YENİ HABERLER
ÇOK OKUNANLAR
Sosyal medyanın Türkçe'ye etkisi
Sosyal medyanın Türkçe'ye etkisi
24 Şubat 2015 12:43
Yaşamı çeşitli yönlerden değiştiren sosyal medyanın sağladığı kolaylıklar ve olanaklar, olumsuz etkilerinin çoğunlukla göz ardı edilmesine neden oluyor. Akademisyen ve yazar Feyza Hepçilingirler, sosyal medya ile genişleyen sanal âlemde Türkçenin karikatü

Sosyal medya hayatımıza ve dilimize iyice yerleşti. Sosyalleşmek ve iletişime geçmek için ona başvuruyoruz. Peki sosyal medya dilimizden ve ilişkilerimizden bir şeyler de götürüyor mu?

Sosyalleşmek isterken

Yaşamı çeşitli yönlerden değiştiren, yeni bir yaşam tarzı yaratan sosyal medyanın olumsuz etkileri, sağladığı kolaylıklar ve olanakların yanında çoğunlukla göz ardı edildi. Bir bilgi kirliliğine yol açıyordu ama bilgiyi akıl almaz bir hızla ulaşılır kılmasının yanında bu kirlilik görmezden gelinebilirdi. Her türlü yayına günü gününe ulaşma olanağı veriyordu. İnsanları kaynak arama zorunluluğundan kurtarıyordu. İstediğiniz sözcük ya da kişiyle ilgili bilgiyi, saniyelerle ölçülen kısalıktaki bir zamanda önünüze serebiliyordu. Gerçek isim kullanma zorunluluğu getirmediği için güvensizlik uyandırıyordu ama dünyanın bütün ortak iletişim kapılarını önünüze açma gücünün yanında bunun lafı bile edilmezdi. Şimdi dönülüp bakıldığında, öncesini anımsamakta güçlük çekeceğimiz yepyeni iletişim yolları açtı. En başta erişim gücü bakımından farklılık yarattı. Hem kullanıcıların bu medyaya erişimi hem de iletilerin hedef kitleye ulaşımı inanılmaz bir hıza ulaştı. Bu hız, ayrıntılara özen göstermeyi gereksiz ve anlamsız bir uğraş, bir çeşit külfet düzeyine indirdiği için bu özenin göz ardı edilmesine yol açtıysa da durum fazla önemsenmedi.

Yeterince kulak vermemişseniz bir TV haberine, koyduğunuz yeri unutmuşsanız birkaç gün önceki gazeteye ulaşmanız olanaksıza yakınken sosyal medya her an, her yazılana ulaşma olanağı sağlıyordu; üstelik herkesin kullanımına sonuna kadar açıktı.

Yaygın medyada yabancılaşma çoktan başlamış; televizyonlarımızın adları Star, Show, Flash; gazetelerimizin adları Star, Radikal olmuştu zaten; sosyal medyada blog’laşma başlayınca “blogger” sözcüğü de girdi dile, “domain” sözcüğü de girdi. İletişim, “Results for webmaster genel konular” gibi İngilizce - Türkçe karışımı bir dille sürmeye başladı.

Bu durumun yol açtığı en tehlikeli oluşum gençlerin ve çocukların, İngilizcenin bu gösterişli üstünlüğü yüzünden kendi dillerini gözden çıkarmaları oldu. İngilizceleşmeyi çağdaşlık saymak, büyüklerden çocuklara geçti. Türkçeyi emanet edeceğimiz gençler, kendi dillerini sahip çıkılmaya değer görmemeye başladılar.

Okullarına Türkçe konusunda konuşma yapmak için gittiğim delikanlı, konferans salonunda bana karşı çıkacak cesareti gösterememişse de sonrasında benim Türkçe ile ilgili kaygılarıma katılmadığını bildirme gereğini duyup şöyle bir e-mektup göndermişti bana:

“iyi günler ben pazartesi günü konuşma yaptığınız (…) kollejinden 10. sınıf bir öğrenciyim pazartesi günü konuşmanızda belirtiğiniz türkçenin bozulması hakkındaki görüşünüzü yanlış buluyorum.  Siz türkçe'nin bozulduğunu söylediniz fakat ben türkçenin dünyadaki birçok dil gibi yok olmaya mahkum olduğunu düşünüyorum çünkü dünyada uluslar arası bir dil olduğu sürece ulusal bir dil varlığı mümkün değildir”

Türkçenin ortadan kalkmak zorunda olduğunu bu çocuğa düşündürenin kim ve ne olduğunu bulmak zor; böyle düşünen birinin Türkçeye özen göstermesinin beklenemeyeceğini kestirmek ise son derece kolay.

Sosyal medya, zaman zaman “Gezi Direnişi”nde olduğu gibi, zekâ pırıltılı sloganların yer aldığı parlak bir sahne görünümü alsa da genellikle bir onaylama ya da karşı çıkma duvarı olarak işlev görüyor. Dile getirilmek istenen düşüncenin alt yapısı kurulmadan, hangi olguların etkisiyle bu kanıya varıldığı, bu görüşün nasıl ortaya çıktığı, neden duyurulmak istendiği açıklanmadan; daha doğrusu bunlar üzerinde kafa yorulmadan paylaşma yoluna gidilmekte. Çünkü çok hızlı bir döngü söz konusu… Kısa kısa cümlelerle yorumlar yapılması, meramın anlatılması ile yetinmenin düşünce iletmek sanılması bu yüzden. Hız o kadar yüksek ki, o hıza yetişme telaşı, zaten yeni düşünceler üretmeye pek fırsat vermiyor. Facebook’ta bir tık ile beğendiğinizi bildirebilme olanağı, birkaç sözcüklük yorumları bile gereksiz kıldı. Yazıların arasına serpiştirilen güller, sapı kırık çiçekler, rengârenk kalpler; gülen, üzülen, göz kırpan, şaşakalan yüzler, duyguları iletmeyi kolaylaştırdı ama aynı zamanda duyguları sınırlandırdı da. Şekillerle ifadesini bulamayan duyguların hayatımızdaki varlığı kuşkulu duruma girdi. Sonuç olarak Türkçenin düşünce dili olarak gelişmesi, düşünmeyi gerektirmeyen anlık yorumlar yüzünden, duygu dili olarak gelişmesi, şekillerle ifade edilenler dışındaki duygulara kapıları kapatması yüzünden sekteye uğradı, uğruyor.

Sosyal medyada varoluş, ya ulaşılabilen haberlere yorum yaparak ya hoşa giden fotoğraf ve videolar paylaşılarak ya da özel yaşamdan kareler kamuoyunun görüş ve beğenisine sunularak sürdürüldü.

Anlatım o kadar dağıldı ki herkese açık yazışmalar, “bu bır evanescence ıkı artıı duman haykoo Rock ın Krallarııı” örneğinde olduğu gibi, ne dendiği anlaşılmayan, şifreliymiş gibi bir görüntüye büründü.

Daha sonra nereye gider, kestirmek zor ama sosyal medya aracılığıyla genişleyen sanal âlemde Türkçe şu anda, aşağıdaki örneklerde de görüleceği gibi, karikatüre dönüşmüş durumda:

 * aynı yaratıga benziyoo

* ne alaka yaratik zaten :D yaratıcı deil

* n€ €nt€r€san ya bu kadunun n€r€sin€ aşık oldun kii :D

* Hayallermdekine benzio.d

* ya kendı resmını kaysana fceye cnm yaa

* şeytanın elçisi heralde yaratıga benzıyo

BİLİM - TEKNOLOJİ Kategorisindeki Diğer Haberler