YENİ HABERLER
ÇOK OKUNANLAR
ANKARA’NIN BÖCEKLERİ VE KÜRT MESELESİNİN YENİ BOYUTLARI
ANKARA’NIN BÖCEKLERİ VE KÜRT MESELESİNİN YENİ BOYUTLARI
26 Aralık 2012 15:42
"Türkiye, Irak Kürtleri ile uzun zamandır entegrasyon konusunu görüşüyor. Bu konuda iki taraf arasında bir ihtilaf görünmüyor. Türkiye’nin bölgenin değişimindeki lokomotif rolü ülkemizde ne yazık ki henüz tam anlaşılabilmiş değil."

 

Daha önceleri de defalarca vurguladığımız gibi Ortadoğu’da köklü dönüşümler yaşanıyor. Bu yaşananlar Batının inisiyatifi dışında, hatta Batıya rağmen gerçekleşiyor. Bununla paralel olarak Avrupa’daki ekonomik krizlerin siyasi krizlere dönüşerek büyümesi ve yayılması, ABD’nin projelerinin hezimetle sonuçlanmasının getirdiği psikolojik çöküntü, Türkiye’nin her geçen gün daha avantajlı hale gelmesine vesile oluyor. Türkiye, bölgede ve dünyada daha öne çıkarıyor. ABD, Avrupa ve Rusya, Türkiye’yi devre dışı bırakarak bu bölgede proje yürütemez hale geldi. Çünkü Ankara’yı göz ardı ederek yürütülmeye çalışılan tüm girişimler sonuçsuz kaldı. Defalarca denemeler neticesi elde edilen bu tecrübe Ankara’nın uğrak yeri haline gelmesini sağladı.   
 
Türkiye’nin dış politikasının önündeki en önemli engel, belli ölçüde çözüm aşamasına gelmiş olan Kürt meselesinin terör boyutu. Aslında bu mesele sadece Türkiye’nin özel meselesi de değil. İran, Irak ve Suriye’yi de içine alan bölgesel bir konu.. Gelişen hadiseler aslında Türkler için de Kürtler için de kaçırılmaz tarihi fırsatlar sunuyor. Çünkü Irak’ta merkezi Bağdat yönetimi ile özerk Kürdistan idaresinin birbirinden kopma noktasına gelmiş olmaları, Suriye’de, halkı baskı altında yöneten diktatörlüğün yıkılmak üzere olması ve Yeni Ankara’nın Kürtlere dair yeni stratejisi, hem Türkleri hem de bu bölgedeki Kürtleri kapsamlı bir entegrasyona zorluyor. 
 
Önümüzdeki süreçte Türkiye, Irak ve Suriye Kürtleri, gelişen olaylar karşısında coğrafi olarak kendi aralarında bütünleşebilirler. Ancak Kürtlerin kendi aralarında bağımsız, siyasi bir bütünleşmesinin hem zemini yok hem de bu gerçekçi ve akılcı değil. Bölgedeki Kürtler eğer siyasi olarak Türkiye ile bütünleşip makul bir entegrasyona destek verirlerse, oluşacak güç birliği devasa bir etkiye kavuşulmasını sağlayabilir. Böyle bir süreç PKK terörünü ilginç biçimde gündemden düşürerek bir daha ortaya çıkmayacak şekilde etkisiz hale de getirebilir.
 
Bu noktada Irak Kürdistan Özerk Yönetimi’nin Başbakanı Neçirvan Barzani’nin şu sözleri, anlatmaya çalıştığımız gelişmeleri açıklamak için son derece göz açıcı. Şöyle diyor Neçirvan Barzani: "Maliki, bize karşı operasyon düşünüyor. Bu konuda bizim için bir umut kapısı var, o da Türkiye. Eğer bu umut kapısı kapanırsa, Bağdat'a teslim olmayı düşünmüyoruz. Ancak Türkiye ile çok önemli adımlar attık ve atmaya devam ediyoruz. Kürt devleti iddiaları sürekli dillendiriliyor. Türkiye, herhangi bir Kürt devleti kurulmasına karşı. Bu çok açık. Türkiye'nin her zaman böyle bir gelişmeyi durduracak askeri gücü vardı ve hala var. Bu bizim kaderimiz..."
 
Neçirvan Barzani’nin “Türkiye ile çok önemli adımlar attık ve atmaya devam ediyoruz” sözlerini iyi anlamak gerekir. Türkiye ile Irak Kürtleri arasındaki özel ilişki bu sözlerde gizli..
 
Türkiye, Irak Kürtleri ile uzun zamandır entegrasyon konusunu görüşüyor. Bu konuda iki taraf arasında bir ihtilaf görünmüyor. Son zamanlarda sadece bu konunun detayları üzerinde çalışılıyor. Türkiye’de muhalefet çevreleri Başbakan Erdoğan’ın başkanlık sistemini ısrarla istemesinin sebebini Erdoğan’ın saltanat hırsı gibi göstermeye çalışıyorlar. Bu ısrarın gerçek yönünü kavrayabilmiş değiller. Başbakan Erdoğan bugünün Türkiye’si için değil birkaç yıl sonranın Türkiye’si için “Başkanlık” sistemini istiyor. Eğer yarın Irak Kürtleri ve hatta Irak Türkmenleri kendi arzuları ile alacakları bir kararla Türkiye’ye bağlanmak isterlerse dar gömlek halindeki parlamenter sistemle bu talebe olumlu bir cevap verilebilir mi? Ancak ifade ettiğim taleplere cevap verebilecek bir başkanlık sistemi ile rahat bir çözüm üretmek mümkün.
 
Buna Suriye’nin geleceği noktayı da hesaba katarak bakmak gerekiyor. İki seneye yaklaşan bir iç savaştan sonra Suriye’de Baas rejimi düşse bile –ki düşecek- ülkenin bütünlüğünü koruyarak devam etmesini ne kadar düşünebiliriz! Dolayısıyla Suriye’de de belli bölgelerin Türkiye’ye dahil olma talepleri gelirse şaşırmamak gerekir. Türkiye’de tesis edilecek devlet sisteminin bütün bu ihtimaller gözetilerek kurulması gerekiyor. Başbakanın, “Başkanlık” ısrarı da temel de buraya dayanıyor.
 
Ortadoğu’da haritalar baştan aşağı değişecek. Türkiye’de veya başka ülkelerde siyaset yapanların düşünce üretenlerin, mevcut siyasi, coğrafi veya sosyal sınırları düşünerek üretecekleri tüm fikirler çöpe gitmeye mahkumdur. Gelecek senaryoları üzerinde kafa yormak gerekiyor.
 
Bu konunun siyasetçiler ve entellektüller tarafından etraflıca tartışılmasında fayda var. Ankara merkezli eski devlet anlayışının saplantılarından kurtulamamış siyasetçi, bürokrat ve diğer temsilcilerinin “Böyle olursa bölünürüz” anlamındaki paranoyak yaklaşımlarından derhal uzaklaşmaları gerekiyor. Ortadoğu’nun ve hatta daha geniş manasıyla İslam coğrafyasının düzeni değişiyor. Bu köklü değişim dünyanın siyasi rotasını da radikal biçimde değiştirecek. Dünyanın siyasi yörüngesi değişme eğiliminde.. Bütün bunlara hazır olmalıyız. Değişimin daha güçlü ve daha hatasız olması için de destek vermeliyiz.    
 
Bölgenin değişiminde en dinamik aktör Türkiye’dir. Türkiye’nin değişimdeki lokomotif rolü ülkemizde ne yazık ki henüz tam anlaşılabilmiş değil. Kafayı eski düzenin skolastik öğretileriyle bozmuş kesimler, yaşanan değişimi Amerika ve Avrupa perspektifinden izah ederek karşı çıkmaya devam ediyorlar. 
 
Türkiye merkezli bölgesel değişim karşısında Batının buna bigane kalması mümkün değil. Eninde sonunda Avrupa da eksen değiştirmeye mecbur kalacak. Türkiye’nin AB içinde yer almasına en fazla karşı çıkan Almanya’nın Dışişleri Bakanı Westerwelle, “Biz Avrupalılar 2013’ün ilk yarısını kullanmalı ve diğer başlıklar üzerinde müzakereleri başlatmalıyız. Yoksa yakında Türkiye’nin bize olduğundan daha çok bizim Türkiye’ye ihtiyacımız olacak” demesi önemli bir gerçeğe vurgu yapıyor.
 
Her ODTÜ’lüyü Yörük Ali Efe gibi dağa çıkmaya teşvik eden iktidar umudunu kaybetmiş iflah olmaz muhaliflerin artık dağı terk ederek ovaya inmeleri ve geleceğin Türkiye’si için kafa yormalarında fayda var.  
 
Gerçi Maya takvimine inanarak Şirince köyüne sığınan safdiller gibi, 82 sene önce bir derin devlet operasyonuna kurban edilmiş Kubilay’a sığınmak onları daha fazla tatmin ediyor olabilir. Dokunmayalım tatmin olsunlar.. Çünkü düşünmek onlara uygun olmayabilir. ODTÜ’de olduğu gibi milletin malını yakmak, yıkmak onlar için daha cazibeli.. 
 
Türkiye ve Ortadoğu hızla değişirken hala Kubilay’a sarılan ulusalcıların hali Maya takvimine göre kıyamet koparken Şirince’ye sığınan ileri görüşlülerin haline benziyor.
 
 
Alper TAN
 
26.12.2012

 
 
ANALİZ Kategorisindeki Diğer Haberler
ABD VE TERÖR MÜHENDİSLİĞİ 24.05.2017ABD’DE NE OLDU, NE OLACAK? 18.05.2017TÜRKİYE-BATI İLİŞKİLERİNDE YENİ DÖNEM! 12.05.2017DAVA VE SIRAT-I MÜSTAKİM 08.05.2017ARTIK SAVUNMA YOK TAARRUZ VAR! 19.04.2017BİR DEVRİMİN ARDINDAN.. 17.04.2017Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi'nin İç-Dış Boyutları ve Arka Planı 11.04.2017DÜNYA ALT-ÜST OLUYOR! 31.03.2017MONARŞİK AVRUPA’YA DEMOKRASİ GÖTÜRECEĞİZ 28.03.2017BATI MEDENİYETİNİN ÇÖKÜŞÜNE HAZIR OLUN 22.03.2017HAÇLI BİRLİĞİNE KARŞI HİLAL BİRLİĞİ 15.03.2017AVRUPA NİÇİN DÜŞMANLIKTA YARIŞIYOR? 10.03.2017NİÇİN “HAYIR” DEMELİYİZ! İŞTE SEBEPLER.. 06.03.2017ASLINDA “KİMLER RAHATSIZ” 03.03.201728 Şubat'ın 28 Günahı 28.02.2017FETHULLAH’I VERSELER NE OLACAK! 23.02.2017BU SİSTEMİN NE ZARARI VARDI DA DEĞİŞTİRİYORUZ? 15.02.2017ABD’NİN DİNCİ SİYASETİ TUTAR MI? 12.02.2017SANDIĞA GİDERKEN DÜNYADA NELER OLUYOR? 09.02.2017DONALD TRUMP’A TEŞEKKÜR MEKTUBU 31.01.2017
Vay be
 // Fatih dem dr
Mükemmel bir yorum gözümüz açılıyor .
Çok şaşırdım .... Hiç böyle dusunmemestim
Allah razı olsun
Ee bir gazeteye...
31 Aralık 2012 00:47