YENİ HABERLER
ÇOK OKUNANLAR
PKK devlet memuru!
PKK devlet memuru!
29 Aralık 2010 13:03
ALPER TAN

Demokratik Toplum Kongresi isimli yapının 18-19 Aralık tarihlerinde Diyarbakır’da düzenlediği toplantıda “Demokratik özerklik” talebi tartışmaya açıldı. O günden beri bu konuda sert tartışmalar oluyor. BDP’lilerin, TBMM genel kurulunda Kürtçe konuşma yapmaları ve bundan sonra her alanda Kürtçe konuşacaklarını söylemelerinden sonra Genelkurmay Başkanlığı da, üzerine vazife olmadığı halde işgüzar bir açıklama yayınladı.

BDP’nin selefi olan parti DTP, devletin resmi yayın organı TRT’nin kesintisiz Kütçe yayın yapmaya başlaması üzerine, memnun olması gerekirken aksine rahatsız olmuş ve parti grup toplantısında Kürtçe konuşmalar yapılarak belli odakları kışkırtmaya dönük bir girişimde bulunulmuştu. Yine, aynı DTP’nin kapatılması için Anayasa Mahkemesi’ne dava açılmasından sonra, karar günü yaklaştığında DTP Eşbaşkanı Emine Ayna, “Hadi partimizi bir an evvel kapatın” dercesine provokatif açıklamalar yapmıştı. Zaten parti de kapatıldı. Bir siyasetçinin her zaman doğru söylemesi gerekir. Söylenen şeylerin doğruluğu kadar, yeri ve zamanının da doğru olması çok önemli. Yöntem ve üslup da öyle..

DTK (Demokratik Toplum Kongresi) her ne kadar Doğu ve Güneydoğu’daki çeşitli kesimleri içinde bulundursa da PKK ve onun siyasi uzantılarının etkisi altında bir yapı. DTK ve BDP elinde silahla terör yapanları savunduğu müddetçe “Barış” ve “Demokrasi” adına söyledikleri inandırıcı olmayacaktır. Ama bu durum, devletin bu güne kadar, içinde Kürtlerin de olduğu vatandaşlarına yaptığı zulüm, haksızlık, adaletsizlik, tanımama, yok sayma, reddetme gibi günahlarını ortadan kaldırmıyor.

PKK ve onun çeşitli uzantıları aslında doğru olan bazı hakları, yanlış yöntemlerle talep ediyorlar. Kendileri hak talebinde bulunurken on yıllardır zaten devletin yaptığı zulüm ve adaletsizlikleri de bizzat tekrarlıyorlar. Böylece “sözde” haklarını savundukları Kürtlere, katmerli bir ihanette bulunmuş oluyorlar. PKK, yaptığı eylemlerle, o bölgeye okul yapılmasını, yol getirilmesini, fabrika açılmasını, bölgenin gelişmesini engelledi. Öğretmen öldürdü, imam öldürdü, sivil Kürtleri bile katletti. Üstelik bütün bunları “Kürtler için” yapmış gibi gösterdi. Tıpkı devletin, Türkler için deyip Türkleri ezmesi ve ayrıştırması gibi..

Gelelim “Demokratik Özerklik” taleplerine. DTK ve BDP’nin çeşitli talepleri var. Demokratik özerklik, öz savunma gücü, Kürtçenin kullanımı, kültürel haklar vs. Kültürel hakların sağlanması konusunda ülkede zaten önemli bir itiraz görünmüyor. Kürtçenin okullarda seçmeli ders olarak öğretilmesi konusunda bazı itirazlar olsa da bunun bir şekilde çözülebileceği anlaşılıyor. Çözülmeli de.. Resmi dil dışında Kürtçenin her alanda kullanılmasının önünde ise fazla bir engel kalmadı. Devletin resmi yayın organı her gün 24 saat Kürtçe yayın yapıyor. Kürtçe müzik serbest zaten. Herkesin ana dilini konuşması konusunda bir engel de yok. Sadece bir mahkemede anadilde savunma ve konuşma konusunda bir sıkıntı yaşandı. Bunun da aşılacağına inanıyorum.

PKK’yı resmi kuvvet haline getirmek veya “Özsavunma gücü”:

PKK’lıların silah bırakıp, örgütün tasfiye edilmesi sürecinde hızlı ve olumlu gelişmeler yaşanıyor. Örgütün silahlı eylemi terk etmesi konusunda Abdullah Öcalan’ın da verdiği olumlu mesajlar var. Öz savunma gücü taleplerine gelince. Bu talepte bulunanların amacının, terörü bırakacak olan PKK’lı teröristlerin, devletin çatısı altında maaşlı, resmi bir güç haline dönüştürülmesi olduğu anlaşılıyor. Ve bu gücün, Kürtlerin yoğun olarak yaşadıkları Güneydoğu bölgesinde istihdamı düşünülüyor. Böylece PKK’nın siyasi uzantıları, PKK silah bıraktıktan sonra da bu gücün gölgesi altında siyaset yapmaya devam etmiş olacaklar. Hem güneydoğu bölgesi hem de ülkenin tamamı yine bu gücün tehdidi altında olacak.

Bu durum teröristlerin devlet memuru yapılması anlamına geliyor. Bu “Öz savunma gücü”nün en fazla tehdit edeceği kesim ise yine Kürtler olacak. Neden mi? Kürt nüfusun siyasi tercihlerine baktığımızda sadece % 20 veya % 25’i ancak BDP siyasetini destekliyor. Kürt toplumun sadece % 20’sini temsil eden bir oluşumun tüm Kürtleri yönetmeye kalkışması ve bunu tamamen kendi kontrolünde bir silahlı gücün gölgesinde yapması en başta Kürtler açısından vahim sonuçlar doğurur. Bu, bölgedeki büyük çoğunluğun, Marksist ideolojiye sahip bir Kürt azınlık tarafından ezilmesi demektir. Tıpkı Saddam Hüseyin’in Baas rejimi gibi. Hatta ondan da tehlikeli. Dolayısıyla “Öz savunma gücü”nü, bırakın Türkiye’nin kabul etmesini en başta Kürtlerin büyük ekseriyeti reddedecektir. Böyle bir talepte ısrar edenler Kürt sorununun çözümünü istemeyenlerdir.

Ancak konu silah bırakacak PKK mensuplarının bundan sonra ne yapacakları ise, buna devlet başta olmak üzere herkesin kafa yorması gerekir. Silah bırakıp dağdan inenlerin rehabilitasyonu, topluma uyum sağlaması ve kirli işlere bir daha bulaşmaması için nasıl bir yöntem izlenmesi gerektiği konusunda düşünce kuruluşlarının da çözüm üretmesi gerekir. Bu konuda özellikle ilk planda en ideal çözüm yurt dışında yani Irak sınırları içinde tutulmaları, belli bir rehabilitasyon dönemi ve Türkiye’nin normalleşmesinden sonra da isteyenlerin Türkiye’ye dönmeleri. Tabi bizzat teröre bulaşanlarla diğerleri arasında bir ayrım yapmakta gerekir.

Çözüm için ne yapılabilir?

Demokratik özerklik konusundaki tüm eleştirilere rağmen bu süreç yine de olumlu bir süreç. Çünkü, en başta silahların değil insanların konuşuyor olmaları önemli bir gelişme. Demokratik ülkelerde en uç görüşler ve teklifler bile tartışılabilir. Bu bir tartışmadır. Tartışmayı kavgaya dönüştürmeden yapmalıyız. Bir an evvel hep birlikte, etnik ve ideolojik anlayıştan arındırılmış bir anayasa yapılmalı. Kürt sorununu, terör meselesini çözelim derken ülkenin başına yeni sorunlar çıkaracak yaklaşımlardan uzak durulmalı. Kürt sorunu çözülürken toplumun diğer kesimleri huzursuz edilmemeli. Terör gazileri ve şehit aileleri çözüm sürecine dahil edilmeli ve rencide edilmemeli. Çözüm süreci daha fazla sürüncemede bırakılmamalı. Yapılabilecek işler bir an evvel hayata geçirilmeli. Hükümetin ağırdan aldığı konular olmamalı. Muhalefet daha sorumlu davranmalı ve partiler, çözüm sürecini seçim kampanyalarına alet etmemeli.

PKK, KCK, DTK ve BDP gibi oluşumlar eğer gerçekten çözüm arzu ediyorlarsa onlar da yapıcı davranmalılar. Tahrik edici ve zorlaştırıcı üslubu terk etmeliler. Devletin yönetim yapısında bir değişiklik olacaksa (ki sadece Kürt meselesinden değil, hantal idare anlayışından dolayı kaçınılmaz olarak gerekiyor) sadece bir bölgede ve etnik hesaplarla değil tüm Türkiye’de yapılmalı. Ayrımcı yaklaşımlar sorunu bitirmez, yeni sıkıntılar doğurur. Üretilecek çözümlerde sadece Kürtlerin ve Türklerin memnuniyeti değil, halkın tüm kesimlerinin memnuniyeti hedeflenmeli.

BDP gerçekten “barış ve demokrasi” istiyor mu? Önümüzdeki süreçte bu konuları çok net test etme imkanımız olacak. Umarız derin odakların değirmenine su taşımaya devam etmezler.

Alper TAN
29.12.2010

 

 

 

ANALİZ Kategorisindeki Diğer Haberler
MONARŞİK AVRUPA’YA DEMOKRASİ GÖTÜRECEĞİZ 28.03.2017BATI MEDENİYETİNİN ÇÖKÜŞÜNE HAZIR OLUN 22.03.2017HAÇLI BİRLİĞİNE KARŞI HİLAL BİRLİĞİ 15.03.2017AVRUPA NİÇİN DÜŞMANLIKTA YARIŞIYOR? 10.03.2017NİÇİN “HAYIR” DEMELİYİZ! İŞTE SEBEPLER.. 06.03.2017ASLINDA “KİMLER RAHATSIZ” 03.03.201728 Şubat'ın 28 Günahı 28.02.2017FETHULLAH’I VERSELER NE OLACAK! 23.02.2017BU SİSTEMİN NE ZARARI VARDI DA DEĞİŞTİRİYORUZ? 15.02.2017ABD’NİN DİNCİ SİYASETİ TUTAR MI? 12.02.2017SANDIĞA GİDERKEN DÜNYADA NELER OLUYOR? 09.02.2017DONALD TRUMP’A TEŞEKKÜR MEKTUBU 31.01.2017ABD GİZLİ BELGESİ VE REİNA SALDIRISI! 17.01.2017ABD, NATO, TERÖR VE CUMA HUTBESİ! 02.01.2017BATI SAVAŞI KAYBETTİ. İSTESE DE İÇ SAVAŞ ÇIKARTAMAZ! 30.12.2016SURİYE’DE KİMLERLE SAVAŞIYORUZ? 27.12.20162017 VE SONRASI NELER OLABİLİR? 22.12.2016BU “TERÖR” DEĞİL, “DIŞ SALDIRIDIR” 17.12.2016İRAN, MÜFLİS BATININ TRUVA ATI MI? 16.12.20163.DÜNYA SAVAŞININ ADI “TERÖR” 12.12.2016
MAAŞLI PKK'LI OLMAK !
 // BATUHAN
Bunlar silahı bırakmaya bırakacakta yangelip yatacak işi içten kaşıyacak bir ortam arıyorlar. Ülke istikrara kavuştukça bunların işi ters gidiyor bu gidişlede bozulacak. Hükümet bağımsız vekil seçme işini kaldıracak ki bunların meclisteki maşalarıda seçilemesin milletin parasını boşu boşuna yiyemesinler. Koruculukta kaldırılsın gece ölüm timi gündüz korucu olamasınlar....
31 Aralık 2010 13:58
inşallah
 // f.safitürk
çok geniş açılı ve net ifadeler kaleminize,yüreğinize sağlık. Evet, en başta kürt kardeşlerimiz kendilerini bu zümrenin temsil etme iddiasına tepkisini açık açık ortaya koymalı. Sandık haricinde STK ları da artık bu büyük kitleden nemalanmayı bırakmalı. Ne diyelim.. inşallah bu dialog süreci olumlu sonuçlar verecektir....
30 Aralık 2010 12:18
OYUNA GELMEYELİM !
 // BATUHAN
Bu seçimlerdeki seçim listesi esas alınıp bundan sonraki artacak nüfus kayıtlarına dikkat edilerek içeri sızabilecek dağdaki pkk lıların hiçbiri resmi göreve alınmasın (korucular gibi). Çünki bundan sonra taktik değişecek işi içerden kaşıyacaklar, tıpkı sülük gibi milletin parasını emen mecliste yangelip yatan çözüm üreteceğine sürekli problem üreten bağımsız seçilmiş dokunulamaz sözcüler gibi. Bunlar sonunda yola gelecekte ne koparabilirizin peşindeler....
29 Aralık 2010 14:08