YENİ HABERLER
ÇOK OKUNANLAR
Bilim tarihinin en büyük deneyi
Bilim tarihinin en büyük deneyi
Bilim tarihinin en büyük deneyi
09 Nisan 2008 / 10:46 Güncelleme: 09 Nisan 2008 / 00:00


Bir Boeing 747’nin kanatları kadar geniş, camdan bir küpün içi, çevresi rampalarla sarılmış beyaz bir küre ile kaplı. Küre aslında ‘Evrenimizi’ temsil ediyor. İçeri girdikten sonra, başınızın üzerinde baş döndürücü şekilde hareket eden yıldızları seyretmeye başlıyorsunuz.


New York’taki Hayden Planetaryum (yıldızları ve Güneş Sistemi’ni canlandıran bina), sadece halka açık gösteriler sunmuyor. Burada, bilim adamlarının araştırma sonuçları sergileniyor ve bu araştırmaların tümü astrofizik uygulamalarını değiştirebilir.


Mesela astrofizikçi James Lombardi’nin araştırmaları da burada anlam kazanıyor. Onun dünyası da, bilimin diğer dalları gibi, günümüzdeki bilgisayarlardan ve yüksek teknolojili cihazlardan akan verilerle oluşuyor.


Tüm bu soyut figürler yığını, insan duyularının algılayabileceğinden çok uzakta. Ancak veriler, Hayden Planetaryum’undaki bilgisayarlara yüklendiğinde, yepyeni bir anlam kazanabilirler. Bilim adamları, bilgisayarın bir tuşuna basarak kontrol panelinde, yıldızlara ait milyonlarca ışık yılı veya 100 milyonlarca yıl içinde hızla gezinebilirler.


Bu kozmik gezinti fikrini, veriler arasında boğulduğunu hisseden astrofizikçi Piet Hut buldu. Princeton Üniversitesi'nden Hut, kariyerinin büyük bir bölümünü küresel kümeler denilen antik yıldız toplarına adadı.


Bu toplar, evrenin ilk çağlarındaki fosillere benzetilebilir. Hayden Planetaryum’u, ilk kez bilim adamlarının belirlenmesi olanaksız olan cisimleri görmelerini sağlıyor.


İlk zamanlardan kalma


Daha öğrenilecek çok şey var. Galaksimiz olan Samanyolu’nda, birçoğu küçük bir teleskop veya dürbünle bile görebilen yaklaşık 150 küresel küme var. Küresel kümelerin, galaksilerin milyarlarca yıl önce meydana geldiği dönemlerde oluşan ilk tanımlı yapılardan biri olduğu düşünülüyor. Bu nedenle de kümeler, galaksilerin, dolayısıyla da Evren’in oluşumunu anlama yolunda önemli olabilirler.


Küresel kümeler içindeki yıldızlar, evrenin bizim tarafımızdaki bölümünde bulunan ve ömürlerinin büyük bir kısmını diğer yıldızlardan uzakta, tek başlarına geçiren yıldızlardan farklıdırlar. Bu kümeler, sürekli birbirleriyle çarpışan bir kalabalık yaratırlar.


Eğer Güneş’imiz, küresel kümelerin tam ortasında olsaydı gece gökyüzü, dolunaydan daha parlak yıldızlarla kaplanırdı. Böylece gazeteyi gece okuyabilirdik ve belki de gazetelerin birinde, ‘Güneşle yıldızlar çarpışma halinde’ yazardı, çünkü bunlar küresel kümelerde sıklıkla yaşanan olaylar.


Karmaşıklık nasıl çözülecek


Yanıtlar, hem galaksilerin merkezinde hem de yıldız kümeleri ile yıldızların oluştuğu bölgelerde sürmekte olan önemli olaylara ilişkin ipuçları verecek. Küresel kümeleri anlamanın, galaksilerin tehlikeli ölçüde yoğun ve düzensiz çekirdeklerinde gerçekleşen karmaşık işlemleri çözme yolunda ilk önemli adım olduğuna inanıyor.


İşte, çok karmaşık hesaplamaları yapmanın ve sonuçları planetaryuma yüklemenin işe yaradığı yer tam da burası. Küresel kümeler çok komplekstir ve bu nedenle de incelemelere yanıt vermemişlerdir. Yıldızların hareketleri ve bütünüyle yapılar, Newton kütle çekimi kanununa bağlıdır. Ancak, Newton’un denklemleri sadece 2 cisme uyabilir. Üçüncü bir cisim eklediğinizde kaosla karşı karşıya kalırsınız. Küresel kümeler de milyonlarca yıldız bulunduğundan, sorunu çözmek için başka bir yöntem bulunmalıdır.


Daha ileri gitmek için, yıldızların hareketlerinin simülasyonlarını yaratacak bilgisayarlar gereklidir. Bu bilgisayarlar, içerik olarak oldukça basit, ancak gerçekte günümüzdeki süper bilgisayarlardan bile üstün olmalıdırlar.                                                                                       


139 bin yıldız içeriyor


1960’larda bilim adamları, ancak 16 yıldızı izleyebildiler, ancak sonunda bilgisayarların karmaşıklığında boğulup yittiler. Ancak, astrofizikçiler, özellikle Tokyo Üniversitesi'nde üretilen özel amaçlı GRAPE-6 gibi günümüzdeki bilgisayarlarla, 130 bin yıldız içeren kümelerdeki yıldızların her birinin hareketlerini saptayabilirler.


Yıldızların evrimini ve çarpışma hareketlerini inceleyen gruplar yaklaşık olarak 40 yıldır çok karmaşık bilgisayar modelleri üreterek kendilerini yalnızlığa mahkum ettiler. Şimdiyse Hut’a göre bu gruplar, planetaryumun yardımı sayesinde araştırmalarında ilerleyebilecekler.


Bilim adamları, bu şekilde yapılan araştırmalar, geleceğin araştırmaları olacağını söylüyor. Kuramcı astrofizikçiler, evrende neler olup bittiğini anlamak için artık bir kağıda denklemleri dökmek zorunda kalmayacaklar. Artık, Hayden’a gidip yıldızların altında bekleyebilirler. Sanal da olsa...


Yerin 100 metre altında...


Bu uluslararası kuruluş, yerin 100 metre altındaki dev parçacık hızlandırıcının faaliyete geçmesiyle ortaya çıkacak sonuçlar nedeniyle, “Dev bir kara delik oluşacak, bu delik etrafta ne varsa içine çekerek yutacak. Belki dünyanın sonunu getirecek” gibi birçok spekülasyona konu oldu.


Engelen, deneyin gerçekleştirileceği Large Hadron Collider (LHC) “Büyük Hadron Çarpıştırıcısı” adlı yeni tesisin halen soğutulma aşamasında olduğunu kaydetti ve LHC için “dünyanın en büyük buzdolabı” ifadesini kullandı.


Eksi 270 derecelik soğutma


Engelen, deneyler başlamadan önce, 27 kilometre uzunluğundaki tüm tünelin eksi 270 dereceye kadar soğutulması gerektiğine işaret ederek “Deney muhtemelen temmuzda başlayacak. Bilimde ne kadar emin olunabilirse o kadar eminiz ki, önümüzde yepyeni ufuklar açılacak” dedi.


CERN’i ziyaret ettiğimiz iki gün boyunca, kuruluşun yerüstü ve yeraltı birçok bölümünü gezme, hayal etmesi bile güç olan çalışmaları gözlerimizle görme fırsatı elde ettik. Kurum dışından çok az kişiye nasip olabilecek bu ziyaret sırasında dünyanın en büyük parçacık detektörünün bulunduğu yerin 100 metre altındaki bölüme inerek, bu heyecanı orada çalışan bilim adamları ve diğer uzmanlarla paylaştık. Bilim-kurgu spekülatörlerinin yaydığı korkuların tamamen yersiz olduğuna tanıklık ettik.


‘Tanrı Parçacığı’nın gizemi


“Büyük Hadron Çarpıştırıcısı” insanoğlunun şimdiye kadar gerçekleştirdiği en önemli deney olmaya hazırlanıyor. Bunun için oluşturulan dev tesise “günümüze kadar imal edilen en önemli makine” de deniyor. Burada, evrenin başlangıç noktası olarak kabul edilen büyük patlamadan (Big Bang) çok kısa bir süre sonrasının koşulları laboratuvar ortamında oluşturulacak. En az 10 yıl sürecek deney ve gözlemlerle modern fiziğin günümüze kadar yanıtlayamadığı birçok önemli konu açıklığa kavuşturulacak.


Tesisteki herkes, bu keşiflerin ilk ürünlerinin (cisimlerin neden bir kütlesi olduğunu açıklayacak olan ve Tanrı Parçacığı olarak adlandırılan Higgs parçacığının gözlenmesi gibi) önümüzdeki iki üç yıl içinde alınacağı konusunda son derece umutlu.


CERN’İN İKİNCİ ADAMI ENGELEN:


Önce kendi fizikçi topluluğunuzu oluşturun


20 ülkenin tam üyesi olduğu CERN’in iki numaralı adamı Jos Engelen, Türkiye’nin olası üyeliğiyle ilgili olarak, “Üyelik için 2 önemli unsur var: Bir, o ülkenin bir Avrupa üyesi olması. İki kuruluş bütçesi için gerekli payı ödemesi” dedi. Engelen ülkelerin üye olduklarında CERN’den sağlayacakları katkılar kadar kendilerinin de kuruluşa katkı sağlayacak konumda olması gerektiğini söyledi. Engelen, üstü kapalı bir şekilde üyeliği düşünmeden önce, ülkenin, özellikle parçacık fiziği, nükleer fizik ve astrofizik gibi dallarda kendi bilim adamı topluluğunu oluşturması gerektiği yönünde düşüncesini ifade etti.


30 Türk fizikçi var


İsviçre-Fransa sınırında bulunan CERN’de halihazırda 30 kadar Türk fizikçi değişik laboratuvarlarda hem deneylere katılıyor, hem de doktora veya doktora sonrası bilimsel çalışmalarını tamamlıyor. Ancak Türkiye’nin kuruluşta sadece gözlemci statüsünün bulunması, şimdiye kadar tam üye olmaması Türkiye’nin bilim camiasında büyük heyecan yaratan bu bilimsel çalışmalara daha yakından katılmasını önlüyor.


Eğitimini ABD ve İngiltere’de tamamlayan 28 yaşındaki genç fizikçi Bilge Demirkoz, CERN’in tam zamanlı elemanı; kampusta çeşitli laboratuvarlarda çalışan diğerleriyse süreleri dolunca buradan ayrılacak.


Türkiye’nin en kısa zamanda üyeliğinden yana olan Demirkoz şöyle diyor: “Türkiye’nin önce kendi bilimsel topluluğunu oluşturup sonra buraya gelmesi fikri pek geçerli değil. Çünkü bu süre içinde yeni bilim adamlarının CERN’e gelip uluslararası koşullarda yetişmeleri engelleniyor.”


Demirkoz, “Hazırlıklarımızı tamamlayıp gelelim dersek bu hiçbir zaman olmayacak. Ama fizikçilerimiz buraya daha sık ve iyi koşullarda gelip çalışma yaparsa asıl fizikçi topluluğumuz ondan sonra sağlamlaşacak” diyor.


Dan Brown’un romanına konu oldu


CERN, Dan Brown’un çok satan romanı “Melekler ve Şeytanlar”a da konu oldu.


Romanda, CERN’in başarılı fizikçilerinden Leonardo Vetra cinayete kurban gider. Vetra’nın tek gözü oyulmuş ve göğsü “Illuminati” sembolüyle dağlanmıştır. Ancak CERN’in tek kaybı Vetra değildir. Ünlü fizikçinin son derece tehlikeli buluşu “karşı madde” de çalınmıştır. Cinayeti gizleyen CERN direktörü, Harvard Üniversitesi Simgebilim Profesörü Robert Langdon’u İsviçre’ye çağırır.


Dr. Vetra’nın kızı Vittoria ile Langdon, Roma sokaklarında, kiliselerde ve katakomplarda soluk soluğa, Illuminati’nin 400 yıllık izini sürerek cinayetleri önlemeye çalışacaklardır. (www.altinkitaplar.com dan alınmıştır)


Milliyet

BİLİM - TEKNOLOJİ Kategorisindeki Diğer Haberler