23 Ekim 2017 Pazartesi
  • Altın152,547
  • BIST108.489
  • Dolar3,6704
  • Euro4,3242
  • Euro/Dolar0.00
  • Sterlin4,8854
  • İstanbul17 °C
  • Ankara5 °C
  • İzmir9 °C
  • Konya5 °C
  • Adana20 °C
  • Antalya15 °C
  • Diyarbakır11 °C
  • Bursa11 °C
  • Kayseri6 °C
  • Kocaeli9 °C
  • Şanlıurfa15 °C
  • Gaziantep13 °C
  • İçel20 °C
YENİ HABERLER
ÇOK OKUNANLAR
Eylemi hangi PKK yapıyor?
Eylemi hangi PKK yapıyor?
10 Eylül 2009 13:19
ALPER TAN

Türkiye’nin Güneydoğu’sunda olağanüstü hal idaresi uygulandığı yıllarda bu uygulama TBMM tarafından her dört ayda bir uzatılırdı. Yıllarca süren bu olağanüstü hal dönemi dikkatlice incelenirse dört aylık uzatma süresinin dolmaya başladığı tarihlerde hep büyük ve önemli terör olayları olmuştur. Bu olaylardan etkilenen ve tahrik olan milletvekilleri ve siyasi partiler, olağanüstü halin tekrar uzatılması konusunda yeniden motive olmuş ve başka bir seçenek düşünmeden antidemokratik dönemlerin uzatılmasına gönüllü katkı sağlamışlardır. Bu durumu içlerine sindiremeyen veya kuşkuyla karşılayanlar ise derin sistemin ülke çapında bilinçli oluşturduğu psikolojik ortamda seslerini bile çıkaramamışlardır.

1993 yılında Türkiye, terör meselesinin çözümü noktasında kritik bir noktaya geldiğinde ve hükümet geniş çaplı bir af teklifini Meclis’e getireceği günlerde Bingöl’de göz göre göre 33 askerimiz kurban edilmişti. Böylece o günlerde ulaşılan kritik çözüm sürecinin önü kapatılmış, hiç kimse af veya çözüm konusunu ağzına bile alamamıştı. Başka zamanlarda da köklü çözümler konusunda hükümetler belli bir noktaya geldiğinde ülkede çeşitli kurgular ve sabotajlarla karşılaşıldı.

Son 2-3 seneden beri devam eden soruşturma ve yargılamalar sürecinde gördük ki, bu derin sabotajların tamamına yakınında Ergenekon mührü var. Devlete, ülkeye ve halka yabancı uyruklu projelerle belli bir senaryo dahilinde şekiller vermeye çalışan derin yapı her zaman iş başındaymış. Maraş olaylarının, Gazi olaylarının, Sivas katliamının, Başbağlar katliamının, Bingöl’de 33 askerimizin katledilmesinin, siyasi cinayetlerin, bir türlü aydınlatıl(a)mayan binlerce faili meçhul olayın nerdeyse tamamının altında derin bir “Düzen” varmış. Bu düzenin ne düzeni olduğunu, kimlerle çalıştığını, nerelere bağlı olduğunu Ergenekon sürecinde belli ölçüde gördük. Böylece şimdi, bize öğretilen resmi ezberi bir tarafa bırakıp önyargısız olarak geriye doğru tekrar baktığımızda olayların gerçek anlamını daha doğru anlayabiliyoruz.

Toplumun büyük kısmı bunun artık farkında. Ancak ortada duran gerçekleri hala göremeyen ya da işine gelmediği için görmek ve anlamak istemeyen bir kesim itiraz ediyor. Bunlara inanmıyor. Resmi ezberi ağzında sakız gibi çiğniyor. Bunların bir kısmı 20 sene önce de aynı şeyleri konuşuyorlardı. Savundukları yöntemlerle problem çözülemediği gibi, aksine daha da çözümsüz hale geldi. Fakat şimdilerde çözümsüzlüğü savunanların diğer kısmı 20 sene önce aslında doğruları savunuyorlardı. Ama o zamanın statükosunda o doğrular uygulama şansı bulamadı. Problemin halli için şimdi ortam uygun ama bu defa onlar kendi düşüncelerini inkar noktasındalar. Şimdi bu kesimi CHP temsil ediyor. CHP’nin şimdiki genel başkanının 1989’da savunduğu rapora ana muhalefet partisi sahip çıkamıyor. Reddetmedikleri raporun arkasında durmaktan kaçıyorlar.

Şimdi devlet, Kürt sorunu ve terör meselesinin çözümü konusunda önemli bir aşamaya geldi. Demokratik açılım adıyla bir ay önce bir girişim başlatıldı. Problemi temelli çözme iradesini beyan eden bu girişimle toplumun tüm kesimlerinin tavsiyeleri ve görüşleri öğrenilmeye çalışılıyor.
Toplanacak görüşler de değerlendirilerek geniş kapsamlı bir çözüm paketi sunulmak isteniyor. CHP ve MHP anlaşılmaz ve orantısız bir tepki içindeler. MHP, çözüme kökten karşı kabul edilebilecek bir davranış içinde. CHP ise “ortada bir çözüm paketiniz yok neyi görüşeceğiz” modunda. Eğer hükümet bir çözüm önerisiyle gelmiş olsaydı CHP bu defa “muhalefete hiçbir şey sormadan paket hazırlamışsınız. Neden bize sormadan hazırladınız” diye itiraz edecekti. CHP genel başkanı şimdilerde Ergenekon’a selam göndermekle meşgul. Bazı milletvekilleri de zaten Ergenekon’un avukatlığını yapıyorlar.

Önceki dönemlerde de olduğu gibi başlayan çözüm sürecinin akim kalması için yeni sabotajlar yapılıyor. Son iki üç günde on askerimiz daha kurban edildi. Bu olaylar PKK’nın eylemsizlik ilan ettiği dönemde gerçekleşiyor. PKK’nın başının örgüte ülke açısından olumlu telkinlerde bulunduğu, DTP’li Diyarbakır Belediye Başkanı Osman Baydemir’in “askere sıkılan kurşun bana sıkılsın” dediği günlerin ertesinde oluyor. Öyleyse PKK’ya fatura edilen bu son eylemleri “hangi PKK” yapıyor? Dağlıca ve Aktütün’deki pis kokular buradan da geliyor. Birileri bu halkı hala “enayi” yerine koymaya çalışıyor.

Birileri Türkiye’de demokrasinin önünün açılmaması, problemlerin çözümsüz kalması ve kendilerinin de bu sorunlardan beslenmeye devam etmesi için çözüme karşı çıkan çevrelerin değirmenine su taşıyor. Çözüm istemeyenlere malzeme hazırlıyor.

MHP’li Mehmet Şandır 15 Ağustos 1984’ten bu yana PKK sebebiyle 46 000 vatandaşımızın hayatını kaybettiğini söylüyor. Mehmet Şandır: Devletin Kürt Açılımı için “AB’nin milli azınlık yaratma projesi. ABD’nin Kuzey Irak’ta yeni bir İsrail kurma projesidir” diyor “bölünme” korkusuna vurgu yapıyor. Ancak ortada bir çözüm önerileri de yok. Hala, 25 yıldan bu yana problemi büyütmekten başka işe yaramayan yöntemleri savundukları sonucu çıkıyor. “Açılım dediniz, bir ayı geçti ne değişti. Şehitler gelmeye devam ediyor” deniliyor. Eğer bu problem çözümsüz kalırsa Mehmet Şandır’ın korkularının gerçekleşme ihtimali o zaman daha fazla yükselir.

CHP’nin ve MHP’nin bu söylem biçimi ne yazık ki terörü yeniden provake etmeye çalışanlara cesaret veriyor. Muhalefet elbette itiraz edebilir. Ancak itirazlar problemi çözmeye dönük olmalı. Geçmişte olduğu gibi derin provakatörlerin gazına veya oyununa gelirsek bunun getireceği faturanın vebalinden kurtulamayız.

Son iki günde on Mehmetçik daha kurban edildi. Evladını kaybeden anaların, yetim kalan yavruların, gencecik yaşta dul kalan kadınların feryatları hala duyulmayacak mı? Şehitlerimiz, bu kirli siyasetin malzemesi olarak daha ne kadar kullanılacak?

Artık yetmez mi?

10.09.2009
Alper TAN

 


ANALİZ Kategorisindeki Diğer Haberler
KRİZDEN FIRSAT ÇIKARMA VAKTİ 04.10.2017Doğu - Batı savaşında zihinlerin işgali 21.09.2017BÜYÜK HESAPLAŞMAYA DOĞRU.. 18.09.2017BATI DÜNYASI NEREYE YUVARLANIYOR? 04.08.2017"MÜBAREK BELDELERİMİZİ KORUMAK İMAN MESELESİDİR" 25.07.2017YÜCELTİLEN EVRENSEL HUKUK NEDİR? 14.07.2017Alper Tan: Olaylar, tehditler ve biz 06.07.2017OLAYLAR, TEHDİTLER VE BİZ 05.07.2017ASLINDA NELER OLUYOR? 28.06.2017“BİZİM MEDYA” KİMİN VELİAHTI? 22.06.2017YÜRÜYEN CHP BOĞAZ’I NASIL GEÇMELİ? 20.06.2017KATAR’I SEVMEK İÇİN ARAB’A SÖVMEK Mİ LAZIM? 13.06.2017BÜYÜK PATLAMAYA AZ KALDI 30.05.2017ABD VE TERÖR MÜHENDİSLİĞİ 24.05.2017ABD’DE NE OLDU, NE OLACAK? 18.05.2017TÜRKİYE-BATI İLİŞKİLERİNDE YENİ DÖNEM! 12.05.2017DAVA VE SIRAT-I MÜSTAKİM 08.05.2017ARTIK SAVUNMA YOK TAARRUZ VAR! 19.04.2017BİR DEVRİMİN ARDINDAN.. 17.04.2017Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi'nin İç-Dış Boyutları ve Arka Planı 11.04.2017
KANAL A ANA HABER BÜLTENİNİ SUNAN SPİKER
 // İBRAHİM KAYA
Sayın Alper Tan Bey ; Kanal A ana haber bültenini sunan kardeşimiz nerde spikeriniz neden değişti. Anlamış değilim. Biz onun sunumunu çok beğenerek izliyorduk. Hele sizin yazınızı haberde okuyorlar ya gerçekten super şeylere deyiniyosunuz Allah sizin gibi insanları başımızdan eksik etmesin. Allah bu Osmanlı torunlarının yar ver yardımcısı olur inş....
12 Eylül 2009 16:49