YENİ HABERLER
ÇOK OKUNANLAR
Safdil figüranlık yakıştı mı?
Safdil figüranlık yakıştı mı?
13 Şubat 2012 14:57
ALPER TAN

8 Şubat tarihinden bu yana İstanbul Özel Yetkili Savcılığı’nın, MİT yöneticilerini ifadeye çağırma olayı tartışılıyor. Bundan önceki MİT kimin hedefinde? Kim kiminle?” başlıklı yazımda da ifade ettiğim gibi bu hadise, göründüğünden daha derin, daha kapsamlı, daha önemli, çok buyutlu ve daha hassas bir gelişme. Bazen insanın dilinin ucuna kadar gelir, söyleyiverecek olur; ancak “faydası mı zararı mı olur” sorusuna cevap bulmakta zorlandığı için vazgeçer, yutkunur. Şahsen, öyle bir sıkıntı yaşıyorum. Tahmin ediyorum sorumluluk taşıyan bir çok insan aynı sıkıntıyı yaşıyordur. Söylesen bir dert söylemesen başka bir dert.

Türkiye, son yıllarda, cumhuriyetin ilk yıllarından bu yana muzdarip olduğu, halkına karşı yapılandırılmış statükonun tasfiyesi için mücadele ediyor. Bu yönde hayli mesafe de alındı. TSK, MİT, yüksek yargı, üniversiteler gibi önemli devlet kurumları, kendi halkını genel manada düşman bir halk gibi gören hastalıklı bir anlayışa sahipti. Bu anlayışın başka paydaşları da vardı. Halkın bir kısmını devlet taraftarı diğer kısmını da devlet düşmanı olarak algılayan, hadiseleri, halk veya millet odaklı değil de devlet odaklı ele alan bu anlayış son yıllarda tasfiye ediliyor. Buna demokratikleşme ve sivilleşme süreci deniliyor. Ama bu aynı zamanda bir millileşme sürecidir.

Bu demokratikleşme hareketinin genel olarak başlama tarihi 2007’de 12 Haziran’da başlayan Ümraniye soruşturması ve devamında gelişen Ergenekon operasyonu ve yargılaması olarak görülüyor. Bunun öncesinde yaşanan hadiseler ya fazla bilinmiyor ya da bilinse bile sonrasındaki demokratikleşme süreçleriyle irtibatı algılanamıyor. 2007 ve devamında sivilleşme ve demokratikleşme serüveninde hangi kurumların rol aldığına bakıldığında, polisin ön planda olduğu görülüyor. O sebeple de sanki demokratikleşmenin motoru polismiş gibi bir algı oluşuyor. Bu süreçte polisin rolü önemli olmakla birlikte MİT’in yerini de teslim etmek gerekir. Polis, halk içinde üniformalarıyla, araçlarıyla, kamuya açık operasyonlarıyla göz önünde olduğu için olumlu konularda da olumsuz konularda da daha çok dikkat çekiyor. MİT ise yapısı gereği kapalı ve daha gizemli bir kurum olduğundan dolayı faaliyetleri de bilinmiyor.

Daha önce bazı yazılarımda da vurguladığım gibi Türkiye’nin demokratikleşme sürecinin miladı gibi algılanan Ergenekon soruşturması başlamasının öncesinde MİT, sessiz sedasız, gürültüsüz patırtısız kendi içini temizledi. Yüzlerce MİT mensubu kurumdan uzaklaştırıldı. MİT’ten uzaklaştırılanların önemli bir kısmının Azerbaycan ve Kıbrıs’a yöneldikleri belirtiliyor. Bu iç temizlik operasyonlarının tamamlandığı, yani MİT’in millileşmesi, büyük ölçüde sağlandığında teşkilatın kuruluşunun 80. yılına gelinmişti. 5 Ocak 2007’de, dönemin MİT Müsteşarı Emre Taner, kurumun yeni stratejilerini ve MİT’teki dönüşümü anlatan çok önemli bir açıklama yaptı. Kurumla veya yaşadığımız son gelişmelerle alakalı yazı yazan görüş belirten herkesin o açıklamayı tekrar tekrar okumalarını ve üzerinde düşünmelerini tavsiye ederim.   

O açıklamada Emre Taner, MİT ve devlet içindeki katı kuralcı, statükocu anlayışa koyu bir muhafazakarlıkla bağlı kesimleri açıkça eleştiriyor. Ve şöyle devam ediyor: “Türkiye’nin Balkanlar, Kafkaslar ile Ortadoğu’nun arasında bir iç hat pozisyonuna sahip halde bulunduğu, bu pozisyonun kademeli olarak Orta Asya’ya açılan alanlara bağlandığı” tespit ediliyor. “Bu üç bölgenin ve Orta Asya'nın birçok bakımdan küresel politikaların ve "rol" savaşlarının belirli açılardan yoğunlaştığı alanları oluşturduğu da bir gerçektir. Dolayısıyla yeni sorun ve tehditler doğrultusunda 21. yüzyılda doğuya doğru genişleyen dinamik bir alan sözkonusu olmakta ve bu durum Türkiye'nin gittikçe genişleyen bir alanda merkezi pozisyon kazandığını/kazanacağını göstermektedir.”

Ama can alıcı cümleler bundan sonra geliyor: “Bu süreç içinde Türkiye, gerek stratejik gerekse jeopolitik önemi nedeniyle kendisini hiçbir zaman olayların akışına bırakma ya da "bekle-gör-tavır al" taktiği ile sınırlama lüksüne sahip değildir. Uluslararası sistemi ayrıntılı ve isabetli bir tanımlamayla (kendi konumu ile ilgili) taktik, stratejik ve yüksek stratejik tutumlara sahip olmak zorundadır.”

Açıklamadaki şu cümlelere ise ayrıca dikkat edilmeli. “Dünyadaki tüm değerlerin, ilişkilerin, sistemlerin ve düzenlerin, ister sosyal-ekonomik-siyasi ister ahlaki-dini olsun yeniden şekillendiği ve hatta tanımlandığı bir süreç içinde bulunmaktayız. Yaşadığımız bu süreç, aynı zamanda, parçası olduğumuz uluslararası sistemin de kuralları, başrol oyuncuları ve figüranlarıyla mevcut olandan çok farklı bir boyutta yeniden belirlenmeye ve hatta doğmaya çalıştığı bir döneme kaynaklık etmektedir.”

Gelişen süreçler MİT’in 5 yıl önceki tespitleri ve öngörülerini baştan aşağı haklı çıkarmıştır. Bu açıklamaların ardında ciddi ve büyük bir beyin gücünün olduğu ortadadır. Dünyadaki ABD imajının gerilemesini, AB’nin ekonomik ve siyasi bunalıma girmesini, Arap ayaklanmalarını kapsayan bir öngörü söz konusu. Hatta Türkiye’de demokratikleşmenin miladı olarak görülen Ergenekon soruşturmasının, bu açıklamadan 6 ay sonra başlamış olmasının da tesadüf olduğunu zannetmiyorum.

Emre Taner ve Hakan Fidan, ifade ettiğim stratejiyi hayata geçirme konusunda birbirlerinin devamıdırlar. Bugün Hakan Fidan, Türkiye’nin milli istihbaratının tepesindeki isimdir. Emre Taner ise emekli olduktan sonra, Türkiye’nin öncülüğünde yeni oluşturulmuş olan ve Cidde’de bulunan İslam ülkeleri istihbarat kurumlarının koordinasyonunu sağlayan merkezin başında bir buçuk seneden beri kritik bir görev yapmaktadır.

Dünyada güç dengeleri değişirken ve ülkemiz, hem bölge hem de dünya muvazenesinde dengeleyici bir güç olma yolunda ilerlerken başlatılan operasyon girişimleri ne anlama geliyor? Türkiye, Suriye’nin Irak ve Suudi Arabistan taraflarına 40 bin civarında asker yığmış ve komşuda her gün oluk oluk akan kanı durdurmaya çalışırken Türkiye ve İslam ülkelerinin çok önemli istihbarat merkezlerinin tepesine yapılan operasyon ne anlama geliyor? 

Bu operasyonun içerdeki ve dışardaki ortakları açığa çıktıkça birilerinin yüzü kızaracaktır. Özellikle de bir dostumuzun ifadesiyle “ABD’yi, dünya gemisinin dümenindeki devlet olarak görüp, dünyanın ahengini bu gücün devamında gören, ABD’nin zayıflamasını, dünyanın kaosa sürüklenme sebebi bilip Mesihî bir ruh ve ilişkiyle bu düzene destek veren bizim safdillerimizin.”

Aslında mesele şu:

Türkiye küresel aktör mü olsun; küresel aktörün safdil figüranı mı? Sizce hangisi?

Alper TAN

13.02.2012

İlgili analizler:

MİT Vizyonuna Sıkılan Kurşun ve Dink Cinayeti

EMRE TANER 2007'DE AÇIKLAMIŞTI

 

 


 

ANALİZ Kategorisindeki Diğer Haberler
ABD GİZLİ BELGESİ VE REİNA SALDIRISI! 17.01.2017ABD, NATO, TERÖR VE CUMA HUTBESİ! 02.01.2017BATI SAVAŞI KAYBETTİ. İSTESE DE İÇ SAVAŞ ÇIKARTAMAZ! 30.12.2016SURİYE’DE KİMLERLE SAVAŞIYORUZ? 27.12.20162017 VE SONRASI NELER OLABİLİR? 22.12.2016BU “TERÖR” DEĞİL, “DIŞ SALDIRIDIR” 17.12.2016İRAN, MÜFLİS BATININ TRUVA ATI MI? 16.12.20163.DÜNYA SAVAŞININ ADI “TERÖR” 12.12.2016BATI DEĞERLERİ VE HEGOMONYASI SARSILIYOR! 08.12.2016SURİYE ABD’YE GİRİYOR! 02.12.2016KÜRESEL DÜZENİ MÜSLÜMANLAR KURUYOR 29.11.2016Bu NATO'yla ne işimiz kaldı? 26.11.2016BATI BATIYOR, ÇÖZÜM KENDİMİZDE 23.11.2016BATI'NIN SÖMÜRGE DÜZENİ YIKILIYOR 19.11.2016BATI NİÇİN PANİKTE? 15.11.2016TRUMP DÖNEMİNDE NELER OLACAK? 10.11.2016BATI BU SAVAŞI KAYBEDECEK. ÇÜNKÜ... 07.11.2016HAÇLILAR NEDEN DAİŞ’İ BİTİRMEK İSTEMEZ? 21.10.2016İŞTE GİZLİ BELGE, ABD EN TEHLİKELİ TERÖR ÖRGÜTÜ 18.10.2016CENK MEYDANI ISINIYOR 13.10.2016
2023
 // Abdullah Türkmen
2023 , baska birsey demeye gerek yok. önemli olan, sizin belirttiginiz gibi, bu taslara takilmadan, istikameti korumak!...
17 Şubat 2012 00:44
temizlemişde
 // filan falan
"Daha önce bazı yazılarımda da vurguladığım gibi Türkiye’nin demokratikleşme sürecinin miladı gibi algılanan Ergenekon soruşturması başlamasının öncesinde MİT, sessiz sedasız, gürültüsüz patırtısız kendi içini temizledi." lütfen sayın tan gözbağcılık yapmayın. Temizlik filan yok. kimseyi de kandırmayın....
15 Şubat 2012 03:34
02:30
 // dogan ortu
İnanin bu kadar yandas olmanizdan dolayi sizi kiniyorum...
15 Şubat 2012 02:30