![]() Zeynep Zelan |




Küçük çocuklara ölümün anlatıldığı filmlerde hep söylenen bir söz vardır: “O şu an cennete ve bizi izliyor.” Dini öğretilerde karşılığı olmamasına rağmen filmlerdeki teselli anlayışı genelde bu şekilde yansıtılır. Bu bakıştan yola çıkan Cennetimden Bakarken (The Lovely Bones) filmi bu önkabulden yola çıkarak hikayesini örüyor. Alice Sebold’un çok satan romanından uyarlanan filmin yönetmen koltuğunda ise herkesin bildiği gibi Peter Jackson var. Öncelikle şunu belirtelim film, fragmanlarda görmeye alıştığımız “Bir Peter Jackson Filmi” değil. Sadece Jackson’ın senaristleri arasında bulunduğu ve yönettiği bir film. Çünkü Cennetimden Bakarken’i izlerken Yüzüklerin Efendisi ya da King Kong’taki gibi şaşaalı yapılar, görkemli sahneler, büyük olaylar bekleyenler hayal kırıklığına uğrayabilir. Yapım, naif, sıcak ve hüzünlü bir anlatımla büyük kızlarının öldürülmesi üzerinden bir ailenin dramını anlatıyor. Bir cinayete kurban gittikten sonra ailesini ve katilini bulunduğu cennetten izleyen küçük bir kızın intikam tutkusu ile ailesinin yaşadığı korkunç olayın etkilerinden kurtulmasını istemesi arasında bocalaması filmin ana konusunu oluşturuyor. O açıdan filmi izlerken yönetmene değil, hikâyeye dikkat kesilmek lazım.

Gelelim filmimizin konusuna: 70’li yıllarda geçen filmin kahramanı Susie Salmon, ailesiyle birlikte huzurlu bir yaşam süren neşeli bir çocuktur. Fotoğraf çekmeyi çok seven Susie, en çok babasıyla vakit geçirmektedir. Ancak bu kendi halinde mutlu ailenin yaşamı Susie’nin karşı komşuları tarafından öldürülmesiyle derinden sarsılır. Kızlarının cesedine dahi ulaşamayan aile, çaresizlik içinde ne yapacağını bilemez hale gelmiştir. Annesi bir süre sonra umudunu kaybetse de babası inatla katili aramaya devam eder. Susie ise 14 yaşında öldürülmüş ve, “cennet” olarak görselleştirilen bir dünyaya gitmiştir. Ölümünden sonra dünyada onsuz sürüp giden yaşamı, ortadan kayboluşuyla ilgili yorumlarını, ailesinin sevgili kızlarının canlı bulunması umuduna sarılmasını ve katilinin cinayetten kalan ipuçlarını yok etmeye çalışmasını takip eder. İstediği her şey düşündüğü an yerine gelmektedir ama dünyada da hayat sürerken Susie’de bir şekilde o hayata dahildir.
Film, 14 yıl sonra öleceğini bildiğimiz küçük Susie’nin 2 yaşındaki haliyle başlıyor. Küçük ve son derece sevimli Susie, masanın üstünde duran kürenin içinde duran penguen yalnız olduğu için üzülür. Babası da ona “Üzülme ufaklık, mükemmel bir hayatı var. Mükemmel bir dünyada tutsak kalmış” diyor. Bu sözler filmde arafta yalnız kalıp ailesini uzaktan izlemek zorunda kalan Susie’nin durumunu da anlatıyor bir bakıma.

Filmdeki gülümseten öğelerden biri de aradan 12 yıl geçtiğini evde kadının okuduğu kitaplar aracılığıyla göstermesi olmuş. Susie 2 yaşındayken Albert Camus ve diğer edebiyatçıları okuyan genç annesinin kitaplığı, “12 yıl sonra” yazısıyla değişiyor ve edebiyat kitaplarının yerini çocuk bakımı ve yemek kitapları alıyor.
Filmin etkileyici sahnelerinden biri de Susie’ye cam şişe içinde maket gemi yapmayı gösteren babanın o öldüğünde tüm şişeleri kırması ve içindeki gemilerin parçalanmasıydı. Bu olayın Susie’nin dünyasındaki yansıması ise karaya vurmuş cam şişe içindeki gemilerin olduğu sahneydi. Koca koca gemiler fırtınaya tutulmuş gibi içinde bulundukları cam şişe kırılıyor ve oradan oraya savruluyordu.
Susie’nin ayrıldığı dünyadan başka bir yerde, ailesi izlemesi, bana film izleyen seyircinin durumunu hatırlattı. Biz de tıpkı Susie gibi filmlerdeki dramları, trajedileri, cinayetleri, heyecan verici olayları izliyoruz. İçimizden “Arkana bak”, “Dur, oraya gitme” desek de film kahramanları senaryo ne gerektiriyorsa onu yapıyor. Bize sadece uzaktan izlemek üzülmek, sevinmek ya da heyecanlanmak düşüyor.

Oscar ödülü adayı genç yıldız Saoirse Ronan’ın başrolde yer aldığı filmin diğer rollerinde Mark Wahlberg, Rachel Weisz, Susan Sarandon ve Stanley Tucci gibi oyuncular yer alıyor. Benim filmde en beğendiğim karakterlerden biri kesinlikte maktul rolündeki Saoirse Ronan oldu. Çünkü küçük kız sadece iyi oynamakla kalmamış, kitap uyarlaması olduğu için dış sesi bol olan filmde etkileyici biçimde anlatıcılık yapmış. Filmin diğer yıldız oyuncusu, rolüyle Oscar’a da aday gösterilen Stanley Tucci. O kadar iyi oynamış ki ondan nefret etmekten kendinizi alamıyorsunuz.
Başta da belirttiğim gibi Peter Jackson filmi izlemek isteyenleri hayal kırıklığına uğratacak olsa da gayet başarılı kotarılmış bir aile filmi diyebiliriz Cennetimden Bakarken için. Tabii cennet olarak tasvir edilen rüyavari sahnelerdeki bilgisayar mahareti yönetmeninden izler taşımıyor değil.
Küçük kızın cinayetinin nasıl işlendiğinin gösterilmemesi de filmi her yaştan seyircinin izlemesine imkan tanıyor. Özellikle son sahnelere doğru heyecan ve gerilimle birlikte hüzün katsayısı da oldukça artıyor ve filmi daha izlenir kılıyor.
Yazılım ve Teknik Destek: CM Bilişim - Görsel Tasarım: Capitol Medya































