ÇOK OKUNANLAR
ÇOK YORUMLANANLAR
12 Punto14 Punto16 Punto18 Punto
Filistin'de kanarya olmak...
01.06.2010 15:37

İzlediğimiz görüntüler Lost dizisinden bir sahne değildi. Askerler gerçek, silahlar gerçek, mermiler gerçekti. Deniz vardı, gemi vardı, savunmasız insanların görüntüleri vardı. İsrail'in Gazze'ye yardım götüren gemilere karşı gerçekleştirdiği vahşi saldırı, işgalin korkunç yüzünü bir kez daha hatırlattı. Arkadaşlarımız, kardeşlerimiz Gazze’ye yardım götürme umuduyla yola çıkmışlardı. Ancak İsrail her zamanki İsrail’di. Kendisine taş atana kurşunla cevap veren askerleri yine acımasızlıklarını gösterdi ve biz canlı yayında limana ulaşmasını beklediğimiz gemideki olayları dehşet içinde izledik. Gördüklerimiz bir filmden ya da diziden sahneler değildi. Hepsi gerçekti. Bir gün önce telefonda konuştuğumuz arkadaşlarımız silahlı askerlerin namlularının ucundaydı. Sabaha karşı, ezanlar okunurken yardım gemisindeki tüyler ürperten gerçek sahneleri izledik. Herkesin zoruna giden herhalde canlı canlı izlerken onlara ulaşamamak, bir haber alamamak oldu. Bizim iki günde hissettiğimiz dehşeti Filistin halkı neredeyse her gün yaşıyor. Her gün can güvenliği olmadan, kapana kıstırılmış biçimde yaşamlarını sürdürmeye çalışıyorlar.

vcddon185.20100601153801..jpg

Bu yıl başında İsrail’in Gazze’yi işgalinin yıl dönümünde Mazlumder Ankara şubesinin düzenlediği Filistin Günleri ile işgal gerçeğini bir kez daha hatırlamıştık. Filistin Günleri kapsamında gösterilen ve Filistinli bir çocuğun ekseninde gelişen Kanarya filmi işgalin çocuklar üzerindeki etkisini çok etkili bir şekilde anlatıyordu. Yardım gemilerini uğurlamaya giden bir çocuk da bu filmden etkilenerek gemidekilere kanaryasını hediye edip Filistinli çocuklara verilmesini istemişti. Bu bağlamda Kanarya filmini bir kez daha hatırlatmakta fayda olduğunu düşündük.

İnsan hayatının değerinin olmadığı, evlerin işgal edildiği, insanların sorgusuzca götürülüp bir daha gelmediği, bomba ve silah seslerinin hayatın doğal fonunu oluşturduğu bir ortamda bir kanaryanın hayatının ne değeri olabilir? Ya da böyle bir ortamda bir kanaryanın yaşamını sürdürebilmesi için neleri göze alırdınız?

Cevad Erdekani Muvakkati’nin yönettiği Kanarya filmi bu önemli soru üzerine kurulu. Tipik bir İran filmi örneği örneği olan Kanarya, doğal mekanlarda, son derece doğal ve gerçekçi oyuncularla, naif bir anlatımla basit ama derin bir konuya değiniyor.

Bir yanda kekeme küçük bir çocuk Faris, diğer yanda yaşayabilmek için ötmesi gereken narin bir kuş: Kanarya. Film, işgallerin ortasındaki Filistin’de küçük Faris’in hayatı pahasına kanaryasını korumasını ele alıyor. Kanarya, bu Filistinli çocuğun konuşamamasına karşı tek tesellîsi, yalnızlığını paylaşabileceği tek varlıktır.

Faris’e arkadaşlık eden Peder Simon bir gün ona hediye eder. Bildiğiniz gibi kanarya yani kuş, özgürlüğün simgesidir. Filmde eğer sessizlik olursa kanarya ötebilecektir ve eğer ötmezse bir süre sonra ölecektir. Sessizliğin olması ancak bomba ve silah seslerinin susmasıyla yani savaşın sona ermesiyle mümkündür. Aslında kanarya burada yıllardır özgürlük mücadelesi veren Filistin halkını temsil ediyor diyebiliriz. Eğer silahlar susarsa halk da eski günlerdeki gibi huzurlu bir şekilde yaşayabileceklerdir. Fakat sessizliği sağlamak Faris için kolay olmayacaktır. Önüne birtakım engeller çıkar.

Faris’in önüne çıkan engeller, ailesi, yoldaki çocuklar ve tabii ki işgaldir…
Özellikle annesi ve abisi kanaryanın uğursuz ve gereksiz olduğundan yakınır. Çünkü askerler babasını götürmüştür. Böyle bir ortamda annesinin en son düşüneceği şey kuşun sağlığıdır. Abisi de sapanıyla Filistin özgürlük mücadelesine katılmakta olan bir çocuktur. Faris ona kızar:

- Bir daha onlara sapanınla taş atma..
- Neden?
- Çünkü siz taş atıyorsunuz, İsrailliler kurşun... Ve sesten KANARYA'm ötmüyor...
- Peki biz taş atmazsak onlar bize kurşun atmayacaklar mı sanıyorsun?

Ki zaten ailesi götürüldüğünde Faris de abisinin babasından kalan sapanı alır ve son nefesine kadar elinden bırakmaz.

Faris’in önüne çıkan engellere dönecek olursak, yoldaki çocuklar sebepsiz yere Farisi kovalar. Babası onlarla mücadele etmediği için kızar. Kendini korumayı öğrenmesi gerektiğini söyler. Çocuklar birkaç kez kanaryayı almaya çalışırlar ve nitekim boş bir anında kanaryayı çalarlar. Aralarında paylaşamazlar. Ama sonra öttüremezler. O sadece Faris’e ötmektedir. Ve sıkılıp ondan kurtulmak isterler ve Faris’e geri verirler. Burada Faris’in çocuklarla mücadelesi tipik bir İran filmi numarasıdır. Filmlerdeki çocuklar, diğer çocuklarla mücadele eder, ama bu mücadele batı filmlerindeki gibi acımasız değildir. Tamamen çocukça ve kısa süre sonra sıkılıp bırakılan bir mücadeledir.

Diğer engel televizyondur. Ailesi televizyondan Filistin’deki çatışmaları takip etmektedir. Çatışmalar o sahnelerde aileden uzaktadır. Onlar olanları tvden izler. Yalnız televizyondaki çatışma sesleri o kadar güçlüdür ki sanki yakınlardan geliyor gibidir. Faris kanaryanın rahatsız olacağını düşündüğü için tvyi kapatır, ailesi kızar ve Faris tıpkı Filistinli çocukların İsrail askerlerine attığı gibi televizyondaki tanklara taş atar ve televizyon yanar. Annesi çok kızar. Çünkü kocası hapistedir ve endişelilerdir. Ancak filmin ilerleyen sahnelerinde önce televizyondan sonra radyodan gelen çatışmalar ve bombalamalar evlerine kadar ulaşacaktır. Artık onlar işgalin öznesi olmuşlardır.

Ailesi Faris’in kanaryayı korumadaki kararlılığı karşısında pes eder ve ona karşı çıkmayı bırakır. Hatta pederle birlikte ona bir oda yapmasına izin verir.

Bir gece babasının hapisten kaçtığını öğrenirler ve ertesi gün evden kaçma planı yaparlar. Ancak sabah erkenden askerler evi basar. Faris de dışarı çıkarılır ve kanaryasının içeride kaldığını fark edip eve girer. Ev bombalanacaktır. Faris çıkarken ev patlatılır. Uyandığında ailesinin götürülmüş olduğunu, evinin yıkıldığını öğrenir bir tanıdığın evinde. Faris kanaryasıyla işgalin ortasında yapayalnız kalmıştır. Tıpkı ailesi öldürülen, hapse atılan ve haber alınamayan yüzlerce, binlerce Filistinli yetim çocuk gibi. Burada Farisin babasıyla karşılaştığı sahne de çok etkileyicidir. Ona ne zaman gideceğini sorar, bu gece der, ne zaman döneceğini sorar, gece bitmeden der. Ancak gece hiç bitmez.

Faris yıkıntıların arasından abisinin sapanını bulur. Sapan, Filistin özgürlük mücadelesinin en önemli simgelerinden biridir. Çocuklar tanklara, askerlerin silahlarına karşılık sapanla taş atmaktadır. Faris taş atarak çatışmayı sürdürdüğünü düşündüğü için abisine kızar. Ancak sonra gerçekleri anlayınca o da sapanı elinden bırakmayacak, kullanmak için diğer çocuklardan ders alacaktır. Sapan Faris’in babasından yadigar kalmıştır. Yani babası da çocukken o sapanla mücadele etmiş, abisi de şimdi de sıra Farise gelmiştir. Yani sapan babadan oğula geçen direnişi simgelemektedir.

Faris. sadece kanaryasını korumak istemekte, “benim onlarla bir savaşım yok” demektedir. Ama sonra onların kanaryanın olduğu evi işgal ettiğini öğrenince koşarak gider ve mücadele edebilirim diye düşünür. Elinde sapanı, hayatı pahasına askerlerin üzerine yürür ve vurulur. Kanaryasını alıp teslim olmaması için serbest bırakır. Ev bombalanır ve orada can verir. İçimizden Faris gitme diyen sese keşke kulak verseydi, diye düşünürüz. Ama Faris bir kanaryanın hayatının da en az insan hayatı kadar önemli olduğuna inanmış, onun özgürlüğü içi ölümü göze almıştır. Tıpkı bugün Filistin mücadelesinde rol oynayan yüzlerce Filistinli çocuk gibi…

Filmin tanıtımında “Filistinli bir çocuğa yoldaş olmanın bedeli, küçük bir kanarya için bile çok büyüktür” denilmektedir. Buna “bir kanaryayı korumanın bedeli Filistinli küçük bir çocuk için çok ağırdır” sözü de eklenebilir.     

bende bülbül olsaydım...
 // ibrahim çelikoğlu
Beytullah'a gider gece gündüz bülbül gibi öterdim."Allah'hım senin yarattığın bu insanlar senin eline su dökemez.Karadeliğe at ve yoketikten sonra;Doğru düzgün yarat...")...
03 Temmuz 2010 Cumartesi 16:29
88.242.7.161
Yazarın Diğer Yazıları
1 | 2