdürlüğü nezarethanesinde kendini asmak suretiyle intihar etmiştir.

* İrfan Çelik (14 Eylül 1980): Tutuklu bulunduğu Davutpaşa Askeri Cezaevi’nde kendini asmak suretiyle intihar etmiştir. Ölüm olayından önce aşı olduğu tespit edilmiştir. Aşı sonrası girdiği bunalım neticesinde intihar ettiği anlaşılmıştır.

* Hasan Sazoğlu: Beyoğlu Emniyet Amirliği’nin ekip odasında ifadesi alınırken 4. kat penceresinden atlayarak intihar etmiştir.

* Cumali Ay (14 Nisan 1981): İstanbul Beyoğlu Taksim semtindeki örgüt evinde, belirlenemeyen bir sebepten dolayı kendini bulunduğu kattan aşağı atmak suretiyle öldüğü ve Adana Asri Mezarlığı’nda defnedildiği öğrenilmiştir.

* Teoman Samanlı (25 Ocak 1985): Zonguldak’ta Özel Askeri Cezaevi’nde yatmaktayken öldüğü ve İstanbul Güneşli Mezarlığı’na defnedildiği anlaşılmıştır.

* Mustafa Yalçın (29 Ağustos 1980): Mamak Askeri Cezaevi’nde tutuklu bulunduğu sırada rahatsızlığını beyan etmesi üzerine hastaneye kaldırıldığı sırada ölmüştür.

* Mustafa Şahin (7 Ocak 1981): Suç eşyalarının yerini göstermek amacıyla olay yerine götürülürken Peri suyuna atlayıp boğularak ölmüştür. Takipsizlik kararı verilmiştir.

* Mazlum Güder (3 Mart 1983): Tutuklu bulunduğu Elazığ Askeri Cezaevi’nde hücresinde ölü olarak bulunmuştur.

* Aydın Demirkol (23 Mart 1981): Rahatsızlanarak ölümü sonrasında yapılan otopsinin ardından iki emniyet görevlisi hakkında dava açılmış, beraatle sonuçlanmıştır.

Kaçmak isterken düşmüş
* Hedil Tan (14 Temmuz 1982): Diyarbakır Askeri Cezaevi’nde ölmüştür. Otopsi raporunda ölüm sebebi travmaya bağlı merkezi sinir sisteminin durması sonucu öldüğü tespit edilmiştir. Tutukluluk öncesinden beri kanlı ishal hastalığının olduğu, tuvalette birkaç kez düştüğü, cezaevi tabibi tarafından tedavisinin yapıldığı öğrenilmiştir.

* Cuma Özaslan (25 Ocak 1980): Gaziantep Emniyet Müdürlüğü nezarethanesinde rahatsızlanarak kaldırıldığı hastanede ölmüştür. Otopsi raporunda solunum yetmezliğinden ölüm olayının meydana geldiği anlaşılmıştır. 4 emniyet görevlisi hakkında açılan dava beraatle sonuçlanmıştır.

* İbrahim Eski (12 Kasım 1980): Yer gösterme işlemi sırasında kaçmak isterken düşerek ölmüştür. 2 kamu görevlisi için beraat kararı verilmiştir.

* Ercan Koca (15 Aralık 1980): Demetevler’de bahçe duvarına pankart asarken bir trafik polisi tarafından görülmüş güvenlik kuvvetlerine yakalanmamak için kaçarken, yerlerin de kaygan olması nedeniyle düşerek yaralanmıştır. Nezarethaneye bile alınmadan götürüldüğü hastanede ölmüştür.

Erdost’u öldürdüler
* İlhan Erdost (7 Kasım 1980): Gözaltına alınan sanık cezaevine nakil sırasında araçta görevli askeri personel tarafından darba maruz kalmış ve fenalaşarak ölmüştür. Yapılan otopsi neticesinde ölüm sebebinin darba bağla beyin kanaması olduğu belirlenmiş ve bir astsubayın 10 yıl 8 ay hapsine, ordudan atılmasına, üç er hakkında 10’ar yıl 8 ay hapis, bir erin 2 yıl 20 gün süre ile ağır hapsine karar verilmiş, karar kesinleşmiştir.

Kayıp bilançosu kabarık
Genelkurmay Başkanlığı’nın o dönemde iddialar üzerine bir bilanço da çıkarttığı, tarih belirtilmeyen ancak 1982 sıralarında hazırlandığı anlaşılan yazıya göre, 16 kişinin işkenceden öldüğünün belirlendiği, 33 kişinin doğal nedenlerle, 25 kişinin intihar sonucu, 14 kişinin kaçarken, 71 kişinin çatışmada öldüğü kaydedildi. 60 ölüm olayının ise soruşturulduğu belirtildi. Aynı yazıda, cezaevindeki ölüm olayları için de 2 kişinin işkenceden, 25 kişinin doğal nedenlerle 14 kişinin intihar, 7 kişinin açlık grevi sonucu öldüğü ifade edildi.

Berfo Nine’nin oğlu
Cemil Kırbayır (9 Ekim 1980): Kars Emniyet Müdürlüğü’nde sorgusu yapılırken firar eden sanık bugüne kadar yakalanamamıştır. Ailesinin işkence ile öldüğü iddiası üzerine açılan soruşturmada kaçan sanığın yakalanamadığı, İran’a kaçtığı şeklinde duyumlar alındığı anlaşılmıştır.

Disiplini sağlamak için cop kullanıldı

28 Haziran 1982 tarihli Ankara Sıkıyönetim Komutanlığı imzalı belgede, Türkiye İşçi Köylü Partisi’nden Bedri Gültekin’in işkence iddialarının olduğu, bu dosyadaki sanıkların sorgusunun tamamlandığı, MHP davasında sanıkların sorgusunun bittiği, CHP ile ilgili parti üyelerinin yasadışı örgütlere üye sanıklara yardım sağladığı iddiasıyla soruşturma açıldığı kaydedildi. Aynı yazıda, Mamak Askeri Cezaevi’ne yeni gelenlere disiplini sağlamak için ellerine copla vurulması konusunda, cezaevi astsubayının idddiayı kabul ettiği” kaydedildi. Yazıda, ülkeyi darbe öncesi yaşanmaz hale getiren örgütlerden 3 bin kişinin cezaevinde barınıp memurlara hakaret fiili tecavüzünde bulunmaları gerçeğinin bu durumla birlikte değerlendirilmesi gerektiği ifade edildi.

Karıştır-barıştır şikâyeti ve solcular daha edepsiz raporu

Belgeler arasından “karıştır-barıştır” yöntemi ile ilgili de ilginç bir belge de yer aldı. Sağ ve sol görüşlü mahkumları aynı koğuşlara koyan askeri yönetim, sol görüşlü kadınların koğuşunun karşısına sağ görüşlü erkekleri yerleştirdi. Bunun üzerine her iki taraf da şikâyette bulundu.
Metris Askeri Cezaevi yönetimi 26 Temmuz 1985’te Sıkıyönetim Komutanlığı’na gönderdiği yazıda, bayan tutukluların şikâyeti üzerine sağ görüşlülerin koğuşunun gözlendiği ancak taciz anlamında bir harekete rastlanmadığı, buna karşılık, sol görüşlü kadınların sol içerikli şarkı ve sloganla sağ görüşlü erkekleri taciz ve rahatsız ettiklerinin saptandığı, buna rağmen yine de bayanların şikayetçi olduğu ifade edildi.
Yazıda, şikâyetin ideolojik farklılıktan kaynaklandığı, sol görüşlü erkeklerle irtibatı kesilen kadınların tekrar sol görüşlülerin karşısına konulmak istedikleri ifade edildi.
Yazıda, sol görüşlü erkeklerin sağ görüşlülerin hayali hareketlerinden daha edepsizce hareketler yaptıkları, bayan tutukluların da aynı şekilde karşılık verdikleri ifade edildi.

‘Kürtçe yasağı bitti’ denildi ama cezaevi kapısında zulüm sürdü

12 Eylül yönetimi, 1986’ya kadar, yasakladığı Kürtçe’nin cezaevlerinde de hiçbir biçimde konuşulmamasını emretti. 1986’da Cumhurbaşkanlığı’nın talimatı sonrasında bu alanda düzenlemeye gidildi. Ancak düzenlemenin, yasaktan da trajik olduğu dosyadaki 2 Temmuz 1986 tarihli yazıyla açığa çıktı. Yazıda, “Türkçe bilmeyen yaşlı anne ve babaların tutuklu ziyaretlerinde tercüman aracılığıyla görüşmelerinin sağlanması hususunun Genelkurmay tarafından incelendiği, sakıncası bulunmadığının anlaşıldığı” ifade edildi. Böylece, tercümanın konuşmaları not edip, suç unsuru araştırması gibi bir uygulama yerine, cezaevlerinde Türkçe bilmeyen anne ile oğlunun, konuşmaları Türkçe’ye çevrilerek birbirlerine iletilmesi uygulamasına geçildi.

Avrupa İnsan Hakları Komisyonu işkence odasını açtıramadı

Belgelere göre; Avrupa İnsan Hakları Komisyonu, 31 Ocak 1985’de işkence iddialarını araştırmak üzere Mamak Askeri Cezaevi’ni ziyaret etti. Cezaevi yönetiminin raporuna göre, bir mahkumun heyete işkence gördüğü yeri anlatması üzerine, heyetteki bir üye, bu yerin kendilerinden gizlendiğini belirterek tepki gösterdi.
Alman üye Forewein, bir kadın mahkumun gösterdiği taş binanın kapısının açılmasını istedi. Anahtarın bir başka kişide olduğu yanıtı üzerine ise testere ile kesilmesini talep etti. Ancak cezaevi yönetimi buna yanaşmadı. Anahtarı beklemesi söylenen Alman üye, diğer heyet üyeleri de yumuşatılarak ikna edildi. Otele dönen heyete çay ikram edildiği de yazıda vurgulandı. (Milliyet)

GÜNDEM Kategorisindeki Diğer Haberler