YENİ HABERLER
ÇOK OKUNANLAR
“AYDIN”LARDA ÖZGÜVEN SORUNU
“AYDIN”LARDA ÖZGÜVEN SORUNU
13 Mayıs 2013 13:42
İmparatorluğun kaybedilmesi sonrası kurulan Cumhuriyet döneminde halk, sürekli olarak “kaybetme” korkusuyla yaşadı.

Üç kıtaya yüzyıllarca hükmetmiş, dünyanın o dönem süper devleti olan gücü kaybetmiş olma travması hem halk hem de entelektüel kesimi derinden etkiledi.  “Münevver” camiamız, “aydın” hale getirildi. “Münevver” nurlu, yani ışıklı demektir. Münevver, özündeki nuru saçandır. Münevver, kelimesi “nur” yani Güneş kökünden gelir. “Aydın” ise “Ay” kelimesinden gelir. Ay zaten uydudur. Aydın, kendisine ait olmayan ışığı yansıtan demektir. Güneşin kendi ışığı vardır ve o ışığı verir. Ayın ise kendi ışığı olmadığı için başkasından gelen ışığı yansıtır. O nedenle münevver ile aydın arasında kavram olarak çok temel böyle bir fark vardır. Osmanlı döneminde genel olarak “münevver” kavramı kullanılıyorken bu kavram Cumhuriyet döneminde zamanla, yerini “aydın”a bırakmıştır.

Cumhuriyet döneminde aydınlarımız istisnalar olmakla birlikte daha çok Batının ışığını ülkeye, halka yansıtmak için gayret içinde olmuşlardır. Osmanlı döneminde münevverlerimize hakim olan “özgüven,” Cumhuriyet dönemi aydınlarında “özenti”ye dönüşmüştür. Savaşlarda yenilmiş olmamız, medeniyet olarak da yenildiğimiz kanaatini doğurmuş, bu durum ise entelektüel camiamızın Batı medeniyeti karşısında büyük ölçüde komplekse girmesine yol açmıştır. Bu duruma itiraz edenler ise az sayıda oldukları ve sisteme de karşı oldukları için susturulmuşlar veya sesleri yeterince duyulamamıştır.

Cumhuriyeti kuranlar, getirdikleri ve halkın birçok açıdan benimsemekte zorlandığı sistemi oturtmak için devamlı olarak öncekileri kötülemişler ve reddi miras etmişler, Batıyı da medeniyetin menbağı olarak göstermişlerdir.

Tarihinden koparılmaya çalışılan halk, 1928 harf devrimi ile bir gecede cahilleştirilirken, yakın ve uzak geçmişle halkın iletişimini sağlayan kablolar harf devrimi ile kasten kesilmiştir. Cumhuriyet dönemi Türkiye’si, Doğu ve Batı medeniyetleri arasında kimliğini bulamamış bir halkın bocalama dönemidir. Balkan Savaşları, Birinci Dünya Savaşı ve İstiklal Savaşları ile saldırgan düşman kuvvetlerine karşı mücadele etmiş olan ve bundan zaten yorgun düşmüş olan halk, Cumhuriyet döneminde kendi değerleri ile uğraşan devlete karşı da mücadele etmek zorunda kalmıştır.

Yaklaşık 85 sene, halk ayrı istikamette, devlet ayrı bir istikamette yürüdü. Devlet halkı tam olarak yanına alamadığı gibi, halk da mevcut devlet düzenini tam olarak içine sindiremedi. Son 5-6 yıldan beri atılan önemli adımlarla artık Türkiye’de devletle halk aynı kulvara oturdu. Artık aynı istikamette yol alınıyor. Cılız itirazlar olsa da bu durum esas gerçeği değiştirmez. Eskiden devletin halkı oluşturulmaya çalışılıyordu. Artık halkın devleti kuruluyor. Bunun adı “Yeni Türkiye”dir. Aydın sıfatıyla hep başkalarının ışığını yansıtanlar zaten buna itiraz halindeler. 

Cumhuriyet döneminin kompleksili aydınları, halkın özgüvenini kazanması konusunda hiç gayret göstermedikleri gibi, mevcut olan özgüveni aşındırma konusunda özel çaba sarf ettiler. Bu özgüveni tekrar mayalama yönünde uğraşan münevverlerin başarılı olması ise uzun yıllar aldı. Neticede kritik ve önemli bir aşamaya geldiğimizi düşünüyoruz. Münevverlerimiz çoğalmaya ve etkili olmaya başladılar. Halkımız yıpranan özgüvenini yeniden kazanıyor. Ancak hala bunların yeterli olmadığı ortada.. Özgüvenimizi gerçekçi biçimde takviye etmeye büyük ihtiyaç var. Kendine güveni olmayan birinin hiçbir işte başarılı olması düşünülemez. “Zaten bizden adam olmaz” tavrını terk edip, öncelikle, “Biz yapabiliriz” diyebilmemiz gerekiyor. Toplum genel olarak bu noktaya geldiğinde büyük muvaffakiyetler mukadderdir.

“Biz yapabiliriz” dememiz için, geride büyük ve zaferlerle süslenmiş bir tarihimiz, üzeri küllenmiş olsa da sıcaklığını koruyan, sönmemiş ama bizler tarafından yeniden keşfedilmeyi bekleyen muhteşem bir medeniyetimiz var. Bu medeniyet, Batıdaki gibi zulmün, sömürge düzenlerinin, karanlık çağların medeniyeti değil. Adaletin, sevginin, insanlığın, hoşgörünün ve güzelliklerin medeniyetidir.

Bizler geçmişteki muhteşem medeniyeti çok daha ileri seviyelere taşıyabiliriz. Bunu yapabilmek için nükleer bombalara sahip olmak, en öldürücü silahları üretmek, dünyanın en zengin ülkesi olmak gerekmiyor. Önce inanmak gerekiyor. Toplumsal şuuru tesis ve takviye etmek gerekiyor. Bugün Tunus’da yapılan devrim, işsiz bir gencin toplumsal bir kıvılcımı ateşlemesiyle başladı. Diktatör Zeynel Abidin Bin Ali’nin öldürücü silahları bu kıvılcım karşısında yenik düştü. Mısır’da halkın Tahrir’e dökülen duyguları Hüsnü Mübarek diktatörünü silahsız bir mücadele ile devirdi. Çevresinde gelişen halk hareketleri karşısında nükleer silah sahibi İsrail yalnızlaşmış bir ülke durumuna düştü. Yiyecek ekmeğe muhtaç Gazze’li masumların yükselen feryadı karşısında, Tel Aviv’in ölüm kusan nükleer silahları çaresiz kalıyor.

Gazze’li Müslümanlar eğer, “Biz yapabiliriz” diye inanmasalardı İsrail’in süper gücü karşısında çoktan kaybolur giderlerdi. Tayyip Erdoğan şiir okuduğundan dolayı görevinden alınıp cezaevine düştüğünde “Artık bu iş bitti” deyip bıraksaydı, bugünleri göremeyecekti.

Yakın geçmişe kadar ABD ne isterse yapmak zorunda kalan Türkiye, ABD’ye rağmen milli politikalar yürütebiliyorsa.. ABD artık bu bölgede Türkiye’yi karşısına alarak bir siyaset yürütemeyeceğini anlamaya başladı ise.. İsrail tarihinde ilk defa bir ülkeden “özür” dilemek zorunda kalıyor ise sebebini iyi anlamak gerekiyor.

ABD’yi İsrail’i veya Batı’nın diğer önemli güçlerini, düşmez-kalkmaz, yenilmez bir güç vehmiyle görenler, şirke düşme pahasına ilahlaştırdıkları bu güçlere yenilgiyi yakıştıramıyorlar. Bu güçlere yenilgiyi yakıştıramadıkları için de yaşanan gelişmelerin künhünü anlama konusunda ciddi bir bocalama içindeler. Bölgemizde yaşanan her güzel gelişmeyi ABD veya Avrupa’ya dayandırarak izah etme kolaycılığı ve gafleti içindeler.

Birtakım siyasetçilerimize hakim olan bu şuursuzluk veya sığlık ne yazık ki medyamızı da içine alarak tüm halkı olumsuz şekilde etkiliyor. Bu anlayışa sahip olanlar, Batı’nın apaçık hezimetlerini bile onların stratejik bir galibiyeti şeklinde izaha yeltenirlerken, ülkemizin şüphesiz zaferlerini dahi korkunç bir mağlubiyet olarak göstermeye çalışıyorlar.

O nedenle ana okulundan başlayarak eğitim müfredatı dahil tüm sosyal ve siyasi konularda “özgüvenimizi” yeniden inşa edecek bir programa ihtiyaç var. Bu inşa döneminde medyamıza da büyük görevler düşüyor. Tabi ilk önce medyanın bu süreci doğru şekilde anlama gereği var. Sivil toplumun ise önderlik etmesi gerekiyor.

İnternette aram motorlarına “münevver” yazıp “ara” dediğinizde ilk sayfadaki sıralamanın çoğunda “Münevver Karabulut cinayeti” haberleri çıkıyor. Bu da cinayete kurban gidenin sadece Münevver Karabulut olmadığını gösteriyor olsa gerek..  

 

Alper TAN

22.04.2013     

Etiketler: , ,
ANALİZ Kategorisindeki Diğer Haberler
BATI MEDENİYETİNİN ÇÖKÜŞÜNE HAZIR OLUN 22.03.2017HAÇLI BİRLİĞİNE KARŞI HİLAL BİRLİĞİ 15.03.2017AVRUPA NİÇİN DÜŞMANLIKTA YARIŞIYOR? 10.03.2017NİÇİN “HAYIR” DEMELİYİZ! İŞTE SEBEPLER.. 06.03.2017ASLINDA “KİMLER RAHATSIZ” 03.03.201728 Şubat'ın 28 Günahı 28.02.2017FETHULLAH’I VERSELER NE OLACAK! 23.02.2017BU SİSTEMİN NE ZARARI VARDI DA DEĞİŞTİRİYORUZ? 15.02.2017ABD’NİN DİNCİ SİYASETİ TUTAR MI? 12.02.2017SANDIĞA GİDERKEN DÜNYADA NELER OLUYOR? 09.02.2017DONALD TRUMP’A TEŞEKKÜR MEKTUBU 31.01.2017ABD GİZLİ BELGESİ VE REİNA SALDIRISI! 17.01.2017ABD, NATO, TERÖR VE CUMA HUTBESİ! 02.01.2017BATI SAVAŞI KAYBETTİ. İSTESE DE İÇ SAVAŞ ÇIKARTAMAZ! 30.12.2016SURİYE’DE KİMLERLE SAVAŞIYORUZ? 27.12.20162017 VE SONRASI NELER OLABİLİR? 22.12.2016BU “TERÖR” DEĞİL, “DIŞ SALDIRIDIR” 17.12.2016İRAN, MÜFLİS BATININ TRUVA ATI MI? 16.12.20163.DÜNYA SAVAŞININ ADI “TERÖR” 12.12.2016BATI DEĞERLERİ VE HEGOMONYASI SARSILIYOR! 08.12.2016
KAYBOLAN DEĞERLERİMİZ !
 // BATUHAN
Sn.TAN hayatta olduğuma ve bu günleri gördüğüme şükrediyor geriye dönüp baktığımda da geçmişimle onur duyuyor geleceğime de umutlu bakıyorum.Neredeydik nerelere geldik.Hep beraber daha güzel yarınlara dileklerimle size teşekkür etmeyi bir borç biliyorum....
14 Mayıs 2013 Salı 14:04
aydın
 // sondurak
silivriden sonra özgüveni ve kuvveti dışarıya bağımlı olan ekonomi medya ve siyaset (sözde kendini aydın zannedenler) dünyasına yön vermiş ve hala kendilerini bu devletin ve milletin üzerinde idareci gören zihniyete gelmesi lazım.Bu da ancak İstanbul'un ikinci fethiyle gerçekleşeçektir.Hazır bu arada 29 Mayıs ta yaklaşıyorken ali devletimiz şu fethi bir gerçekleştirse de çifte bayram yapsak....
14 Mayıs 2013 Salı 11:22
alper tan a yakisir analiz
 // nisa
Sayin Tan Analizleriniz cok yerinde ama siklikla olmadigi icin her analizinizi sabirsizlikla bekliyoruz,
100 yildir bizi uyuttular artik mizrak cuvala sigmiyor, bu milleti kandiramazlar. ...
13 Mayıs 2013 Pazartesi 22:01